Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 4 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Evimde Bir Yakışıklı Var !
Yazar Mesaj
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #36
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
facebook share twittershare
[Resim: bhlk0i.jpg]

31. Bölüm #

Özel Bölüm 7 #

Sezon 2 #

" Unnie, nasıl becerdin acaba oturduğun yerden düşmeyi!"

" Hayır madem düşüyosun neden kolunu kırıyorsun!"

" Ay yeter!" deyip susturdum dakikalardır tepemde bana söylenen Eun Gi ve So Hyun'u.

"Bi susun iki dakika!" Odaya bir sessizlik hakim oldu bir süre.

" Birincisi!" Yatak odasındaki bütün gözler bana döndü. Sayayım.

5 çift göz.

Beş çarpı ikiden on ediyor.

Toplam 10 göz.

" Birincisi, So Hyun ben o tahtada oturmuyordum, ayaktaydım."

" İkincisi! Eun Gi kolumu kırmadım sadece çıkık. O da geçer yakında!"

" Ay, amma çok laf ettiniz ha!"

Odada büyük bir sessizlik. Min Ho'da dahil bütün gözler boş boş bana bakıyordu.

" Hiç mi kolu çıkan bi kız görmediniz!"



Min Kyung teyze ve Jun Kyung abla, akşam üzeri gelmiş, bize yemek bırakıp, hasret giderdikten sonra bizim ekibi de toplayıp evden ayrılmışlardı. Min Ho zaten dönmeden bir hafta önce izne gelmişti, o yüzden pek özlem yoktu. Özlem vardı, evet. Ama o Min Ho'nun aylarca gelmediği zamanlar beni öldüren o özlem kadar değildi. Zaten özlemimizi beraber gezerek gidermiştik. Min Kyung teyze ve Jun Kyung da mıncırarak gidermişti hasretini. Eee, bizim oralarda bir laf vardır.

Ne demiş atalarımız :

" Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır."



Min Ho'nun kurduğu masaya oturduğumda, önüme Min Kyung teyzenin ganimetlerinden koydu. Min Ho da yanıma geçip oturdu. Eline bir kaşık alıp kaşığı önümdeki çorbaya daldırıp çıkardı. Elini çeneme koyup kendine çevirdi.

" Aç bakayım ağzını,"

Gözlerimi devirip bir yandan da sağ elimi sallarken, " Min Ho saçmalama sağ kolum hala sağlam farkındaysan," dedim.

Dudaklarımı büzüp çorbayı zorla içirdi.

" Kendim de yiyebilirim," diyordum fakat dudaklarım şu an Min Ho'nun dehşet güçlü dehşet erkeksi elinin baskısı altında olduğu için ne dediğim anlaşılmıyordu.

"Hoop, uçak geliyor!" diye bağırdığında içten içe güldüm ve ağzımı araladım.



" Az önce Chan Hyuk aradı," dedi Min Ho elinde mısır paketiyle yanıma otururken.

" Bizim programın adı belli olmuş," dediğinde sevinçle ona döndüm.

" Neymiş, neymiş!" Şu an küçük bir çocuktan farkım yoktu farkındaydım.

" Honey Mounth."

" Şaka yapıyorsun!" Şu an ciddi anlamda şaşırmıştım çünkü bu isim, harikaydı.

" Gerçekten, bakıyorum da çok beğenmiş gibi duruyorsun,"

" Aptal mısın! Bayıldım, mükemmel bir şey bu."

"Honey Mounth derken neyi kastettiklerini biliyor musun,"

Bütün sevincim, kursağıma ipler halinde çizilmişti.

Min Ho göz kırparak, " Program için çok heyecanlıyım," dedi. Yüzünde o kendine has sinsi sırıtışı vardı.

" Çekimler ne zaman başlayacakmış,"

Min Ho eline kumandayı alıp kanalları gezerken, " On beş gün sonra sanırım," dedi. Bir kanalda durmalıydı artık.

" Eee, kolum ne olacak," Min Ho hala kanalları geziyordu ve benim takıntılı olduğumu da biliyordu.

" Yarın doktora gideceğiz ya, kolunu geri takacaklar, bi on gün sonra iyileşirmiş,"

Cevap vermedim. Elindeki kumandayı sinirle elinden çektim.

" Dur bir kanalda artık!"

" Yalçın abiyi özledim, hiç bi program onun gibi olmuyor be Zehra,"

Şu an şoktaydım. Min Ho, Yalçın abi mi demişti yoksa bana mı öyle geliyordu. Aradan dört yıl geçmişti ama demek Min Ho hala unutmamıştı.

" Yalçın abiye kurban ol sen," deyip Min Ho'nun dizine yattım. Min Ho bir yandan ağzıma mısır tıkıyor, bir yandan da konuşuyordu.

" Fotoğraf çekimi yapacağız,"

" Ay, cidden mi ne zaman!" Şu program bir an evvel başlasa iyi olacaktı. Fazlasıyla heyecanlıydım.

" Çekimlerle beraber başlar heralde,"

" İstediğimiz pozu verebiliyor muyuz,"

" Elbette," dedi ve gözlerini kısarak bana eğildi. " Aklından neler geçiriyorsun sen öyle,"

İki elimi birbirine sürterek sinsice gülümsedim. Aklımda harika pozlar vardı. En büyük hayalimdi bu fotoğraf çekimi.

" Ah, çok uykum var," dedim sorusuna cevap vermeden. Sağa döndüm ve gözlerimi yumdum.

" Cevap verme bakalım,"

Min Ho birden kalktı ve benimde kafam normal olarak havada kalmıştı.Kafamı koltuğa geri koymayı planlıyordum ki vücudumun havalanması bütün planlarımı alt üst etmişti. Gözlerimi açmadan sağlam olan sağ kolumu boynuna doladım ve gözlerimi yumarak kafamı göğsüne yasladım.

Sıcaklık aynı.

Kalp atışlarının ritmi aynı.

Fısıltıyla, " Kalp atışlarını dinlemeyi özledim Min Ho," dedim. O ise sadece gülümsemeyle yetindi. Gözlerim kapalı olmasına rağmen güldüğünü anlamıştım çünkü, 'Hah' diye bir ses çıkmıştı. Bir kapının açılma sesinin ardından kapının kapanma sesi duyuldu. Daha sonra vücudum yumuşak bir zeminle buluştuğunda gözlerimi yavaşça araladım.

Ama kesinlikle görmeyi beklediğim şey, Min Ho'nun yüzü değildi.

" Buradan bakınca farkettim de," dedi ve sinsi bakışları yüzümü taradı. En son dudaklarımda durdu.

" Buradan bakınca farkettim de, bugün gözüme bir ayrı hoş gözüküyorsun," Daha sonra işaret parmağını kaldırdı ve anlımdan başlayarak dudaklarıma kadar parmakları ince bir çizgi çizdi.

" Bir kadın seçmişim ki, ondan mükemmeli yok,"

Gülümsedim. " Bir adam seçmişim ki ondan yakışıklısı yok,"

" Sadece yakışıklı mıyım yani," Yalandan kaşlarınıda çatmıştı.

" Bir adam seçmişim ki, ondan mükemmeli yok," dediğimde gülümsedi ve saçlarımı kulağımın arkasına itti. Kollarını başımın iki yanına sabitledi.

" Bu mükemmel adam var ya," dedi ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

" Bu mükemmel adam var ya hani," yüzünü biraz daha yaklaştırdı ve burnu burnuma değecek mesafeye geldi. Bakışları dudaklarıma kaydığında sağ elimi omzuna götürdüm.

" Bu adam-"

Ve ortamdaki romantikliği bozan telefon sesi.

İçimden sayısız küfürler savruyordum belki de.

Min Ho'ya döndüm, " Açma," dedi kaşlarını çatarak.

Min Ho'yu omzundan tutup kenara ittim. Hızlı adımlarla tuvalet sehpasına geçip üzerinde titreyen telefonumu aldım.

" Efendim So Hyun, gideli daha ne kadar oldu, tamam, üzerine yatmam , ay dur dur tamam kapatma, ya şey bize gelebilir misin,"

Aklıma gelen şeyle bütün vücudum buz tutmuştu. So Hyun itiraz edici mırıltılar çıkardı.

" Ben kıyafetimi-" devamını getiremedim. Çünkü Min Ho elimden telefonumu çekmişti.

"Ne yapıyorsun,"

" Tamam So Hyun, hallettik , sorun değil, iyi geceler So Hyun," So Hyun'un sesi birer cırıltı olarak çıkarıyordu.

" Niye aldın elimden,"

Min Ho işaret parmağını kafasında döndürerek, " Aptal mısın Zehra, So Hyun'u üzerini değiştirmesi için çağıracak mıydın cidden," dediğinde gözlerimi büyüterek, " Evet," dedim.

" Cidden aptalsın," deyip kolumdan sürüyerek yatağa oturttu.
" Min Ho saçmalama tek elle değiştiremem üzerimi," dediğimde sabır diler gibi kafasını kaldırdı ve ofladı.

" Sen değiştirmeyeceksin zaten, ben değiştireceğim."

Birden kahkaha patlattım. " Sen mi," dedim kahkahamın arasından.

Ve üzerimdeki gömleğin çıt çıtlı düğmelerinin açılma sesi.

" Ne yapıyorsun," diye haykırdım yüzüne karşı. Gömleği üzerimden beni dinlemeden sıyırdı. İçime tişört giymenin minnettarlığını taşıyordum üzerimde.

" Tişörtünü sen mi çıkarırsın ben mi çıkarayım," dediğinde ofladım. Üzerimdeki tişörtün uçlarından tutarak vücudumdan sıyırdı. Daha sonra dolabın başına gitti. Vücudumdaki tüm kan yanaklarıma çekilmişti sanki. Utancımdan kıpkırmızı kesilmiştim.

Min Ho elinde çilek desenli pijamamla geri geldi. Yatağa geri oturduğunda yüzüme hiç bakmıyordu. Buna minnettardım. Pijamanın üst kısmını başımdan geçirmem için hazırladı. Fakat birden başını omzuma koyması, beni kalpten götürüyordu.

" Zehra," dedi fakat bu bir fısıltıdan farksızdı. Fısıltıya karışık bir inlemeydi.

" Efendim,"

" Neden bu kadar ulaşılması zor bir kızsın,"

Bunun cevabını bende bilmiyordum. Ulaşılması zor kelimesi bana uzak geliyordu.

Ulaşılması zor..

" Neden benden bu kadar uzaksın,"

Yine bir cevap yoktu. Veremezdim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Neden böyleydim bende bilmiyordum.

" Hiç, kendini kollarım arasına bırakmayı denedin mi, ya da istedin mi,"

Bu soruya verilecek bir cevabım vardı.

" Bir cevabın yok mu," yüzünü sola yatırdı ve kafasını boynuma gömdü.

Hayır Min Ho, bir cevabım var.

" Yok mu," Bir çocuk gibi masumdu şu an gözümde.

" Peki," dedi ve çeneme dudaklarını dokundurarak geri çekildi. Pijama üstümü giydirdikten sonra pijamamın pantolonunu yanıma koydu.

" Pantolonunu kendin değiştirirsin, pantolonunu oraya koydum," dedi ve kapıya doğru ilerledi.

" Var!" diye haykırdım. Olduğu yerde durdu. Bir süre sessizlik oldu. Daha sonra yeniden ilerledi elini kapınının kulpuna götürdüğünde ayağa kalktım.

" Bir cevabım var Min Ho," Kapının kulpunu tutan eli gevşedi. Fırsat bilerek ona doğru ilerledim ve arkasından sarıldım. Kollarımı önden birleştirerek, " Var Min Ho," dedim.

" Bende istedim, seni hissetmek, dokunuşlarını hissetmek, kendimi kollarına bırakmak istedim," Nefesimi yavaşça dışarıya verdim. Bunu dediğime inanamıyordum.

" Bir cevabım var Min Ho."

Ve sertçe yutkunarak daha kendime itiraf edemediğim şeyi Min Ho'ya itiraf ettim.

" Evet, istedim."


31. Bölüm Sonu #

Bu iğrenç içerikli bölüm için özür dilerim, sorriiiy.

Şu programın adı sizce de çok tatlı değil mi ♡

O program ne gibi maceralar doğuracak çok merak ediyorum açıkçası.

