park ze shi
Minoz Fan
Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
|
Evimde Bir Yakışıklı Var !
Özel Bölüm 4#
Bölüm 28 #
Sezon 2 #
" Kıskançlık."
Vücudumun en uç noktalarını dahi istila eden o tarif edilemez acının verdiği yorgunlukla gözlerimi yavaşça araladım. Yorgun gözlerimle etrafı tararken elimin üzerinde bir ağırlık olduğunu farkedip soluma döndüm.
Dünyanın en en en mükemmel görüntüsü.
Bir ömür hiç sıkılmadan izleyebileğim tek görüntü.
Bütün sıkıntılarımın bir gemiye binip uzaklaşacağı tek görüntü.
Bir insan, başka bir insanın bu denli her şeyi olabilir miydi ? Bu denli hayatı, bu denli nefesi olabilir miydi ? Olabilirmiş demek. Min Ho benim her şeyimdi, hayatımdı, nefesimdi.
Yatakta sola kayıp yüzümü Min Ho'nun yüzüne yaklaştırdım. Boşta kalan sağ elimle saçlarını usulca okşadım, yanaklarına sulu bir öpücük bırakıp geri çekildim. Min Ho gözlerini usulca açtığında gülümsedim.
" Günaydın," diye fısıldadım.
" Günaydın," dedi, benim ses tonumun benzeri bir fısıltıyla.
Gülümseyerek sağ elimle yatağımın ucunda duran elini tuttum.
" Bu bir dejavu mu," diye fısıldadı, ben sıcak nefesini yüzümde hissederken.
Gülümseyerek, " Galiba," dedim.
Birden yattığı yerden doğruldu. O kalkınca bende yatakta oturur vaziyete geçtim.
" Dejavunun devamını getirmeye ne dersin," der demez kollarını yatak başlığına koyup beni iki kolunun ortasında sıkıştırdı.
" Sadece sarıldığımızı hatırlıyorum," dedim, gülümsemeyle karışık fısıltıyla. Burnumun üzerine dudaklarını bastırıp geri çekildi. Onun yanıma yatması için kenara kayarken Min Ho boşta kalan kısma kurulup, kollarını belime dolayarak bedenimi bedenine yasladı. Kafamı göğsüne koyup kollarımı ona sardım.
Hala sıcaktı.
" İyi uykular Jun Yi Seul," diye fısıldadı ben yeniden kendimi Min Ho'nun huzurlu kollarına bırakırken. Dediği o " Han Yi Seul" isminin manasını merak etmeme rağmen her hangi bir cevap vermedim, sadece gözlerimi yumdum.
☆☆☆
" Hangisini alalım," dediğinde sol elinde duran elbisenin işlemelerine göz gezdirdim. Sağ elinde tuttuğu elbise ise sade siyah renkliydi. Tek artısı, kemerli olmasıydı. Bir süre öylece iki elbiseye de baktım.
Sol elinde duran işlemeli elbiseyi göstererek, " Sanki şu daha güzel," dediğimde kafasıyla beni onayladı.
" Bencede."
"Ablana ne alalım ?" diye bir soru yönelttiğimde Min Ho askıdaki elbiselere göz gezdirdi. Aslında hediyeyi Min Ho'nun tasarımcılarından da alabilirdik. Bizim hiç gitmemize gerek yoktu fakat ikimiz de alışverişe çıkmak istemiştik. Yanımızda üç tane koruma ile mağazada dolaşıyorduk şu an. Korumalar ise her hangi bir görüntüye izin vermiyorlardı. İçerideki mağaza görevlileri ise hiç bir görüntü sızdırmayacaklarına dair söz vermişti. İnsanlar sadece alış veriş merkezinde alış veriş yaptığımızı biliyordu. Biz hangi mağazaya gireceğimizi düşünürken bizi takip edenler olmuştu. Hangi mağazada olduğumuzu biliyorlardı fakat içeride ne yaptığımızı bilmiyorlardı.
