Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 4 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Evimde Bir Yakışıklı Var !
Yazar Mesaj
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #15
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
facebook share twittershare
14.Bölüm #
Tık tık tık !
Yağmurun altında elinde yastık yorganla bir adam kapılarına dayanmıştı.İçeriden "Hayırdır inşallah ? Kim bu saatte ?" gibi sesler geliyordu.Yastığı karnına basmış,yorganı sırtına almış,yağmurdan sırılsıklam olmuş bir şekilde azimle kapıyı çalıyordu :
-Kim o ? Kİm o ?
-Abdurrezzak amca benim benim. (Ev sahipleri )
-Benim kim ?
-Ben ben Minho Minho !!
Kapıyı büyük biir heyecanla açmıştı.
-Yavruuuum hayırdırrr geç içeri geç..
Rrrrrr Bx Tir tir titriyordum.Hatçik teyze sırtımdaki yorganı yere aldı.
-Yavruuuum noldu gecenin bu saatte ? Zehra nerede ? Başınıza birşey mi geldi tilililili !
-Yoo-yok Hatçik Teyze.bi şey olmadı.
-Bu ne halin ya ?
-Bu gece burada yatsam nolur ?
-Tabii oğlum tabii ama hayırdır ?
-Evden kovdu Hatçik teyze.
-Aboooov.Yavrum tüh tüüh ee nolcek ya şimci ? Yarın ilk iş git gönlünü al.
-Ama Hatçik teyze..
-Ama mama dinlemem ben yine naptın kıza bakalım ?
-Vallaha bişey yapmadım ya.Elime birden yastık yorganı tutuşturdu bende anlamadım.
-aman sus sus.Yine yapmışsındır bişeyler.
Beni yatağa sokasıya kadar böyle söylendi.
Vay Zehra vaaay.Sokağa attı beni bildiğin.Sırf çıkmaya başladık diye,ona dokunacağımdan korktuğundan eve almıyor beni.Çıkmaya başlayınca aklı başına geldi heralde.Neyse yarın bi olsun yapacağımı bilirim ben ona.
Hatçik Teyze sabah tekmelerle uyandırdı beni.Kadın sıyırmış yeminle.Yazık Abdurrezzak amcanın hiç sesi çıkmıyor.
Sabah beni ite kalka eve götürdü.Kapıya alacaklı gibi dayandı kadına bak.
-Aç kızım kapıyı benim Hatçik !
Zehranın aşağıya iniş sesilerini duyuyordum.
-Geldim Hatçik teyze geldim.
Kapıyı açmasıyla o ela gözleriyle gözlerimin bluşması bir oldu.Sanki onu yıllardır görmüyormuşum gibi özlemişim. Sadece onsuz 1 gece geçirdim.Onu bu kadar özlemiş olmam normal mi ?
Sanki silgi kavgası etmiş 2 sıra arkadaşındaki kavgadan sonraki utangaçlık hissi vardı üzerimde. O utangaç gözlerle bakıyordum işte.Hatçik teyze kapıda bıdır bıdır çene yapmaya başladı.

-Aman yavrum bu herifler hep böyle odun hepsi kalas kalas katkısız kütük bunların hepsi !
-Yok teyze öyle de--
-aman kızım gencecik güzel kızsın hayatını mahvetme bu herifle...
-Hatçik teyze ayıp oluyo ama yuvamı mı yıkacan benim ?
-aman sen bi sus MinHo.Gelmiş kızın kalbini kırmış bide yuvamı yıkma diyor.Bak hele kendi yuvasını kendi yıkıyor da.
-Hatçik teyze Mİnho haklı.
-Aamaaaaaan kızıııım aklını mı çeldi bu çinli senin ? Akşam işten dönünce seni dövüp de tehdit mi ediyoooooor aboooov !!
-Hatçik teyze 1. o çinli değil koreli.2.Bİz minho ile hallederiz.
-aman gızım sen blemen dur hele.Böyle işlere büyüklerin el atması daha iyi olur.
-Hatçik teyze zehra haklı.
-Neyse oğlum söyle sen bu kızı seviyormusun ?
-Pardon ? Karım o benim hatçik teyze.Sevmem mi..
Çenesi susmuyor 2 dk şu kadının yine konuşmaya başladı. :
-Ya sen zehra ?
-Adı batasıca ?!!
Kapıyı yüzümüze kapattı.Bu neydi şimdi ? Zehrayla kavga bile etmedik ki..Ne bu atar şimdi ? Ah yeminlen çıldıracam.Hatçik teyzede ne haliniz varsa dediğiyle kaçtı.Kadına bak ya.Ortalığı karıştırdığıyla kaçtı.Eeee şimdi nolcek ?
Geçtim bahçeye oturdum.Bekledim..bekledim ama ne gelen vardı ne de giden.Sabahın soğuğu yüzümü okşuyordu.O kadar üşümüştüm ki..Zehra beni hala eve almıyordu.Yaptığı şey o kadar çok saçmaydı ki.Zehraya dokunmaya kıyamazken bana karşı olan bu güvensizliği ciddi ciddi onurumu kırıyordu.ben bunları düşünürken odasının penceresinin perdesinin ucu nu şöyle bir kaldırıp bana baktı.Umursamaz bir şekilde perdeyi kapattı.
Madem beni eve almıyor bende ona bir ders veririm.Yerimden kalkıp kapının yanına saklandım.Eğer Zehra benim tanıdığım Zehra ise beni merak eder ve dışarıya bakmaya çıkar.Gözünün önünde olduğum için bu bu kadar umursamaz davranıyordu.Buna kalıbımı basarım.Ve doğruladım.Zehra beni merak edip çıkmıştı bile.Birden önüne atlayıp belinden kavrayıp vücudunu kendime çektim.İçeriye girip kapıyı kapattım.Kollarımın arasında çırpınıyordu.Konuşmaya başladım :
-Şimdi bu karanlık evde 2 sevgili baş başa.Sence ne olması gerekir ? Şu an sana napmamı bekliyorsun ? Gözlerin korkar gibi.
üzerine yürümeye devam ediyordum.Elim belini sıkıca kavramıştı.Tek elimle çevik bir hareketle üzerimdeki tişörtü çıkardım.
-Niye ? Çok mu anormal ?
Odamın yarı açık kapısını ayağımla açtım.Zehranın tuttuğum belinden onu yatağıma yatırdım.Ellerimi başının 2 tarafına koydum.Yüzüne yaklaştım.Dudaklarımı kulağına dayadım :
-Sence şimdi ne yapmam gerekiyor ?
Dudaklarımı kulağından çekip yüzüne götürdüm.Yüzünün en ince ayrıntısıyla inceledim.Ne kadar da kusursuzdu.Dudaklarına yaklaştım.Ela Gözlerinin içine baktım..Sol elimle saçlarını okşadım..Yüzünden uzaklaştım.
-Sana bunu yapacağımı düşündün değil mi ? Bana bu kadar da mı güvenmiyorsun Zehra ?!! Senin gözünde bu kadar adi miyim ?!!
Elimde olmadan son cümlede bayaa bi bağırmıştım.Zehranın yüzünü tekrar incelediğimde göz yaşlarının aktığını gördüm.Sağ elimle göz yaşlarını sildim.Sol elimle de saçlarını geriye doğru okşadım...Alnından öptüm.Yataktan indim.Yatakta öylece uzanıyordu.Daha sonra sırtını bana dönerek uyumuya başladı.Evden çıktım.Tekrardan bahçedeki sandalyelere oturdum ve uyudum.Gözlerimi açtığımda evin kapısı açıktı İçeriye girdim.Evi kolaçan ettikten sonra okula gitmiş olduğuna karar verdim.Sabahtan beri ağzıma 1 lokma koymamıştım.Mutfağa girip kendime birşeyler hazırladıktan sonra odama girip uyudum.Gözlerimi açtığımda etrafı yine kolaçan ettim ama hala yoktu.Göbeğimi ve saçlarımı kaşıyarak sırtımı kapıya dönük bir şekilde uzandım.Birden anahtar sesi duydum.Zehra gelmişti.Odamın kapısını çaldı.Cevap vermedim uyuduğumu düşünsün diye.İçeriye girdi yüzüme eğilip uyuyup uyumadığımı kontrol etti.Üzerimi yarım örten yorganı çekti üzerime.Tam gidiyordu ki birden dönüp bileğinden tutup gitmesini engelledim.Şaşkın gözlerle bana bakıyordu.Yüzüme yüzünü biraz daha yaklaştırmak için bileğinden tekrar tutup onu kendime çektim.Gözlerinin içine uzun uzun baktım.Yüzünü inceledim.Sesini dahi çıkarmıyordu.bundan fırsat bildim gözlerinin içine uzun uzun derin derin batım.Bileğini sımsıkı tuttum ve tekrardan kendime çektim.bu sefer kafası omzuma deydi.Ellerimi sırtına götürdüm.Sımsıkı sarıldım.Sırtını sıvazlıyordum.Saçlarını okşadım.Saçlarındaki mükemmel şampuan kokusu burnumu okşuyordu.Saçlarının kokusunu tekrar içime çektim sımsıkı sarıldım.
(Hani Bof'da bi sahne vardı Jan Di hizmetçiydi de Jun Pyo buna 5 dk diye sarılıyordu ya Ag O sahnedeki gibi bir sarılma hayal ediniz efenim.)
Mutfaktan mis gibi yemek kokuları geliyordu.Kuru fasulye kokusu burnumu gıdıklıyordu.İçeriye önlüğüyle Zehra girdi ve onu görür görmez gözlerimi kapadım.Elinde bir kaşık olduğunu hissettim çünkü yüzüme yemek kokusu çarpıyordu.Elleriyle çenemi aşağıya çekip ağzımı açtı ve kaşıkla ağzıma yemek koydu.Ymeği ağzımda çiğnedim..çiğnedim yuttum.
-Bakıyorum da hoşuna gitti.
Bir kaşık daha beklercesine ağzımı açtım.Elinin tersiyle ağzıma yavaşça vurdu.
-Devamı masada..
Yatağımdan pijamalarımla çıktım.Daha önce hiç Zehranın karşısına pijamalarımla çıkmamıştım ama nedense bugün üzerimde bir rahatlık vardı.Zehra ise tam benim aksime üzerinde çiçekli elbise vardı.

[Resim: 1363690201-hjghiuhp-o.jpg]

Galiba bugün yine arkadaşının düğününe gidip akşam eve döndüğünde evde kaldım diye ağlayacak.
Dayanamdım sordum :
-Hayırdır bir yere mi gidiyorsun ?
-Ha ? Yoo.
-Eee o zaman bu ne süs ?
-Üf snne be slk .s .s
-Ya da biri bize geliyo ?
-Ne gelen var ne giden var MinHo
-Elbiseleri niye giydin o zaman ?
Ağzıma ekmeği dıkıştırdı.Konuşmaya çalışınca da bir parça daha dıktı ağzıma.
-Shut up Boy !
Galiba şimdi anlamıştım.Ben sürekli Zehraya "Göz görüntümü bozuyorsun az güzel giyin hiç elbisen yok mu ?" diye kızıyordum.O da bana hep "Süslenmem için bir sebep mi var ?" diye çıkışıyordu.Ama sanırım artık bir sebebi var.
[ZEHRA]
Öküz MinHo anlamadı.İçimden ona defalarca küfrediyordum.MinHo öyle röportajlarında falan romantik adam ayaklarına yatıyor ama öküzün teki !Ama çok yakışıklı ya...
Her neyse.Ertesi gün okula gittim.Anıl dün okula gelmemişti.Onun için gerçekten de endişeleniyordum.Umursamamaya çabalayarak sınıfıma geçip oturdum.Her zamanki gibi en arkadaydım.Önlerde oturmaktan hoşlanmıyordum çünkü hocalar hep en öndekilerle muhatap olurdu.En azından arkada daha az dikkat çekiyorum.Hemde derste sıkıldığım zamanlar istediğim an telefonumu açıp oyun oynayabilirdim.İnternet pakedim hiç eksik olmadığı için twitter veya instagram da takılıyordum.Yine her zamanki geleneklerimi gerçekleştirip arkaya oturdum.Pembiş kulaklıklarımdan taktım ve oyun oynamaya başladım.Sınıf git gide doluyordu.Ortak ders olduğundan 2 sınıf birleşmişti.Ahhh..tam bir ölüm sebebi.Yine her zamanki gibi en ön sıralar dolmuş arka sıralar boştu.Sonradan gelenler de ortaları ve arkayı doldurdu.Sadece benim yanım boştu.Nedense kimse benim yanıma oturmak istemiyordu.Çünkü herkesin sevgilisi vardı ve onlar da birlikte oturuyordu.Yine yalnızdım yine.Sınıfa asık suratli Nafi hoca girdi.Gıcık oluyorum şu hocaya. Hocanın ardından saçlarını savura savura Anıl girdi sınıfa.Gök mavisi gözleriyle oturacak yer arıyordu.Bi an o gözlerle göz göze geldim. Utandım gözlerimi çektim.Bakışlarını hala üzerimde hissediyordum..
Etrafına saf saf bakıyordu.Oturacak yer aradığı belliydi.
-Hocam nereye oturacam ben hiç yer yok ?
Sınıf kahkahalarla gülüyordu.Bunda bu kadar gülünecek ne vardı ki ?
-Arka taraf boş oğlum geç oraya otur.
NEEEEEEEEEEY !!!! ANDEEEEEEEE !!! Bu hoca mal mı ya hu ? Anıl yanıma isteksizce geldi.O gök mavisi gözleriyle tekrar göz göze geldim.Gözleri kanlı kanlı duruyordu.Galiba dün gece içmişti.Anılın ailesi rahat bir aileydi ki Anıl da öyle.Gece kulüplerine pek gitmezdi ama arkadaşlarıyla rakı balık qeyf yaptığını biliyordum.bundanda hiç hoşlaşmıyordum.Ama belli ki dün gece baya sert içmişti.alnında bir tane yara bandı vardı.Ve gözünün altında da cam çiziği vardı.Yüzünü incelemeyi bırakıp önüme telefonuma döndüm.Yanıma oturdu.Çantasından defterlerini çıkardı.Ellerini dağınık saçlarına götürdü ve saçlarını kaşıdı.ANIL ! ANIL ! ANIL ! ANIL ! İçimdeki ses “ANIL ! ANIL !” diye çırpınıyordu.Anıl’ın parmağında yüzük var ! Anıl’ın parmağında yüzük var ! Anıl’ın parmağında yüzük var ! Bu yüzük o gün bana aldığı alyanstı.
Yan masada oturan hanzolar Anıla laf attılar :
-Vaaaay Anıl hayırlı olsun karşim manita yapmışız.
Anıldan cevap yoktu.
-Taktım güzel kızı koluma gidiyorum Beşiktaş düğün salonuna.
Bu ne iğrenç bir espiri anlayışıdır arkadaşım.Iyyk kuscam.
-Oğlum Zehra gibi güzel kızı bulmuşda atar yapıyor şu sıfata bak.
Bunu diyen çocuk Yiğitti.Bana hep asılırdı.Hattabir keresinde 14 Şubatta bana bana elbise bile almıştı ama ben yani Zehra elbiseyi parçalamıştım.Hahahahaha salak.
-Ulen evleniyorlarmış oğlum Anıl evlenme teklifi etmiş.Çocuktaki şansa bak.
Gerçekten de dayanamıyordum.Anıl sıradan kalkıp yan sıraya yürüdü.Anıl birden çocuğun gömleğinin yakasından tutup sıradan kaldırdı.Tehditkar bakışlarını hissedebiliyordum.
-Daha konuşacak mısın yoksa ben seni susturayım mı Yiğit ?!!
Yiğit pişkin pişkin sırıtıyordu.Nafi hoca birden bağırdı :
-Noluyor orada ?! Hemen terk edin şu sınıfı !
İlk cümleyi bana bakarak söylemişti.Hemen eşyalarımı toparlayıp sınıftan çıktım.Koşar adımlarla da bahçeye çıktım.Arkamdan birinin geldiğini hissediyorum.Hiç oralı olmadım.Bir el bileğimden tutup beni durdurdu.Anılın olduğunu biliyordum.Bileğimi elinden sertçe çektim.
-Yalnız bırak beni !
Sırtımı Anıla doğru dönüp çıkış kapısına yöneldim.
-Zehra dinle beni.
Bileğimden tekrar tutup beni durdurdu ama ben yine ona aynı tepkiyi vermiştim.Bağırmaya başladım :
-Hayatımı daha ne kadar mahfedeceksin ?!! Senin yüzünden bütün sınıfa rezil oldum ben ya !
-Ne yaptım ben ?
-Daha ne yapacaksın ? 6 yılımı adadım ben sana.Karşılığı bu muydu ?!
-Özür dilerim.
-Özür mü ? Özür mü ? Özür dileyerek bana o 6 yılı geri verecek misin ?
-Bunu yapmam.
-Geri ver bana ! Artık o kadar sinirliydim ki deli gibi bağırıyordum.
-Benim suçum ne peki Zehra ?!
-Senin suçun 6 yıl boyunca bana hiç şans vermemiş olman Anıl ! Anlamıyorum neden ?!
-Korktum Zehra.Seni kırmaktan,Ziya ailesine girmekten korktum.
-Şu an daha çok kırdın beni !
-Zehra…
-Keşke o gün şöförü durdurmasaydım.
-Böyle konuşma !
-Keşke o gün peşinden koşmasaydım.Ben sana 6 yılımı adadım. Ama sen bana sadece 10 gününü adadın Anıl.Sen busun işte.Çok adisin.Keşke hiç uyanmasaydım.O ambulanstan sağ inmeseydim. Hayatım boyunca hep ölmeyi diledim.O günde dahil.
-Zehra sus artık !
Diye bağırdı ve ellerini omuzlarıma götürdü.Ellerini omuzlarımdan sertçe çekip yanağına tokadı geçirdim.
-Bir daha bana dokunma ! Defol git hayatımdan.
Yanından uzaklaştım.Ayağımdaki dolgu topuk bana en fazla ne kadar güç verdiyse tüm gücümü kullanıp koşmaya çalıştım.Okulun çıkış kapısına yaklaşmıştım.Ara sokaklarda koştum koştum.Ev okula yürünecek mesafede bile değildi ama ben koşuyordum. MinHo’ya anlatacaklarım vardı eve bir an evvel gitmem gerekiyordu.Fazla bile geç kalmıştım anlatmamakta.Bu anlatacaklarımdan sonra Minho’nun bana olan bakış açısının değişeceğini düşünüyordum.Her ne pahasına olursa olsun MinHo’ya anlatmam lazım.

MinHo’ya anlatacağım daha çok şey var.