Şu son replikte de artık Zehra'nın isteklerini anlamış oldunuz. Aleynacığım sana buradan el sallıyorum..

Her neyse, okuduğunuz için tişikkirler :*
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-14-2015 05:49 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #37
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
[Resim: 2vljiib.jpg]

Bölüm 32 #

Özel Bölüm 8 #

Sezon 2 #

" Siz şu kataloğa bakın ben diğerini getireyim,"

Başımla onaylayarak elimdeki kataloğun sayfalarını çevirmeye başladım. Birbirinden saçma, çocuksu, salak salak pozları eleyerek en güzellerini kırmızı kalemle işaretledim. Onlarca pozu işaretledikten sonra daha adını bilmediğim adam elinde bir kaç katalogla daha geldi ve onları önüme koydu. Adamın yüzüne bakmadan elimdeki kataloğu kapatıp diğerini aldım.

" Seçtiğiniz pozlara bakayım," Adama sadece kafamı salladım. Önceki kataloğu adamın önüne bıraktım bende kendi önümdeki kataloğa odaklandım.

" Min Ho Bey sizinle değiller mi,"

" Hayır," diye cevapladım adamı.

" Ne zaman gelecek,"

" Hayır,"

" Anlamadım,"

Kafamı hızla yukarı kaldırarak adama baktım.

" Pardon ne dediniz," dedim kafamı ovalayarak. " Özür dilerim pek kendimde değilim de,"

" Önemli değil boşverin, siz bakmaya devam edin," Kafamı sallayarak kataloğa yeniden gömüldüm. Kafam kesinlikle başka yerdeydi.

Min Ho ile o günün ertesi günü hastaneye gitmiş kolumu taktırmıştık. Aradan bir buçuk ay geçmişti ve bende iyileşmiştim. Min Ho bu hafta reklam çekimleri için Çin' e gitmişti. Bende tek başıma fotoğraf çekimleri için poz beğeniyordum. Min Ho bu akşam gelecekti. İki gün sonra da fotoğraf çekimleri yapacaktık. Min Ho'nun film çekimi yüzünden programımız iki ay ertelenmişti. Zaten daha resmi olarak duyuru yapılmamıştı o yüzden sıkıntı olmamıştı.

Min Ho askere gitmeden evvel bir film anlaşması yapmıştı. Askerden geldiğinde de çekimlere başlamışlardı. Şimdi çekimler tamamlanmış, on beş gün sonra da film vizyona girecekti.

Min Ho'ya itiraf ettiğim gece bana sarılmış ve sarılarak uyumuştuk. Ondan sonra da hiç bir şey olmamıştı aramızda.

Pozları belirledikten sonra adama teşekkür edip şirketten ayrıldım. Boş koridorda tek başıma yapayanlız yürüyordum.
Etrafımda ne bir insan vardı ne de başka bir şey. Min Ho son aylar çok meşguldu ve benimle ilgilenmiyordu. İlgilenmiyordu değildi aslında, ilgilenemiyordu. Ona da kızamıyordum sonuçta yoruluyordu ve eve gelir gelmez uyuyordu.

Düşüncelerimi, boş koridorda yankılanan telefonumun zil sesi bölmüştü. Çantamdan telefonumu çıkarıp aramayı cevapladım. Min Ho en son dün aramıştı ve 18 saattir de aramıyordu. Onun aramış olmasını isterdim. Bir mesaj dahi atmadığına göre çok meşgul olmalıydı. Umarım, meşgul olduğu içindir.

" Efendim Eun Gi."

" Yi Seul!" Eun Gi'nin sesi benim soluk sesimin aksine iyi çıkıyordu.

" Efendim,"

" Sizin şirketim önündeyim gelsene,"

Güldüm. Çünkü Eun Gi'de benim gibi, Koreli değildi ve onun aksanı benimkinden daha kötüydü. Bazen yanlış kelimeler de kullanabiliyordu. Eun Gi'nin asıl adı Clara idi ve Brezilyalıydı. Sarışın ve çok güzel bir kızdı. İkimiz de Koreli olmadığımız için bazı haberler çıkmıştı. İşte ne bileyim, ' İki yakın dostun yabancı kadın hayranlığı nereden geliyor ?' Haber başlığını bir yerlerden okumuştum. Haberin içeriğini okumaya cesaretim el vermiyordu.

" Bilmem," deyip burun kıvırdım.

" Hadi hadi gel bekliyorum," dedikten sonra telefonu kapattı. Bende adımlarımı hızlandırarak şirketten çıktım.

Eun Gi ile yakınlarda bir kahve dükkanına geçip oturduk. Biraz da olsa keyfim yerine gelmişti. Sıkıntımı anlatmış, biraz da olsa rahatlamıştım. Güzel bir sohbetin ardından beraber fotoğraf çekinip instagram hesabımıza yükledik. Biraz da alışveriş yaptıktan sonra da evlerimize çekildik.



" Bilmiyorum So Hyun işte ne bileyim, soğuk davranıyor."

Kolamı da alıp televizyonun karşısına oturdum. Dakikalardır So Hyun'a laf anlatmakla meşguldum. Dilim yorulmuştu. Dil yorulur muydu hiç ? Benimki yoruluyordu. Öyle de anormaldim işte.

" Unnie bak, bir erkeğin gönlünden geçen yolu biliyor musun," O görmeyecek olsa da gözlerimi devirdim.

" Neymiş," Kolamdan bir yudum aldım ve kanalları karıştırmaya başladım.

" Bir erkeğin kalbi, bedenini ona bırakmaktan geçer," Ağzıma aldığım kolam boğazımda kaldı, yemin ediyorum. Bir süre öylece öksürdüm. Boğazım hala yanıyordu.

" O nasıl söz öyle kızım,"

" Demem o ki, kendini serbest bırakacaksın,"

" O nasıl olacak," KBS kanalında durarak favori dizimi izlemeye koyuldum. Kulağım bir yandan dizide, bir ysndan da telefondaydı. So Hyun'un ne diyeceğini cidden merak ediyordum.

" Min Ho, şu an zoru oynuyor, yani şöyle ki, kendini senden uzaklaştırıyor ki sen ona gelesin,"

" Kaçan kovalanır yani,"

" Aynen öyle!"

" O soğuk davranıyorsa sende öyle davranacaksın, bak gör ilk o gelecek,"

Televizyondaki diziye odaklanmış durumdaydım şu an. Bir şöminenin başında, adamla kadın oturuyor. Fakat bu normal bir pozisyon değil. Adam yere oturmuş, kadın da adamın iki dizinin arasında oturuyor. Poziyona, bayılmıştım. Acaba Min Ho ile ikimizde böyle ..Peki.

" Unnie bir şey diyorum orada mısın!"

Kafamı sağa sola sallayarak düşüncelerimden sıyrıldım.

" Dalmışım sen devam et,"

" Hah bak, onun dikkatini çekecek şeyler giy mesela. Ya da sen biliyorsundur Min Ho'nun ne gibi şeyleri sevdiğini. Sonuçta neredeyse beş yıldır birliktesiniz,"

İçtiğim kolanın bütün asiti burnumdan beynime akıyor şu an. So Hyun ile ilk defa böyle özel şeyleri konuşuyordum. Min Ho ile sadece öpüşmüştük, ilerisi ise...hiç olmamıştı. Ama bunu nasıl söyleyecektim işte sorun oradaydı.

" So Hyun ya şey,"

" Ne oldu," En iyisi bir çırpıda söyleyip atmaktı.

" Bizim Min Ho ile hiç bir zaman o tür bir ilişkimiz olmadı."

Ses yok.

Beş..

Altı..

On saniye..

Hala ses yok.

" Unnie, ben.." So Hyun'un sesi çok kötü geliyordu. Ben bağırmasını bekliyordum ama böyle bir tepki vereceği aklıma gelmezdi.

" Unnie, ben..özür dilerim. Sanmıştım ki hani belki olmuştur diye kusura bakma,"

" Sorun değil, So Hyun. Sorun değil.."

So Hyun'dan bir tepki gelmeyince sözlerime ekledim. Çünkü So Hyun şu an şoktaydı. Haklıydı aslında, sonuçta beş yıl oluyordu neredeyse ve hiç öyle bir ilişkimizin olmaması onu şoka uğratmıştı.

" Ee, ne yapacağım peki,"

" Ay şey yani aklıma bi şey geldi. "

" Ne peki,"

" Unnie, Min Ho da bir erkek. Beş yıl çok iyi sabretmiş cidden. Onun da bir erkek olduğunu unutma. Her erkek, sevdiği kadının vücudunu ezberlemek, dokunmak, kendisine ait olduğunu hissetmek ister."

Haklıydı.

Min Ho beş yıl boyunca cidden iyi sabretmişti.

Ve o da bir, erkekti.

" Bu yüzden unnie, size bir şans vermelisin. Birbirinize bir şans ver. Min Ho, cidden eğer birbirinize bir şans verirsen emin ol, ya ne bileyim öyle işte.." Gülümsedim.

" Bir şansı hak ediyorsunuz."

So Hyun'un dediklerini tartarak fısıltıyla tekrarladım.

" Bir şansı hak ediyoruz."



Bütün gece boyu So Hyun'un dediklerini düşünmekten uyuyamamıştım. Gerçi son bir haftadır böyleydim de, neyse. Ya da Min Ho'nun kokusu ile uyumaya alışmıştım. Tek çare, Min Ho'nun kokusunun sindiği yastığına sarılarak uyumaktı. Yastığı kucağıma bastım. Canlısı gelesiye kadar bununla idare edebilirdim.

Gözlerimin yavaş yavaş kapanacağı esnada yatağın sol tarafının çökmesi, bir elin belime dolanması gözlerimi açmama yetmişti bile.

" Canlısı varken neden yastığına sarılıyorsun,"

Mutlulukla gülümsedim. Soluma dönerek kollarımı ona doladım ve kafamı göğsüne gömdüm.

Fakat Min Ho'nun vücudunun ıslak olması, gözlerimi yeniden açmama neden olmuştu. Göz kapaklarımın ağırlaşmasını umursamadan hızla doğruldum ve yatakta oturur pozisyona geçtim. Min Ho yorganın ucundan tutup kendine çekmeye çalışınca sertçe yorganı üzerinden çektim. İnleyerek cenin pozisyonunu alması, bütün kanın beynime fışkırmasına yetmiş, artmıştı bile. Elimi anlına götürerek ateşine baktım ve Min Ho cayır cayır yanıyordu. Saçları anlına iyice yapışmıştı.

" Min Ho iyi misin,"

Bir cevap bekledim ama o vermedi. Sadece inledi.

Yorganı sertçe yataktan attım.

" Kalkabilir misin banyo yapman gerekli," dediğimde kafasını olumsuz anlamda salladı. Kolunu omzuma atarak onu zorla yataktan kaldırdım. Banyoya doğru zar zor ilerlediğimde küvetin mermerine oturttum onu. Bu durumlarda hastanın üzerinin soyulduğunu hatta soğuk suyla banyo yaptırıldığını biliyordum. Ufak tefek bilgilerim vardı. Min Ho Kore'ye geldim geleli neredeyse ilk defa ateşlenmişti ve bu beni deli gibi ürkütüyordu. Onun vücudunun titrediğini düşünmek, lanet olası bir duyguydu.

Üzerindeki terden ıpıslak olmuş beyaz tişörtünü uçlarından tutarak çıkardım. İçine giydiği atleti de çıkardım. Fakat, aynı işlemi pantolonu için yapamazdım. Sinirle alt dudağımı dişledim.

" Anneni çağıracağım," deyip banyodan çıkacaktım ki Min Ho bileğimden tutarak beni engelledi.

" Saçmalama," dedi, fısıltıya karışık inlemeyle. Alt dudağımı yeniden dişledim. Bunu yapamazdım. Beynimin içerisinde So Hyun'un sesi yankılanıyordu.

" Bir şansı hak ediyorsunuz."

Gerçekten, hak ediyor muyduk ?

Bölüm Sonu #

▪ Sizce Zehra, ne yapacak bu durumda ?

▪ Sizce de bir şansı hak ediyorlar mı ?

▪ Biliyorsunuz, daha çiftin evleneceği açıklanmadan program çekilecek. Min Ho'nun evlenme teklifi etmesi lazım ki, programın amacı öyle boş boş kalmasın. Sizce, nasıl bir evlenme teklifi olabilir ?