Gözlerimle etrafı tararken gözüm aynadaki yansımaya takıldı. İki kız kabinlerin olduğu tarafa köşeye sinmiş pür dikkat Min Ho'yu izliyordu. Görünmediklerini sanıyorlardı fakat karşılarındaki aynanın benim önümdeki aynaya yansımalarını yansıttığının farkında değillerdi. Kızlardan biri kıkırdayarak saçlarını eliyle düzeltti. Kıkırdayan kızın arkadaşı sandığım kız, kıkırdayan kızın üzerindeki beyaz görevli gömleğinin ilk üç düğmesini açtı. Kız da, gömleğini aşağıya, altındaki mini siyah kalem eteğini de yukarıya çekiştirdi. Saçlarını geriye attı ve dolgun göğüslerini öne çıkarmak için omzunu geriye attı. Ağzım bir karış açılmış bir şekilde kızların aynadaki yansımasına bakarken boynumda hissettiğim nefesle irkildim. Kafamı kaldırıp aynaya baktım. Min Ho elinde tuttuğu pudra renkli elbiseyi üzerime tuttu ve kulağımın altına dudaklarını dokundurdu. Kollarını belime dolayıp başını omzuma yasladı. Ben ise şu an bize kıskançlık dolu gözlerle bakan kızlara odaklanmış durumdaydım.
" Bu elbiseyi denemelisin, sana yakışacağına eminim," dediğinde gülümseyerek üzerime tuttuğu elbisenin eteklerinden tutarak üzerimdeki duruşuna baktım. Elbise hoştu, fakat yemeğe giyilebilecek türden değidi. Min Ho kollarını benden ayırıp diğer askıya yöneldi.
" O elbiseyi dene seni bekliyorum," dediğinde diğer askıda duran elbiselere çevirdim bakışlarımı. Gözüme bir elbise daha kestirip, o elbiseyi de üzerime tuttum.
" Onu da denemelisin," dediğinde gülümsedim. Gözlerim bu sefer bize doğru gelen o görevli kıza takıldı. Kız kıvırtarak Min Ho'nun yanına geldi ve iki elini karnında birleştirerek belinin üzerinde eğildi.
Oha diyorum.
Meydan tamamen ortadaydı.
Min Ho kıza baş selamı verdi.
" Hoşgeldiniz efendim," dedi, kız cilveli bir ses tonuyla. Min Ho da gülümseyerek, " Hoşbulduk," dedi.
Aldığım ani kararla Min Ho'nun koluna girdim.
Ve kullanmaktan nefret ettiğim o kelimeyi kullandım.
' Hayatım.'
" Hayatım, ben kabine gidiyorum," deyip gülümsedim ve kıza döndüm. " Bana yardımcı olabilir misin," dediğimde ki kızın yüz ifadesi kesinlikle görülmeye değerdi.
" Elbette," dedi kız gülümsemeye çalışarak. Teşekkür edip kabine doğru ilerledim. Kabinin kapısının önüne geldiğimde kızın da arkamdan geldiğine emin olup kızın kolundan tuttuğum gibi çekiştire çekiştire kabine soktum kızı. İçimdeki kızı öldürme isteğimi bastırmaya çalışıyordum bir yandan da.
Kızı zaten dar olan kabinin köşesine sıkıştırdım. Kızın gömleğinin açık olan düğmelerini sertçe sonuna kadar ilikleyip, katlanmış olan eteğinin de katlarını açarak eteğini dizine kadar indirdim.
" Duyduğuma göre, sizin mağazanın müdürü mini eteği yasaklamış," dedim, ürkütücü ses tonumla.
" Acaba seni şikayet etsem mi," deyip kötü kadın gülüşümü takındım.
" Bana bak kızım, alırım ayağımın altına!" Farkında olmadan ciddi anlamda bağırmıştım. Kız elini saç uçlarına götürüp saçını işaret parmağına dolayarak iğrenç bir şekilde sırıttığında, elimi kızın saçlarına dolayarak kızın saçını çekmeye başladım. Galiba uzun zamandır ilk defa Min Ho'yu bu denli kıskanıyordum. Benim erkeğime meydan sergilemek ha ?
" Ölmek mi istiyorsun!" diye bağırdım kıza yeniden. Kız nedensizce ağlamaya başladı. Çantamdan ıslak mendil çıkarıp kızın dudaklarındaki aşırı koyu kırmızı ruju zorluklarla sildim.
" Benim olana meydan sergileyemezsin anladın mı," dediğimde kız iğrenç bir gülümseme takındı.
" Senin olan mı,"
" Evet, benim!"
" Madem senin o zaman göster bana senin olduğunu!" dediğinde alayla gülümsedim.