14.BÖLÜM SONU !
OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER ^^
Okuyorsunuz fakat yorum yapmıyorsunuz bu da bana hikayenin okunmadığını düşündürüyor.Okuyup yorum da yazarsanız ben çok daha mutlu olurum :) Teşekkür ederim şimdiden ^^
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
12-06-2014 08:54 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #16
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
15.BÖLÜM #
Büyük bir cesaretti benimki.Mesela benim birazdan yapacağım şey gibi.Bunu yapabilecek miyim gerçekten ? Şu yaşıma kadar kimseye Anıldan bahsetmemiştim.Ama Minho’ya bahsedecektim işte.
**
Fazlasıyla berbat bir yaşama tarzım vardı bunun farkındaydım.Her gün kendimi babamın çalışma oadasına kilitliyor,saatlerce de çıkmıyordum.Bu oda çok daha rahatlatıcıydı.Birazcık da olsa bu odada kendimi rahat hissediyordum.Burada kimse beni bulamazdı.
Babamın çalışma odasında rahattım ama okulda olduğum zamanlar ? Tam bir rezalet ! Yılışık yılışık bana sarkamaya çalışan oğlanlar,hiç birine yüz verdiğimde söylenemezdi.Ne bir kız arkadaşım vardı ne de erkek.Şu kız ya da şu erkek benim arkadaşım olur diyebileceğim 1 adet dahi insan yoktu.Yalnızdım işte,hemde fazlasıyla.
Ailem,daha doğrusu annem beni okulun servisine yazdırmıştı.Otobüs ile gitmeme izin yoktu o yüzden servisle gidip geliyordum.Annem eğer biri beni yolda görürse bana zarar vereceklerini düşünüyordu.Haksız da sayılmazdı.Babamın ve dedemin mesleği yüzünden hep tetik altındaydım.Bu yüzdende hiç arkadaş edinememiştim.
Her nedense o gün sol tarafımdaki şeytan beynimi gidiklayarak kötü kötü kahkalar atmaya başladı.
“Bıkmadın mı artık bu asosyalliğinden ? Çık gez dolaş .Her gün her gün aynı yollar..”
Ve şeytana uymuştum.O gün okul çıkışında servise binmeden okuldan çıktım.Nereye gittiğimi bilmiyordum ama gidiyordum işte.Sokak aralarına girdim.2 adam tartışıyor,2 çocuk top oynuyor,kadınlar elişlerini almış kırmızı apartmanın önündeki kaldırımda dedikodu yapıyorlardı.Ara sokaklarda yürüye yürüye ana caddeye çıktım.Burada bir heykel vardı.Fotoğraflarda çok görmüştüm ama canlı görmek hiç nasip olmamıştı.İnanır mısınız yaşadığım şehrin meydanını daha önce hiç görmedim.Ben hep böyle yaşamıştım işte.
Durağa doğru yürüdüm.Tipinden liseli olduğu belli olan bir kıza “Meram yeni yol’a hangi otobüs gider ?”diye sordum.”87 numaraya bineceksin abla” dedi sarı saçlı oldukça güzel görünen kız.teşekkür edip otobüsü beklemeye başladım.Birden cebimdeki telefon titremeye başladı.Annem arıyordu.Telefonu açmadım. Biraz bekledikten sonra 87 numaralı otobüs geldi.Bindim en arkadan bir yere oturdum.Yollara bakına bakına gidiyordum.Otobüs durağın birinde durdu ve tekrar ilerlemeye başladı.Birden oturduğum koltuğun dibindeki pencere titremeye başladı.Sağıma döndüğümde ise çocuğun biri hem koşuyor hem pencereme vurduğunu gördüm.Napacağımı şaşırmıştım.Pencereme vuran çocuğa şaşkın gözlerle bakıyordum.Çocuk habire bana işaret diliyle birşeyler anlatmaya çalışıyordu.Pencereyi sağa kaydırdım kafamı pencereden çıkardım rüzgarın saçlarımı yüzüme düşürmesine izin verdim.Ellerimle saçlarımı hem kovuyor hemde çocuğu inceliyordum.”Otobüsü durdur !” diye bağırdı o çocuk.Ne yapacağımı şaşırmıştım.Gök mavisi gözlerbana yalvarır gibi bakıyordu.Rüzgardan dalgalanan kahverengi saçları fazla ilgi dağıtıcıydı.Elinde bir ceket,ceketi sallayıp duruyordu.Sırtındaki okul çantası da hop yukarı hop aşağı kalkıp iniyordu.Çocuğu incelemekten dediklerine dikkatimi veremiyordum.Daha sonra idrak edip kafamı içeriye soktum. “Bakarmısınız ? Otobüsü acil durdurur musunuz ?!” Ne ?! Bunu cidden ben mi söylemiştim ? Hem bu davranışı kendimden, hemde kaptanın otobüsü durdurmasını hiç beklemiyordum.Kaptan kapıyı açar açmaz çocuk içeriye daldı.Nefes nefese kalmıştı çantasından su şişesini çıkarıp su içti.Kaptana teşekkür edip yanıma yaklaştı.Otobüste başka boş koltuk olmadığını biliyordum.Gök mavisi Gözlerini otobüsteki koltuklarda gezdirip son kararını yanıma oturmakla vermişti.Kısa süreliğine de olsa o mavi gözlerle göz göze geldim.anıma oturduğunda ise hala nefes nefeseydi ve suyu da bitmişti.Çantamdan daha kapağını hiç açmadığım gazoz şişesini çıkarıp uzattım.Hiç reddetmedi hemen gemen elimden alıp şişeyi fondip yaptı.Teşekkür etti bende rica ederim dedim ve konuyu kapattım.Eve yaklaşmıştım.Otobüsün kapısına doğru gittim.Otobüs ani fren yaptı ve sağa sola yalpalanmaya başladım.Ani frenin ardından birden gaza basınca dengemi kaybettim ve yine yalpalandım önce öne doğru dengemi kaybettim tam düşecekken bir el belimden tutup düşmemi engelledi.Başımı kaldırdığımda o gök mavisi gözleriyle göz göze geldim.Ellerini belimden sertçe çekip kibarca teşekkür ettim ve otobüsten indim.Eve geldiğimde annem kollarını göğsünde buluşturmuş bir şekilde beni kapıda bekliyordu..Onu umursamadan oturma odasındaki koltuğa çantamı fırlatıp koltuklardan birine ayağımı uzatıp oturdum.
-Neredesin sen ? dedi o otoriter anne ses tonuyla.
-Evde..diye cevap verdim.
-Zehra bu saatte kadar neredeydin !
-Gezdim.
-Ne demek gezdim ? Zehra sen kendini bekleyen tehlikenin farkında mısın ?
-Ne tehlikesi anne ?! Bitti kapandı o mesele artık !
-Seni de kaybetmek istemiyorum.
-Sen beni her gün kaybediyorsun zaten !
Oturduğum koltuktan kalktım odama gitmeye başladım.Ama gidemeden annem bileğimden sertçe tuttu.Bende sertçe bileğimi çektim.
-Zehra şımarıklığı bırak !
-Anne,bugün senin kızın ilk defa oturduğu şehrin meydanını gördü ! Bundan suçluluk duyacağın yere bana şımarık mı diyorsun ?!
-Elimden ne gelir ? Babanın mesleği benim suçum mu ?
-O zaman bana karışmayı kes !
-Yeter Zehra sus artık ! Anne olunca anlarsın.Bak gör ilerde sende benim gibi olacaksin.Kocanın mesleği yüzünden çocuklarını korumak zorunda kalınca anlayacaksın beni !
-Beni susturmandan nefret ediyorum anne !
-Ama susman gerekiyor Zehra !
Masanın üzerindeki su bardağını alıp sinirden duvara fırlattım.Onun yanındaki sürahiyi de tabakları da hepsini teker teker duvara atıyordum.Bu günlük yaptığım şeydi.Beni az da olsa rahatlatan nadir şeylerden birisiydi.
Ertesi gün yine servise binmedim.Otobüste aynı yerime oturdum.Pencere kenarına geçip kafamı yasladım ve gözlerimi yumdum.Yanıma birinin oturduğunu hissetmiştim ama gözlerimi açmadım.Otobüs birden ani fren yaptı ve kafamı cama vurunca acı bir “aah” çektim.Gözlerimi açtığımda otobüsteki herkes bana bakıyordu.Birden yanımdaki konuşmaya başladı.”Kaptan az yavaş ol kız kafayı vurdu.” Yanımdaki sese dönüp baktığımda gök mavisi gözlerle göz göze geldim.Kalbim birden pırpır etmeye başladı.Daha da hızlandı ve hızlandı..
Ertesi gün ve ertesi gün yine ertesi gün ve ondan sonraki gün.1 ay boyunca eve otobüsle gidip yanımda oturan çocuğun kalp atışlarımı hızlandırmasına izin verdim.O gün yine aynı rutin devam ediyordu.Otobüste yine aynı koltuğa oturdum.O da yanıma.Ertesi gün sınavım vardı bu yüzden notlarımı çıkarıp otobüste çalışmaya başladım.”Ah..kimya.” diye ağzının içinde mırıldandı yanımdaki vücud.Cevap vermedim.”Son sınıf mısın ?” diye bir soru sordu ve bende kısaca evet cevabını verdim.”hangi okuldasın ?” diye bir soru yöneltti konuşmaya çalıştığını belli edercesine.”Formamdan belli olmuyor mu ?” diye cevap verdim cool olmaya çalışarak.Yüzüme eğildi.Kıyafetime baktı ve hece hece lakostumdaki yazıyı okudu.
“Erol-Güngor-Sosyal-Bilimler-Lisesi”
“Vaaay sosyal bilimler haaa ?” diye de ekledi.Cevap vermedim.”Dilini yuttun heralde ?” dedi ukala bir tavırla.”Sadece insanlarla konuşmayı sevmiyorum.” Bu sefer de :
-Ben insan değilim ki…dedi dudaklarına çarpık bir gülümseme koyarak.
-Nesin ya ? Uzaylı mı ?
-Meteorum ben.Dünayaya düşen bir taş !
-Hahaha ne komik . Dedim alaycı bir tavırla..
Oturduğum koltuktan kalkıp kapıya yöneldim arkamdan o da geldi.
-Nerede oturuyorsun ?Seni bi yerden tanıyorum.Sanki televizyondan gör--- Lafını kestim.
-Ziya Konakları.
-Soyadın ne ?
-Ziya.
-Neee ?! Sen Hakan Ziya’nın kızı mısın ?
-Evet ?
-Yok artık !Hayatımda ilk defa babası milletvekili olan biriyle tanışıyorum.
-Milletvekiliydi.
-Ah pardon şu dilimi tutamıyorum.
-Sorun değil.Sizin gibilere alıştım artık..
-Trafik kazasıydı değil mi ?
Gözlerim kıpkırmızı olmuş bir şekilde mavi gözlere baktım.Ön dişlerimle alt dudağımı kemiriyordum.
-Hayır.Cinayetti.
Lafı yerine koyup otobüsten indim.
Zaman böyle geçip gidiyordu.Her gün yanıma oturup ilginç sorular soruyordu bende o soruları terslercesine cevaplıyordum.Her ne kadar soğuk davransamda,onu ilk gördüğüm an hoşlanmaya başladığım bir gerçekti.Ama ailem arkadaş edinmeme bile izin vermiyordu ki başka türlü bir ilişki kursam..Beni açmaya arkadaşlık kurmaya çalıştığı belliydi o çocugun.Hayatımda ilk defa benimle konuşmaya çalışan bir erkeğe ilgi gösteriyordum.Gerçi hayatımda ilk defa bir erkeğe ilgi duyuyordum o ayrı mesele..Ertesi gün okula gitmeden annemle yine kedi-köpek gibi kavga etmiştik.İçimdeki atarla ergeni mod : on’a alıp evden kapıyı çarparak çıktım.Gerçekten her şey bu kadar kötü olmak zorunda mıydı ? Kendimden nefret ediyorum.İnanır mısınız ? Ölmek istiyordum.4 yıldır hep ölmek istiyorum.Her gün.Her gün.Yarında ölmek isteyecektim,ondan sonraki günde ertesi günde ölmek isteyecektim.
Aslında annemi seviyorum.Anne sonuçta.Onun tavırlarına hak da vermiyor değildim aslında.Babamı cinayete kurban verdiği gibi beni de vermek istemiyordu.Sonuçta o bir anneydi.Hayatındaki tek varlığınında elinden kayıp gitmesine göz yumamazdı.O benim annemdi.Ama sinirliydim işte.Gece eve geç gelecektim.Bunu ciddi ciddi kafaya koymuştum.
Yine otobüste aynı yerime oturmuştum.O da yanıma.Bir an ağzını açacak gibi oldu ama sustu.İneceğim durağa yaklaştığımda yanımdaki çocuk ayağa kalkıp otobüsün kapısına yöneldi bakışlarını yüzümde hissettim.Otobüs ineceğim yerde durdu ama ben inmemiştim.O da inmedi.Aslında hemen arkamdan iniyordu ama inmedi bugün.Geçti yanıma oturdu.Telefonum titriyordu ama cevap vermiyordum.Çocuk da fark etmişti aramalara cevap vermediğimi.Birden gök yarılır gibi şarıl şarıl yağmur indi.Bu havada eve nasıl döneceğimi düşünürken durakta inmediğime pişman olmuştum bile.Evden fazla uzaklaşmamaya çalışarak otobüsün kapısına yöneldim.Arkamdanda çocuk geldi.Otobüsün kapısı açıldı.Yağmurluğumun kapşonunu kafama geçirip ellerimi de cebime soktum.Nereye gideceğimi bilemeden sağıma soluma bakıyordum.Kendimden emin olamadan bir adım attım bir adım daha bir adım daha.Dönüp arkama bakmak geldi içimden.O çocuktan yardım istemek geldi.Ama istemedim.Yaya geçidindeki beyaz şeritlerin üzerinden yavaş yavaş yürüyordum.Arkamdan bir bağırma sesi geldi dönüp baktım.
“Zehra !”
Sesin sahibiyle göz göze gelince şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı.Bu o çocuktu.Adımı nereden biliyordu ? Yüzüne baktığımda yağmurdan saçları sırılsıklamdı.Üzerindeki beyaz okul gömleği üzerine yapışmıştı.Ama şu an son düşünmem gereken şey o gömlekti.Ama dikkatimi dağıtıyordu.Sırtımı çocuğa verecek şekilde arkamı döndüm.Beyaz çizgilerin üzerinden bu sefer hızlı hızlı geçtim kaldırıma çıktığımda karşımdaki manzara yüzünden acı bir çığlık attım.
“Baba !”
Islak kaldırıma çöküp kaldım.Bir elim trafik lambasının direğinde bir elim ise ıslak kaldırımdaydı.Arkamdan yine o ses geldi.
“Zehra !”
Bir eli kolumda hissettim.Çocuk birden önüme geçti ve yüzümü ellerinin arasına aldı.
“Zehra,iyi misin ?”
Cevap veremiyordum.Adeta dilimi yutmuştum.Kafamda çığlıklar yalvarış çağrıları sessiz sessiz bağırıyordu.Hayatımda ilk defa ölmek istediğim o yerdeydim ve o yerde yeniden ölmek istiyordum.Birden gözümün önüne çığlıklar atan bir kız çocuğu geldi ardından da ambulans ve polis ışıkları…Ve bir anne.Kocasını kaybeden bir anne.
Tepkisizdi.
Ama içinden çığlık attığına emindim
.Ağlamıyordu
.Ama gözyaşlarını içine gömdüğüne emindim.
Ve yeniden..o yerdeydim.
“Baba !”
Konuşmaya çalıştığımda ağzımdan çıkan tek kelimeler bu oluyordu.Çocuğun gözlerinde bir ifade vardı.
Endişe.
Korku.
Ben ise sadece ölmek istiyordum.
Çocuk omuzlarımı kendime gelmem için sıktı ama hiç bir şeye yaramıyordu.Hala ağzımı açamıyordum açtığımda ise sadece “Baba !” kelimesi dökülüyordu.Ayağa kalktım .Yayalara yanan kırmızı ışığı umursamadan yola atıldım.Çığlık atıyordum.
“Baba !”
Bir yerde durdum.Yere çöktüm.Ellerimi ıslak yola sürtmeye başladım..Sanki orada babam yatıyormuş gibi yolu okşuyordum.
Babam burada ölmüştü..
Gözümden akan yaşlara aldırmıyordum.Gözyaşlarım yağmura karışıyordu.Ama ağlamaktan çok çığlık atıyordum.Kafamı bir an olsun kaldırıp çocuğa bakmamıştım.Kafamı kaldırdığımda ise çocuk tepkisiz bir şekilde okşadığım yola bakıyordu.Tek baktığı yer orasıydı.Gücümü toplayarak ayağa kalktım.Karşıdan herhangi bir aracın gelmesini arzuladığım yola baktım.Bomboştu.Çocuğa baktım.Gözleri bomboştu.Birden yanıma geldi.Omuzlarımı kavradı kendime gelmem için beni salladı ama yüzüne bakmıyordum çocuğun.Birden gözlerimi bir aracın farları alırken çocuğu kaldırıma doğru ittim.Yere düşmüştü.Bir adım geriye gittim.Bir adım daha ve bir adım daha.Vücudumu aracın geldiği yola çevirdim.Gözlerimi kapattım.Gözlerim kapalı olsa da arabanın farlarını hissedebiliyordum.Şöför son anda beni fark edip düdüğe bastı ama artık çok geçti.Son duyduğum şey o çocuğun “Zehra !” diye attığı çığlık ve arac sahibinin son anda bastığı düdüğün sesi.Ondan sonrası mı ?
Karanlık.
Varlık ile hiçlik arası.
Ölüm hissi.
Ama mutluluk.
20 Şubat 2008.
Ama uyandığımda 2 Mart 2008 idi.Baş ucumda annem ve dedem.Gözlerimi aralamıştım ama her şey bulanıktı.Birden başucuma doktorlar üşüştü.Annem elimi sıkıyordu ve ağladığı her halinden belliydi..Annem ağlıyordu.İçimden Anne demek geliyordu ama ağzımı açtığımda vücudumun en ücra köşelerini dahi istila eden bir acı ağzımı geri kapatmaya zorluyordu.Yutkunmaya çalıştım ama boğazlarıma bir taş oturmuştu sanki.Tepeme bir doktor üşüştü.Göz kapaklarımı aralayıp ışık tuttu..Hemşirelerle bir şeyler konuşup çıktı.Gözlerim anneme tekrardan ilişti.Gözleri kıpkırmızıydı.Gözlerinin altında soğan halkası gibi mor halkalar vardı.Gözlerim dedemi ararken kapının bir köşesinden bana bakan mavi gözlerle göz göze geldim.Ona biraz daha bakmak istedim ama gözlerim bana izin vermiyordu.Tekrardan..
Karanlık.
Varlık ile hiçlik arası.
Ama hüzün.
Ölmemiştim.Mutlu mu olmam gerekiyordu ? Ölmemiştim.Normal bi insanın bundan mutlu olurdu ama ben değildim.
O günden sonra onu bir daha görmedim.Ta ki 2 yıl sonra üniversitede karşılaşıncaya dek..
**
MinHo’ya baktığımda ifadesiz gözlerle bana bakıyordu ama ben ifadesiz değildim.Gözlerim kıpkırmızıydı.Bunu görmesemde hissediyordum.Oturduğum koltuktan yana kaydım ve MinHo’nun dizine uzandım.Sola döndüm ve gözlerimi yumdum
-Seninle ne zaman tanıştım biliyor musun ?
-Ne ?!
-Hastanede tanıştım seninle.Kontrollere gelmiştim ve doktor bir sorun olduğunu geceyi hastanede geçirmemi söylemişti.Odamdaki kız bilgisayarından dizi izliyordu.Bende sıkıntıdan çaktırmadan izliyordum.Orada gördüm ve peşini hiç bırakmamıştım.Ölme isteğimi unutturan bir erkek girmişti hayatıma.Hayatım boyunca hep seni görmeyi diledim ve şu an dizinde yatıyorum.
Cevap vermedi.Bir eli belime bir elide ayaklarıma kaydı ve beni kucağına alıp odama taşıdı.Yatağıma yatırdı üzerime usulca yorganı çekti.Tam gidecekken bileğinden tuttum ve gitmesini engelledim.
Yatağımın ucuna oturdu ve elimi sımsıkı tuttu..Tekrardan....
Karanlık.
Mutluluk.
Cesaret.
Ama aşk.
15.Bölüm Sonu !
Okuduğunuz için teşekkürler ! :)
Bir açıklamada bulunmak istiyorum. O mavi gözlü çocuk Anıl..Zehra çocuğun adını bilmiyor. O yüzden mavi gözlü diye bahsediyor.
Ve şu tarih meselesi Zehranın intihar etmeye çalıştığı tarih 20 Şubat. 10 gün komada yatıyor ve uyandığında 2 Mart. Orayı açıklayın dedim.
Birde Zehra babasının öldüğü yere gelince içindeki ölüm isteği kabarıyor ve babasının öldüğü yerde ölmek istediğinden intihar ediyor.
Nedir bu 6 yıl meselesi ? Zehra ile anıl tanıştığında yıl 2008. Zehra 2 yıl ara veriyor ve üniversite sınavına yeniden giriyor. Üniversiteye 2010 da başlıyor ve şu an yıl 2015 yani yaklaşık 6 yıl oluyor.
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
(Bu Mesaj 12-14-2014 09:00 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : park ze shi.)
12-14-2014 06:24 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #17
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
16.Bölüm #
“…Buraya gel..”
Sesin geldiği yöne döndüğümde siyah takım elbise içerisinde ki uzun boylu bir adam beyazların içinden bana bakıyordu.Adamın uzağındaydım yüzünü seçemiyordum.Bulunduğum yerin çevresinde beyaz kelebekler uçuşuyordu..Bahar kokusu..burnumu tamamen dolduruyordu.Burası huzur vericiydi.
“…yanıma gel…”
Tekrar aynı sesi duyduğumda siyah takım elbiseli adama yöneldim.Adam bana bakıyordu.Bana bakmasına rağmen kim olduğunu çözemiyordum bir türlü.Adam sol elini bana doğru uzattı.Git gide adama yaklaşmıştım.Adımlarım bir o kadar yavaş bir o kadarda adamın yüzünü hemen görmem için hızlıydı.Adama yaklaştım.Uzattığı sol elinin içine sağ elimi kaydırdım.Adamın yüzüne baktığımda sol yanağında mikrofonumsu bir cismi fark ettim.Üzerinde siyah takım elbise yüzünde ise hafiften makyaj vardı.Adam,mükemmel görünüyordu.Avuçlarının içine kayan elimi sımsıkı kavradı ve beni ardında yavaşça sürükleyerek bir odaya soktu.Adamın arkasından gittiğim için pantalonunun arkasına sıkıştırılmış mikrofonu gördüm.Duvarları beyazla kaplı bir odaya girdik.Odanın ortasında bir ayna vardı.Adam beni o aynaya yönlendirdi.Tam aynanın önünde durduğumuzda nedense aynaya bakmaya korkuyordum.
“…aynadaki yansımana bak Zehra..”
Adamın dediğini yapıp ürkekçe başımı kaldırdım ve aynaya baktım.Önce aynada kendi yansımamı gördüm.Üzerimde beyaz dizlerime kadar uzanan bir elbise...saçlarımda ise papatyadan bir taç.
“…görüyor musun ? Ne kadar safsın..güzelsin.”
Aynaya tekrar baktığımda cidden öyleydim.Cidden masum görünüyordum.
“Bu bedene eziyet etme Zehra..”
Haklıydı adam.
“Zehra..sen artık başka birisisin.Neşe ile dolu hayata bağlı bir kızsın.”
Başka birisi olmamı istiyordu adam.Neşe ile dolmamı istiyordu.
“Ve ben..sana yardımcı olacağım.”
Bana yardımcı olacağını söylüyordu adam. Peki ama ne için ?
“Zehra…senin her şeyin olacağım.”
Her şeyim olacaktı adam.
“Ben kimim biliyor musun ?”
Bilmiyordum. Harbi kimdi bu adam da bana her şeyim olacağını söylüyordu.
“Aynaya bak Zehra.”
Aynaya tekrar dönüp baktım. Bu sefer farklı bir görüntü vardı aynada. Ne adamı yansıması ne de benim yansımam vardı.Aynadaki görüntü neydi ? Aynada bir küvet vardı. Küvetin kenarına ürkekçe sinmiş adam vardı aynadaki görüntüde.
“Hayata bağlanman için senin için tekrar geleceğim Zehra.”
Tekrar gelecekti adam.
“Bu yüzü zihnine kazı. Zira hayatın boyunca asla unutmak istemeyeceksin.”
Siyah takım elbise içerisindeydi adam. İçinde beyaz gömlek üzerinde de siyah ceket.Sol yanağında mikrofon vardı.Ve pantolonunda da.Adamı asla unutmamam gerekiyordu.
Ve ilk defa adama konuştum.
“Peki ya sen beni unutursan ?”
Adam bana baktı.Gerçekten de yakışıklıydı. Hatta..siyahlar içerisindeki adam,mükemmeldi.
“ O zaman..beni asla bırakma Zehra.”
Bu da neydi ? Bu nasıl olacaktı ?
“Bu senin bana olan sadakatin ve güveninle mümkün Zehra.”
Sadakat ve güven demişti adam. Güven..
“Hiçbir adam sevdiği kadını ortada bırakıp gitmez Zehra..”
Ya giderse ?
“Gideceğim Zehra.”
Gidecekti adam.
“Gideceğim..ve senin için geri geleceğim. Seni unutmayacağım Zehra.”
Unutmayacaktı adam.Adama tekrar soru yönelttim.
“Peki sen kimsin ?”
“Dedim ya.. her şeyinim.”
Bu son kelimesi üzerine ortadan kayboldu adam.Geri geleceğini söyleyerek hemde..
“Dedim ya…her şeyinim.”
Beyaz..Bembeyaz bir ışık.Ve yavaşça hayata aralanan gözler..
Bana geri geleceğini söyleyen hiç tanımadığım yabancı bir adam için aralamıştım gözlerimi.
*
Büyük bir evdi.Koskocaman.
Siyah bahçe kapısından içeriye girdiğimde çok düzgün bir bahçe karşıladı beni.Kocaman bir salıncak vardı bahçede.Salıncağa oturmuş çift. Kız oğlanın dizine uzanmış yatıyordu. Oğlan bir kızın saçını okşuyor birde boşta kalan eliyle mandalina soyup kıza yediriyordu. Bahçenin öbür köşesine baktığımda bir çiftin piknik yaptığını gördüm. Sadece çift değil yanlarında 2 tane de küçük bebek vardı. Buradan bakılınca bile çocukların ikiz olduğu anlaşılıyordu. Baba kızını kucağına alıp gıdıklamaya başladı,ikizlerin bir diğeri –erkek olanı- anne kucağına alıp çocukla oynamaya başladı. Biraz daha ilerledim evin kapısından içeriye girdim. Geniş ve uzun bir koridor beni girişte karşıladı. Koridorun duvarları beyazdı ve boydan boya fotoğraflar asılıydı. Fotoğraftakilerin yüzlerini ne kadar görmeye çalışsam da olmuyordu. Anne ve baba kucağına ikizleri almış piknikteler..ikizler uyuyor. Daha bir sürü fotoğraf vardı beyaz duvarda.
Koridorun solundaki mutfağa yönlendirdim adımlarımı. Mutfakta da bir kadın yemek yapıyordu. Birden yanımdan bir adam geçti. Mutfağın kapısının arkasından bir mutfak önlüğü kapıp kadının yanına gitti. Kadının arkasından sarılıp öptü. Mutfaktan çıkıp yatak odasına yöneldim. Adam yatağın bir ucunda kadın diğer ucunda ortasında da çocukları,yarı uyuyor yarı oyun oynuyorlardı. Yatak odasından çıkıp çarprazımdaki çocuk odasına yöneldim. Odanın kapısı kapalıydı ama kapıda asılı duran bebek işaretlerinden çocuk odası olduğunu anlamıştım. Kapıyı usulca açıp içeriye davetsiz misafir misali daldım. Adam bebeği göğsünün üzerine koymuş sallıyor,kadınsa koltuğa oturmuş bebeği boynuna koymuş uyuyorlardı. Oradan da çıkıp oturma odasına yöneldim. Oturma odasının ortasındaki koltuğun ucunda kadın oturuyordu. Kadının göbeğindeki şişlikten hamile olduğu gayet de anlaşılıyordu. Adam kadının aksine önüne oturmuş dizlerinin üzerine çökmüş kadın göbeğini okşuyordu. Ne adamın kim olduğunu görebiliyordum ne kadının. Merakıma yenilerek hamile kadının yanına gittim. Kadına dokundum. Kadın dönüp bana baktı ama kadının yüzünü göremiyordum. Daha sonra adama dokundum. Dokunamadım demek daha doğru olurdu. Adama ne kadar dokunsam dokunayım elim adamın içinden geçiyordu. Ama kadına dokunabiliyordum. Adama dokunmaya çalışıyordum her seferinde de dokunamıyordum. Şaşkınlığım git gide çığ gibi büyüyordu. Şaşkınlığıma yenilerek :
- Minho ?
Diye sorduğumda adam dönüp bana baktı. Kadının aksine adamın yüzünü görmüştüm. Bu adam Minhoydu. Ne tepki vereceğimi şaşırdım. Kadın..o kadın karnında Minhonun çocuğunu taşıyordu ! O kadın ben değildim.
Dönüp kadına tekrar baktım yüzünü görmeyi ümit edercesine. Kadının yüzüne baktığımda sanki kendimle karşılaşmıştım.Kadın..o kadın bendim.
*
Ve iğrenç bir mide bulantısı uykumdan kan ter içinde uyanmama neden olmuştu. Ellerimi boynuma deydirdiğimde elim anında ter ile kaplandı. Saç diplerimin ise boynumdan pek te farkı yoktu açıkçası. Mideme o iğrenç mide bulantısı tekrardan saplanınca yatağımdan hızla kalktım. Minhonun bıraktığım yerde olmamasını umursamayarak hızla merdivenlerden indim. Merdivenlerin karşısında olan banyoya girdim. Minho inişimi duymuş olmalı ki hemen arkamdan o da banyoya girdi. Bir elim midemde bir elim de ağzımdaydı. Hemen klozetin önüne çöktüm ve öğürmeye başladım. Sadece öğürebiliyordum. Minho yanıma çöktü.
- Zehra iyi misin ?
Elimle gitmesi için işaret yaptım ama o gitmedi. Saçlarımı önümden çekti ve arkaya attı. Bir yandan sırtımı sıvazlıyor bir yandan da saçlarımı tutuyordu.
Midem o kadar dolmuştu ki ne var ne yoksa çıkardım.İşimi bitirdikten sonra banyonun duvarına çöktüm,midem hala bulanıyordu. Minho yanıma gelip yüzümü ellerinin arasına aldı.

