park ze shi
Minoz Fan
Mesajlar: 1,433
Üyelik Tarihi: Jun 2013
Rep Puanı: 191
|
Evimde Bir Yakışıklı Var !
Bölüm 37 #
Özel Bölüm 13 #
Final #
Sezon 2 #
[Final güncellenmiştir.]
Vanilya kokusu.
Onun kendine has, vanilya kokusu.
Gözlerime çarpan güneş ışığına ve vanilya kokusuna daha fazla dayanamayarak gözlerimi araladım. Gözümü bir kaç kere kırpıp geri açtım. Başımın ağrısını yok saymaya çalışarak çarşafı üzerime daha çok çektim. Başım öyle çok ağrıyordu ki.. Gözlerimi kırptım ve beynime dün gece hücum edince gözlerimi şiddetle açtım. Ah, hayır. Çarşafı üzerime daha çok çekerken vücudumda bir ağırlık hissettim. Kafamı kaldırıp ağırlığa baktığımda Min Ho'nun bacağının üzerimde olduğunu farkedip gülümsedim. Min Ho hep bacağını üzerime atarak uyurdu bunu alışkanlık haline getirmişti. Yurtdışına bensiz gittiği zamanlar bacağını üzerime atamadığı için uyuyamadığını söyler, geri geldiğinde saat kaç olursa olsun zorla uyuturdu beni. Kendisi de bacağını üzerime atıp uyurdu. Fakat şu an konumuz bu değildi.
Alt dudağımı dişleyip yerimde rahatsızca kıpırdandım. Banyo yapmaya ihtiyacım vardı. Fakat omzuma dolanan eller, enseme gömülen yüz yüzünden olduğum yere çakıldım kaldım. Kafasını omzuma gömüp omzuma bir öpücük kondurup geri çekildi.
"Günaydın."
Kekeleyerek, "Günaydın," dediğimde kafasını omzuma daha çok gömdü. Garip mırıltılar çıkarak yumdu gözlerini. Bende büyük zorluklarla arkamı dönüp ona sarıldım ve gözlerimi yeniden yumdum. Min Ho'nun güvenli kolları, ciddi anlamda huzur veriyordu.
♥
Bir duş, kahvaltı, yolculuk ve eve gelip kendini yeniden yatağa atma seansından sonra nihayet yarın düğün olduğunu farkettim.
Ben, yarın resmi olarak Min Ho ile evlenecektim.
Yüzümde aptal bir gülümsemeyle çorbayı karıştırmaya devam ettim. Belime bir elin dolanmasıyla yavaşça sıçradım. Arsızca, kafasını omzuma koydu.
" Ne yapıyorsun,"
" Sana yardım ediyorum," deyip elini çorbayı karıştırdığım kaşığa koydu ve çorbayı karıştırmaya başladı.
" Yorgunum," diye mızmızladığımda kafasını sola çevirerek kulağımın alt tarafına dudaklarını dokundurdu.
" Biliyorum, bu yüzden sana yardım ediyorum,"
" Yarın daha yorucu olacak ama Min Ho,"
" Değer ama hiç değilse değil mi," Kafamı usulca salladım.
İkinci dileğim ne biliyor musun," dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım.
" Bana bir şey vermeni istiyorum."
" Neymiş o," dediğimde sinsice sırıttı. " Söylesene ne,"
" Bir bebek."
♥
" İyi de, bizim düğünümüzde kimse şarkı söylemeyecek mi, hani olur ya ünlülerin düğününde söylerler hep,"
" Söyleyecek tabii,"
"Kim peki," dediğimde saçlarımı okşamaya devam etti.
"K.Will."
" Oha! Cidden mi ben çok severim o adamı,"
" Benim sunbaenimdi, rica ettim kabul etti seve seve,"
" Sen varya sen bitanesin," deyip kafamı göğsüne gömdüm.
" Ama, üçüncü dileğin ne,"
" Daha ikinciyi gerçekleştirmedin ki,"
" Min Ho aptal mısın bebek dediğin hemen öyle olur mu dokuz ay lazım bize dokuz ay," dediğimde saçlarımı okşayan elleri durdu.
" Bir bebeğin olması için dokuz ay gerekebilir ama yapılması için bir dakika bile yeter," dediğinde sinirle koltuktan kalktım.
" Senin ahlakın git gide bozulmaya başladı," deyip yatak odasına doğru ilerlemeye başladım. Fakat, Min Ho'nun eli beni kendine çekti ve beni bedeni ile yatak odasına giden koridorun duvarının arasına sıkıştırdı.
" Ne yapıyorsun," dediğimde kollarımı iki yanıma koyup ellerini ellerime geçirdi. Kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyordum.
" Mmm," dedi ve yüzüme yaklaştı. " Cidden, ikinci dileğimi gerçekleştirmeyecek misin," Yüzüme daha da yaklaştı.
Alaylı bir ifadeyle, " Min Ho," dedim. " Seni mutlu edeceğim demiştim değil mi." Kafasıyla onayladı.
" Ama önce benden biraz uzaklaş," dediğimde bir adım geriye gitti. Gülümseyerek kollarımı boynuna doladım ve dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum.
Yüzünde ciddi bir ifadeyle " Şaka mısın sen," diye söylenirken yanıma geldi. " Aptal."
Birden Min Ho'nun dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Artık beni önceki gibi, saf bir şekilde değilde, daha tutkulu bir şekilde öpüyordu. Bu da bir değişik hissettiriyordu.
Ve ne olduysa, kendimi Min Ho'nun güven kokan kollarında buldum.
♥
Gülümseyerek, aynaya baktım. Gözlerim mutluluktan aptal bir şekilde dolmak üzereydi.