▪ Ve son olarak, Zehra'nın şans vereceğini hepimiz biliyoruz, sizce nasıl bir durumda, nasıl bir sahnede, hangi olay sonrası, ne gibi bir şans verebilir ?

En en son olarak okuduğunuz için çok teşekkürler, iyi ki varsınız :*
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-16-2015 12:04 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #38
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
[Resim: ff4cq8.jpg]


[Resim: 2d802dv.jpg]


[Resim: 2lboprm.jpg]




Bölüm 33 #

Özel Bölüm 9 #

Sezon 2 #


《 Kabus. 》



" Min Ho elimi bırakma!" Çığlık atıyorum yeniden. Üzerinde yattığım sedye kana bulanmış. Sedye hareket ediyor ve Min Ho'nun eli avucumun içinden kayıyor. Elini tutmaya çalışıyorum ama kasıklarımda hissettiğim o ağrı bunu engelliyor. Min Ho'nun gözlerinde ki kızarıklıklardan ağlamış olduğunu anlıyorum ve, kalbim parçalara ayrılıyor.

" Bırakma beni!" diye haykırıyorum. Daha sonra kapılar kapanıyor.



Kabus.

Bu gördüğüm şeyi tanımlayacak tek şey.

Kabus.

" Geçti Zehra,"

Daha yarım saat önce ben onu teselli ederken o beni teselli ediyor.

" Çok kötüydü Min Ho," deyip yeniden hıçkırıyorum ve boynuma sarılmış olan koluna tutunuyorum.

" Geçti bebeğim, ben yanındayım, derin nefes al," dediğinde dediğini yaparak derin bir nefes çektim.

" İyi olacak,"

Kafamı salladım ama aklım hala gördüğüm kabustaydı.

Kafamı çıplak göğsünden çekip yastığa gömüldüm.

" Ya sen," bakışlarımı ona çevirdim. " Sen iyi misin,"

Kafasını usulca salladı. " Sayende." Gülümsedim. Ve ardından gözlerimi yumdum.



" Merhaba ben Lee Min Ho."

Ve kamera bana döndü. Bel selamı vererek, " Merhaba ben Jun Yi Seul." dedim gülümserken.

" Bu bizim programımızın ilk bölümü ve ne yapacağımızı bilmiyoruz." Kafamla onayladım. Dış ses konuşmaya başladı.

" Bu yüzden size bir görev kartı hazırladık," Ve o dış sesteki adam masamıza bir zarf koydu. Kendimi ciddi anlamda We Got Married çekiyor gibi hissetmiştim. Fotoğraf çekimi de yapacaktık, aha valla aynısı oldu. Ama bizim programımızın konsepti çok çok daha farklıydı. Bir senaryoya göre hareket etmiyor, tamamen kendimiz oluyorduk. Farkımız tarzımız arkadaşlar.

Masada duran pembe zarfı elime alıp içindeki kartta yazanı okumaya koyuldum.

" Yi Seul bugün ne yapıyoruz,"

" Filminin galası için alışveriş yapacağız," dedikten sonra önümdeki kahveden bir yudum aldım.



" Neden böyle yapıyorsun!" Belki de dakikalardır gülmemi durdurmayı çalışıyordum. Ama mümkün değildi.

" Yi Seul şuna bir bak!" Mağazanın köşesinde duran koltuğa oturarak kahkahama orada devam ettim. Kafamı kaldırıp Min Ho'ya döndüm. Hala elinde ona galada giymesi için verdiğim pembe pullu gömleği tutuyordu.

" Yi Seul kendine gel!" Min Ho önüme çöküp omuzlarımdan sarsmaya başladı. Min Ho şu an bana kızıyordu ama mimiklerinden ne düşündüğü bariz anlaşılıyordu. Gülmekten gözlerimden yaşlar akıyordu.

Min Ho'nun o pembe pullu gömleği galada giydiğini düşünmek...

" Aklın nerede senin!" dediğinde kendimi tutamayıp kahkaha patlattım. Şu an çekim yapıyorduk ve lanet olsun ki, gülme krizi tutmuştu.

" Min Ho.." dedim dehşet zorluklarla. " Çek şunu gözümün önünden,"

Min Ho dediğimi yapıp gömleği kenara koydu. Gözümün altında biriken yaşları silip ayağa kalktım. Gözüme birden bir şeyin kaçtığını hissettiğimde olduğum yerde durdum.

" Min Ho gözüme bir şey kaçtı," dediğimde Min Ho yanıma geldi.

" Elini çek," dediğinde dediğini yapıp gözümden elimi çektim. Başımı ellerinin arasına alarak işaret parmağıyla sağ gözümü araladı.

" Ah acıyor," diye inledim.

" Biraz sabret," dedikten sonra gözüme üfledi. Hafifçe biraz daha üfledi ve cebinden bir peçete çıkarıp gözümün altında biriken yaşları sildi.

Min Ho'ya bir takım elbise beğendik. Keyifli bir çekim geçirmiştim. Min Ho'nun variete'de bu kadar başarılı olduğunu bilmiyordum açıkçası. Min Ho'nun galada ne giyeceğini göstermişlerdi fakat benimkini çekmemişlerdi. Çünkü ben kıyafet beğenememiştim. Her neyse, yarınki çekimlerde de fotoğraf çekimi yapacaktık ve ben fazlasıyla heyecanlıydım.



" Şimdi Min Ho, üzerine eğilecek," Sinirle alt dudağımı dişledim. Daha düzgün bir poz seçebilirdim. Ne diye böylelerini seçtim bilmiyordum açıkçası. Min Ho yüzüne o sinsi gülüşünü yerleştirerek beyaz çarşaflı yatağa oturdu. Bir kadın gelip Min Ho'nun gömleğinin düğmelerini açtığında gözlerim büyüdü.

Sen.kim.oluyorsunda.benim.erkeğimin.gömleğinin.düğmelerini.açıyorsun!

Bir yerde okumuştum. Öfke anında yapılması gereken şeyler :

1. Gözlerini yum.

2. Derin derin nefes al.

3. Ve son olarak ona kadar say.

Bütün aşamaları teker teker uygulayıp gözlerimi açtım. Kadın bu sefer Min Ho'nun saçları ile oynuyordu.

Onun saçları benim.

Başka kadınlar dokunamaz.

" Bu kadar yeterli," dediğimde kadın bana dik dik bakıp uzaklaştı.

Min Ho ise üzerimdeki pozisyonunu aldı ve yüzünü yüzüme eğdi. Elini yatağın başlığına koyarak yüzünü daha da yaklaştırdı.

" Buradan bakılınca, gözüme daha da güzel gözüktün," dediğinde gülümsedim ve yüzümüze flaşlar patladı.

" Sakın bozmayın, eveet, böyle! Çok doğal!"

Bir kaç daha poz verdikten sonra fotoğraf çeken adam yatakta oturmamızı söyledi. Ben dediğini yapıp yatakta oturmaya başladım. Evet , bildiğiniz oturdum.

Min Ho kolumu dürterek, " Öyle değil, böyle,"dedi ve beni kollarının arasına aldı. Üzerimde tamamen çarşaflarla uyumlu bol bir gömlek vardı ve gömleğimin omuzları açılmıştı. Bir kadın personel gelip gömleğimi çekiştirdi ve omuzlarım ortaya çıktı. Min Ho kollarını omzuma doladı ve beni göğsüne bastırdı. Boşta kalan elimi nereye koyacağımı şaşırmıştım. Son olarak, saçlarıma daldırdım.

Adam, " Şimdi doğal bir kahkaha atın," dediğinde kafamı kaldırıp Min Ho'ya baktım.

" Haberlerde vampir olduğunu söylüyorlar," dediğinde kahkaha attım ve flaşlar yeniden patladı. Min Ho'ya baktım yeniden. Sırf beni güldürmek için söylemişti. Bunu anlamıştım.

" Evet, şimdi birbirinize bakarak kahkaha atın," Adamın dediği her şeyi yapıyordum. Min Ho ile biraz daha yakınlaştığımız esnada adam, " Evet, Min Ho, kız arkadaşının dudaklarına tutkuyla bak, Yi Seul sende dudaklarını arala ve erkek arkadaşının gözlerine bak." dedi.

Gözlerinin içine bakardım fakat, dudak aralama işi biraz...

Ama yine de adamın dediği şeyi yaparak dudaklarımı araladım. Ve bir kaç poz daha verdik. Gece yarısına kadar onlarca birbirinden farklı poz vermiştik. Mesela, bazıları şunlardı.

• Min Ho'nun karnına oturmuş, Min Ho'nun saçlarını yoluyorum. Bu cidden çok komik olmuştu.

• Min Ho mutfakta yemek yapıyor, üzerinde önlük var, bende ona arkasından sarılıp kafamı sırtına yaslıyorum.

• İkimizde sakızlarımızı karşılıklı şişiriyoruz ve fotoğrafta biraz daha oynanılıp, sanki şişen sakızlarımız birbirine değiyor gibi duruyor.

• Min Ho bir koltukta yatıyor ve bende, ayak ucunda yatıyorum. Üzerimde krem rengi bir etek var. Çok değişik bir poz olmuştu.

• Bir koltukta yan yana oturuyoruz ikimizde de pijama var ve ben bazen kafamı Min Ho'nun omzuna gömüyor, bazen ayaklarımı karnına uzatıyorum, bazen de kolunu ısırıyorum. Bu en beğendiğimdi. Bazen de tutkulu pozlr verdirtmişlerdi. Onları kesinlikle ben seçmemiştim.



" Zehra cidden planların çok güzelmiş," dedi Min Ho, yanıma uzanırken.

" Nesi varmış,"

" Saçlarımı tel tel yoldun,"

" İyi olmuş," deyip sırtımı döndüm.

" Sırf o makyöz kadına sinirli olduğun için yaptın değil mi," dediğinde cevap vermedim. Sadece alt dudağımı dişledim.

" Ama bu-" deyip bana yaklaşmaya başladığı esnada telefonu çaldı ve yataktan kalkarak telefonunu da alıp odadan çıktı. Bende o esnada ne kadar susadığımı farkedip sağıma soluma bakındım. Normalde, yanımda hep su bulundururdum ama bugün koymayı unutmuşum. Odadsn çıkarak mutfağa ileredim. Buzdolabının başına geçip suyu aramaya koyulduğum esnada salondan bir ses yükseldi.

" Kadın hazır mı, söyle beklesin geliyorum, elbisesi nasılmış, güzel olmuş mu, evet haberi yok, uyuyor, merak etme duymaz, tamam söyle kadına beni beklesin geliyorum."



Bölüm Sonu #


Son sahne, Zehranın rüyası ve fotoğraf çekimleri için düşüncelerinizi almak istiyorum.

* Fotoğrafları WGM programından aldım ^.^

Aceleyle yazdım, hatalarımı görmeyin, sorriy.

Her neyse, yine ve yine çok ve çok okuduğunuz için teşekkürler, öptüm :*
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-17-2015 03:49 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #39
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
[Resim: 2dc8yvq.jpg]




Bölüm 34 #

Özel Bölüm 10 #

Sezon 2 #




" Sakın ha sakın! Sakın geleyim deme bak yemin ediyorum tekmeleyerek atarım seni bu yataktan!"

Elini yatağın üzerine koyup, emekleyerek yanıma geldi.

" Zehra, biz.."

" Ne biz ya ne biz!" deyip elime aldığım ilk yastıkla kafasına vurmaya başladım. Ama o tabii ki bundan etkilenmiyordu.

" Evlenelim!" dediğinde elimdeki yastık kafasına inmek için havalanmışken, elim kayıp düştü. Az önce 'Evlenelim." mi demişti yoksa ben mi rüya görüyordum ?

" Ne dedin.." dediğimde kafasını kaldırıp bana baktı.

" Evlenelim!" diye bağırdı yeniden. " Bunu dedim,"

" Sen! Senin gibi bir adi serseri ile evleneceğimi mi düşündün!" Bir yandan da kafasına yastıkla vurmayı ihmal etmiyordum elbette. Hayallerimdeki evlenme teklifi kesinlikle bu değildi. Tamam, Anıl'ın yaptığı gibi klişe bir şekilde önüme diz çökmesini beklemiyordum. Bu teklif, fazla ani olmuştu. Ve ben ona çok sinirliyken böyle bir şey yapması zararınaydı. Tabi ki de kabul etmeyecektim.