- Zehra hadi hastaneye gidelim.

Minhoya cevap bile vermeden oturduğum yerden kalkıp lavaboya gittim,yüzümü yıkarken Minho da saçlarımı tutuyordu. Ağzımı çalkaladım. Kapının kulpundaki beyaz havluyla elimi yüzümü sildim. Minho yanıma gelip omuzlarımdan tuttu.
- Hadi ısrar etmede gidelim.
- Saçmalama Minho iyiyim ben.
- Çorba yapayım mı sana ister misin ?
Cevap vermeden yüzüne uzun uzun baktım.
- Vitamin içmek ister misin ?
Yüzüne hala bakıyordum.
- Ihlamur ister misin ? Daha iyi gelir hem..
Yakışıklı yüzünü inceledim.
- Mandalina ister misin peki ? Meyve iyi gelir..
- Ona hayır diyemem bak.
Yüzüme gamzelerini göstere göstere gülünce dayanamadım kollarımı beline kaydırıp yüzümü göğsüne gömdüm.Bu yaptığım şeye şaşırmış olmalı ki bir an tepki vermedi daha sonra o da ellerini belime kaydırdı ve sarıldı. Yüzümü tekrar göğsüne yasladım. Çenesini başıma koyup saçlarımı okşamaya başladı.
- Zehra iyisin değil mi ?
Sesi endişeli geliyordu.
- Endişelenme iyiyim.