Alayla, " Çocuk musun kızım sen, göstermeye gerek mi var," dedim.
" Madem öyle, " deyip kız gömleğinin düğmelerini yeniden açmaya başladı.
" Anladık!" diye son ses bağırdım kıza. Kız alayla gömleğinin düğmelerini yeniden iliklemeye başladı.
" Şimdi defol git!" diye bağırarak kızı kabinden çıkardım. Kabindeki küçük pufun üzerine oturup nefesimi gerginlikle dışarıya verdim. Min Ho'nun benim olduğunu kanıtlamak ? Bunu kanıtlamaya ihtiyacım yoktu. O zaten benimdi, ama işte somut bir kanıt lazımdı. Kızın gözü önünde hemde. İşte orada tıkanıyordum.
Oflayarak üzerimdekileri teker teker çıkarmaya başladım. Bir yandan da ne yapabileceğimi düşünüyordum. Min Ho'nun bana seçtiği o pudra rengi elbiseyi giydim öncelikle. Elbise fazla dar olduğu için çıkarmak zorunda kalmıştım. Diğer siyah elbiseyi denediğimde fena durmadığını gördüm. Elbiseyi düzelterek kabinden çıktım. Min Ho mağazanın diğer köşesinde Chan Hyuk ile bir şeylere bakıyordu. Kenarda elindeki telefonla oynayan So Hyun'u görünce dehşet bir şekilde minettar kaldım.
" So Hyun!" diye bağırdım ve o da kafasını telefonundan kaldırıp bana baktı. Elimle gelmesi için işaret yaparak kabine soktum onu. Olayı baştan sona anlatarak yardım istedim ondan. Umarım bir çözümü vardır. Umarım.
" Vay sürtük vay!" diye bağırıp ayağa kalkmaya yeltenince bir elimle bileğini tutup, diğer elimle de ağzını kapattım.
" Unnie! Gebertirim ben o kızı!" diye yeniden bağırdı So Hyun.
" Geberteceğiz zaten ama şu an önceliğimiz o değil," deyip onu susturdum.
" Peki ya önceliğimiz ne,"
" Min Ho'nun benim olduğunu ispatlamam lazım, o nasıl olacak," deyip sıkıntıyla duvara yaslandım.
" Unnie, aptal falan mısın, beynin cidden çalışmıyor mu," dedi işaret parmağını kafasında döndürerek.
" Aklıma bir şey gelmiyor,"
" Benim bir fikrim var ama!" Heyecanla gözlerimi büyüttüm.
Allah'ım inşallah saçma sapan bir şey değildir.
☆
" Hayır Min Ho, bir şeyim yok!"
" Bir şey olmuş, söyle hadi," dediğinde nefesimi dışarıya sertçe vererek önüme düşen saçlarımı geriye attım.
" Sadece bu eteği denemek istiyorum," deyip elime uzun siyah eteği aldım. Kabine doğru ilerlemeye başladığımda gözüme So Hyun takıldı. Bana ' iyi gidiyorsun' işareti yapıp gülümsedi. Bende gülümsedim, daha sonra öksürerek arkamı döndüm ve somurtuk bir yüz ifadesi takındım. Askıdan bulduğum pudra renkli gömleği de alıp kabinlerin olduğu tarafa yöneldim. Kabinin kapısına geldiğimde Min Ho elini kapıya koydu ve beni engelledi.
" Anlat çabuk,"
" Dedim ya yok bir şey diye," diyerek, başımı öne eğdim. Min Ho elini çenee götürüp kafamı kaldırdı.
" Sen anlatacak mısın yoksa ben kendim mi öğreneyim,"
" Ben kimin kadınıyım?" diye saçma bir soru yönelttim. Bu soru da, So Hyun'un o saçma planına dahildi elbet.
" Benim." dedi net bir şekilde.
Midemdeki kelebekler..
Min Ho'nun kadını olmak..
Onun olmak..
Ona ait olmak..
" Peki ya sen," dedim, tıslayarak. " Peki ya sen kimin erkeğisin,"
Harika.
Cidden çok salağım.
Sorduğun soruya bak.
Aptal.
Min Ho hiç beklemediğim bir hamle yaparak beni kabinlerin olduğu yere doğru yönlendirdi ve kolunu belime koyarak, kabine soktu. Sırtımı duvara verecek şekilde önüme geçerek, kollarını başımın iki yanına sabitledi.