" Çık benim yatağımdan!" Son yastık darbesini de vurduğumda yataktan gürültülü bir şekilde aşağı yuvarlandı.

" Defol serseri!" deyip sırtına bir daha yastıkla vurdum.

" Çık benim odamdan!" dedikten sonra yataktan indim ve iki elinden tutup sürüklemeye çalıştım. Fakat birden dişlerini elime geçirince omzuna sertçe vurdum. Bu sefer ayaklarından tutup sürüklemeye çalışmaya başladım.

" Çık dedim sana!"

" Benim gibi genç bir kadını nasıl aldatırsın!"

" Ya biraz hareket etsene öküz müsün!"

" Beş yıl içerisinde çok kilo almışsın baksana şuna önceden taşıyabiliyordum!"

Sonunda pes edip yere attım kendimi.

" Gencim, güzelim, neremi beğenmedin de gittin başka kadınlara. Allah cezanı verecek Min Ho!"

Min Ho hiç bir tepki vermiyor, sadece kahkahalarla gülüyordu.

" Zehra, özür dilerim ama, seni aldatıyorum," dediğinde tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Min Ho bunu kahkaha atarken söylemişti. Buna bu durumda şaşırmam gerekirdi. Çünkü bende normal bir kadındım. Ama her hangi bir tepki vermemem garibime gitmişti.

" Kim o kadın," dedikten sonra kalkarak yatağa geçip oturdum.

" Mmm, senden kısa boylu, çok hoş yuvarlak gözlükleri var, bu onu çok seksi yapıyor, saçları mesela beyaz, o kadın çok tarz ama sen değilsin, belki de bu yüzden seni aldatıyorum," dediğinde yutkundum. Gerçekten beni aldatıyor muydu ? Bu olasılık cidden var mıydı ? Allah'ım sen bana sabır ver yarabbim. Sıkıntıyla nefesimi dışarı üfleyerek kafamı yastığa gömdüm.

Kafamın yastığa gömülü olmasında dolayı boğuk bir sesle, " Çık odamdan!" diye bağırdım. Bir kapının kapanma sesi duyuldu ve bende kafamı yastıktan çekerek normal bir şekilde yatmaya başladım. Fakat yatağın sol tarafının çöküp bir elin belime dolanması, gözlerimin aralanmasına neden olmuştu. Boynumda hissettiğim nefes bir fısıltıya dönüştü.

" Evlenelim."



" So Hyun kim o kadın bak yalvarıyorum biliyorsan söyle!"

Belki de dakikalardır So Hyun'a o kadının kim olduğunu söylemesi için yalvarıyordum. O ise, kahkahalarla gülüyordu.

" Sana seni aldattığını söyledi öyle mi, sonra gelip evlenelim dedi öyle mi,"

Karşımda kahkaha atarak gülen So Hyun'a buz bakışlarımı gönderdim. " Evet."

" Unni, gerçekten aptalsın!"

" Biliyorum aptalım bunca zaman nasıl farkedemedim aklım almıyor, ama sen o kadının kim olduğunu söyle lütfen ben tanıyor muyum, sen tanıyor musun," dediğimde So Hyun aynı kahkahasına devam ederek masadan bana cevap vermeden kalktı. Arkasından, " Nereye!" diye bağırdım ama yine cevap vermedi ve boş kafeteryada kahkaha atarak ilerlemeye devam etti. Sinirle ellerimi saçlarımdan geçirirken telefonuma bir mesaj geldi.

My Heaven♥:

" Evlenelim."

Ve elinde bir gülün olduğu kroca bir fotoğraf atmıştı. Fotoğrafı yaklaştırarak yüzünün her bir zerresine dikkatle baktım. Telefonun monitoruna bir öpücük kondurup geri çekildim. İşte o zaman arkasındaki masanın üzerinde durn müshil ilacını farkettim.

Mesajına, " Defol." diyerek karşılık verdim ve pılımı pırtımı toplayıp şirketin kafeteryasından çıktım. Şu sıralar hep şirketteydim çünkü, reklam filmi teklifleri almıştım. Onlardan bazılarını kabul etmiştim ve bunlarla meşguldum. Şirkette beni kendi ailesine dahil etmişti. Çünkü, fazla reklam teklifi alıyordum. Bunun nedenini sorduğumda ise bana, " Çünkü fiziğin güzel," demişlerdi. Tövbest.



" Yi Seul-ssi, hazır mısın,"

Daha ilk bölüm yayınlanmadan biz ikinci bölümün çekimlerine başlamıştık bile. İkinci bölümün çekimleri, Min Ho'nun film galasında yapılacaktı. Şu an benim kuaförümde çekim yapıyorlardı.

" Eveet," diyerek perdeyi araladım ve dışarıya çıktım. Üzerimde sırt dekolteli dizimin biraz yukarısında biten kırmızı bir elbise, sırtımda siyah bir deri ceket, ceketi soğuk olduğu için giymiştim daha sonra çıkaracaktım, elimde küçük siyah bir çanta, ayağımda ise siyah sade bir topuklu bir ayakkabı, saçlarım ise düzleştirilip, salık bırakılmıştı.

Min Ho bana doğru geliyordu. O ise, sadece yakalarında desen olan siyah bir takım elbise giymişti. Sade bir takım elbise bile üzerinde mükemmel durabiliyordu. Şu son bir haftadır bana evlenmemiz için yalvarıyordu pislik. Her seferinde onu cevapsız bırakıyordum. Beni aldatma olayına zerre kadar inanmamıştım. Ama bir haltlar karıştırdığı belliydi. Yakında çıkardı kokusu.

Gülümseyerek bana geldiğinde koluna girdim.



Araba ile galanın yapılacağı yere gidesiye kadar yol boyu çekim yapmıştık. Elimizde kahvelerle yol boyu kameramanla sohbet etmiştik. Çok eğlenceli bir çekim olmuştu cidden. Bir de şu yorulma mevzusu olmasa, sonsuza kadar çekim yapabilirdim heralde.

Araba durduğunda kameraman ile ağır adımlarla arabadan indik. Min Ho elimden tutup şu meşhur ünlüler geçitine doğru yönlendirdi. Min Ho'nun karısı değildim. Bunun gibi resmi yerlere gelmek açıkçası biraz garipti. Sonuçta, hangi ünlü kız arkadaşının elinden tutup filminin galasına getiriyordu ki.



Gala daha tam anlamıyla başlamadan, midemin bulanması ve hazımsızlık çekmem yüzünden filmi izlemeyip eve gitmiştim. Min Ho benimle gelmek için ısrar etmişti fakat daha sonra ikna olup orada kalmıştı. Yani sonuç, hüsrandı. Bende ezik ezik gösterim tarihini beklemiş, sinemada izlemeye gelmiştim. Film, ailesini küçük yaşta kaybetmiş bir şirket CEO'sunun başarı hikayesini anlatıyordu. Min Ho bana hiç bir şey anlatmamıştı fakat, ben bazen çekim setine gittiğim için neler olabileceğini biliyordum.

Sinema salonundaki yerimi alıp filmin başlamasını bekledim. İlk önce vizyona girecek olan filmlerin fragmanlarının yayınlanacağını bildiğimden dev ekranda çıkan şeye bakmadan telefonumda gezmeye başladım. Fakat salondan uğultuların yükselmesi merakımı arttırmıştı. Kafamı kaldırıp dev ekrana bakmamla büyük bir şok yaşamam bir oldu.

Ciddi anlamda büyük bir şok.

Bir kız var, çok güzel.

Saçları omuzlarından dökülüyor.

Yeşil gözleri mutlulukla parlıyor.

Kendi kendine bir şeyler söylüyor kız.

Ve işaret parmağını dudağına götürüp “Şişşt.” Yapıyor.

Bunu yaparken dudakları öne doğru çok güzel kıvrılıyor.

Daha sonra bir kapıyı açıp içeriye giriyor.

Yatakta birisi uyuyor, bu Min Ho.

Kız Min Ho’yu omuzlarından dürtüyor ve Min Ho sıçrayarak uyanıyor.

Min Ho’nun uyandığındaki hali o kadar komik ki, kız kahkahalarla gülüyor.

Gülerken yüzü, çok güzel.

Min Ho kamerayı farkedince kızı bileğinden tutup kendine çekiyor.


Dev ekrandaki bu görüntü gözlerimin yaşarmasına neden olmuştu. Hemde fazlasıyla.

Aynı kız var, yine çok güzel.

Kızın saçları rüzgardan uçuyor ve arkadaki çocuğun yüzüne değiyor.

Kız bütün güzelliğiyle gülüyor.

Güneş yeşil gözlerine vuruyor ve bu kızın gözlerinin rengini daha çok ortaya çıkarıyor.

Daha sonra Min Ho kızın yanağını defalarca öpüyor.

Kızın elini kaldırıp yüzüğü gösteriyor kameraya.

Ve burnunu kızın burnuna sürtüp gülümsüyor.



Salondaki uğultular ve gözyaşlarım eşliğinde video'yu izledim. Gülüyordum, mutluydum, göz yaşlarım bu yüzden dökülüyordu.

Dev ekran bu sefer başka bir görüntü göstermeye başladı.

Yüzlerce insan, bir yere toplanmış. Bu kalabalıklar, yukarıdan çekiliyor, ya yüksek bir binanın üzerinde yapılıyor çekim, ya da helikopterle. Büyük bir kalabalık var ekranda. Bu sefer başka bir kalabalık ortaya çıkıyor. Başka bir kalabalık daha. Bu şekilde ekran üç ayrı kalabalık bölgeleri gösteriyor. Bütün kalabalıklar aynı anda saymaya başlıyor.

Bir!

İki!

Üç!

Ve ayrı yerlerdeki kalabalıklar aynı anda ellerindeki rengarenk kağıtları kaldırıyor. Düzen içerisinde kaldırılan kağıtlar bir yazı oluşturuyor.

" Evlenelim!"

Ve ekran en soldaki kalabalığı göstermeye başlıyor.

Ve kağıtlar ters çevriliyor bu sefer yeni bir yazı oluşturuyor kartlar.

" Doğum Günün Kutlu Olsun Jun Yi Seul."

Ekrandaki kalabalık başka bir kalabalığa yerini bırakıyor. Ekran, başka bir kalabalığı göstermeye başlıyor. O kalabalıktaki insanlarda, ellerindeki kağıtlarını ters çevirip bir fotoğraf oluşturuyor.

Bu fotoğraf, Min Ho'nun müslüman olduğu zaman benim zorla çektiğim öz çekimdi.

Ekrandaki kalabalık yerini başka bir kalabalığa daha bırakıyor. O kalabalıkta kağıtlarını ters çeviriyor ve ortaya devasa bir kalp çıkıyor.

" Ne kadar kıroca bir teklif Min Ho," diye içimden geçirdiğim esnada elimin üzerine bir kar tanesi düştü.Kafamı kaldırıp kar tanesinin düştüğü yere baktım ve gülümsedim. Ve en başından beri yanımda duran ama farketmediğim bereyi farkettim. Yüzümde aptal bir gülümsemeyle kırmızı bereyi kafama geçirdim. Ve üzerime daha fazla kar tanesi dökülmeye başladı. Bunun manasını biliyordum. O gün, 14 Şubat günü, bana evlenme teklifi ettiği gün, kar yağıyordu. Ve biz, kar oynayacaktık.

Bir yerlerden onun çıkıp gelmesini bekledim. Ve dev ekrana bir gölge yansıdı.

Bir vücud.

Bu vücud hattı tek bir insana ait olabilirdi.

Gözyaşlarım ile yüzümdeki aptal gülümseme birbirine karışırken oturduğum koltuktan kalktım. Sakin adımlarla aşağı indim. Dev ekranın önüne geldiğimde bir ayak sesi duyuldu. Ayak sesleri daha da yaklaştı. Gözlerimi yumdum. Ve elini elimden geçirmesini bekledim. Beklediğimin aynısını yaptı. Gülümseyerek gözlerimi açtım.

" Ben %100 ikna oldum."