Omuzlarımdan tutup beni kendinden çekti. Omuzlarımı yavaş yavaş bıraktı.
- Sen içeri geç ben geliyorum tamam mı ?
Onaylarcasına kafamı sallarken elleri omzumdan aşağı kayıp ellerimi tuttu yukarı kaldırdı. Ellerimi ellerinin arasına aldı,önce elleriyle elimi ovdu sonra da elimi dudaklarına götürüp usulca öptü.
- Hadi geç içeriye.
Banyodan çıkıp oturma odasına girdim. Televizyonun karşısındaki mavi koltuğa oturup ayaklarımı salonun ortasındaki siyah sehpaya uzattım. Çok geçmeden içeriye Minho girdi. Elinde bir tabak vardı. Geçti sağ tarafıma oturdu. Tabağın içindeki mandalinayı soyup elime verdi.
- Minho.. mandalina iyi güzel de benim canım turşu çekti.
- Turşu mu ? Var mı da evde ?
- Ay bilmiyom of ekşi ekşi ayh.
- Var mı evde ?
- Bilmiyorum ki var mı. Ayh turşuyu geçte baklava ne de güzel giderdi ay böyle şerbetli şerbetli öf.
- Baklava mı çekti bu sefer de canın ?
- Dur. Baklava olmak zorunda değil illaki. Bakayım bir dolaba tatlı var mı…
Koltuktan kalktım 1 adım attım derken başım deli gibi dönmeye başladı. 1 adım daha atamadan olduğum yere çakıldım kaldım. Gözlerim karardı elimi anlıma götürdüm ve sendelemeye başladım. Minho yanıma gelip dirseklerimden tuttu.
- Zehra iyi değilsin sen.
- Midem bulanıyo,çok kötü başım dönüyor Minho.
Tuttuğu dirseğimi usulca bıraktı.
- Zehra ?
- Hatçik Teyzeden ağrı kesici ister misin ?
- Zehra ?
- Efendim ?
Diyebildim yarı inlemeyle.
- Genelde dizilerde kadının midesi bulanır başı döner sonra doktora giderler test yaptırırlar büyük bir heyecanla test sonuçlarını açarlar. Ve kadın hamiledir. Sonra adam” Heeeyt bee baba oluyorum ” diye nara çeker. Kadına sarılır ya da şöyle olur kadın şüphelenir test yapar sonra akşam kocası işten gelince kocasına sürpriz yapar. Adam yine aynı tepkiyi verir.. genelde böyle olur ama bu biraz..
- Ne demek istedin sen şimdi ?
- Başın döndü,miden bulandı,canın bir şeyler çekti. Yani hamilesin ?
- N..ne ?!
- Heeeyt bee ! baba oluyorum baba !
Minhonun bağırmasıyla ayaklarımın havalanması bir oldu. Minho beni birden kucağına alınca ne tepki vereceğimi şaşırıp kısa bir çığlık attım. Kollarımı ayaklarımı nereye koyacağımı şaşırıp çözümü kollarımı boynuna dolamakta buldum. Birden beni döndürmeye başlayınca da ayaklarımı az havaya kaldırıp ufak bir çığlık attım. Belime sardığı kollarımı çekerken beni yere indirdi.
- Baba mı oluyorum ben şimdi ?
- Minho..
- Canın hem baklava hem turşu çekmişti değil mi ? O zaman ikiz. Biri kız diğeri erkek.
- İkiz mi ?!
Çocukluğumdan beri hep ikiz annesi olmak istemişimdir. Bu gece rüyamda da Mİnho ile ikiz çocuğumuzun olduğunu gördüm. Ohaaa cidden hamile miyim ?
- Evet ikiz. Düşünsene yatakta aramıza alıp uyuyoruz ne mükemmel duygu ama.
- Minho..
- Böyle aynı giyiniyorlar. Zehra düşünsene sen anne oluyorsun ben baba..
- Böyle kızın saçlarını yandan bağlı falan ne kadar tatlı ayy.
Bunu söylerken mal gibi sesimi inceltmiştim.
- Kızımız olursa sana benzeyecek.
Dedi bana biraz daha yaklaşarak.
- Nereden biliyorsun ?
- Senin gibi güzel olacağı kesin.
Cevap vermedim ve bana biraz daha yaklaştı.
- Senin gibi fındık burnu..
Dedi burnumu sıkarak ve devam etti.
- Güldüğünde oluşan gamzeleri…sana benzeyecek.
Gülümsemekle yetindim ve bana biraz daha yaklaştı. Bana doğru 1 adım daha attı ve kollarını belime doladı. Hafifçe bedenimi kendine çekti. Ellerimi ensesine koydum. Yavaşça kulağıma eğilip fısıldadı.
- En önemlisi de ne biliyor musun ? Ama asla utandığında senin kadar güzel görünemeyecek..
Son söylediğiyle yerin dibine girerken o ise yüzümü incelemekle meşguldu. Utanıp yüzümü eğdim. Ama o çenemi usulca tutup yüzümü kaldırdı.Gözlerimin içine uzun uzun baktıktan sonra elini yanağıma götürüp okşamaya başladı.
- Daha fazla utanma. Kendimi tutabileceğimi pek sanmıyorum da..
16.Bölüm Sonu !
Okuduğunuz için teşekkürler :)
Şuna açıklık getiriyim. İlk başta bir adam vardı ya hani. Hah işte o adam Minho. Bu yüzden kıza geri geleceğim diyor :)
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
(Bu Mesaj 01-02-2015 09:44 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : park ze shi.)
01-02-2015 05:57 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #18
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
17.Bölüm #
Haydi bismillah.
-Hazır mısın ? bir yandan da ceketinin fermuarını çekmekle meşguldu.
-Bilmiyorum değilim sanırım.
-Sakin ol hiç bir şey olacağı yok sadece girip geri çıkacağız. Dedi aynanın karşısında siyah kapşonlu ceketini düzelirken.
-Gireriz ama çıkar mıyız bilemiyorum. Dedim bende göz devirerek bir yandan da ayağıma spor ayakkabılarımı geçirmekle meşguldum.
-Sadece ağrı kesici isteyeceğiz ne kadar zor olabilir ki ?
-Ne oldu ? Ne yapacan ağrı kesiciyi ? MinHo seni dövdü mü ? Ondan mı istiyorsun yoksa ? Hamile misin ? Kasılmaların mı var ? Değil misin ?
-Değil misin ?
-Saçmalamayı bırakalım da başımıza iş almadan gidelim hadi.
Oturduğum merdivenin ucundan kalktım kapıya yöneldim. Kapıyı açıp dışarıya çıktık.Ah..soğuk.Ceketimin yakasını yukarı kaldırıp soğuktan korunmaya çalışıyordum.Ah kışı cidden seviyorum.Şu üşüme hissine bayılıyorum. Üşüdüğünde bir şeylere sığınma hissini seviyorum.Kışı seviyorum.Ayakkabımın çözülen bağcığını bağlamak için eğildiğimde MinHo benden önce davranmıştı.Önüme geçti ayak uclarıma eğilip ayakkabılarımın bağcığını bağlamaya başladı.İlk başta etkilensemde sonralardan buna alışmam gerektiğini kafama iyi bir aşıladım.Hey,adamım ! MinHo’dan bahsediyoruz.Adam aşk adamı.Romantizm abidesi adam.Umursamamaya çalışarak etrafa bakınmaya başladım..
-Hamile değil misin ?
Minho böyle bir soru yöneltince ne yapacağımı şaşırdım.Cevabını zaten biliyordu.Niçin soruyordu ki ?
-Sence ? Bunun cevabını bilmen lazım.Ama yine de veriyim.Değilim Minho.
-Neden ?
Bu sırada sağ ayağımı bağlamıştı sol ayağımı bağlaması için sağ ayağımı geri çekip sol ayağımı Minho’nun önüne koydum.
-Acaba neden ?
-Keşke öyle olsaydı.
-Heh.Oldu Minho,tabii bu çocuk gökten düşüyor değil mi ? Cık cık cık. Durduk yere çocuk mu olurmuş ?
Dedim şiddetli bir şekilde gözlerimi devirerek.Minho son kurdelayı atıp kurdelayı şöyle bir sıktıktan sonra ayağa kalktı,yanıma geldi.
-Sen ilk oluverirsin.
-Hee Minho güldürme istersen ya.
-Ama neden belirti gösterdin ya ? Hamile kadınların midesi bulanır başı döner ve aşerirler.Tamam işte sana uyuyor bunlar.
-Ayrıca çoğu hamile kadın evlidir Minho.Çocuk öyle kendiliğinden olan bir şey değil.
Bahçenin kapısına gelmiştik.Elimi bahçenin kapısına koydum ve MinHo’ya döndüm.Soğuktan kızaran burnu gel beni ısır diyordu bildiğin.Soğuktan dişleri birbirine çarpıyordu.Esen sert rüzgar ise saçlarını dağıtıyordu.Uykudan yeni kalktığını belli eden bir yüzü vardı.Solgundu Minho.Keyifsizdi.Ama fazla çekici görünüyordu şu an.İşaret parmağımı havaya kaldırıp sağa sola salladım.
-Ayrıca Minhocuğum,midem bulanıyordu çünkü dün hiçbir şey yememiştim.Burnuma yumurta kokusu gelince de midem bulandı.Mide bulantısı hamilelere özel bir şey değil.İkincisi,başım döndü çünkü koltuktan aniden kalkmıştım.Bu her insanda olan bir şeydir.Aniden kalkınca herkesin başı döner ve gözü kararır.Hamilelere özel bir şey değil.Üçüncüsü,dediğim gibi karnım çok açtı bu yüzden canım bir şeyler çekmiş olabilir.Beni bilirsin canım her zaman bir şeyler çeker.Yanii bu da hamilelere özel bir şey değil.
Elim hala kapıdaydı.Minho yüzüme dik dik bakıp beni yavaşça kenara itti ve kapıyı açıp dışarıya çıktı.Ne kadar fısıldayarak homurdansa da sokak boş olduğu için ne dediğini duyabiliyordum.
“Hamileyim deyiversen nolurdu sanki.”
Hemen arkasından koşup sırtına atladım.Bacaklarımı belinden aşağı sarkıttım,kollarımı da omuzlarından aşağı.Önce ne tepki vereceğini şaşırıp “Ne yapıyorsun ?” der gibi yüzüme baktı.Sonradan da ellerini dizlerimin arkasına kaydırdı ve beni sırtında sabitledi.Yüzümü Minho’nun omzuna koydum ve kulağına fısıldadım.
-Hadi gidelim.
Öyle bir hızla koşmaya başladı ki…Bir an düşeceğimi sandım ama beni tutan elleri sayesinde düşmemiştim.O koşuyordu bende sırtında bir aşağı bir yukarı hop inip hop kalkıyordum.Bu şey hoşuma gitmişti.Cidden eğlenceliydi.Hatçik Teyzenin evini geçtiğimizin farkında olmalı ki ani bir fren yaptı ve bende kafamı MinHo’nun kalın kafatasına çarptım.
-Ah yavaş olsana ya.
Bir yandan da kafamı ovuyordum.Cidden acımıştı.Ben mal mal kafamı ovarken MinHo ani bir viraj yaptı ve bu sefer sokakta U dönüşü yaptık.MinHo koşuyor bende sırtında keyiften kahkaha atıyordum.Hızlı koştuğu için bir yandan da korkuyordum.Bu yüzden de kollarımı MinHo’nun göğsünün önünde birleştirmiştim.Sokakta dümdüzde koşmuyordu ki bir sağ bir sol yapa yapa koşuyordu sokağın ortasında dalgalar çiziyordu.Minho tam eğlenilecek adam. Cidden nasıl eğleneceğini çok iyi biliyor bu adam.Hatçik Teyzegilin mavi boyalı büyük,kimsenin içeriyi göremeyeceği kapılarının önüne geldiğimizde yine ani bir fren yaptı,yüzünü sola çevirip bana kısa bir bakış attı.Ben beni sırtından indirmesini beklerken o bana sinsi sinsi güldü ve mavi boyalı devasa kapının önünde daireler çizmeye başladı.Daire çizmeye devam ediyordu daireyi gittikçe büyüttü ve hızlandı.Benim ise başım dönmeye başladı.MinHo’ya hem korkuyla karışık çığlıklar atıyordum hem de kahkaha.MinHo hiç mi yorulmuyordu ? Evet.Cidden de yoruldu galiba.Bi saniye yerde ne işim var benim ? Hangi ara yere düştük biz ? MinHo’ya baktığımda yanımda uzanıyordu ve alnı terden ıpıslaktı.Ağzı neredeyse yarısına kadar açıktı.Hızla yükselip inen göğsü cidden yorulmuş olduğunu gösteriyordu.Sokağın ortasında yere uzanmış yatıyorduk.Cidden ama cidden içimden deli gibi kahkaha atmak geliyordu.MinHo terden ıpıslak olmuş yüzünü bana çevirdi.Dudaklarının ucunda mükemmel bir gülümse belirdi.Ah cidden ölebilirim şu an.Saçları alnına yapışmıştı ve bu bu bu bu cidden çok hoştu.Daha sonra önünü döndü ve ömrüm boyunca unutmak istemeyeceğim,duymak isteyeceğim bir kahkaha patlattı.MinHo öyle kahkhalarla gülünce bende kahkaha atmaya başladım.Dışarıdan deli gibi göründüğümüze kalıbımı basabilirdim. Evet ama gerçekten de deliydik. Bazen akıl sağlımızın yerinde olmadığını düşünmüyor da değilim.Öyle bir kahkaha atıyordum ki yüzümün morardığına yemin edebilirim.Ellerimle yüzümü kapattım.Ama hala içimdeki mutluluk hissi bitmek tükenmek bilmiyordu.Beni burada bıraksanız ömrümün sonuna kadar gülebilirdim sanırım.Tam öyle yapmayı planlarken MinHo’nun ani hareketi kahkahamı durdurmuştu.Ellerimi yüzümden çevik bir hareketle çekip beni kendine çekmişti.bedenimi resmen kendi bedenine hapsetmişti.Sırtımda duran ellerini sıkılaştırdı ve beni kendine daha çok çekti.Sımsıkı sarıldı.Minho öyle içten sarılınca bende ellerimi sırtına koydum ve onun bu sarılmasına cevap verdim. Yüzünü saçlarımın arasına daldırdı.Sanki kimsenin onu görmesini bulmasını istemiyormuş gibi sakladı yüzünü saçlarımın arasına.Bu adam yüzünden tahtalı köyü boylayabilirim.
*
Yine başladık.
-Ne oldu ? Ne yapacan ağrı kesiciyi ? MinHo seni dövdü mü ? Ondan mı istiyorsun yoksa ? Hamile misin ? Kasılmaların mı var ? Değil misin ?
MinHo’ya bıkkın bir bakış attım.Köşede pis pis sırıtıyordu.Bu halimden nasıl da eğleniyordu.Hatçik Teyze soru yağmuruna tutmuştu yine beni.Minho ben sana demedim mi ?!
-Yok Hatçik teyze öyle değil. Biraz başım ağrıyor da..
-Biz senle bi konuşalım bi ara olur mu ?
-Olur Hatçik Teyze olur.
Eve girdi ve çok geçmeden de geri çıktı.Elinde bir hap kutusu duruyordu.
-Al kızım.Aman evinde ağrı kesiciyi barındırmayı unutma.Bundan sonra çok lazım olacak gibi duruyor sana.
Dedi Minho’ya dik dik bakarak.Bu kadının MinHoya neden bu denli gıcık olduğunu bi anlayamadım gitti doğrusu.
Bahçedeki büyük masada oturuyorduk.Şansımıza ki Hatçik Teyze altın günü yapıyormuş.Vay vay şansa bak.Kadınlar bahçedeki halının üzerine oturmuşlar ekmek yapıyorlardı.Evet.Bu durumdaki 3 çelişkiyi bulalım bence.


1-Bahçede halının ne işi var ?
2-Kadınlar neden bu soğukta bahçede oturuyorlar ?
3-Neden altın gününde dolma,kısır yerine ekmek yapıyorlar ?
İşte ben buna Hatçik teyze farkı derim !
Zaten kadınlar sabahtan beri Minhoyla bize dik dik bakıyordu.Nazar deydirecekler sevgiliciğime. Gördüler yakışıklı oppayı bakın tabii bakın bakın. Hatta doya doya bakın. Çünkü sizi öldürmeden önce göreceğiniz son yüz onunki olacak nihaha.Kadınlar uzun toplantının ardından aralarından bir kurban seçip hafif kilolu kızıl saçlı kadını bizimle konuşmaya zorladılar.
-Kimsiniz gızım ? Necisiniz ?
-Yan tarafta oturuyorum da ben. Abdulrezzak amcayla Hatçik teyze ev sahibim olur.
- oh oh.Ne güzel ne güzel.
Yapmacık bir gülümseme takındım suratıma. Bu sefer yeni bi kurban daha seçmiş olmalılar ki başka bir ses konuşmaya başladı.
-Hamarat mısındır gızım ?
Ne ?
-Eh..yapıyorum işte bişeyler.
-Gel de maharetini görek yavrum.
Ne ne ne ne NE ?!
-Efendim ?
-Gel de sen de bize katıl yavrum.Sende ekmek yapıvır eve çoluğuna çocuğuna götürürsün.
-Çocuğum yok ki.
Bunu fısıltıyla söylemiştim ama tabii ki dee duydular. Şaşmamak gerek.
-Aman aman. Bu zamanenin gençleri de pek nazlı. Doğum yapmaktan korkuyorlar. Canları da pek tatlı.
Kadın cidden sinirimi bozmaya başlıyordu. Sırf kadına meydan okumak amacıyla Hatçik teyzeye dönüp,
-Hatçik Teyze bana da kıyafet getirir misin ?
Hatçik teyze başta anlamadı ama sonra masanın üzerinde zaten duran şalvar,eşarp ve önlüğü bana uzattı.
Hemen içeriye geçtim.Olayları köşeden sinsi sinsi izleyen Minho yanıma geldi.Oturma odasına geçip odanın ortasında Minhoyu beklemeye başladım. Minho hemen ardımdan geldi ve odanın kapısını kapattı.
-Görelim maharetini Zehra hanım.
Tek tük kısık kısık gülüyordu. Bu gülüş bana Jun Pyo’yu anımsatıyor. Cidden o da aynen böyle gülerdi tam kahkaha değil gülmede değil kısık kısık konuşurken çıkan tek tük gülme belirtisi. Neyse öhöm öhöm.
-Hoşuna gitti değil mi ?
Bir yandan da Hatçik teyzenin bana verdiği kıyafetlere bakıyordum. Şalvar gri renketydi üzerinde farklı renklerde çiçek desenleri işliydi. Önlük ise beyazdı ve üzerinde de Selva Un yazıyordu. Hah. Promosyondan çıkmış olabileceğini tahmin ettim.Eşarp ise üzerinde kalabalık çiçek desenleri olan Çingene pembesi bir eşarptı.
-Hem de nasıl. Seni ekmek yaparken görmek için sabırsızlanıyorum.
Ah yine o aynı gülüş. Beni benden alıyordu bildiğin. Bide her o gülüşü yaptığında boğazında çıkan adem elması yok mu. Zehra yine daldın değil mi başka dünyalara.
-Gül sen gül. Yaptığım ekmeği yediğinde bende böyle gülecem sana işte.
Mal mıyım ? Onun gibi mükemmel gülebilir miyim ?
Hayır.
Elbette biliyorum mal mısın ? Ah içimdeki sorunlu minoz konuşuyordu yine işte.
Hemen gri şalvarı alıp pantolonumun üzerinden giydim.Önlüğü de bir çırpıda taktım. Saçlarımı alttan toplayıp pembe eşarpı kafamı geçirip halaylık yaptım. Hazırdım işte. Minho benim bu halimi görünce gülümsemesini tutmaya çalışarak dudaklarını içeriye çekti.
-Çok yakışmış.
Bunu söylerken bile iğneleyeciydi.Ah biliyorum Minhocuğum elbette yakışacak. Tabii ki de böyle bir şey demedim.
Bahçeye geçip halının bir köşesine oturdum. Kadınlar bana bakıyordu. Ah hayatlarında hiç güzel görmemeleri normal tabii.
Ne ara bu kadar kendini beğenmiş birisi olmuştum ben ?
Artistik bir hareket yapıp hemen geçtim ocağın olduğu bölüme.
-Eeee şimdi ne yapıyoruz hanımlar ?
Bunu ben mi demiştim ? HANIMLAR ? Gözüm evin oturma odasının olduğu taraftaki pencereye kayınca MinHonun bana baktığını gördüm ve gerçekten de eğleniyordu.
Ocağın olduğu yerden kalkıp bu sefer hamurların olduğu yere geçtim.Önümdeki hamur açmaya yarayan masa tarzı yerden ayaklı sininin önüne oturdum.Bağdaş kurdum ve hamurları elimle bölüp bölüp siniye koydum.Elime de oklavayı alıp hamura şekil vermeye başladım. Kadınların hepsi beni izliyordu. Ne oldu hayatımda hiç oklava tutmadığımı falan mı sandılar acaba ? El bebek gül bebek şımarık yetiştirilmemiştim ben. Her ne kadar milletvekili kızı olsam da. Babam ve annem böyle şeylere önem verirdi. Neyse işte ben 5 tane ekmek hamuruna şekil verdim ve oklavanın ucuyla ocağın başında duran teyzeye yolladım hamuru. Teyze ocağa koydu tüm ekmekleri ve ben bu sırada hatçik teyzeye döndüm.
-Hatçik teyze peynir var mı ?
- Var da hayırdır kızım ?
-Getirebilir misin ? Size bir şey yapmak istiyorum da.
Hatçik teyze elinde peynirle girdi bahçeye.Hemen peynirleri aldım ve bir hamur daha açmaya başladım. Ama bu sefer ekmeklerin ki kadar küçük ve kalın değildi çok daha ince ve genişti. Herkes ne yapacağımı merak eder gözlerle bana bakıyordu. Açtığım hamurun arasına ufalanmış börek peynirlerini serptim ve hamuru peynirin üzerine kapattım. Böyle birkaç tane yapıp ocağa verdim vee işim bitmişti. Sen gör Minho efendi ben sana o börekleri ekmekleri ağzına tıka tıka yedirmez miyim ?
Ellerimi yıkamak için içeriye girdim lavaboda ellerimi yıkadıktan sonra Minhonun yanına oturma odasına geçtim.Pencerenin önünde oturuyordu. Benim içeriye girdiğimi görür görmez elleriyle alkış tuttu.
-Vaaay Zehra süperdin ! Kadınların sana nasıl baktığını görmeliydin !
-Bence de kadınların sana nasıl baktığını görmeliydin.
Bunu fısıltıyla söylemiştim amaa tabii ki de duyulmuştu. Bende bir sorun var galiba ne zaman fısıltıyla konuşsam hep duyuyorlar.
-Ne dedin ? Ne dedin ? Bir daha de.
Yine o gülüş.Aaaağağağa ölebilirim sanırım şu an.
-Bir şey demedim ben.
-Beni 60 yaşındaki kadınlardan mı kıskanıyorsun ?
Hala gülüyordu ya.
-Ne alaka be.Neyse sen onu boşver de bana bir su getirir misin yoruldum da.
-Emredin yeter ki efendim.
Eliyle baş selamı verip odadan çıktı. O sırada elinde poşetle Hatçik teyze girdi içeriye.
Koltuğa yanıma oturdu ve poşedi açtı.
-Zehra kızım…
-Efendim Hatçik teyze ?
-Bak sana ne ördüm.
Hatçik teyze poşedin içerisinden beyaz renkte bir bebek yeleği çıkardı. Yeleğin düğmeleri ayıcık şeklindeydi ve cidden tatlıydı bu yelek. Ne diyeceğimi bilemedim bi an. Bebek yeleği. Hatçik teyze Minho ve benim bebeğime örmüştü bunu. Düşüncesi bile beni öldürüyordu. Etimden et koparıyorlardı sanki.
-Hatçik teyze bu çok güzel.
Elimdeki yeleğe bakıyordum. O sırada poşetten bir şey daha çıktı. Bu patikti. Bebek patiği. Patik de aynı yelek gibi beyaz ve üzerinde ayıcık desenleri vardı.
-Minho oğlumla çocuğunuz olursa eğer diye örüyüm dedim. Yeni evlilere hediyem olsun.
Burnum sızlamaya başlamıştı. Çok iyi bilirdim bu hissi ağlayacağının habercisiydi bu his. Burnum sızlıyordu.
-Hatçik teyze..ben..
Devamını getiremedim kelimeler boğazıma düğümleniyordu. Yutkunamıyordum. Biz evli bile değildik. Hatta bizim bir geleceğimiz bile yoktu.Elimdeki patiğe odaklandım.
-Neden Zehra ? Çocuk istemiyor musun ?
-Yok Hatçik teyze o nasıl söz istiyorum tabii.
-O zaman Zehra ? Daha fazla beklemenin manası ne ?
Bilmiyordu ki biz evli bile değildik.
-Hatçik teyze.
Artık burnum sızlamıyordu.Gözümden yaşlar boşalmaya başlamıştı.Göz yaşlarımın elimdeki patiğe düşüşünü izledim bir süre.
-Varsa bir problemin söyle kızım.Hiç çekinme.Dinlerim ben seni.Anne olurum sana Abdülrezzak amcan baba olur.
-Özür dilerim Hatçik Teyze..
Deyip Hatçik teyzenin boynuna sarıldım.O bir anne şevkatiyle sırtımı sıvazlarken ben ise hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.Hıçkırıklarım nefes almamı zorlaştırırken elimdeki patiği sıkarak ondan güç almaya çalışıyordum.Hayallerimden güç almaya çalışıyordum.


Bu kadın hiçbir şey bilmiyordu.

Minho ve ben asla birlikte olamayacak 2 kişiydik.

Bizim geleceğimiz yoktu.

Kurduğumuz evlilik hayalleri asla gerçekleşmeyecekti.

Çocuk sahibi olacaktım belki de.

Ama bu çocuk belki Minho’dan olmayacaktı.

Düşüncesi bile öldürüyordu insanı.

Belki de Minho değil de başka bir adamla evlenecektim.

Buna izin vermezdi Minho. Değil mi ? Vermezdi.

O,beni asla bırakıp gitmezdi.

Beni ardında asla bırakmazdı.