" Sen."
" Seninim."
" Baştan sona her bir zerrem senin."
" Ben, dünyaca ünlü Hallyu Starı Lee Min Ho, seninim."
" Senin, erkeğinim."
" Bundan bir şüphen mi var?"
Gülümsedim. " Sen, benimsin."
☆☆☆
" Hyung az kaldı yaklaştık," gülümseyerek telefonuma döndüm. Bugün Min Ho'nun ailesiyle yemek yiyecektik. Ve ben fazlasıyla gergindim.
" Hamileymişim!" dediğimde Chan Hyuk'un yaptığı ani frenle öne doğru savruldum.
" Min Ho yapıştım cama!" diye bağırdığımda Min Ho kolumdan tutarak beni çekmeye başladı.
" Tutuldu her yerim yemin ediyorum!"
Kafamı ovarak arkama yaslandım. Telefonumun ekranından saçlarımı düzeltirken tüm gözler bana döndü. Chan Hyuk, arabayı kenara park etmiş, So Hyun arkasını dönmüş, Min Ho ise elini çenesinin altına koymuş bana bakıyordu. Chan Hyuk heyecanla arkasını dönüp bağırdı. Evet bildiğiniz bağırdı.
" Noona, cidden hamile misin!"
" Unnie, gerçekten hamile misin!"
" Zehra hamilesin sonunda!" deyip Min Ho boynuma atladı.
"Şükürler olsun!" diye bağırdı kulağımın dibinde.
" Saçım bozuluyor Min Ho!" diye bağırdığımda benden ayrıldı.
" Unnie, şaka yapıyor olmalısın!"
" Niye şaka yapayım ya burada öyle yazıyor!" deyip telefonu So Hyun' a tuttum. Fanlar şirketin önünde bayılmamı, hamile olmama yorumlamıştı.
" Bende bir şey var sanmıştım," deyip oflayarak arkasına yaslandı So Hyun.
" Duygularımla neden oynuyorsun noona," diyerek alt dudağını aşağıya sarkıttı Chan Hyuk.
Min Ho'ya döndüğümde sol elini anlına almış camdan dışarıyı seyrediyordu. Min Ho'ya döneceğim esnada Chan Hyuk'un kucağıma bir zarf atması nedeniyle yerime geri döndüm.
" Bu nedir," diye sordu MinHo, Chan Hyuk'a.
" Bende bilmiyorum, evin önünde buldum,"
" Ne zamandır posta kutumu karıştırıyorsun Chan Hyuk," dediğinde ağzımı kapatarak kahkahamı içime bastırdım.
Zarfın dış kağıdını yırtarak içindeki kağıda ulaştım.
Öksürerek arkama yaslandım ve tüm gözler bana döndü.
" Öhöm, öhöm!"
" Seul Askeriye Birliğinden, Lee Min Ho adlı 27 Haziran 1987 doğumlu kişiye. Kişi, 29 yaşına gelmiş olup, zorunlu askerlik görevinin dört yıldır ertelenmesinden dolayı, kişi için askerliği 2017 yılının Mart ayı uygun görülmüştür."
Okuduğum o son cümleyle gözlerimi yumdum. Kağıdı katlayıp sol tarafıma attım.
" Hyung, şimdi ne olacak," diye mantıklı bir soru attı ortaya Chan Hyuk.
" Gideceğim, ne olacak başka," diye cevapladı onu da Min Ho.
Chan Hyuk cevap vermeden önüne döndü. Konuyu değiştirmek amacıyla başka bir soru yönelttim.
" Annen beni sever mi sence nasıl karşılar beni," dediğimde bana doğru döndü.
" Elbette sever, annem anlayışlı kadındır,"
" Peki ya ablan,"
" Ablam için annem ne derse o,"
" Peki ya baban o anlayışla karşılar mı,"
" O böyle şeylere pek karışmaz, istediğim kadını seçebilirim ona göre,"
" Peki ya fanların, onlar anlayışla karşılar mı,"
Cevap mı ? Yok.
☆
" Hanımefendi, Min Ho Bey birazdan giriş yapacak," dedi, gömleğinin ilk üç düğmesi açık olan, Ajan Kim NaNa kılıklı kız. Bi bitmediniz be. Etrafta kimsenin olmadığına emin olup kıza doğru yaklaştım. Kızın gömleğinin düğmelerini sonuna kadar ilikleyip eski yerime geri döndüm.