Bölüm Sonu #

¤ Evlenme teklifi nasıldı sizce, güzel miydi, Zehranın da dediği gibi kıroca mıydı -_-

¤ Bir de şu evlenme teklifi hani olur ya tribünlerde yaparlar kart çevirerek falan ondan işte -,-

¤ Gökkuşağı kustunuz dimi ~.~

¤ Okuduğunuz için teşekkürler yorumlarınızı bekliyorum ^.^
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-19-2015 03:51 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #40
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
[Resim: 25hl8b7.png]

Bölüm 35 #

Özel Bölüm 11 #

Sezon 2 #




Karşımdaki yuvarlak gözlüklü, benden kısa boylu, saçları yaşlılıktan ağarmış olan teyzeye baktım. Min Ho'ya dönerek, " Beni cidden bu teyzeyle mi aldatıyorsun," dediğimde kafasıyla onayladı.

Fısıldayarak, " Sence de çok seksi değil mi," dediğinde gülerek omzumla omzuna vurdum. " Öyle,"

Teyze elindeki kataloğu alıp önümüzdeki masaya koydu. Kataloğun sert kapağını aralayarak içindekilere göz gezdirdim.

" Nasıl bir şey istiyorsun,"

" Kabarık olmasın, kısa olmasın, düz, sade, asil ama bir o kadarda şirin bir şey," dediğimde teyzeden bir tepki gelmeyince tek kaşımı kaldırdım. " Yok mu öyle bir model,"

" Var tabii, ama bu katalogda bulamazsın, beni takip et," dedikten sonra teyze ayağa kalkınca bende kalktım ve götürdüğü yere doğru ilerledim.



Teyzenin beni götürdüğü yerden bazı modelleri beğendim. Teyze de benim için onları birleştireceğini, on güne hazır olacağını söyledi.

Min Ho ile aynı gün içerisinde mekan aramaya başladık. Güzel bir otelin salonunu beğenip, gerekli detayları da konuştuktan sonra davetiye işini ertesi güne bırakmaya karar verdik. Min Ho gemi kiralayalım ve kalabalık olsun demişti. Ama bende şiddetle karşı çıkmıştım. Men fırom dı zıtarz'da da olduğu gibi bi olay olur falan aman Allah korusun.



Davetiyeler. √

Gelinlik. √

Damatlık.√

Düğün Salonu.√

Güvenlik.√

Her şey tamamdı. Geriye sadece, imam nikahı kalıyordu. Onu da bu pazar halledecektik. Düğün mü ? Bir hafta sonra. Düğün Pazar günü olacaktı. Burada ünlüler evlenmeden parti verirmiş, bu yüzden Min Ho da Cuma günü parti verecekti. Bu yüzden de şu sıralar parti hazırlıklarıyla meşguldu. Ama bugün beraber prova yapacaktık.

Bugün son gelinlik provam vardı. Bunun için teyzeye prova yapmaya gelmiştim.

Aynadan kendimi süzüp, " Şimdi daha güzel oldu," dedim. Teyze de ayak ucuma eğilmiş eteklerimle uğraşıyordu.

" Tamamdır," dedi ve ayağa kalktı. Benden biraz uzaklaşıp, " Aigoo, melek gibi oldun" dedi. Gelinliğim, sadeydi, kabarık değildi, düz iniyordu, sadece hafif bir sırt dekoltesi vardı o kadar ama kesinlikle hem asil, hem hoş, hem tatl bir gelinlikti.

" Şuraya bir taç koyarsak eğer,Mmm, papatyadan taç alalım ve ayrıca eline de aynı papatyadan çiçek verelim, hemen geliyorum," dedi ve hızlı adımlarla yanımdan ayrılıp perdeyi kapattı. Gülümsedim ve aynadaki yansımama döndüm. Belki de en büyük hayallerimden birisiydi. Her genç kızın hayali derler ya, işte öyle. Tekrar yüzümde aptal bir gülümsemeyle kendime baktım. Kırk yıl düşünsem, Min Ho ile evleneceğim aklıma gelmezdi. Düşünün, dört yıl boyunca sorunlu bir şekilde bir adamın hayranı oluyorsunuz. Kendi kan gurubunuzu bilmiyorsunuz, ama onunkini biliyorsunuz, yeni bir SNS güncellemesi yapsa çok yakışıklı diye yataklara düşüyorsunuz, ne zaman bir öpüşme sahnesini izleseniz, monitörü yumruklayarak anırıyorsunuz. Düşündünüz mü ? Tamam, o zaman birde şunu düşünün. Bu adamla evleniyorsunuz. Bir rüya olamayacak kadar uzak değil mi ? Bence de öyleydi. Bu, bir yıldızı elinize alıp okşamak gibi bir şeydi.

" Yi Seul-sshi, hazır mısın, Min Ho geliyor," Düşüncelerimden sıyrılıp aynaya sırtımı döndüm.

" Evet, hazır mısın,"

" Evet!"

Ve perde yavaşça ardına kadar açıldı. Gülümseyerek perdenin arkasında bana şaşkınlıkla bakan Min Ho'ya döndüm. Min Ho ürkekçe bir adım attı.

" Ne yapıyorsun öyle gelsene," dedim alayla. Fakat Min Ho'nun dili tutulmuş gibi sadece bana bakıyordu. Bir daha adım attı ve üzerinde bulunduğum platformun merdivenlerinin ucuna geldi. Bir adım daha attı ve ayağı merdiven basamağına gelince öne doğru yalpaladı.

Bebeğim, baban cidden aptal..

Kıkırdayarak gerginlikten titreyen elimi gelinliğe sildim. Min Ho, basamaklardan ağır adımlarla çıkıp yanıma geldi.

" Min Ho-sshi, şunu al," Min Ho sanki şimşek çarpma sesi duymuş gibi aniden arkasını döndü ve Teyzenin elinde bulunan tacı belinin üzerinde eğilerek eline aldı. Titreyen elleriyle bana geri döndü. Tam önümde durduğunda perde kapandı ve başbaşa kaldık.

" Beğendin mi," dediğimde kafasını sağa sola salladı. Kaşlarımı çattım. " Neden ama nesi var," dediğimde Min Ho lafımı keserek elimi tuttu.

" Zehra, bir an evvel evlenelim olur mu," dediğinde dişlerimi göstererek gülümsedim. Uzun zamandır böyle gülmüyordum belki de.

" Bir hafta daha sabret sadece," dediğimde elini çekti. Kafamı kaldırıp şaşkınca ona baktım.

" Öyle kal," dedi ve elindeki papatya tacını usul hareketlerle başıma yerleştirdi.

" Adeta bir melek," diye fısıldadı ve başımı ellerinin arasına aldı. Kalbimdeki bu huzur nereden geliyordu ?

Yavaş hareketlerle dudaklarını anlıma yaklaştırdı. Dudaklarını anlıma bastırıp geri çekildi. Gülümseyip, dudaklarını bu sefer burnumun üzerine bastırdı. Yüzümden uzaklaşmadan, sıcak dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Kalbimdeki huzur artarken gözlerimi yumdum ve üzerindeki takım elbisenin ceketinin ucuna tutundum.

Ben, şu an huzuluydum. Fazlasıyla.



" Ettin mi," dedi imam, Min Ho'ya dönerek.

" Ettim."

" Ettin mi,"

Min Ho nefesini dışarıya sertçe verdi. " Ettim."

" Ettin mi,"

" Ettim!" diye çıkıştı ellerini saçlarından geçirirken. Kıkırdayarak önüme döndüm. İmam, bir dua daha okudu sesli. İmam her nefes alış verişi için ara verdiğinde Min Ho sesli bir şekilde "Amin." diyordu ve bu benim dikkatimi kesinlikle dağıtıyordu. İmam bu sefer ban döndü. Başta söylenen asıl şeyleri söyledikten sonra malum sahneye geldik.

" Ettin mi,"

" Ettim."

" Ettin mi,"

"Ettim."

" Ettin mi,"

" Ettim!" dedim. Cidden, üç kere tekrarlamaya ne gerek vardı ?

"Bende sizi karı koca ilan ettim," dedi imam ve elini yeniden açtı. Min Ho nefesini rahatlamışçasına dışarıya verdi. Gülümseyerek önüme döndüm. İmam, uzun bir dua daha okudu. Bir ara uyukladığımı hatırlıyordum. Fakat, Min Ho'nun yine imam her nefes almak için durakladığında "Amin!" diye iç çekmesi beni geri uyandırmaya yetiyordu da artıyordu bile. Min Ho her "Amin!" diye bağırdığında imam ters ters bakıyordu ve ortaya çok komik görüntüler çıkıyordu.

Bebeğim, baban cidden ama cidden aptal..

İmam duasını bitirdiğinde Min Ho derin bir nefes aldı. Son olarak mehir işini de hallettikten sonra Min Ho ile yarı evli sayılırdık.

Mehir, istemek istememiştim açıkçası ama Min Ho benim için önceden kararlaştırdığı için itiraz edemedim. Min Ho'dan mehir istemek...kulağa komik geliyordu.

İmamı evden uğurladıktan sonra kendimi koltuğa atıp kafamdaki şalı çıkarıp koltuğun kenarına koydum. Min Ho gelip kendini koltuğa attı. Ve doksan derece dönüp dizime yattı.

" İnternette okumuştum. Eğer nikah kıyıldıktan sonra üç gün içinde gelin ve damat birlikte olmazsa nikah geçersiz sayılıyormuş," dediğinde elimle yavaşça anlına vurdum. " Şak." diye bir ses çıktı. Min Ho elini anlına götürüp ovarken, " Ne yapıyorsun, yalan mı söyledim sanki, ne var bunda, hem biz artık karı koca değil miyiz normal böyle şeyler," dediğinde sertçe kalktım. Öyle ani kalkınca Min Ho'nun da kafası koltuktan sarkıyordu. Ortada cidden komik bir görüntü vardı.

" Ben Eun Gi ile buluşacağım sen ne yaparsan yap," dedikten sonra yatak odasına doğru ilerledim.

" Geç kalma bak, annem bizimle bir şey konuşacakmış bugün bizdeler ona göre," dediğinde sevinçle arkamı döndüm.

" Gerçekten mi!" diye haykırıp sevinçle bir çocuk gibi olduğum yerde zıplamaya başladım. Bir bacağımı sola doğru açıp farklı bir zıplama tekniği geliştirdim. Şu an çok mutluydum. Başka bir şey isteseymişim olacakmış heralde.

" Hayırdır, neden bu kadar sevindin," Min Ho'nun kafası hala ters bir şekilde koltuktan sarkıyordu.

" Desene bu gece yırttık," dediğimde yanlış bir şey söylediğimin farkına varıp elimle ağzımı kapattım. Bazen boşboğaz olup, ağzımdan kaçırabiliyordum. Şu birliktelik mevzusu. Tamam, üç gün içerisinde zorunluyduk fakat, bu gün olmazdı. Mazeretim vardı. Neyse ki bugün son günümdü. Bunu Min Ho'ya açıklamaktan utandığım için bu olaya sevinmiştim. Ama galiba Min Ho beni yanlış anlamıştı.

Alt dudağımı utançla dişleyip hızlı adımlarla odaya yöneldim. Çantamı ve ceketimi alıp aynı tempoda hızlı adımlarla kapıya doğru yöneldim. Elimi kapının kulpuna götürdüğümde duraksadım ve arkamı döndüm. Min Ho hala koltuktan gözleri kapalı ters bir şekilde sarkıyordu. Kafası yerdeydi, fakat ayakları koltuktaydı. Çantamı yere koyarak yavaş adımlarla ona doğru yaklaştım. Başının önüne geldiğimde yere oturdum ve üzerine eğilerek adem elmasına dudaklarımı dokundurup geri çekildim. Bu hep yapmak istediğim şeydi. Yavaş yavaş geri çekildiğimde çenesinde duraksadım. Aldığım son kararla, çenesine dudaklarımı dokundurup geri çekildim. Şu an çok cezbedici duran dudaklarına bir bakış atıp biraz daha eğildim ve dudaklarımı dudaklarına dokundurdum. Min Ho da sanki bunu beklermiş gibi, dudaklarını araladı ve dudaklarımı iki dudağının arasına aldı.



" Eun Gi, Cuma günü ne giyeceksin," dedim bir yandan da kahve siparişi verirken.

Garsona dönüp, " Üç tane buzlu americano lütfen," dedim ve kızlara yeniden döndüm.

" Geçen yaz kırmızı bir elbise almıştık ya hani beraber onu giyeceğim," dediğinde So Hyun'a döndüm.