Çünkü o Lee Min Ho’ydu.

O,asla sevdiği kadını ortada bırakmazdı.

O,hayatınızda görüp görebileceğiniz en sadık adamdı,bana göre.

Çünkü o Lee Min Ho’ydu.

O,benim aşık olduğum adamdı.



17.Bölümün Sonu !
Okuduğunuz için Teşekkürler :)
Yaklaşık 2 saattir bölüm yazıyorum. Belki kısa yine ama benim içime sinen bir bölüm oldu.
Sabah sekiz buçukta oturdum yazmaya uykudan uyanır uyanmaz biraz uykulu yazdım ama yine de..içime sindi. Beyandım Ag
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
01-08-2015 12:53 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #19
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
18.BÖLÜM #
Şu an duyduğum tek ses hayallerimle boğuşan hıçkırıklarımdı. Ama bu çocuk sesi kulağımı tırmalıyordu. Yine de çok tatlıydı bu ses. Harfleri,kelimeleri tam çıkaramayışından çocuğun küçük olduğunu rahatlıkla anlayabiliyordunuz. Çocuğun yaşını tahmin edersem 20 aylık falan derdim heralde. Bu çocuk konuşmuyor anca ciyaklıyordu zaten. Kız sesiydi bu. Bu tatlı sesin ardından,çocuğun ince sesinin aksine daha daha kalın bir kadın sesi duyuldu.

“Anne !”

Gelenlerin Hatçik Teyzenin gelini ve torunu olduğunu biraz geç kavradım sanırım. Hatçik teyze bahsetmişti zaten bana sadece 1 tane oğlu vardı 2.çocuğuna hamileyken bebeğini düşürmüştü. O yüzden torununa ve gelinine çok bağlıydı. Hatçik teyzeden ayrılıp önüme döndükten sonra ellerimin tersiyle yanaklarımdaki göz yaşlarımı savuşturup,elimdeki patik ve yeleği poşete koydum. Ben kendimi toparlamaya çalışırken içeriye saçları daha çıkmamış olan tatlı mı tatlı bir bebek girdi. Eee tabii yürüyerek girecek hali yok ya yerde emekliyordu. Aynı sesinden de tahmin ettiğim gibi bebek tam 20 aylık gibi duruyordu. Üzerinde pembe tulum olan çocuk emekleyerek babaannesine ilerledi. Pespembe yanakları bir o kadar da pembe dudakları vardı küçük kızın. Yerde emekleye emekleye babaannesine biraz daha yaklaştı çocuk. Gözleri bir an beni buldu ama sonradan babaannesine odaklandı. Hatçik teyze bebeği kucağına alınca odadan çıktım. Kapıyı kapatmamla MinHo’yu görmem bir oldu. Elinde su bardağıyla bana bakıyordu. Ne yani içerde konuştuklarımızı duymuş muydu ? Burnumu çekerek elindeki su bardağını aldım. Bardağı tepeme diktikten sonra mutfağa koymak için koridorda sola dönüyordum ki MinHo bileğimi tuttu.

- Neyin var ?

Burnumu çekerek karşılık verdim.

- Yok bir şeyim ama.

Zorla gülümsemeye çalışıyordum.

- Özür dilerim.

- Ne ?

Kafasını öne eğip elimdeki bardağı incelemeye başladı.

- Ağlamandan nefret ediyorum Zehra.

Elimdeki bardağı koridorda duran sehpaya koydum. Kafasını öne eğdiği için sadece saçlarını ve anlını görebiliyordum. Bir an içimden saçlarını okşamak geldi. Dayanamayıp elimi saçlarının arasına daldırıp saçlarını okşamaya başladım. Elimi yanaklarına götürdüm bu sefer,ve eğik olan başını kaldırdım. Yüzüme bakmıyordu bile. Net bir şekilde ;

- Yüzüme bak.

Yüzüme bakmasını söyledim. Kafasını biraz daha kaldırıp gözlerimin içine baktı.

- Özür dilemenden nefret ediyorum MinHo.

Dudaklarının kenarında ufacık bir gülümseme belirdi. Ufaktı,ama bu benim için yeterdi artardı bile.

- O benim lafım.

Dedi gülümseyerek. Gülümsemesine,gülümseyerek değilde yanaklarını sıkıştırarak karşılık verdim. 2 elimle yanaklarını sıkıştırarak avucumun içine aldım. Yanaklarını sıkıştırdığımdan dolayı yanakları öne doğru büzülmüştü. Ah,cidden çok tatlı görünüyor tipini kemirdiğim. Yanaklarını bıraktığımda hemen elini yanağına götürüp ovmaya başladı. Ah,yanağı cidden kızarmıştı. “Ah,acıyor !” diye diye yanaklarını ovuyordu. Ayak parmak uçlarımda hafifçe yükselerek yanağına ufacık bir öpücük kondurdum. Eli hala yanağındaydı ve bana şaşkın şaşkın bakıyordu.

- Geçti mi şimdi ?

Eli hala yanağında duruyordu ve hiçbir tepki vermiyordu. Birden yere çöküverdi. “Ahh,Zehra çok acıyor !” diye diye ellerini yüzüne kapatıp yerde kendi çapında kıvranmaya başladı.

- Zehra çok acıttın ölüyorum galiba ah !

Geberesice. Dabbeun namca.

- Hadi,öp de geçsin.

Hah,tahmin etmeliydim. Pis fırsatçı.

- O bir kere olur. Hakkını kaybettin.

Dedim umursamazca,ama içim içimi yiyordu. Deli gibi gülmek istiyordum. Öhöm toparlan Zehra zaman gülme zamanı değil. Yerde kıvranan MinHo’nun karnına gücümün en azını kullanmaya çalışarak,ufak bir tekme attım. Acıyla,gülmeyle karışık bir inleme çıktı ağzından. Ama pek acı hissettiğini sanmıyorum da neyse.
Tam mutfağa gidiyordum ki ki ki kiii….
Minho birden bileğimden tutup beni yere çekti. Yere dizlerimin üzerine yavaş bir düşüş yaptım. Önüme düşen saçlarımı geriye ittirdim. Minho yerde yatıyordu ama yatıyordu ama doğrulup önüme geldi. Ellerini havaya yavaşça kaldırıp saçlarımı okşamaya başladı. Hala önümde olan saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Sol elini usulca belime koyup,sağ elini de yanağıma yerleştirdi. Vücudumu kendine yaklaştırınca bacaklarım hafiften de olsa yana kaymıştı. Gözlerini gözlerime dikince sert bir şekilde yutkundum. Yanağımda duran eliyle yanağımı hafiften okşadıktan sonra elini enseme yerleştirdi ve yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Ağaağağa ölüyorum gomşulaaar yetişin ayol ağağğa. Gözlerini gözlerimden çekip bakışları dudaklarıma kayınca düşüp bayılmamak için zor tutuyordum kendimi. Korkuyla karışmış olan heyecanımı yatıştırmak için gözlerimi kapatmıştım ki..MinHo’nun sıcak nefesini yüzümde hissedince refleks olarak gözlerimi geri açtım. Elimi MinHo’nun tişörtüne götürüp tişörtünü hafiften sıktım. Bunu neden yapıyorum cidden bilmiyorum ama heyecanımı biraz da yatıştırmaya yaramıştı sanırım. Dudaklarını hafifçe uzaklaştırıp biraz önce okşadığı yanağıma ufak bir öpücük kondurdu.

*

“ Yarasın kocacığıma !”

Bir yandan ayran içiyor,bir yandan da az önce yaptığım börekleri MinHo’nun ağzına tıkıyordum. Ah,herkes bana bakıyor. Amaaan rezil olacaksam kısır günü yapan teyzelere rezil olayım değil mi ayol. Elimdeki peynirli böreğin son parçasını da MinHo’nun ağzına tıktım. Ay garibim ya nasıl da oturmuş yiyor. Bardağımda kalan ayrandan MinHo’ya içirdikten sonra kalan son yudumu da kendim içtim. Bir saniye !

1. Demin biz MinHo’yla dolaylı yoldan öpüştük değil mi ? Bir dizide görmüştüm oğlan kızla aynı bardaktan su içince kız oğlana dolaylı yoldan öpüştük demişti. Dizi miydi yoksa program mıydı ? her neyse.

2. Ben niye ayran içiyorum ! Ayran içtiğimde kafayı bulan bir insanım ben.

Sarhoş oluyorum sanki ayran içince. Arada bir kafayı dağıtmak için ayran içtiğimi bilirim ben heheyt. Belki de psikolojiktir ama böyle de mal bi alışkanlığım var işte. Acaba günah mı ? Hocam bir saniye bir şey sormak istiyorum ! Hocaam ayran içince kafayı buluyorum da caiz midir ? Hocam günah mı ? Hocaam,hocaaam gitmeyiin. Aa gitti adam yahu. Angaranın bağlarıdaaa büklüm büklüm yollarııııı,ne zaman sarhoş oldum daa kaldıramıyom kolları hobaa ! Saraam appeun saram ! Hobaaa appeun saraam tey tey tey ! Ben senii sevdiimde sen ellere vardın aneeey vışş tililili !

“ Hanımlaar ! Hadi amaa oturmaya mı geldik ayol !”

Oturduğum yerden havaya kalkıp oynamaya başladım. Sağ ayağımı havaya kaldırıp kendi eksenim etrafında balerin gibi dönmeye çalışırken,pat yeri boyladım;şaşmamak gerek tabii.
MinHo hemen oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi yavrucağzım.

- Zehra iyi misin ?

Ellerimi yüzüne götürüp parmaklarımı yüzünde gezdirmeye başladım.

- Maşşallah. Şu yakışıklılığa bak !

Ellerim dudaklarına deydiğinde gülümsediğini farkettim. Ellerimle dudaklarını büzüştürdüm. Sonra da yanaklarını sıkıştırdım. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp bu sefer kendi dudaklarımı dışarıya doğru büzdüm.

- Gel gel öpecem gel.

- Şu an uygun bir zaman değil Zehra.

- Neden ama ? Ne güzel çok romantik işte.

- Hadi yeter artık , evimize dönelim.

- Evimiz ? Hahahaha haklısın evimiz. Bizim evimiz. Uri çip. Sen ve benim evimiz. Senin evin benim evim benim evim yine benim evim. Haha espri yaptım duydun mu ha çok komikti dimi ? benim evim yine benim evim anladın mı hahaha.

Ben öyle mal mal kahkaha atarken MinHo birden beni kucağına aldı. Ellerimi ensesine koyup ayaklarımı çırpmaya başladım.

- Hanımlaar ! Ben gidiyorum öbür ay da bana gelin olur mu ?

- Sus istersen artık.

Dedi MinHo sadece benim duyabileceğim fısıltıyla.

- Ayol ne güzel eğleniyorduk,ooo MinHocuğum acelen var sanırım.

- Ya ya ne demezsin. Bir an evvel eve gitmek için sabırsızlanıyorum.

- Ooo duydunuz mu kocam eve gitmek için sabırsızanıyormuş. Ooooo~

- Hadi artık gidelim.

- Ay benim biricik kocam. Şu tipe bak Allahım ya gerizekalı gerizekalı gamzeleri var. Zaten dudakları da çok mal. Burnu hele estetik. Haha biliyor muydunuz estetik ! MinHo’nun burnuna estetik diyenleri gebertmek istiyorum niyahaaha ! Geberin hepiniz pislikler. Ya Allah aşkına şu burna bir bakın hele nasıl doğal nasıl doğal. Ayh maşallah.

Minho beni duymazdan gelip yere eğildi ve çantam ve ceketimi aldı. Bahçe kapısından dışarıya çıktığımızda MinHo konuşmuyordu bile.

- Saraaaaaaaaam ! Appeun saraaam ! Nega çovahanımyon himdironımyooooon ve kesok kesok….enee devamını unuttuk. Hah. Oppa gangnam sıtayla ! heey şekşi leydii huh hah hah. Bunun devamı neydi ? Haah. İp attım ucu kaldı daa büklüm büklüm yolları tavuklarıı pişirmişem MinHo’yu da çarşıya göndermişeeem tey tey teey ! Minhooo ! Kocacım !

Eve geldiğimizi vücudumun yumuşak bir zeminle buluşmasından anlamıştım bile. Minho altımdaki organı üzerime çekip odadan çıktı. Benimle konuşmadı bile foşşik eşşek. Ah uyumalıyım sanırım. Benim için oldukça yorucu bir gündü.

*

Elime aldığım kurşun kalemle önümdeki ajandanın boş sayfalarını karalarken masa lambama yapıştırmış olduğum notu farkettim.

“ 20 Ocak 16.00 Dream TV iş görüşmesi.
Menekşe İşhanı arkası 5/12”

- Yaşınız ?

- 25.

- Nerelisiniz ?

- Konya.

- Baba adınız ?

- Arif Ziya.

- Anne Adı ?

- Emine Ziya.

- Hangi lise mezunusunuz ?

- Türk Telekom Erol Güngör Sosyal Bilimler Lisesi.

- Herhangi bir tecrübeniz var mı ?

- Hayır maalesef.

- İlgi alanlarınız nelerdir ?

- Bolca baklava,kas,k-drama,Lee Min Ho.

- Pardon ?

- Ohaaaa ! Sakın bilmiyorum deme !

- Hayır bilmiyorum.

*

Bu nasıl adam ya ! Ne demek Bilmiyorum ! İyi yaptım bu işten vazgeçerek haa.” Hiyir bilmiyirim” gerizekalı adam ya. Daha k-drama’nın starı Lee Min Ho’nun kim olduğunu bilmeyen bir patronun işyerinde çalışmam ben. Adama bak ya. Mal mıdır nedir.
Televizyonun binasının kafeteryasına inip simitle ayran alıp bir masaya oturdum. Onları bir güzel yedikten sonra oturduğum masadan kalkıp merdivenlerden aşağıya indim. Sırf iş görüşmesi diye de tıran tıran takımları giymiştim oysa ki. Abi şu kadınlar topukluyla merdivenden nasıl çıkıyorlar Allah aşkına ! Siyah dizlerime kadar uzanan kalem etek,üzerine krem şifon gömlek,onun üzerine de siyah ceket. Ah,ne zevksiz. İşte iş görüşmelerinin en nefret ettiğim tarafı da bu ya. Merdivenlerden indiğimde karşıda kanaldaki yayınların düzenlendiği tarafa geldiğimi farkettim. Salonun camdan kapısını açıp içeriye girdim. İçerideki herkes önündeki bilgisayarla uğraşıyordu. Bütün bilgisayarlar tek bir tarafa bakıyordu. O tarafa baktığımda duvarda kocaman bir televizyon olduğunu farkettim. Sadece 1 tane değil burada bir sürü tv vardı. Aslında bunlar tv değildi led ekranlardı ama başta tv gibi bir görünümleri vardı. Yavaş yavaş ilerleyip çalışanların masalarının aralarında gezinmeye başladım. Bir grup kız bilgisayarın başında toplanmış kıkırdıyorlardı. Ne konuştuklarını merak edip yanlarına gittim. Biraz uzaklarında durup kızların konuştuklarını dinlemeye başladım. Bilgisayarın ekranından bazı fotoğraflara bakıyorlardı. Ahh,meraktan çatlıyorum şu an. Kızlara biraz daha yaklaşıp ekrandan fotoğrafı seçmeye çalıştım. Boyum zaten uzundu. Bakmam için parmak uçlarımda havalanmam da gerekmiyordu. Hah dur bi de topuklum vardı ya. Kızlara sinsi sinsi biraz daha yaklaşıp bilgisayar ekranına odaklandım. O NE ! AMAN ALLAHIM ! MİNHO MU O ! OH MY GOD ! Kızlara biraz daha sırnaştım ne konuştuklarını duymak istiyordum. Sonuçta sohbet konusu MinHo’ydu.

“Vaaays çok yakışıklı.”

Adamsın koçum devam et.

“Nesi yakışıklı şuna bak kız gibi.”

Kız mı ? Baklavalarından,kaslarından haberin yok heralde.

“Aynı Bülent Ersoy.”

NE ?! Çok benziyorlar gerçekten de haklısın canım.

“Burnu da estetik zaten. Baksana çok belli değil mi sencede.”

*
“Gebeeeeeer !”

“Lanet olası pislik !”

“Yaşamaya hakkın yok !”

“Bırakııın beni ! Geberticem bu pislikleri !”

“Estetik ha ! Canım canım baksana sen burayaaa ! Dudaklarına doldurttuğun slikonu yamuk koymuşlar. Sağ tarafın daha dolgun.”

“Senin beynin estetik zaten !”

“Oksijen israfısın !”

“Ozon tabakası senin gibiler yüzünden deliniyor !”

“Haş iki O ‘lar boşa gidiyor.”

“Bu ülke sizin gibiler yüzünden gelişmiyor işte.”

“Hepiniz geberiiiin !”

Ben hala karakolda ciyak ciyak çığırırken o kız kenarda polisin birinin arkasını sığışmıştı. Alayınız gelin lan. Aaah yettiniz artık be. Kıza dikkatli baktığımda dudağı kanıyordu. Gömleğinin kolu yırtık,ayağında ise ayakkabı yoktu. Neden ? Çünkü kızın ayağındaki topukluları çıkarıp kafasına kafasına vurmuştum. En sonunda polislerden birisi dayanamayıp vurdu masaya. Büyük bir sessizlik oluştu.Ben sessizlikleri sevmem canım benim. Biraz daha kıza ciyak ciyak bağırdıktan sonra koluma giren polis beni sallamaya başladı.

“Aaah sende bırak beni be. Polis misin sapık mısın belli değil ! Sabahtan beri sırnaşıp duruyon !”

Deyip genç polisin kollarından kurtuldum. En sonunda masadaki polis koluma girmiş olan polise emrini verdi.

“Derhal nezarethaneye atın bunu !”

Hah.Emir büyük yerden. Haydi gidelim gençler.Kolumun altındaki polis 1 iken bir anda 2 oluverdi. Beni birden havaya kaldırdıklarında ayaklarımı çırpmaya başladım.

“Bırakın ben masumum !”

“Bir şey yapmadım ben !”

“ Ande ! Aslında yaptım ! Haketti o pislik !”

“Andeeee ! Daha çok gencim !”

Beni birden parmaklıkların ardına attılar. Pencresiiiz kaldım anneee !
*
“32 tane leşim var. Ayıq olun uleyn !”

“Burada 1 kişi dahi benim sevdiceğime laf ederse sizin de leşleriniz bu 32’nin arasına katılır.”

“Şimdi.Sen kalk kızım oradan.Ben oturacam.”

İyice alıştım mapushaneye ha.

“Zehraa !”

Aaaa MinHo’cuğumun sesi bu. Yivriim nerelerden geldin sen.

Hemen oturduğum yerden kalkıp MinHo’nun olduğu yere gittim.

“Kocacığğııııım ! Bakın bakın kocam geldi ! “

“Zehra ne işin var burada !”

“MinHo attılar beni buraya. Ben çıkamam buradan. Sen beni unut olar mı ? Ha bide bana gelirken temiz çamaşır getirmeyi unutma.”

“Zehra saçmalama Abdulrezzak amcayla geldik şimdi. İmza atıp çıkacaz.”
Polisin biri geldi,anahtarını kilide sokup takır takır çevirdi ve kapıyı açtı.

“Zehra Ziya.Çıkabilirsiniz,bir daha olmasın.”