" Bir koruma için fazla seksiydin," deyip So Hyun'a döndüm. Sırıtarak bana bakıyordu. Göz kırpıp önüme döndüm.
Min Ho lokantanın kapısından giriş yapınca baştan sona neşeyle beni yavaşça süzdü. Ortamda arabamızda ki kavgamızdan eser yoktu. Gerçi, kavga değildi, sadece atışmaydı ama.
Üzerimde, dizime kadar uzanan siyah prenses model bir etek, üzerimde ise pudra renkli sade bir gömlek, elimde küçük işlemeli siyah bir çanta, ayağımda ise bilekten bağlamalı pudra rengi bir topuklu ayakkabı.
Min Ho ise, baştan sona siyah bir takım elbise. Sade bir takım elbise bile onda harikalar yaratabiliyordu.
Gülümseyerek koluna girdim ve lokantanın ana salonuna giriş yaptık.
☆☆☆
" Bırak beni!" diye haykırmama rağmen, o beni duymuyor, kucağında taşımaya devam ediyordu. Ayaklarımı çırpmama rağmen o bundan etkilenmedi. Otel odasının kapısını açarak içeriye giriş yaptı. Kollarımı boynuna dolayarak başımı göğsüne yasladım. Min Ho sol ayağıyla kapıyı kapatarak adımlarını yatak odasına yönlendirdi. Odaya girip beni usulca yatağın üzerine bıraktı.
" Ben banyoya giriyorum," dedikten sonra yanımdan ayrıldı. Bende o banyoya girdikten sonra dolapta bulduğum pijamayı üzerime geçirerek yatağa attım kendimi.
☆
Yatağın sol tarafının çöküp, belime bir kolun dolanmasıyla gözlerimi yumdum.
Fazlasıyla yorucu bir gündü.
Min Ho'nun familyasıyla geçirdiğim o keyifli 3 saatin sonunda, sonuç olarak otele gelmiştik. Eve gitmedik çünkü, evin önü kalabalık olurmuş. Ya sabır.
Yemekte konuşulan konuları özet geçeyim. Ne annesi, ne de ablası nasıl tanıştığımızı üstelemedi. Arkadaş ortamı deyip geçiştirdi Min Ho. Din konusunda ise ailesi saygı duydu. Demek ki, medeni bir aileymiş. Yemekte konuşulan bir diğer konu da, benim Kore vatandaşı olmamdı. Min Ho 'da bu fikri onayladı ve en kısa zamanda işlemleri başlatacağını söyledi. Ablası fazlasıyla içtendi. Beni sevmeyeceklerini düşünmüştüm ama, yanılmışım. Hemen iki saat içerisinde can ciğer olmuştuk.
Kısacası, mutluydum.
" İyi geceler," diye fısıldadım Min Ho dudaklarını enseme dokundururken.
" İyi geceler," deyip kollarını bana daha çok sıkı sardı.
" Biraz daha bekleyebilir misin," dedi, uykulu bir ses tonuyla. O da benim kadar yorgundu.
" Sadece yirmi ay Zehra, sabret lütfen," gözlerimi açtım yeniden. Neden bahsettiğini çoktan anlamıştım.
" Sorun değil, sonucunda sen varsan sabredebilirim,"
" Geri döndüğümde ilk işim seninle evlenmek olacak," dedi, burnunu saçlarımın arasına alıp kokumu içine çekerken.
" Ne zaman karım olacaksın Jun Yi Seul ?"
28. Bölüm Sonu #
1. Sizce Min Ho'nun sürekli söylediği o isim ne ?
2. Önceki bölümde So Hyun'un bahsettiği önemli bilgi ne sizce ?
3. Zehra'nın aşırı kıskançlığı hakkında ne düşünüyorsunuz ?
4. Ve son olarak, Min Ho'nun askerliği hakkındaki düşünceleriniz neler ?
Uzun bir bölüme, uzun bir yorum bekliyorum ^.^
Okuduğunuz için teşekkürler, öpüldünüz :*
_______________________________________________________
♡
![[Resim: xkqh5w.jpg]](http://i60.tinypic.com/xkqh5w.jpg)
(Bu Mesaj 05-11-2015 07:23 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : park ze shi.)
|
|