" Ya sen,"

" Ben de dün sipariş ettim, hani beraber beğenmiştik ya siyah olan,"

" Ay tamam," deyip önüme döndüm. Kızlar bir araya geldiğinde ne konuşurdu ? İşte ondan.



Elimde tepsiyle arkamı dönüp Jun Kyung'a seslendim.

" Unnie, tabakları getirir misin,"

" Tamam," dediğinde gülümseyerek önüme döndüm.

Elimdeki tepsideki kolaları sehpaya koyup koltuğun diğer köşesine kuruldum. Jun Kyung da tabakları önümüze koyduğunda tüm gözler ona döndü. Çünkü bizimle bir şey konuşmak için gelmişti.

Min Kyung anne önündeki koladan bir yudum alıp sehpaya yeniden koydu. " Bugünlük size izin," dediğinde anlamayan gözlerle bir anneme bir de Min Ho'ya baktım. Annem, çok ciddiydi fakat Min ho sırıtıyordu. Demek ki, garip bir şeyler vardı.

Min Ho sırıtarak elini ağzına kapattı ve alayla " Peki, anneciğim," dedi. Daha sonra koltuktan kalktı ve bileğimden tutarak beni de kaldırdı. Adımlarını yatak odasına yönlendirdiğinde bende peşinden ilerledim.

" Üzerini giyin, yanına pijama gibi temel eşyalarını al çünkü bu gece evde olmayacağız," dedi ve bir yandan da dolabındaki çekmecesinden saat seçmeye koyuldu.

" Aklından neler geçiyor senin öyle," diye söylenerek dolabın başına yöneldim.



" Otel ?"

" Otel."

Şaşkın gözlerle arkama yaslanıp nefesimi verdim.

"Burada ne işimiz var," diye söylenip koltuğa yapıştım.

" Soru sorma da beni takip et," dedi ve emniyet kemerini çözmeye başladı. Bana döndü ve benim koltuğa yapışmış bir şekilde oturduğumu farketti.

" Zorluk çıkarma da gel," dediğinde oflayarak emniyet kemerimi çözdüm ve arabadan dışarıya çıktım.



317 numaralı oda.

Çift kişilik.

Özel oda.

Balayı odası.

THİS İS WAR.

İçimden bildiğim tüm küfürleri savurarak arkama yaslandım. Min Ho da üçüncü katın tuşuna basıp o da arkasına yaslandı.

" Cidden, burada ne işimiz olduğunu söylemeyecek misin," dediğimde cevap vermesine fırsat kalmadan asansörün kapısı açıldı. Önden ilerleyip koridorda 317 numaralı odayı aramaya başladım. Bir el diz kapaklarımın altına ve sırtıma gitti. Daha sonra kucağına aldı ve hızlı adımlarla benim gittiğim ters yönde ilerlemeye başladı.

" Aptal." diye söylenip ayağıyla bir kapıyı açtı ve içeriye girdi. Dirseğinden faydalanıp odanın ışığını açtı ve yatak odasına yönelerek beni yavaşça koltuğa bıraktı. Bakışlarımı odaya çevirdim.

Yatak.

Üzerinde gül mü vardı yoksa bana mı öyle geliyordu.

Şaşkınlıkla aralanmış olan ağzımın içine bir parmağın girmesiyle şaşkınlıktan çıkıp ağzımdaki parmağı ısırdım. İnleyerek parmağını ağzımdan kurtardı. Karşımdaki yatağa son bir bakış atıp koltuğu çekyat olarak ayarladım ve uzandım.

" Ben duşa giriyorum," dediğinde kafamı yavaşça sallayıp gözlerimi yumdum. Bir kaç dakika sonra su sesi duyuldu boş odada. Su sesi ile uykuya dalmadan evvel hatırladığım tek şey, üzerime bir örtünün örtülüp, bir elin belime dolanmasıydı.



Gözlerimi Min Ho'nun telefon sesi ile araladığımda ağzımı şapurdatarak Min Ho'ya döndüm. Kollarımk göbeğine dolayıp kafamı koltuk altına gömdüm. Şu an, ikimizde uyanmak istemiyorduk fakat şu telefon ısrarla çalmaya devam ediyordu. Min Ho umursamadan bana döndü. Bacağını üzerime atıp, kollarını belime dolayarak vücudumu kendininkine hapsetti. Rahat yatak varken, koltukta yatan tek aptal bizdik. Korktuğum şey ise, çocuklarımızın da aptal olabileceğiydi. Fakat, şu telefon da hala ısrarla çamaya devam ediyordu.

" Aç şu telefonu," diye mızmızlandığım esnada Min Ho sertçe benden uzaklaştı ve oflayarak telefonu açtı.

" Ne var Allahın belası,"


Koltukta otururken terliklerini giyip yatak odasından çıktı. Kafamı ovup bende doğruldum ve koltuktan kalktım. Saçlarımı sertçe kaşıyarak Min Ho'nun arkasından gittim. Salona girip kendimi halıya attım. Başım çok ağrıyordu ve hala çok uykum vardı. Halıda yuvarlanmaya devam ettiğim esnada Min Ho ayağıyla beni dürttü.

" Zehra, çok çok büyük bir sorunumuz var."



Bölüm Sonu #

Soracağım tek şey, sizce bu sorun ne ? Uzun yorumlar bekliyorum #.# Okuduğunuz için çok teşekkürler, seviliyorsunuz, öpüldünüz.♡
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-22-2015 02:11 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #41
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
Bölüm 36 #

Özel Bölüm 12 #

Sezon 2 #



İçimde, patlamaya hazır bir volkanla patlamayı beklerken sinirle ellerimi saçlarımdan geçirdim. Min Ho ise habire otelin personellerine bağırıyordu. Benden daha sinirli olduğuna emindim.

Min Ho, " Sizin bu yaptığınızın ne kadar büyük bir suç olduğundan haberiniz var mı," dediğinde karşımızda sıralanmış olan personeller boyun eğdi.

Otelin müdürü, " Hanginiz yaptı söyleyin," dediğinde kimse bir şey demedi. Sadece, boyun eğdiler.

" Hanginiz yaptıysa söylesin, eğer kendisi itiraf ederse cezasını azaltacağım," diye yineledi müdür. Min Ho sinirden, eli ensesinde dolaşıyor, bense hala şoktaydım. Elimde tuttuğum telefonum titreyince kafamı kaldırıp aramayı cevapladım.

" Efendim Chan Hyuk,"

" Noona hemen yüklenen video'ya bak," dediğinde cevap vermeden telefonu kapattım. Titreyen parmaklarımla internete girdim ve bugünün en çok izlenen videolarına girdiğimde aradığım video'yu buldum. Üzerine tıklayıp açılmsını bekledim. İçimden bir yandan da bildiğim tüm duaları ediyordum.

Video açıldığında Min Ho'ya dönüp, " Min Ho," dedim ve Min Ho hemen yanıma oturdu. Eline telefonumu alıp video'yu izlemeye koyuldu.

Alt dudağımı sinirle dişleyip ellerimle yüzümü kapattım. Min Ho da, bir küfür savurdu ve ayağa yeniden kalktı.

" Hangi serseri koydu bu kamerayı odaya!"

Ayağa kalkıp Min Ho'nun kolundan tutarak onu personellerden uzaklaştırdım.

" Ben hallederim," deyip personellerin karşısına geçtim. " Kim yaptıysa söylesin, dava açmayacağım," dediğimde Min Ho kolumu tuttu. " Zehra!"

" Min Ho sen çık lütfen," dediğimde gerginlikle alt dudağını dişledi. " Peki, Zehra."

Min Ho çıktığında personellere yeniden döndüm. " Kim yaptıysa bir adım öne çıksın," dediğimde yine bir tepki gelmedi. " Dava etmeyeceğim, bu yüzden kim yaptıysa itiraf etsin, eğer siz itiraf etmezseniz ve ben bizzat kendim bulursam emin olun elimden kurtulamazsınız," dediğimde personellerden biri bir adım öne çıktı. Ben, kesinlikle bir kız bekliyordum. Ama bir erkek..çok uzak gelmişti açıkçası.

"Sen miydin," deyip personele yaklaştım. Başını hafifçe salladı.

" Bunu neden yaptın," dediğim esnada personelin önüne gelmiştim bile.

Kekeleyerek, " Kuzenim rica etti," dedi. Gerginlikle alt dudağımı dişledim. Bir gün kanayacaktı dudağım buna emin olmuştum artık.

" Kamera koymaktaki amacınız neydi, p*rnografi mi bekliyordun!"

Bunu dediğime bende inanamamıştım. Ama haketmişti. Belki de dün mazeretli olmasaydım..Ah lanet!

Arkamı dönüp koltuğun üzerinde duran ceketim ve çantamı aldığım esnada müdür o personele, " Altı aylık maaşın kesildi," dedi. Ceketimi üzerime geçirip çantamı da alıp odadan çıkacağım esnada personele seslendim.

" Üç aylık maaşın kesildi."



Min Kyung Anne, " Aman yavrum, dikkatli gidin," dediğinde gülümsedim ve valizleri Min Ho'nun eline tutuşturdum. Yarın akşamki parti için JeJu adasına gidiyorduk ve gecemiz yolda geçecekti. Gece iki de orada olurmuşuz ve biz otele yerleşesiye kadar saat üçü geçer ve dördü bulur. Banyo yemek derken beş olsun. Vallahi sabahı bulduk.

Bu gece de ertelendiğine göre, sadece geriye bir gece kalıyordu. Ve o da son geceydi. Allah'ım sabır.



Aynı dediğim gibi olmuş ve sabaha karşı yatağa anca girmiştim. Min Ho ise benden önce gelir gelmez kendini yatağa atmıştı bile. Parti ise gece birde bitmişti. Yanlızca beş saat sürmüştü ama çok eğlenceliydi. Hep beraber karaoke yapıp, anılarımızı anlatmıştık. Yaklaşık elli kişi vardı ve kesinlikle böyle bir parti bir daha yapılmalıydı. İl Woo evlendiği zaman inşallah. Tabii, evlenirlerse.

Şimdi ise, Min Ho ile parti salonundan çıkmış, el ele sahil kenarında gece yarısı otele doğru yürüyorduk. Çok kıro ve klişe bir sahne ama bana nedense çok romantik geliyordu. Min Ho'nun elini bırakıp denize doğru döndüm. Bir kaç adım atarak denizin kenarına gelip ayakkabılarımı çıkarttım. Ayakkabılarımı elime alıp denizin içine doğru ilerlemeye başladım. Ayağıma soğuk su gelince sıçrayarak oradan uzaklaştım. Sola dönüp baktığımda Min Ho'nun çoktan uzaklaşmış olduğunu farkettim. Sinsice sırıtıp hızl koşarak Min Ho'nun sırtına atladım. Biraz ani olduğu için önce öne doğru yalpaladı ama daha sonra ellerini dizimin altına koyarak beni sırtında sabitledi. Kollarımı boynuna dolarken eski günlerimiz aklıma geldi. Dört yıl öncesi.

" Min Ho, iddiaya girelim mi," dedim neşeyle, Min Ho ağır adımlarla ilerlerliyordu.

" Beni şuraya kadar," dedim ve uzağımızda duran oteli parmağımla gösterdim. " Beni şuraya kadar sırtında götüreceksin," dediğimde alayla iç çekti.

" Benim bundan ne çıkarım olacak," deyip durdu.

" Ben diyorum ki oraya kadar gidemezsin, eğer gidersen istediğin üç şeyi yapac-" sözümü tamamlamadan Min Ho hızla koşmaya başlamıştı bile. Ağzımdan lüçük bir çığlık kollarımı boynuna doladım. Oraya kadar gitmesi bana imkansız geliyordu ama hadi hayırlısı.



İmkansız diye bir kelime yokmuş demek.

Min Ho o kadar yolu sırtında ağır bir yükle koşarak geldiğine göre.

Sonuç olarak, iddiayı Min Ho kazanmıştı ve bende onun dilediği üç şeyi yapacaktım.

Ama ben bundan hiç şikayetçi değildim. Min Ho'yu mutlu etmek istiyordum. Mutluydu Min Ho ama nedense kendi emeklerimle mutlu etmek istiyordum.

Kafamı usulca omzuna yasladım. Sol elini tahta zemine koydu ve sağ elini saçlarıma götürüp usulca okşamaya başladı.