“Sana soracaktım zati.Hah. Bu arada kızlar kendinize iyi bakın.Hakkınızı helal edin gençler.”

Deyip mapushane yoldaşlarıma veda ettim.

*
- Neden saldırdın kıza ?

- Ne yapsaydım ya. Sana laf etti.

- Ben kendimi korurum zehra boşver sen.

-Olsun.Sana laf edilmesinden nefret ediyorum.

Birden durdu ve bana döndü. Ellerini omzuma koydu ve ellerini hafifçe aşağıya kaydırdı. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip,elimi sımsıkı tuttu. Önüne tekrar dönüp yürümeye başladı. Ellerimin içinde olan elini bir öne bir arkaya sallamaya başladı.

“Hoşuna gitti MinHo değil mi?”

“Hiç,sanırım ilk defa bir kız benim için kavga etti.”

“Emin ol ilk değilim MinHo.”

Birden kahkahayı patlattı. Adımlarını biraz daha hızlandırıp karanlık sokakta yürümeye devam ettik.

***
( Bundan sonra Zehra'nın kendisi anlattığı dışındaki sahneleri MinHo'nun ağzından değil de yazarın ağzından anlatacağım. Böylesini daha uygun gördüm :D )

Banyoya girmeden evvel kapattı kapıyı genç kız. Ama nedense kapı birden attı,haberi bile olmadan girdi banyoya kendini sıcak suyun kollarına bıraktı. Onun için oldukça yorucu bir gün olmuştu.
*
Mutfağa gidiyordu genç adam. Zehranın gelmesini beklemekten birşey yememişti. Ama ne olmuştu ? Zehrayı karakollardan toplamıştı. En son öğle yemeğinde makarna yemişlerdi. O da galiba saat 3 gibi. Zehra iş görüşmesine gitmeden önceydi. Şimdi saat kaçtı ? 9 mu ? Odasının kapısını örttü.Tam o anda banyonun kapısına takıldı gözü. İçeriden su sesleri geliyordu ama kapı açıktı. İçerideki Zehraydı o kesindi ama kapı neden örtülmemişti ? Mutfağa gitmeyi planlarken yönünü değiştirdi ve banyoya yöneldi. Ne yapacaktı ? Götürdü elini kapının kulpuna. Şu an 2 seçeneği vardı.

1.Ya kapıyı biraz daha aralayıp girerdi içeriye. İçeriye girdiğinde genç kıza sahip olabilirdi. Ama güvenini anında kaybederdi.

2. Açık olan kapıyı kapatır,kızın kalbindeki güvenini korurdu.

Asla kafasının bir köşesinden dahi Zehraya sahip olmayı aklından bile geçirmemişti. Geçirmezdi de zaten. Ama şu anki durum ve içeriden gelen su sesleri...Onun fikrini değiştirmeye yeterdi de artardı bile. Peki ya şimdi ne yapacaktı ? Kapının kulpunu sıktı. Kararını vermişti bile çoktan genç adam.

18.Bölüm Sonu ! ^^
Okuduğunuz İçin Teşekkürler ! ^^
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
01-26-2015 09:00 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #20
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
19.Bölüm #
- Zehra ?

- He ?

-Sanırım banyonun kapısı bozulmuş.

-Nee !?

Oturduğum yerden büyük bir şokla sıçradım.Ne demek banyonun kapısı bozuk ? Ne demek
bozuk ! NE DEMEK BOZUK !

- İtiraf etmek gerekirse sen banyoya girdiğinde kapı açıktı.

“sen banyoya girdiğinde kapı açıktı.”

“sen banyoya girdiğinde kapı açıktı.”

“sen banyoya girdiğinde kapı açıktı.”

- N..na..nasıl yani ?

- Ne biliyim be. Bi daha banyoya girerken dikkat et.

- Peki sen ne yaptın ?

- Neyi naptım ?

Eline kumandayı alıp başka bir kanalı çevirdi. Koltukta duran yastığı karnına bastı.

- Kapıyı açık gördüğünde diyorum. Ne yaptın !

- Kapıyı daha da açtım.

- Hahahaha Ep

Diye alaycı bir kahkaha patlattım.

- Yalan mı söyleyecem kızım ? Açtım işte kapıyı..

- Eee sonra ne yaptın ?

Sağ elimi ensemin altına koyup ne diyeceğini büyük bir heyecanla beklemeye başladım.

- Gerisini anlatmamı ister misin ?

Tepki vermedim. Bana dönüp kısa bir bakış attı ve karnındaki yastığı iyice kendine çekti.

- İşte sen banyo yapıyodun.

- Allah Allah. Çok ilginç cidden.

- Sonra işte…devamını anlatmaya terbiyem müsaade etmiyor maalesef.

Kafasını sağa sola salladıktan sonra eline kumandayı tekrar alıp bu sefer başka kanalı açtı.

- Anlat anlat. Çok heyecanlı.

- İşte sonra banyonun kapısını açtım. Sonra da mercimeği fırına verdim.

Eline kumandayı yeniden alınca hemen kumandayı elinden geri aldım.

- Yeter be sabahtan beri kanalları çevirip duruyorsun başım döndü vallaha.

- Bu televizyon bozuk. Kanallarda hiç güzel şeyler yok.

- Sen yemek mi yaptın ?

Dedim konuyu değiştirerek. Çünkü burnuma kokular geliyordu.

- Sanırım evet.

- Ne yaptın ?

- Mercimeği fırına verdim diyorum ya.

- Ay MinHo doğru düzgün konuş ya.

- İnanmıyorsan git bak mutfağa.

Benimde karnımda duran yastığı MinHo’nun karnına atıp oturma odasından çıktım,mutfağa gittiğimde cidden de tezgahta tencere içerisinde mercimek çorbası duruyordu. Gerçekten bu adam beni deli ediyor ! Mutfaktan çıkıp ayaklarımı yere vura vura oturma odasına geri girdim. Oturma odasına girer girmez MinHo’nun üzerine atılıp yakasına yapıştım.

- Namusumu temizle.

- Nasıldı mercimek çorbası ? İçtin mi ? Lezzetli miydi ?

- Aish dalga geçme artık ha. Namusumu temizle diyorum sana.

- Bu yaptığım kaçıncı mercimek haberin var mı senin ?

Hemen yakasını bırakıp karşısına dikildim. Neler saçmalıyordu bu ?

- Cidden. Cidden. Cidden. Şakası bile iğrenç MinHo sus artık.

- Mercimek çorbam çok lezzetli olur. Denemek ister misin ?

Deyince..benim tabii normal olaraktan sinirden elim ayağım titremeye başladı.

- Kes artık şunu MinHo.

Dememle kafamdaki havlunun MinHo’nun dizlerine düşmesi bir oldu. Bi kaç saniye boyunca gerçi bu bi kaç saniye bana yıl gibi gelmişti o da ayrı meseleydi de neyse. Birkaç saniye boyunca dizinin üzerine düşen nemli havluya baktı. Daha sonra bakışları bana kaydı. Saçlarım,dizindeki havlu ve gözlerimin arasına bakışlarıyla üçgen çizdi. Daha sonra sert bir şekilde yutkundu. Sesini bile duymuştum buradan. Ah o yutkunduğunda maalesef bende sert bir şekilde yutkunmak zorunda kalmıştım. Çünkü adem elması beni düşüncelerimden tamamen uzaklaştırmıştı. Uzun bir süre kendime gelemedim. Ee normal olanı bu zaten. Daha sonra MinHo da bakışlarını yüzümden çekti ve dizinin üzerindeki havluyu alıp yüzüme attı. Nemli havlunun yüzüme çarpmasıyla kafam geriye düşmüştü. Ve bu da beni sinirlendirmişti. Sinirlenip oturma odasından çıkıp merdivenlere sert sert basarak odama çıktım. Kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı. Islak saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülüyordu ve bu beni hiç de rahatsız etmiyordu nedense. Laptopumu açıp youtube’a girdim. Laptop’u da masamın üzerine koyup altıma sandalyemi çektim. Anasayfada önerilenlere göz attığımda Personal Taste’nin bir klibine rastladım. Aslında MinHo’dan hoşlanmaya başladığımda bırakmıştım dizilerinin kliplerini izlemeyi. Ama nedense bugün bir izleyesim gelmişti. Hayırdır inşallah. Klibi izlerken farkında olmadan baş parmağımı kemiriyordum. Artık nasıl kemirdiysem parmağım kanamaya başlayınca bıraktım kemirmeyi. Ve o en sevdiğim sahne geldi. Lanet olsun arkadaşım. Minho hiç böyle şeyler yapmıyor. Aman aman yapmasın o zaten. MinHo mudur nedir işte o tipsiz çocuk gitti kızın saçını kuruturken ensesinden öptü. Tamam. İtiraf ediyorum.

Deli gibi kıskanıyorum.

Hatta o kadar kıskanıyorum ki şu an monitöru yumruklayabilirim.
Hatta şu an gidip MinHo’yu bütün bunları yaptığı için öldürebilirim.
Bir sıcak,yumuşak,pamuksu bir ten,tenime deyince hemen korkuyla laptopun kapağını aşağıya indirdim. Yanağını yanağıma deydirdiğinde ne tepki vereceğimi şaşırdım. Boş boş önüme bakıyordum. Ne yapmıştı bu demin ? 2 elini de karnıma koydu. Bismillah. Euzu billahimineşşeydanirracim...nefesimi kesti elhamdulillah. Masanın üzerinde olan iki elimi karnıma koydu ve elini ellerimin üzerine koydu.

“ Ne yapıyordun ?”

Nefesi kulaklarımı delip geçtiğinde sesi de kalbimi delip geçmişti. Vazgeçtim ben gerçekten hiç kıskanmadım o kızı. Vallaha bak. Allahım ben böyle bi duygu olduğunu bilmiyordum ki.

“Hi..hiç bir şey.”

Konuşabilmem bile büyük bir mucize şu an. Allahım gelmiş geçmiş tüm günahlarım için tövbe ediyorum yarebbim. Yüzünü sola döndürüp burnunu kulağım ile saçlarım arasındaki yere sürttü.

“Saçlarını kurutmamı ister misin ?”

MinHo benim aklımı okuyor galiba. Ya da bağırarak düşündüm. Öyle duydu. Evet evet 2.seçenek daha olası..Benim cevap vermemi bile beklemeden elimden tutup kaldırdı beni sandalyeden.

“ Bekle beni geliyorum.”

Deyip merdivenlerden indi. Çok geçmeden elinde saç kurutma makinesi ile çıkagelmişti. Ben ise yerdeki halının üzerine oturmuş onu bekliyordum. Makineyi prize takıp arkama oturdu. Bağdaş kurduğunu hissedebiliyordum. Makineyi çalıştırıp,ellerini nemli saçlarımın arasına daldırdı ve karıştırmaya başladı. Sıcak hava saçlarımın arasında kaybolup giderken ben ise anın keyfini çıkarmaya çalışıyordum.. Saçımın tamamen kuruduğunu hissetmiş olmalı ki makineyi durdurdu. Makineyi sağ tarafına koyduktan sonra saçlarımın kabarıklığını indirmek için elleriyle saçlarımı okşayıp düzeltti. Saçımı sağ omzuma attığında ne yapmaya çalıştığını merak etmiyor da değildim açıkçası. Nefesini bir an ensemde hissedince,MinHo’nun sıcak nefesi düşüncelerimi dağıtmaya yetmişti. Nefesi yüzüme gittikçe yaklaşıyordu. En sonunda nefesi omzumda durduğunda benimde nefes alışverişlerim durmuştu. Sıcak nefesi bir daha hareketlendiğinde yemin ediyorum geberiyordum ya. Tüylerim bildiğiniz şu an diken diken oldu. Dudaklarını yukarıya kaldırdıktan sonra sağa kaydırdı ve boynum ve sol kulağım arasındaki mesafeye deydirdi dudaklarını. Dudaklarını çektiğinde kollarını bedenime sardı ve kafasını omzuma koyduktan sonra sağa sola hafifçe sallanmaya başladı.

“Acıktım ben. Mercimek çorbası ister misin ?”

Deyince elimin tersiyle anlına ufak bir şaplak geçirdim. Yüzünü sağa çevirdi ve yüzünü boynuma gömdü. Dudaklarının arasından mırıldandı,

“Şu an ölsem keşke.”

*


- Hicran bu akşam bize yemeğe gelsenize.

Bir yandan kitaplarımı çantama koyuyordum bir yandan da Hicrana laf yetiştiriyordum. 2 sıra önümde Anılı gördüğüm için Hicrana böyle bir teklif sunmuştum.

- Bilmem ki. Engine sormalıyım o ne der bilmiyorum.

- Mutlaka gelin. MinHo’nun da sizinle tanışmak istediğine eminim.

- Ah,açıkçası bende onunla tanışmak için can atıyorum.

- Yani bugün geliyorsunuz değil mi ?

- Engin’i ikna etmeye çalışırım.

Hicran : Bu okuldaki en yakın arkadaşım. Gerçi ne kadar yakın olabilirsek..neyse Hicran ve Engin 7 yıldır sevgili. Bir türlü evlenemediler ha. Okulun bitmesini bekliyorlar ama okulunda biteceği yok ki anam.

- Siz MinHo ile ne zaman evleneceksiniz ?

- Efendim ? Haa. Açıkçası bilmiyorum. Bu konu hakkında daha önce hiç konuşmadık.

- Ne zamandır çıkıyordunuz siz ?

- 15 gün oldu.

- Ooo. Daha yeniyse boşverin hemen çocuğun aklına evliliği sokma bak cidden. Ben Enginin aklına soktum da deli gibi pişmanım.

- MinHo’nun aklına soksam sanırım hemen o gün yıldırım nikahı basar.

İkimizde gülüşmeye başladık. Evet Anıl bildin. Bunların hepsini sana inat yapıyorum.

- Ailen ? MinHo’yla tanıştı mı ?

- Ah,henüz değil. Yani bilmiyorum,tanıştırmalı mıyım ?

- Elbette. Sonra başkasından duyarlarsa kötü olur.

- Haklısın. Bu konuyu düşünmeliyim sanırım.

Çantamı koluma takıp sıranın üzerindeki telefonu da aldığımda arkamda Anılı bırakarak sınıftan çıktım. Hicranla okulun bahçesinde ayrıldıktan sonra hemen elime telefonu alıp hızlı aramalardan MinHo’yu aradım. MinHo’yu koymuştum 1 numaraya. Zaten ondan başka kimseyle acil konuşmuyordum. MinHo’yu arayıp hemen evin yakınındaki markete gelmesini söyledikten sonra telefonu kapattım. Hemen acele acele durağa koşup zaten durakta durmuş yolcu alan otobüse atladım. Markete geldiğimde MinHo kapının önünde bekliyordu beni. Kafasına bere takmış,yüzünde de maske vardı. Aslında şu maskeleri takmasa iyi olur. Çok dikkat çekiyor ama napalım artık mecburuz. Beni görünce hemen yanıma geldi ve ellerini cebine sokup konuşmaya başladı.

- Ne oldu ? Niye geldik markete ?

Market kapısının önündeki arabalardan alıp içeriye girdim. Küçük bir marketti ama iş görüyordu pek de kalabalık olmadığından burayı tercih etmiştim.

- Akşama misafirimiz var. Bu yüzden hızlı olmalıyız MinHo. Tahmin ettiğimce evde makarna ve mercimek çorbasından başka bir şey yok değil mi ?

- Ne güzel mercimek çorbası yapmıştım ben. Onu yesinler ya.

- Tamam. Önce senin “mercimek çorbanı” koyarım ardından da yemekleri. Anlaştık mı ?
- Yess.

- İyi de sen çorba yapmayı nereden biliyorsun ?

- Benim yapamadığım şey yoktur Zehra.

- Göreceğiz marifetini.

Deyip sepete bir margarin attım. MinHo’yla keyifli bir market alışverişi geçirdikten sonra kasadaki miktar da bana iyi bir geçirmişti sağolsun. Eve geldiğimizde saat 4 gibi falandı hemen poşetleri tezgaha koyup üzerime bişeyler geçirdim ve mutfağa girdim.

- MinHooo !

- He ?
Mutfağa girdiğinde hemen karnına bir mutfak önlüğü attım.

- Yardım et bana dolma doldurup yaprak saracaz.

- Ben nerden biliyim dolma doldurmasını,yaprak sarmasını ?!

- “Benim yapamadığım şey yoktur Zehra.” Sanırım 1 saat önce bu cümleyi kurmuştun. Hadi görelim marifetini.

Elimdeki ekmek bıçağını havada sağa sola salladım.

- Gösterecem ama ben sana marifeti.

Deyip büyük bir hızla geçirdi beyaz önlüğü üzerine. Vaaay adam önlük giyse bile yakışır şu sıfata bak şapşik.
MinHo’nun önüne dolmaları koyup bir tabağın içerisinde eti de koydum masaya. Yanına oturup yaprakları ve yaprak sarması için yaptığım eti aldım ve yaprakları sarmaya başladım. MinHo bir yandan dolma dolduruyor,bir yandan da benim sardığım sarmalara laf ediyordu. Evet evet doğru okudun. Minho dolma dolduruyor ! Yemin ediyorum şuraya yazıyorum 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi böyle bir şey. MinHo'nun anlından şıpır şıpır terler aktığında elime peçeteyi alıp anlında biriken terleri peçeteye aldım. yorulmuştu dolma dolduracam diye yağruvağzım. Yemek yapma faslını bitirdikten sonra sıra kıyafet seçmeye gelmişti. Üzerime dizime kadar uzanan siyah bir elbise geçirdim. Elbisenin hiçbir artısı yoktu. Kolları uzun,sadece yakası V şeklindeydi ve gayette tatlıydı. Ha birde elbise belden darlaşıyordu ve etekleri belden sonra bollaşıyordu. Prenses modeliydi yani. Altıma siyah bir babet geçirip saçlarıma topuz yaptım. Kırmızı da ruj sürdüğümde tamamdım. Merdivenlerden aşağı indiğimde MinHo oturma odasının kapısının hemen karşısındaki koltuğa bir güzel uzanmış beyefendi tavanı izliyordu. Ona hiç çaktırmadan odasına girip bir kot ile siyah kırmızı kareli bir gömlek seçip oturma odasına girdim.

- MinHo ! Ah hadi ama kalk giy şunları az kaldı gelecekler birazdan daha masayı hazırlamadım ben.

Bakışlarını tavandan çekip bana baktı. Sonra da elimdekilere. Oturma odasından içeriye girip kıyafetleri kucağına attım.

- Hemen hazırlan. Hadi !

- Emredersiniz sultanım.

Sultanım ? SULTANIM ?! SULTANIM ! Ah evet sultanım..
Masayı oturma odasına serip bir güzel donattım. Hicran ve Engin geldiğinde dördümüz cidden çok keyifli anlar geçirmiştik. Hele Engin ve MinHo bir kaynaşmıştı bir kaynaşmıştı,ahh sormayın. Gittiklerinde saat 11 gibiydi. Ben resmen ölüp erimiştim. Misafirlerimi-zi- uğurladıktan sonra direk odama çıkmış pijamalarımı giyip hemen yatağa girmeyi planlıyordum. Ama susadığımı farkedip mutfağa indim. Tezgahın üzerinde duran telefonuma gözüm ilişince gözümü nereme sokacağımı bilemedim. Telefonumu kaç saattir elime almıyordum ben acaba ! Ah canıım özlemiştir beni o şimdi. Tuş kildi açıldı.
“6 cevapsız arama : Ommağğ”
Oha anne. Hemen annemi aradım. Annem genelde bu kadar art arda arayan bir insan değildir ama hadi hayırlısı. Önce bir arama sesi duyuldu sonra da annemin sesi.