" Hayalin ne," deyip kollarımı boynuna doladım. Cevap vermesine fırsat bırakmadan kendi soruma kendim cevap verdim.

" Benim hayalim, kraliçe olmaktı," deyip gülümsedim. " Çocukkendi ama, ah ne çocukça," deyip kafamı boynuna gömdüm. Şömineden gelen sıcak ısı dalgaları yüzümü yakıyordu. Min Ho'nun ayak bileğimi okşayan eli gevşedi. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda kafasını yavaşça eğdi.

" Sen, şu an zaten bir kraliçesin."

Gülümseyerek, anlını anlıma yasladı. Şu an zaten iki dizinin arasında oturduğum için kızarmış durumdaydım bir de alın fantezisini kaldıracak bünyem yoktu.

" İlk dileğimi duymak ister misin," dediğinde yutkundum. Sinsi bir bakış attı. Ah hayır, bu bakışı biliyorum ben.

" İlk dileğim.." dedi ve dudaklarını yavaşça dudaklarıma sürtüp geri çekildi.

" Sen."

Ben daha dediği şeyi algılmaya çalışırken Min Ho'nun işaret parmağı anlımdan dudaklarıma doğru ince bir çizgi çizdi. İşaret parmağı, dudaklarımda durup dudaklarımda bu sefer yatay bir çizgi çizdi.

" Sen." diye fısıldadı yeniden. Ben ise şu an akli dengemi kaybetmek üzereydim. Dudaklarımın üzerinde dudaklarının sıcaklığını hissettiğimde gözlerimi yumarak, elimi göğsüne götürdüm. Min Ho dudaklarımın üzerindeki baskısını arttırırken ellerimi ilk üç düğmesi açık olan gömleğine götürüp, gömleğinin düğmelerini usulca açmaya başladım. Dudaklarını geri çekip anlını anlıma yasladı.

" Sen." dedi yeniden tutkuyla. Ve ellerini omzuma koyup sırt dekolteli elbisemin, omuz kısmını yavaş yavaş aşağıya sıyırdı. Hareketleri o kadar yavaştı ki..

Ay ışığında parlayan, bir ay gibi beyaz omzum, şöminede yanan ateşin yansıttığı turuncu ışıkla aydınlandı. Dudaklarını, dudaklarımdan çekip, çıplak omzuma sürttü.

Bir şansı, haketmiştik. Biz.



Bölüm Sonu #

Ay, çok sapık bi bölüm oldu farkındayım bu yüzden de özür diliyorum. Okuduğunuz için çok çok teşekkürler, hayde yorumlara gidelim +.+

Bu arada pozisyon şöyle ;

[Resim: its-okay-its-love.jpg]

Zehranın partide giydiği elbise ;

[Resim: 155jw9s.jpg]
 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
05-23-2015 02:31 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
park ze shi Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
Mesaj: #42
Evimde Bir Yakışıklı Var !
 
Bölüm 37 #


Özel Bölüm 13 #


Final #


Sezon 2 #

[Final güncellenmiştir.]




Vanilya kokusu.

Onun kendine has, vanilya kokusu.


Gözlerime çarpan güneş ışığına ve vanilya kokusuna daha fazla dayanamayarak gözlerimi araladım. Gözümü bir kaç kere kırpıp geri açtım. Başımın ağrısını yok saymaya çalışarak çarşafı üzerime daha çok çektim. Başım öyle çok ağrıyordu ki.. Gözlerimi kırptım ve beynime dün gece hücum edince gözlerimi şiddetle açtım. Ah, hayır. Çarşafı üzerime daha çok çekerken vücudumda bir ağırlık hissettim. Kafamı kaldırıp ağırlığa baktığımda Min Ho'nun bacağının üzerimde olduğunu farkedip gülümsedim. Min Ho hep bacağını üzerime atarak uyurdu bunu alışkanlık haline getirmişti. Yurtdışına bensiz gittiği zamanlar bacağını üzerime atamadığı için uyuyamadığını söyler, geri geldiğinde saat kaç olursa olsun zorla uyuturdu beni. Kendisi de bacağını üzerime atıp uyurdu. Fakat şu an konumuz bu değildi.

Alt dudağımı dişleyip yerimde rahatsızca kıpırdandım. Banyo yapmaya ihtiyacım vardı. Fakat omzuma dolanan eller, enseme gömülen yüz yüzünden olduğum yere çakıldım kaldım. Kafasını omzuma gömüp omzuma bir öpücük kondurup geri çekildi.

"Günaydın."

Kekeleyerek, "Günaydın," dediğimde kafasını omzuma daha çok gömdü. Garip mırıltılar çıkarak yumdu gözlerini. Bende büyük zorluklarla arkamı dönüp ona sarıldım ve gözlerimi yeniden yumdum. Min Ho'nun güvenli kolları, ciddi anlamda huzur veriyordu.



Bir duş, kahvaltı, yolculuk ve eve gelip kendini yeniden yatağa atma seansından sonra nihayet yarın düğün olduğunu farkettim.

Ben, yarın resmi olarak Min Ho ile evlenecektim.

Yüzümde aptal bir gülümsemeyle çorbayı karıştırmaya devam ettim. Belime bir elin dolanmasıyla yavaşça sıçradım. Arsızca, kafasını omzuma koydu.

" Ne yapıyorsun,"

" Sana yardım ediyorum," deyip elini çorbayı karıştırdığım kaşığa koydu ve çorbayı karıştırmaya başladı.

" Yorgunum," diye mızmızladığımda kafasını sola çevirerek kulağımın alt tarafına dudaklarını dokundurdu.

" Biliyorum, bu yüzden sana yardım ediyorum,"

" Yarın daha yorucu olacak ama Min Ho,"

" Değer ama hiç değilse değil mi," Kafamı usulca salladım.

İkinci dileğim ne biliyor musun," dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım.

" Bana bir şey vermeni istiyorum."

" Neymiş o," dediğimde sinsice sırıttı. " Söylesene ne,"

" Bir bebek."



" İyi de, bizim düğünümüzde kimse şarkı söylemeyecek mi, hani olur ya ünlülerin düğününde söylerler hep,"

" Söyleyecek tabii,"

"Kim peki," dediğimde saçlarımı okşamaya devam etti.

"K.Will."

" Oha! Cidden mi ben çok severim o adamı,"

" Benim sunbaenimdi, rica ettim kabul etti seve seve,"

" Sen varya sen bitanesin," deyip kafamı göğsüne gömdüm.

" Ama, üçüncü dileğin ne,"

" Daha ikinciyi gerçekleştirmedin ki,"

" Min Ho aptal mısın bebek dediğin hemen öyle olur mu dokuz ay lazım bize dokuz ay," dediğimde saçlarımı okşayan elleri durdu.

" Bir bebeğin olması için dokuz ay gerekebilir ama yapılması için bir dakika bile yeter," dediğinde sinirle koltuktan kalktım.

" Senin ahlakın git gide bozulmaya başladı," deyip yatak odasına doğru ilerlemeye başladım. Fakat, Min Ho'nun eli beni kendine çekti ve beni bedeni ile yatak odasına giden koridorun duvarının arasına sıkıştırdı.

" Ne yapıyorsun," dediğimde kollarımı iki yanıma koyup ellerini ellerime geçirdi. Kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyordum.

" Mmm," dedi ve yüzüme yaklaştı. " Cidden, ikinci dileğimi gerçekleştirmeyecek misin," Yüzüme daha da yaklaştı.

Alaylı bir ifadeyle, " Min Ho," dedim. " Seni mutlu edeceğim demiştim değil mi." Kafasıyla onayladı.

" Ama önce benden biraz uzaklaş," dediğimde bir adım geriye gitti. Gülümseyerek kollarımı boynuna doladım ve dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum.

Yüzünde ciddi bir ifadeyle " Şaka mısın sen," diye söylenirken yanıma geldi. " Aptal."

Birden Min Ho'nun dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Artık beni önceki gibi, saf bir şekilde değilde, daha tutkulu bir şekilde öpüyordu. Bu da bir değişik hissettiriyordu.

Ve ne olduysa, kendimi Min Ho'nun güven kokan kollarında buldum.




Gülümseyerek, aynaya baktım. Gözlerim mutluluktan aptal bir şekilde dolmak üzereydi.

Düğünümde, annemin olmayacağını hayal bile etmemiştim. Annem şu an beni Hindistanda bir lokanta işlettiğimi düşünüyordu. Ve bu çok kötü hissettiriyordu. Ve Ömer. Onunla hep hayal kurardık. Düğünlerimizin nasıl olacağını anlatırdık. Ama şu an yanımda hiç biri yoktu. Bu da beni içten içe bitiriyordu. En mutlu gününde, berbat hissettiriyordu.

Dudaklarımı yalayıp saçlarımı düzelttim. Kapı tıklatıldığında " Buyrun," dedim. Ve kapı açıldı. Büyük ihtimal So Hyun ya da Eun Gi gelmişti. Gülümseyerek arkamı döndüm.

Beklediğim kişi kesinlikle Ömer değildi.

" Ömer ?" dediğimde gülümseyerek yanıma geldi.

" Düğününde yanında olacağıma söz vermiştim hangi ara unuttun," dedi gülümseyerek. Dolan gözlerimle gülümsemeye çalıştım. Başka bir şey isteseymişim olacakmış heralde.

" Hangi rüzgar attı seni buraya,"

" Mustakbel kocacığın aradı, bana ihtiyacın varmış," dedi ve burnuma hafifçe vurdu. Daha sonra kollarını boynuma doladı ve sarıldık. Kesinlikle, çok özlemiştim. Min Ho'ya kesinlikle çok teşekkür borçluydum. Ama annem...o yoktu. Gelmesi zaten garip olurdu.

" Ama, annem.." dedim zorlukla. " O nerede ?"

" Annen, o gelmeyeceğini söyledi Zehra üzgünüm," dediğinde gülümsedim. Fakat bu kesinlikle, berbat hissettirmişti.

" Sorun değil, gelmesini beklemiyordum," deyip yeniden gülümsedim.

" Zehra, cidden iyi misin,"

" İyiyim tabii, neden olmayım ki," dediğimde elini omzuma koydu. Tabi ki de, berbattım. Annem, düğünüme gelmeyeceğini söylemişti. Çok garipti. Ama bende söz vermiştim, o bana geri geldiğinde ardıma dahi bakmadan gideceğim demiştim anneme. Kesinlikle çok bencil bir kızdım.

" Ben dışarıda bekliyor olacağım," Kafamla onayladım, Ömer'in çıkmak için kapıya yöneldiği esnada kapı açıldı ve içeriye Min Ho girdi.

" Rahatsız etmedim değil mi," Ömer sorun yok der gibi kafasını sakladı ve Min Ho gülümseyerek içeriye girdi. Ardından da kapıyı kapatarak Ömer çıktı.

Min Ho, takım elbisesinin ucunu düzelterek yanıma geldi.

" Hazırsan gidelim," dedi ve kolunu bükerek bana uzattı. Gülümseyerek koluna girdim.

" Zehra, biliyor musun," dedi ve bana doğru döndü. " Sen, çok güçlü bir kadınsın."

Cevap vermek yerine sadece gülümsedim. Cidden güçlü müydüm ?

" İki dileğimi yerine getirdin sıra üçüncüsünde,"

" Neymiş o,"

" Şöyle bir düşündüm de sen bana hiç beni sevdiğini söylemedin," dediğinde düşündüm. Cidden hiç söylememiştim. Gülümsedim ve dudaklarına uzandım.

" Seni seviyorum Lee Min Ho."


" Seni seviyorum Jun Yi Seul."



♥ **Buradan sonrası güncellenmiştir**


"İlk gecem için mükemmel planlarım vardı ama hepsi berbat oldu!" Dakikalardır Min Ho salondaki koltuğa yayılmış bir şekilde söyleniyordu.

"Koskoca Lee Min Ho'sun sen!" diye sinirle ve alayla çıkıştım. "Nasıl bu saray yavrusu evinde elektrikler gider? Ha? Mantığın alıyor mu?"

Sinirle iç geçirip yumruğunu koltuğa vurdu. "Çok sinirliyim şu an Zehra!"

"Olmadı o zaman başka sefere.." diyerek koltuktan kalktım. Gelinliğimin eteklerini tutarak yatak odasına doğru yöneldim. Fakat daha sonra bu karanlıkta hareket edemeyeceğimi farkedip usul usul geri döndüm.