- Alo Zehra ?

- Anne noldu hayırdır ?

- Niye açmadın telefonunu ?

- Sessizdeydi duymamışım. Noldu sen onu söyle.

- Ama bak kızmak yok.

- Ohoo sen böyle dediysen kesin sinirden küplere bineceğim bir şey söyleyeceksin.

- Bak lafı gevelemeyip hemen sadece 1 kere söyleyeceğim o yüzden iyi dinle.

- Evet buyur.

- Seni isteyen birileri var.

- Anneee !!

Evet gecenin 11 in de evde çığlık atmıştım. Evet evet. MinHo duymamıştır değil mi !
He Zehra duymadı,çığlık atanda şu elindeki bardaktı zaten.

- Hayır diyemedim kızım. Çok iyi aile bak gerçekten.

O sırada mutfağa MinHo girmişti. Hahaha bişeyleri yedim ben. Ne diyecem şimdi Minho’ya ! Ne açıklaması yapacam ?!

- Anne. Cevabını aldın sakın ha arkamdan iş çeviriyim deme yemin ediyorum sömestr tatilinde gelmem bak oraya. Bunu yapacağımı biliyorsun !

- Zehra anne olunca anlarsın ama kızım.

- Anne ! Yeter artık lütfen ! Hayatımla ilgili kararları sen veremezsin anladın mı ?! İSTEMİYORUM. Tamam mı ? Konu kapandı !

Ve telefonu annemin suratına kapattım. Cidden ne günahım varda böyle saçma sapan işlerle uğraşıyorum ben ! Ben düşüncelerimle boğuşurken MinHo omzunu kapıya dayayıp ellerini göğsünde buluşturdu. Onu umursamayıp yanından geçip gitmeyi planlıyordum ki MinHo sert bir şekilde bileğimden tutup beni geri çekti.

- Niye bağırdın annene !

Bu ne ya. Niye sert çıkışıp duruyonuz bana olum.

- Sinirlendirdi çünkü.

- Demek sinirlendirdi ha ? Annene bağıramazsın Zehra. Hele hele yüzüne telefonu hiç kapatamazsın.

- Ne demek şimdi bu ? Benim hayatıma karışma nedeniniz ne anlamıyorum ki !

- O senin annen ve bende senin erkek arkadaşınım Zehra anladın mı ! Biz hayatına karışmayacağız da kim karışacak ha ! Anıl mı karışsın ?

- Anıl nereden çıktı şimdi ?!

- Annesinin karnından. Tövbe tövbe. Zehra ! Bir daha annene bağırdığını duymak istemiyorum.

- Annemin ne dediğini duydun mu da beni yargılıyorsun MinHo ?!
Sesimi iyice yükseltmiştim. Ki MinHo zaten en başından beri sesini hiç düşürmemişti.

- Bunun bi önemi var mı sence Zehra ? Ne derse desin,hiçbir şey ona bağırmanı gerektirmez.

- Annem,beni evlendireceğini söyledi MinHo !

Bir an duraksadı,yüzüme boş boş baktı ama bu yine bir şey değiştirmemişti.

- Bunun için mi bağırdın annene Zehra !

- Ne demek bunun için mi ! MinHo hem erkek arkadaşınım diyorsun hemde buna sinirlenmiyorsun MinHo. Sana bazen gerçekten de anlam veremiyorum. Gerçekten.

- Benim yanımda veya telefonun ucunda sinirlenip bağıracağım bir annem bile yok Zehra ! Benim sinirlendiğim bu işte. Annenin kıymetini bilmiyorsun.

“Benim yanımda veya telefonun ucunda sinirlenip bağıracağım bir annem bile yok Zehra ! “

Bu söylediği kelimelerin her bir hecesi beynime nüfuz ederken ben olduğum yerde kalakalmıştım. Olaya hiç de bu açıdan bakmamıştım. Haklıydı Min Ho. Hemde sonuna kadar.

- Özür dilerim.

- Senin zor zamanlarında yanına olan arkadaşların,deden,annen var. Ama ben ? Yanımda olan tek kişi sensin. Bilmem farkında mısın ama şu dünyada sahip olduğum tek şeysin. Benim ailem sensin Zehra.

19.Bölümün Sonu ! ^^
Okuduğunuz İçin Teşekkürler !^^
Vee size bir bombam vaar ^^ Finalden bir kesinti ister misiniz ? Ufak bir kesinti,gerçi pek de bir şey olmuyor o kesintide ama olsun ^^ Bakalım finalde neler olacak…


***


- Anne..
Mor göz altı torbaları genç kıza dejavu yaşatmıştı . Hala kadın aynı sabırla elini tutuyordu kızının.
- Söyle yavrum..
Uzun zamandan sonra kızı sonunda konuşabilmişti. Hastaneye yatırıldığı günden beri konuşmuyordu kız annesiyle. Kırgındı çünkü ona. Genç kıza annesi dahi inanmamıştı,bunun kırgınlığı vardı üzerinde.
- Gidelim buralardan. Ben,iyileşeceğim. Söz veriyorum sana toparlayacağım kendimi. Çıkacağım bu iç bunaltıcı hastaneden. Yeter ki gidelim buralardan. Hindistan’a gidelim anne. Orada yeni bir hayat kuralım ikimiz. Belki evlenemem kimseyle ama yaşarız beraber anne. Olur mu ? Anne,dayanamıyorum artık. Sabrım kalmadı..gidelim lütfen.
Gidelim buralardan anne..ne olur gidelim. İkimiz bir hayat kuralım orada. Yeni bir hayat kuracağım Hindistan’da. MinHo olmadan..
İçinde MinHo’nun olmadığı bir ev...içinde Min Ho’nun olmadığı bir hayat.
Min Ho olmadan bir hayat yaşamak istemiyorum...
Ben MinHo'suz yaşamak istemiyorum. Geri kalan hayatımda o olmayacaksa ne önemi var yaşamanın ? İstemiyorum.
MinHo'suz yaşamaktansa yaşamamayı tercih ederim.
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
01-31-2015 07:09 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #21
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
İyi okumalar...
20.Bölüm #
Ve telefonum yeniden titredi. Aceleyle telefonu elime alıp baktığımda arayanın annemin olduğunu gördüm. Telefonu açtığımda annem hemen acele acele konuşmaya başladı.
- Zehra kızım tamam kapatma hemen bir şey diyeceğim. Bak diyorum bak. 14 Şubatta Konyaya geleceksin değil mi ?

- Anne,gelemeyeceğim sanırım.
- Neden ama ?
- Orada bulunmak istemiyorum çünkü.
- Bu sefer olaysız geçecek söz veriyorum sana.
- O gün sadece kafamı dinlesem olmaz mı ?
- Ama gelsen çok iyi olur.
- Ben başka bir zaman mezarını ziyaret etmeye gelirim. Günübirlik taa Konyaya gelemem yorucu olur.
Ahh,ben size bahsetmedim değil mi ? Ben finalleri geçemedim. Puhaha bütlere kaldım puhaha. Bu yüzdende 15 tatilde memleketime gidemeyeceğim. Aslında sevindim zaten gitmek istemiyordum. MinHo’yu burada yalnız bırakmak hiçiçime sinmiyordu bütlerde bahane oldu açıkçası. 1 hafta sonra bütlerim başlıyor ğuhaha. Büt gibiyim büüt büüt,büüt büüt büüütbüüt hıağağa. Minho benimle çok dalga geçti 10 dersin sekizinden kaldım diye. İngilizce ile edebiyatı geçebilmiştim sadece. İngilizceyi geçmemin nedeni İngilizce biliyor olmamdı. Birkaç yere çevirmenliğe gitmişliğim vardır. İngilizcenin yanı sıra Korece biliyorum. 2 yıl boyunca kursuna gitmiş biri olaraktan ,şimdi de şakır şakır Korece konuşuyorum. Dizileri bazen dayanamayıp altyazısız izlediğim de olurdu. Neyse işte,benim okulum ayın 10’unda açılacak. 1 hafta kadar fazlamız var. Bütlerim de ayın sekizinde bitecek galiba. Annemin beni Konyaya çağırmasının nedeni,babamın ölüm yıl dönümü olmasıydı. Her yıl yapılırdı. Babamın yakınları bizim yakınlarımız toplanır,Kur’an okurlardı. Birde yemek verirdik evimizde. Oradan çıkıp mezarlığa ziyarete gidilirdi. Daha sonra da herkes dağılırdı. Geçen seneki törende kavga çıkmıştı. Nedenini hala anlamış değildim ama dedem ile dayım birbirine girmişti. Ayriyeten 14 şubat doğum günüm. Babamın öldüğü gün doğdum ben. O yüzden doğum günlerimi asla kutlamam ben asla. Katiyyen. Hattaa kimseye doğum günümü söylemem. Kutlamaya kalkmasınlar diye. O gün hala zihnimde kazılı. Hayatımın en acı haberini öğrendiğim anı nasıl unutabilirdim ki.
Evimizin bahçesinde bütün hazırlıklar tamamdı. İnsanlar toplaşmıştı. Arkadaşlarım,akrabalarım..herkes oradaydı. O bahçede babamın gelmesini bekliyorlardı. Nedense geç kalmıştı,herkesin uykusu gelmiş teker teker koltuklara mayışmışlardı. Bense hala dimdik babamı bekliyordum. Üzerimde beyaz bir elbise,kafamda parti şapkalarından.. annemse o sıralar 4 aylık hamileydi. Zar zor işleri hallediyordu. Ve bir telefon geldi. Babam dedim. O geleceğini haber edecek o yüzden arıyordur. O gelmeden asla pastamın mumlarını üflemem dedim. Babam da beni tembihleyerek gitmişti. Ben gelmeden sakın üfleme mumlarını diye. Telefona heyecanla koştuğumda tanımadık bir ses tonuyla karşılaştım. “Alo ?” dediğimde “Babanız trafik kazası geçirdi. Şu şu sokağa gelin.” Hemen pat diye söyledi diye karşımdaki sese çok kızmıştım. Ama babama daha çok kızmıştım. Bizi bıraktı diye. Apar topar kaza yerine geldiğimizde ben ufak çaplı bir şey düşünmüştüm. Ama babamın arabanın içinde sıkışmış haldeki cesedini gördüğümde olduğum yere çöküp kalmıştım.itfaiyeciler babamı oradan çıkarmaya çalışıyorlardı. Zar zor ayağa kalkıp arabaya ilerlediğimde ayağıma bir şey takılmıştı. Bakışlarımı arabadan çekip ayak ucumdaki kutuya çevirdiğimde yere eğilip kutuyu aldım. Siyah kadife kaplı kutunun üzerinde kan izleri vardı. Kapağını açtığımda içinden bir kolye çıktı. Kolyede kanatlı bir melek,bir de meleğin yanında sallanan “Z” harfi vardı. Kolyenin altında ise bir not vardı. Babamın el yazısı ile yazılmış bir not.
“Hoş geldin hayatıma,sefa getirdin meleğim.”
Zihnimi anılar işgal ederken düşüncelerimi toparlamaya çalışıp anneme döndüm.
- Anne,üzgünüm.
Dediğimde telefonu kapattım. MinHo o sırada arkasını dönmüş odasına gidiyordu. Arkasından gidip o odasına girdiğinde arkasından sarıldım. Ellerimi MinHonun karnında birleştirdim. Kafamı sırtına yasladım.
- Özür dilerim MinHo.
- Doğum günün ne zaman ?
Diye bir soru yönelttiğinde ellerimi karnından çekip vücudundan uzaklaştım. Ben ondan özür diliyorum ama o bana doğum günümü soruyordu çok ilginç cidden.
- Ne yapacaksın doğum günümü ?
- Merak sadece.
- Doğum günlerimi asla kutlamam ben.
Bölümün anlam ve önemine uygun bir soruydu MinHocuğum. Tam da konunun üzerine soruverdi soruyu anam o da. Tesadüfe bak. Minho sırtı dönüktü ve bana bakmıyordu.
- Kutlamak için sormuyorum zaten ben. Meraktan sadece hepsi bu.
- 14 şubat.
- Ne ?
- Doğum günüm işte. 14 şubat.
- Bugün ayın 22 si olduğuna göre doğum gününe 22 gün mü var ?
- Sanırım öyle.
- Güzel. İyi geceler.
- Ne ?
- Uykum var.
Deyip üzerindeki tişörtü çevik bir hareketle çıkardı. Aman tanrım ! Baklava mı o ? Oha kol kaslarına bak. Ay Allahım bu adam benim erkek arkadaşım değil mi ? Dokunabiliyoz mu o baklavalara ? Gerçek mi o ? Slikon değil dimi lo ?
- Öhöm öhöm. Madem uykun var o zaman ben çıkayım. Sana iyi geceler.
Kem küm konuşarak odadan çıktım. Koşarak merdivenlerden odama çıktığımda kalbim küt küt atıyordu. Sakin olmaya çalışarak yatağıma oturdum. Allahım baklavaydı dimi o. Adamın sırtı bile havalı. Sırtın bile yakışıklı MinHo. Heyecanımı yatıştırmak için yatağıma girdim. Üzerime yorganımı çektim. Tavandaki lekeleri incelerken birden anlımın ortasına şap diye bir şey düştü. Ve bir daha bir şey düştü. Oha,tavan akıyor. Oha oha oha. Bu tavan tamir edilmemiş miydi ya hu ?! Bugün de yağmur yağdıydı zaten. Ee nolacak şimdi. Lanet olsun. Üzgünüm ama başka çarem yok. Yataktan kalkıp yorganımı sırtıma aldım ayıcığımı da kucağıma basıp merdivenlerden aşağı indim. Minhonun odasının kapısının önüne geldiğimde işaret parmağımın kemiğiyle kapıya 2 kez tıklattım. İçeriden ses gelmeyince kapıyı açıp girdim içeriye. Hemen kapının karşısındaki yatakta MinHo uzanıyordu. Kollarını başının altına koymuş tavanı izliyordu. Üstelik yatağa girmemiş,yorganın üzerinde oturuyordu. Ha birde üzeri hala çıplaktı. Kollarını başının altına koyduğundan kasları ve baklavaları daha çok belli oluyordu ve ben kafayı yemek üzereydim. Bir adım attıım.
- Şey,tavan akıyor da.
- Eee ?
- Yatamadım.
- Yani ?
- Burada uyusam olmaz mı yatacak yerim yok da.
- İçeride koltukta yatabilirsin mesela.
- Ben koltukta asla uyumam.
- O zaman ?
- Burada uyusam olmaz mı ?
Deyinceee,kaşını kaldırıp gözünün ucundan bana baktı.
- Olmaz.
MinHoom yavrum aşkım bitanem tamam nefesimi kestin elhamdülillah da sen good boysun evladım. Bad boy gibi tavırla büründün hayırdır ? Özüne dön beybisi.
- Eeh kaysana bi sen.
Deyip MinHo’nun altından yorganı sertçe çekip yorganını yere attım. Yorganı altından çekince MinHo yatakta oturur vaziyete geçti. Üzerinden atlayıp kafamın altına yastığı koydum ve üzerime yorganı çekip gözlerimi yumdum.
- İyi geceler Min Ho.
MinHo da kafasını yastığa koyup üzerine yorganı çekti ve sırtını bana döndü. Onun bana sırtını dönmesini fırsat bilip sağa döndüm. Ensesi fazla hoş bence. Ellerimi sırtına deydirmemek için kucağımda birleştirmiştim. Minho birden yönünü değiştirdi ve bana doğru döndü. Hop hop hoop noluyor ya hu ? Anlını anlıma dayadığında fısıldadı.
- İyi geceler Zehra.
Bacaklarını üzerime attı ve sırtımdan tutup beni kendine çekti. Kafamı göğsüne yasladığımda kalp atışlarını duyuyordum. Çok hoş bir melodiyle atıyordu kalbi. Ninni gibi. Ve birden yağmur bastırdı. Cama yağmur damlaları sert bir şekilde vururken ben kendimi MinHonun kollarında huzurlu hissediyordum. Bir yandan yağmur sesi,öbür yandan MinHonun nefes alış verişleri huzur vericiydi.. Bir çobanın soğuk derenin başına geçip dereye eğilip su içtikten sonra bahar kokusunu içine çekmesi gibiydi. Huzurluydu kısacası. Güven vericiydi. İşte MinHo da bana o dereler gibiydi. Baharın ortasında soğuk soğuk akan dereler..gelip geçen misafirlerin uğradığı. Hatta kenarlarında piknik yapıldığı bir dere gibi. Bir o kadar kızgın,bir o kadar huzur verici.
Başımı çıplak göğsüne daha da gömdüm ve huzurlu bir uykuya yelken açtım.
Gözlerimi açtığımda Min Ho yanı başıma oturmuş,beni izliyordu. Utanıp yorganı üzerime çektiğimde yorganı üzerimden çekti.
- Utanmana gerek yok. Yüzün şiş falan değil.
Hemen de anladı neden utandığımı. Ve,dudaklarının kenarında ufak bir gülümseme belirdi. Elini saçlarıma götürüp yumuşak bir şekilde okşadıktan sonra ayağa kalktı.
***
Kahvaltıyı yaptıktan sonra yukarıya çıkmıştı Zehra. Ders çalışacağını düşünmüştü MinHo. Onun için bir meyve tabağı hazırlayıp yukarıya çıkarken bir ses duydu. Gitar sesi. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Merdivenin son basamağına geldiğinde baktı odaya. Zehra yatağa oturmuş gitar çalıyordu. Onun daha önce gitar çaldığını hiç işitmemişti.. Meyve tabağını masaya koyup yatağın ucuna oturdu. Zehra kafasını kaldırıp ona baktığında gülümsedi ve gitarına geri döndü. Ve bir melodi çalmaya başladı. Bir yandan çalıyor,bir yandan da söylüyordu. Sesi kısıktı ama yine de çok güzel bir sesi vardı. Söylediği şarkı sözlerine bakılırsa Türkçe değildi. Evet evet bu şarkıyı çok iyi biliyordu koreceydi bu şarkı. Kim söylüyordu ? Hah. Jung Yup.

wae ijeya watni eodie isseotdeon geoni
jogeumeun neujeun deut ijeya mannatne

Neden şimdi geldin? Nerelerdeydin?
Biraz geç oldu gibi ama sonunda karşılaştık


neon sarangeul midni
ireonge unmyeongin geoni
dal darhan maldeuri naege deulline

Aşka inanır mısın?
Böylesi, kader mi?
Tatlı sözleri duyuyorum

nae ape seo itneun niga utgo
ni yeopeseo ni soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro baraboda
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşımda durup gülümsüyorsun
Yanında kalıp ellerini sıkıca tutuyorum
Ve sevgi dolu gözlerle sana bakıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi


wae useumi nalkka
jakkuman jeonhwagil bolkka
juwieseon naega jom byeonhan geot gatdae

Neden gülüp duruyorsun ve
Sadece sürekli telefonuna bakıyorsun?
Çevremdekiler biraz değiştiğimi söylüyorlar


na wae ireon geoni
jakkuman ni saenggagman na
kkum kkudeon sarangi neoyeo sseot nabwa

Ben neden böyleyim ki?
Neden sürekli seni düşünüp duruyorum ben?
Hayalini kurduğum aşk sen olmalısın

nae ape seo itneun niga utgo
ni yeopeseo ni soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro baraboda
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşımda durup gülümsüyorsun
Yanında kalıp ellerini sıkıca tutuyorum
Ve sevgi dolu gözlerle sana bakıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi


ni ape seo itneun naega utgo
nae yeopeseo nae soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro nareul boneun niga joha
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşında durup gülümsüyorum
Yanımda kalıp ellerimi sıkıca tut
Sevgi dolu gözlerle bana bakan senden hoşlanıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi



wae ijeya watni

Neden şimdi geldin?