"Ben bu gelinliği çıkarmak istiyorum artık!" diye mızmızlandığımda, alayla sırıttı.

"O an da gelecek Zehracığım, merak etme sen," dediğinde ima ettiği şeyi anlamıştım. Sinirle koltuktan rastgele bir yastık alıp kafasına attım. "Sen sus!"

"Susuyorum, tamam," diyip burun kıvırarak bana sırtını döndü.

"Telefonunu versene," dediğimde, bana bakmadan çocuksu bir tavırla, "Ne yapacaksın?" dedi.

"Halay sekeceğim, oldu mu?"

"İyi, o zaman alabilirsin." Önüme fırlattığı telefonu kıkırdayarak alıp tuş kilidini açtım. Tabii ki de benim doğum tarihimdi şifre. Min Ho'yu gayet iyi tanıyordum. İnternet aramalarına girip, " Lee Min Ho and Jun Yi Seul Married," yazıp aradım. İlk çıkan habere tıkladım ve içeriği okumaya başladım.

"Lee Min Ho ve Jun Yi Seul bu gece dünya evine girdi. Çift kameraların olmadığı, hiç bir fotoğrafın dahi sızdırılmadığı bir düğün töreninde, birbirlerine aşk yemini ettiler. Çiftin nasıl tanıştığı hâlâ muallakta olsa da, çiftimize mutluluklar diliyoruz."

Gülümseyerek yorumları okumaya başladım. Kötü yorumların çok olduğu kadar, iyi yorumlarda vardı.

"Vaov. Kaptın güzel kızı ㅋㅋㅋㅋ"

"Bu çifte çok acıyan bir tek ben miyim? ㅠㅠ"

"Üstteki, yanlız değilsin ㅋㅋㅋ"

"Birlikte çok mutlu görünüyorlar, destekçinizim!"

" Şu an fanfinifinfon yapıyorlar arkadaşlar ㅋㅋㅋㅋ"

"Mutlu olun!"

"Bula bula bunu mu buldun? Başka kadın mı bulamadın Min Ho? Yazık oldu."

"Üstteki, bu dünyada benim gözümde ondan başka kadın yok, bil istedim."

Okuduğum son yorumla, "Oha!" çekerken Min Ho'nun da haberleri kontrol ettiğini anladım. Ama doğrulamam gerekiyordu. Yazan kişinin kullanıcı adına baktım.

JYS1402

İçimden dedim, "Ne kadar romantik bir koca." Çünkü bu kullanıcı adı benim baş harflerimden ve doğum tarihimden oluşuyordu.

Öksürerek Min Ho'nun yanına gittim. Dizine yatarak telefonun tuş kilidini açtığımda Min Ho birden atıldı.

"Tuş kilidimi nereden biliyorsun sen?"

"Sadık koca dediğin eşinin doğum tarihini koyar. Aferin sana." Kafamı yukarı aşağı sallayıp onayladım onu memnuniyetle.

"İyi de..." diyip çenesini kaşadı huzursuzca. "O senin doğum tarihin değil ki, bizim ilk birlikteliğimizdeki otel odasının numarası."



"Saatlerdir burada oturuyoruz MinHo, bu elektriklerin geleceği yok, hayır yani neyi bekliyoruz ki biz şu an yaptığımız çok mantıksız, telefonunun feneri yok mu açsana onu bir sen," dediğimde hızlı bir şekilde, Min Ho birden bana dönüp, ellerini yüzüme koyarak anlımdan sulu bir şekilde öptü.

"Aferin Zehra!" diye neşeyle bağırdı. "Ne oldu?" diye söylendim.

"Ben hemen Chan Hyuk'u arıyorum ve bize mum getiriyor!" dediğinde rahatsız bir şekilde ofladım. "Evde de mum var MinHo.."

"O zaman daha iyi Zehra.." dedi beni taklit ederek. Oflayarak ayağa kalktım. "Telefonunun fenerini açta hadi gidelim," Min Ho dediğimi yaparak, saatlerdir üzerinden kalkmadığı koltuktan sonunda kalkabildi. Bende eteklerimi toplayarak peşinden gittim.

"Banyodaki dolapta," dedim ve söylenmeye başladım. "Daha evinden haberin yok Min Ho, insan bi jeneratör falan taktırırdı yahu!"

"Geç içeri," dedi ve banyonun kapısını açtı. İkiletmeden içeriye geçtiğimde arkamdan MinHo da girdi ve kapıyı kapattı. Min Ho'ya bahsettiğim banyo ebeveyn banyosuydu ama o beni evdeki en küçük banyoya getirmişti. Hayır, burası banyo değildi. Tuvaletti. Yani, diğer kapıyı açınca karşımıza tuvalet çıkıyordu. Aynı Türk evlerindeki gibiydi ve bizim bulunduğumuz yerde lavabo vardı ama burası cidden fazla küçüktü. Elini belime koydu ve köşeye sıkıştırdı.

"Burası da gayet uygunmuş ama sanırım biraz karanlık," dedi ve gülümsedi. Kalbim ağzımda atıyordu şu an. Küçücük bir yerdeydik ve Min Ho da beni sıkıştırmıştı. "Ne yapıyorsun?" diyebildim sadece, MinHo'nun belimin yukarısına doğru çıkan elleri durmamı söylüyordu.

"Burası fazla karanlık," diye mırıldandı ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesini boynumda hissettiğim esnada nefesimi tuttum. Bu duruma hala alışamamıştım nedense. Dudaklarını boynuma dokundurup geri çekildi.

"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni hissetmeme engel değil," dediğinde nefesimi serbest bıraktım. Min Ho ise ellerini sırtıma koydu ve beni kendine çekti. Ellerimi gömleğinin yakasına koyup kendime çektim.

"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni hissetmeme engel değil Min Ho," diyip papyonunu çözdüm.

"Zehra," diye fısıldadığında, "Efendim?" dedim.

"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni elde etmeme engel değil."

"Biliyorum," diye fısıldadım ve gülümsedim. Elini gömleğinin yakasındaki elime götürdü ve yavaşça indirdi. Daha sonra gömleğinden ilk dört düğmesini açtı. Nefes alış verişlerimiz birbirine karışırken elimi kaldırdım ve gömleğinin açık olan yerine ellerimi koydum. "Sıcacık," diye fısıldayıp gözlerimi yumdum. Gözlerimi geri açtığımda Min Ho'nun üzerindeki gömleği çıkardığını farkettim. Sağ elimi tutup sol göğsüne koydu. Kalp atışlarını hissedebiliyordum.

"Burası karanlık ama, bu senin kalp atışlarımı hala hızlandırmana engel değil."

"Biliyorum," diye fısıldadım. "Burası karanlık ama, bu kalbinin bana ait olmasına engel değil."

"Biliyorum," diye fısıldadı ve yavaş yavaş yaklaştı. Dudaklarını tenimde hissettiğim yer çenem olunca gözlerimi yumdum. Min Ho belimden tutarak beni kendine çekti. Kollarımı bedenine dolayıp kafamı çıplak göğsüne gömüp kokusunu içime çektim.

"Sen vanilya değil, deniz kokuyorsun Min Ho..."

Ve birden kollarını bacaklarımın altına koyarak bedenimin havalanmasını sağladı. Kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. Adımlarını yatak odasına yönlendirdi ve içeriye girip kapıyı kapattı. Benimle hiç göz teması kurmadan bedenimi yatağa koydu ve baş ucuma oturdu. Kolunu başımın yanına koydu ve boşta kalan eliyle saçlarımı okşamaya başladı. Bu anın sonsuza dek sürmesini diliyordum. Fakat öyle olmadı, daha sonra kalkarak ebeveyn banyosuna yöneldi. Bende MinHo'nun banyoya girmesinin ardından yataktan kalkıp pencereye yöneldim. Bir duvar baştan sonra pencereydi ve manzara harika görünüyordu. Manzarayı seyre daldığım süreyi, anca Min Ho'nun geldiğini farketmemle bozabilmiştim. Elindeki paket paket mumları önce dolapların üzerine, daha sonra yere dizerek hepsini tek tek yaktı. Oda cidden aydınlanmıştı. Gülümseyerek pencereye geri döndüm. Belimde hissettiğim kolun ardından, tenimde hissettiğim dudaklar bana gözlerimi kapamamı söylüyordu. Bunu yaparak gözlerimi yumdum. Elini gelinliğimin fermuarında hissetmemden sonra, fermuar yavaş yavaş açıldı ve benim beyaz masum gelinliğim bedenimden sıyrıldı.

"Burası aydınlık ama, bu seni hala hissetmeme engel değil Zehra."





" Anne, hemen buraya gel!" Gülümseyerek Haul'u kucağıma aldım.

" Anne, babam fotoğraf çekineceğimizi söyledi," dediğinde burnunu sıktım. " Öyle mi, peki o zaman Laul nerede?"

" Laul, babam ile birlikte," dediğinde gülümseyerek kulisten çıktık. Haul ve Laul, ikizdi. Min Ho ile hep hayalini kurduğumuz o ikiz bebeklere kavuşmuştuk. O sırada içeriye kucağında Laul ile MinHo girince Haul birden kucağımdan atladı ve babasının bacaklarına yapıştı. Min Ho'da Laul'u kucağından indirdi. O sırada içeriye MinHo'nun makyözü ile stilisti girdi ve Haul ile Laul'u alarak dışarıya çıktı. MinHo ne zaman fanmeeting verse onlarda sahne arkasında personellerle oynardı. Bunu MinHo çok severdi. Gülümseyerek yanına gittim. Kollarını iki yana açarak beni kendine çekti ve sımsıkı sarıldı.

"Hala deniz kokuyorsun," dediğimde gülümseyerek daha da sıkı sarıldı.

"Merak etme...o deniz asla durulmayacak."

Mutluydum.

Çünkü, Min Ho'ya verdiğim sözü tutmuştum.

"Söz veriyorum. Min Ho'ya bir aile kuracağım."




Final #

Ani gelen bu final için çok üzgünüm. Bitirmek istememin özel bir nedeni var. Demiştim, yeni bir hikaye yazıyorum diye. Ona yoğunlaştım ve buna odaklanamıyorum. Ne zaman bunun başına yazmak için otursam, geri kalkıyorum. Çünkü aklım yeni hikayemde kalıyor. Ona yoğunlaşmak istiyorum. Bu hikayemden soğumaya başladım. Nedensizce. O yüzden yazamadım. Bu yüzden de dayanamadım . Ve yazamadığım için değil de yazmak istemediğim bier neden var. İkinci sezon başlamadan önce, hepiniz biliyorsunuz ki Min Ho şapşiriğimiz ile Suzy melekciğimizin ilişki haberi çıktı. Bu yüzden dedim ki, ikinci sezon kalsın. Ama sonra dedim ki, bunu kendin için yazıyorsun sen, heesin kalmasın deyip yazmaya başladım. Ama nedense, nedensizce kendimi huzursuz hissetim. Sanki Min Ho Suzy'i aldatıyomuş gibi aptal bi his oluştu bende Ag

( Yeni başlayacağım hikaye de MinZy FanFiction'ı.)

Cidden hepinizden çok özür dilerim. Aslında, daha devam edecekti fakat dayanamadım. Olaylar kurguluydu. Siz bunu, yayından kaldırılan reytingi düşük olan bir dizinin yaptığı final olarak görün. Yaklaşık 6-7 bölümü bir bölüme sığdırdım ve bu cidden çok sinir bozucu, sizin içinde, benim içinde. Tekrardan çok özür dilerim.

Umarım, bu hikaye size bir şeyler katmıştır. Umarım.

Hepiniz, bunca süre boyunca beni desteklediniz ve okudunuz bu yüzden çok teşekkürler. Size olan bu minnettarlığımı yeni senaryomla ödeyeceğim jdhd Ag

Yeni senaryoda görüşmek üzere. Geri dönüşümü dört gözle bekleyin. Aklımda daha güzel planlar var. Takipte kalın. ◇.◇

 
_______________________________________________________



[Resim: xkqh5w.jpg]
(Bu Mesaj 07-26-2015 12:53 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : park ze shi.)
05-27-2015 12:01 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 




Konuyu görüntüleyenler:

İletişim | Lee Min Ho Turkey | Minoz Turkey | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Mobil Versiyon | RSS
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50]