Zehra şarkısını bitirdikten sonra MinHo alkış tuttu. Zehra ise gitarını yanına koyup kafasını öne eğdi. Bu bir teşekkür sitiliydi.
- Sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum Zehra.
- Hah. Hadi canım sende bu mu güzel ?
- Evet. Gayet de başarılıydı. Biliyor musun ?
- Neyi ?
MinHo zehranın kulağına yaklaştı. Ve birşeyler fısıldadı.
- Bende gitar çalmayı biliyorum.
Zehra birden geri çekilip sesini yükseltti.
- Hadi canım.
- Cidden bak. Çalıyım istersen ?
Zehranın yanındaki gitarı kucağına yerleştirdi. Ve dudaklarının arasından hafifçe bir şarkı mırıldandı.

Ttaseuha-ge buneun hyanggiroun baram nae du bo-re seuchimyeon nan,
sarang-haet-deon geudae eol-ku-ri tteooreujyo
Oh ~ gil-kae sumeoseon ireumdo moreuneun deul–ggoti pil ttaecheumen,
giyeok jeo pyeone kamchwo dun geudae-ga tteooreujyo
Ilık ve kokulu rüzgar yanaklarıma çarpıp geçince
Bir zamanlar sevdiğim yüzünü düşünüyorum
Sokaklarda gizlenmiş vahşi bilinmedik çiçekler açtığında
Hatıralarımda sakladığım kişiyi, seni düşünüyorum

My baby illa illa illa, baby illa illa illa, baby illa illa illa
Never forget love

Bebeğim illa illa illa, bebeğim illa illa illa, bebeğim illa illa illa
Asla aşkı unutma

Cheotsarangeun areumdawoseo cheotsarangeun ggotiramnida
bomi omyeon hwahlchag pineun o~ nuni bushin -ggotcheoreom
Cheotsarangeun eorinaecheoreom cheotsarangeun seotureumnida
sarangeurakgimeobshi ju-go kajjil mothanikka
Çünkü ilk aşk güzeldir, ilk aşk bir çiçektir
İlkbahar geldiğinde genişçe açar, bir çiçek gibi baş döndürücü
Genç bir çocuk gibi, ilk aşk tecrübesizdir
Çünkü aşkı koşulsuzca verip alamazsın
Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa,
Aşkım, hoşçakal


Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa, nayesarang good-bye
Kkaman bamhaneu-re keuryeoi-nneun byeo-ri geudae chu-eok bu-lleoomyeon,
oraen il-gijang so-geseo keudael kkeonaebomnida
Akşam gökyüzünde yıldızlar senin anılarını getirdiklerinde
Seni eski günlüğümden çıkarıyorum

My baby illa illa illa, baby illa illa illa, baby illa illa illa
Never forget love
Bebeğim illa illa illa, bebeğim illa illa illa, bebeğim illa illa illa
Asla aşkı unutma

Cheotsarangeun areumdawoseo cheotsarangeun ggotiramnida
bomi omyeon hwahlchag pineun o~ nuni bushin ggotcheoreom
Cheotsarangeun eorinaecheoreom cheotsarangeun seotureumnida
sarangeurakgimeobshi jugo kajjil mothanikka
Keuddaen eoryeoseo keuddaen mollatjyo
Çünkü ilk aşk güzeldir, ilk aşk bir çiçektir
İlkbahar geldiğinde genişçe açar, bir çiçek gibi baş döndürücü
Genç bir çocuk gibi, ilk aşk tecrübesizdir
Çünkü aşkı koşulsuzca verip alamazsın

o~ ijen al keot gateunde
Nan geudael keurimyeo bulleobojyo illa illa illa illa, illa illa illa
Illa illa illa illa, never forget love
O zamanlar gençtim, daha iyisini bilmiyordum
Şimdi sanırım bileceğim
Seni konuştururken sana sesleniyorum
Illa illa illa illa, illa illa illa
Illa illa illa illa, aşkı asla unutma

Cheotsarangeun apeun geol bomyeon cheotsarangeun yeolbyeon-gimnida
jeongshin eobshi arhko namyeon o~ eoreuni dwehnikkayo
Cheotsarangeun andwehnikkayo cheotsarangeun miryeonimnida
neomuna manhi sarang-haeseo kajjil mothanikka

İlk aşk acı dolu, ilk aşk ateşlenmek gibi
Çünkü aklen hastalanınca, sonrasında bir yetişkin oluyorsun
Çünkü ilk aşk hiçbir zaman gerçekleşmez, ilk aşk kalıcı bir bağlılıktır
Çünkü çok sevdiğin için sahip olamazsın

Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa, naye sarang good-bye
Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa, naye sarang good-bye
Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa, aşkım, hoşça kal
Illa illa illa, illa illa illa, illa illa illa, aşkım, hoşçakal

Bu sefer Zehra alkış tuttu Zehra Minho’ya. Bu adam,süper söylüyordu ! Üstelik sevdiği şarkılardan birini söylemişti Minho. Zor bir şarkıydı bu şarkı. Hiç çalışmadan nasıl söyleyebilmiişti bu adam ? Zehranın gözü birden telefonunu buldu. Bildirim gelmişti. Hemen kalktı masadaki telefonunu aldı. Yatağa geri oturduğunda açtı bildirimi. Bildirim twitter dan gelmişti. Ama bir sorun vardı. MinHo tweet atmıştı. Zehra MinHo’yu twitter da favorilerine eklediği için attığı her tweet Zehraya bildirim geliyordu. Ama MinHo buradaydı. Minho tam burada yanı başındaydı. O zaman bu tweet’i kim atmıştı ? Tweet’i açtığında bir fotoğraf ile karşılaştı. Fotoğrafta bir manzara vardı. Köy gibi,bahçe gibi,tarla gibi bir manzara. Hemen tweet’de yazılanları okudu.
“Tatil ! Yorgunluğu tatil ile geçirmek için harika bir mevsimdeyiz ! Havalar soğuyor,kendinize dikkat edin.”
Gözleri ve ağzı aynı anda açıldı. Ağzı bir süre sonra kapandı ama gözleri hala açıktı. Kekeledi.
- Minho..Minho…
- Ne oldu ?
Deyip MinHo Zehranın elinden telefonu kaptı. Hemen ekrana baktı ve o bir tepki vermedi. Zehra şaştı bu duruma.
- Ben ortadan kaybolunca,şirket böyle bir çare bulmuş demek ki.
- Nasıl yanı nasıl ?
- İşte ben tatildeymişim gibi göstermişler.
- Aaa doğru ya.
Şirket bunun da bir çaresini bulmuşu. Ama fanları kandırmaya hakları yoktu.
*
Zehra evden çıkar çıkmaz MinHo’da hazırlanıp çıktı evden. Daha yapması gereken çok şey vardı ve zamanı da kısıtlıydı. Elinde Zehranın gitarı ile düştü yollara. Şapkası ve gözlüğünü eksik etmiyordu. Ama bugün ek olarak maske takmıştı. Ama o siyah maskeden değil,beyaz hastahane maskelerinden. Biraz yürüdükten sonra gelmişti merkeze. Taksimde kendine uygun bir yer buldu ve bir simitçinin yanına oturdu. Aslında bu yaptığı şey tehlikeliydi,onu tanıyan birileri çıkardı elbet ama sonuçlarını göze almıştı bile. Ne olursa olsun bu işi yapacaktı. Bir tabure buldu kendine ve altına çekti. Gitarın kutusunu önüne açtı. Gitarını da kucağını yerleştirip çaldı bir melodi. Zehranın söylediği şarkıyı mırıldandı.

wae ijeya watni eodie isseotdeon geoni
jogeumeun neujeun deut ijeya mannatne

Neden şimdi geldin? Nerelerdeydin?
Biraz geç oldu gibi ama sonunda karşılaştık


neon sarangeul midni
ireonge unmyeongin geoni
dal darhan maldeuri naege deulline

Aşka inanır mısın?
Böylesi, kader mi?
Tatlı sözleri duyuyorum

nae ape seo itneun niga utgo
ni yeopeseo ni soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro baraboda
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşımda durup gülümsüyorsun
Yanında kalıp ellerini sıkıca tutuyorum
Ve sevgi dolu gözlerle sana bakıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi


wae useumi nalkka
jakkuman jeonhwagil bolkka
juwieseon naega jom byeonhan geot gatdae

Neden gülüp duruyorsun ve
Sadece sürekli telefonuna bakıyorsun?
Çevremdekiler biraz değiştiğimi söylüyorlar


na wae ireon geoni
jakkuman ni saenggagman na
kkum kkudeon sarangi neoyeo sseot nabwa

Ben neden böyleyim ki?
Neden sürekli seni düşünüp duruyorum ben?
Hayalini kurduğum aşk sen olmalısın

nae ape seo itneun niga utgo
ni yeopeseo ni soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro baraboda
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşımda durup gülümsüyorsun
Yanında kalıp ellerini sıkıca tutuyorum
Ve sevgi dolu gözlerle sana bakıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi


ni ape seo itneun naega utgo
nae yeopeseo nae soneul kkog jabgo
sarangi neomchineun nunbicheuro nareul boneun niga joha
yunanhi gabyeoun balgeoreume
jeojeollo naoneun i noraega
neol dalma geureolkka areumdaun i melodi

Karşında durup gülümsüyorum
Yanımda kalıp ellerimi sıkıca tut
Sevgi dolu gözlerle bana bakan senden hoşlanıyorum
Bilhassa hafif adımlarımla
Kendiliğinden gelen bu şarkı
Sana benziyor, o güzel melodi



wae ijeya watni

Neden şimdi geldin?





Başlarda pek dinleyen yoktu hatta kutuya para atanda. Daha sonra insanlar fazlalaştı ve kutuya para atılmaya başlandı. Şarkı bittiğinde alkışladılar MinHo’yu ve insanlar dağıldı. Ve MinHo başka bir şarkıyı mırıldandı.

hangbakke bi-ga naerimyeon gamchwodun giyeo-gi nae mameul jeokshigo
Ijeun jurarat-deon saram ohiryeo seon-myeong-hi tto tashi tteo-olla

Nae saranga saranga keuri-un naye saranga monnoha bu-lleobojiman deudjido mothaneun sarang
Nae saranga saranga bogopeun naye saranga keudae ireummaneurodo be-in -deut apeun saranga nae saranga
Yağmur damlaları camdan düşünce,
Gizli anılar kalbimi ıslatır.
Unuttuğumu düşündüğüm kişi,
Çok net aklımda.
Aşkım, aşkım, özlem duyduğum aşkım,
Sesimi duyurmaya çalıştığım,
Ama duyuramadığım aşkım
Aşkım, aşkım, özlediğim aşkım
Sadece ismin bile beni incitir,
Acı dolu aşkım, aşkım

Changgae eodumi omyeon sumkyeo non chu-eo-gi nae mameul balghine
Karanlık pencereden girince,
Gizli anılar kalbimi aydınlatır.

Nae saranga saranga keuri-un naye saranga monnoha bu-lleobojiman deudjido mothaneun sarang
Nae saranga saranga bogopeun naye saranga keudae ireummaneurodo be-in -deut apeun saranga nae saranga
Aşkım, aşkım, özlem duyduğum aşkım
Sesimi duyurmaya çalıştığım,
Ama duyuramadığım aşkım
Aşkım, aşkım, özlediğim aşkım
Sadece ismin bile beni incitir,
Acı dolu aşkım, aşkım

Uri hamkke useum jiyeot-deon sunkan uri hamkke nun-mul heullyeot-deon sunkan ije keuman bonaejiman
Birlikte güldüğümüz zamanlar,
Birlikte gözyaşı döktüğümüz zamanlar,
Şimdi gitmelerine izin veriyorum ama-

Nae saranga saranga koma-un naye saranga nae jeonbu da ji-undaedo gaseume namkyeojil sarang
Nae saranga saranga sojung-han naye saranga nae sumi da hal ttaekkaji kanjikhal naye saranga nae saranga
Aşkım, aşkım, minnet duyduğum aşkım
Herşeyi silsem de tek kalacak olan aşkım
Aşkım, aşkım, benim kıymetli aşkım
Son nefesimi verene kadar değer vereceğim aşkım,
Aşkım...





1 saat vakti vardı ve yarım saatini çoktan doldurmuştu. Şarkıyı bitirdiğinde bir daha alkış sesleri yükseldi. Ve kutuya baktığında gülümsedi MinHo. Çok para vardı bu kutuda. Kağıdından tut bozuğuna hatta dolar bile vardı. Büyük ihtimal turistlerden gelmişti bu dolar. Ama fazla para etmeyeceğini düşündü. En fazla 10 TL tutar dedi. Ve toplandı. Koşarak eve geldi. Gitarı aldığı yere koydu ve odasına girdi. Kutudaki paraları döktü yatağın üzerine. Ve saymaya başladı.
4..7..13…20..
Ve toplam 67 TL ! İlk gün için harika bir kazançtı ! Hemen parayı bir poşete koydu ve kıyafetlerinin arasına sakladı. Evet,doğru duydunuz. Lee Min Ho sevdiği kadın için sokakta şarkı söyleyip para kazandı. Kim inanırdı buna ! MinHo bu durumlara dahi düşmüştü. Zehra doğum gününü asla kutlamayacağını söylemişti. Ama zaten MinHo Zehranın doğum gününü kutlamayacaktı ki. Aklında başka bir plan vardı. Evde sıkılınca Abdulrezzak amcanın yanına gitmeye karar verdi. Hatçik teyzelere gittiğinde MinHo’nun karnını doyurdular. Daha sonra Minho ve Abdulrezzak amca koyu bir sohbete daldı. Hatçik teyze ise kenarda elişi örüyordu. Bu elişi MinHo’nun dikkatini çekti ve Hatçik teyzenin yanına oturdu.
- O ne Hatçik Teyze ?
- Torunuma bere örüyorum yavrum.
- Bana da öğretir misin ?
MinHo’nun aklına harika bir fikir gelmişti. Hatçik teyze kırmızı bir ip ve mil buldu ve MinHo’ya nasıl bere örüleceğini öğretti. Aslında MinHo öremiyordu çoğunluğunu Hatçik Teyze örüyordu da neyse. Kaç saattir buradaydı Allah bilir. Bere örmek kolaydı aslında. Küçük de olunca birden bitmişti. Hatçik Teyzenin eli hızlıydı.
*
Ve MinHo 20 gün boyunca fırsat buldukça her gün kendine bir iş buldu ve 500 TL biriktirdi. Palyaçoluk yaptığı zamanlar bile olmuştu. Evet evet,MinHo yapmıştı bunları. Birkaç kez de buroşür dağıtmıştı. Çok zorlanmıştı,yorulmuştu ama olsundu. Değerdi. Her şeyin en iyisini hak ediyordu çünkü Zehra.
*
Ve 14 Şubat gelmişti. MinHo herşeyi hazırlamıştı. Biriktirdiği paradan 300 TL kadarını harcadı sürprizi için. 1 hafta önce Zehranın sınavları bitimişti ve arkadaşlarıyla kutlamaya gideceklerdi. Tabii ki de Anılsız. Anıl olsaydı kutlamada MinHo asla izin vermezdi. Keserdi Zehrayı. Şansına da kar yağıyordu o gün. Tam da planladığı gibi. Kar bu sürprizi daha da güzelleştirecekti.
***
14 Şubat bugün. Aslında arkadaşlarımla kutlamaya gitmek hiç istemedim ama işte. Zorlayınca kabul etmek zorunda kalmıştım. Saat şimdi 7 olması lazım. Lapa lapa kar yağıyor ama soğuk değil. Yumuşak bir soğuk var. Bu yüzden rahatlıkla elbise giyebilmiştim. Bordo bir elbise giymiş,saçlarıma da hafif dalga vermiştim. Neredeyse hiç yok denilecek kadar da makyaj. Siyah bir topuklu ayakkabı giydim. Siyah da bir trençkot vardı üzerimde. Taksiden indiğimde hemen eve doğru koştum. Ayağımda topuklu olunca pek de koşamamıştım gerçi de. Eve girdiğimde ışıkları açmadan trençkotumu çıkarıp askıya astım. Ayakkabılarımı çıkarmadan oturma odasına doğru ilerledim. MinHo’dan hiç ses yoktu ve hemde ışıklar açık değildi. Garibime gitsede uyduğunu düşündüm. “MinHo !” diye seslendim ama ses yoktu. İyice endişeleniyordum. Bir daha seslendim ama yine cevap olmayınca oturma odasının ortasına doğru ilerledim. Birden bir eli ellerimde hissedince başta ürktüm ama bu eller tanıdık olduktan rahatladım. Ben “MinHo !” diye bir daha seslendiğimde birden başıma bir şey geçirilince irkildim. Başımdaki şey her ne ise tanıdık eller tarafından o şey biraz daha aşağıya indi ve gözlerimi kapladı. Galiba bereydi bu. Çünkü ip sertliğini hissedebiliyordunuz. Elimde duran eller sertleşti ve parmaklarımın arasında oynadı.O elin sahibi ellerimi yukarıya kaldırdı ve ellerimi yumuşak bir şeye dokundurdu. Yüzdü bu. MinHo’nun yüzü. MinHo’nun dudakları. MinHo’nun alnı. MinHo’nun burnu. Daha sonra kafamdaki şey yukarıya doğru kaydırıldı ve gözlerim açıldı. Ve birden oturma odasının ortasında bir ışık belirdi. Bu ışık yanlızca odanın belirli bir bölgesini aydınlatıyordu. Ve bu bölgede bazı şeyler vardı. Tavandan ipler sarkıtılmış,ve iplerin ucuna fotoğraflar bağlanmıştı. Fotoğraflar benim MinHo ile sürekli çekindiğim fotoğraflardı. Ve bir vücud önüme geçince benimde önüm aydınlandı. Minho’ydu bu. Boştaki diğer eliyle elimi kavradı ve parmaklarını parmaklarımdan geçirdi.

“İster uzaylı,ister erkek,ister kız ol,ister Kuzey Kore ajanı,ister deniz kızı ya da dokuz kuyruklu tilki. Umrumda değil. Kim olduğun,dış görünüşün,yaşın,mesleğin,geçmişin hiçbir şeyin umrumda değil. Yeter ki benimle ol. Yeter ki ellerim olmaya devam et. Ailem olur musun Zehra.?”

Ben daha söyledikleri kelimeleri algılamaya çalışırken o lafına devam etti.

“Hoş geldin hayatıma, sefa getirdin meleğim.”

20.BÖLÜM SONU ! ^^
OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER DEĞERLİLERİM ^o^


[Resim: %C5%9Farap-rengi-elbise-9.jpg]


 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
02-09-2015 06:40 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 




Konuyu görüntüleyenler:

İletişim | Lee Min Ho Turkey | Minoz Turkey | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Mobil Versiyon | RSS
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50]