Düğünümde, annemin olmayacağını hayal bile etmemiştim. Annem şu an beni Hindistanda bir lokanta işlettiğimi düşünüyordu. Ve bu çok kötü hissettiriyordu. Ve Ömer. Onunla hep hayal kurardık. Düğünlerimizin nasıl olacağını anlatırdık. Ama şu an yanımda hiç biri yoktu. Bu da beni içten içe bitiriyordu. En mutlu gününde, berbat hissettiriyordu.
Dudaklarımı yalayıp saçlarımı düzelttim. Kapı tıklatıldığında " Buyrun," dedim. Ve kapı açıldı. Büyük ihtimal So Hyun ya da Eun Gi gelmişti. Gülümseyerek arkamı döndüm.
Beklediğim kişi kesinlikle Ömer değildi.
" Ömer ?" dediğimde gülümseyerek yanıma geldi.
" Düğününde yanında olacağıma söz vermiştim hangi ara unuttun," dedi gülümseyerek. Dolan gözlerimle gülümsemeye çalıştım. Başka bir şey isteseymişim olacakmış heralde.
" Hangi rüzgar attı seni buraya,"
" Mustakbel kocacığın aradı, bana ihtiyacın varmış," dedi ve burnuma hafifçe vurdu. Daha sonra kollarını boynuma doladı ve sarıldık. Kesinlikle, çok özlemiştim. Min Ho'ya kesinlikle çok teşekkür borçluydum. Ama annem...o yoktu. Gelmesi zaten garip olurdu.
" Ama, annem.." dedim zorlukla. " O nerede ?"
" Annen, o gelmeyeceğini söyledi Zehra üzgünüm," dediğinde gülümsedim. Fakat bu kesinlikle, berbat hissettirmişti.
" Sorun değil, gelmesini beklemiyordum," deyip yeniden gülümsedim.
" Zehra, cidden iyi misin,"
" İyiyim tabii, neden olmayım ki," dediğimde elini omzuma koydu. Tabi ki de, berbattım. Annem, düğünüme gelmeyeceğini söylemişti. Çok garipti. Ama bende söz vermiştim, o bana geri geldiğinde ardıma dahi bakmadan gideceğim demiştim anneme. Kesinlikle çok bencil bir kızdım.
" Ben dışarıda bekliyor olacağım," Kafamla onayladım, Ömer'in çıkmak için kapıya yöneldiği esnada kapı açıldı ve içeriye Min Ho girdi.
" Rahatsız etmedim değil mi," Ömer sorun yok der gibi kafasını sakladı ve Min Ho gülümseyerek içeriye girdi. Ardından da kapıyı kapatarak Ömer çıktı.
Min Ho, takım elbisesinin ucunu düzelterek yanıma geldi.
" Hazırsan gidelim," dedi ve kolunu bükerek bana uzattı. Gülümseyerek koluna girdim.
" Zehra, biliyor musun," dedi ve bana doğru döndü. " Sen, çok güçlü bir kadınsın."
Cevap vermek yerine sadece gülümsedim. Cidden güçlü müydüm ?
" İki dileğimi yerine getirdin sıra üçüncüsünde,"
" Neymiş o,"
" Şöyle bir düşündüm de sen bana hiç beni sevdiğini söylemedin," dediğinde düşündüm. Cidden hiç söylememiştim. Gülümsedim ve dudaklarına uzandım.
" Seni seviyorum Lee Min Ho."
" Seni seviyorum Jun Yi Seul."
♥ **Buradan sonrası güncellenmiştir**
"İlk gecem için mükemmel planlarım vardı ama hepsi berbat oldu!" Dakikalardır Min Ho salondaki koltuğa yayılmış bir şekilde söyleniyordu.
"Koskoca Lee Min Ho'sun sen!" diye sinirle ve alayla çıkıştım. "Nasıl bu saray yavrusu evinde elektrikler gider? Ha? Mantığın alıyor mu?"
Sinirle iç geçirip yumruğunu koltuğa vurdu. "Çok sinirliyim şu an Zehra!"
"Olmadı o zaman başka sefere.." diyerek koltuktan kalktım. Gelinliğimin eteklerini tutarak yatak odasına doğru yöneldim. Fakat daha sonra bu karanlıkta hareket edemeyeceğimi farkedip usul usul geri döndüm.
"Ben bu gelinliği çıkarmak istiyorum artık!" diye mızmızlandığımda, alayla sırıttı.
"O an da gelecek Zehracığım, merak etme sen," dediğinde ima ettiği şeyi anlamıştım. Sinirle koltuktan rastgele bir yastık alıp kafasına attım. "Sen sus!"
"Susuyorum, tamam," diyip burun kıvırarak bana sırtını döndü.
"Telefonunu versene," dediğimde, bana bakmadan çocuksu bir tavırla, "Ne yapacaksın?" dedi.
"Halay sekeceğim, oldu mu?"
"İyi, o zaman alabilirsin." Önüme fırlattığı telefonu kıkırdayarak alıp tuş kilidini açtım. Tabii ki de benim doğum tarihimdi şifre. Min Ho'yu gayet iyi tanıyordum. İnternet aramalarına girip, " Lee Min Ho and Jun Yi Seul Married," yazıp aradım. İlk çıkan habere tıkladım ve içeriği okumaya başladım.
"Lee Min Ho ve Jun Yi Seul bu gece dünya evine girdi. Çift kameraların olmadığı, hiç bir fotoğrafın dahi sızdırılmadığı bir düğün töreninde, birbirlerine aşk yemini ettiler. Çiftin nasıl tanıştığı hâlâ muallakta olsa da, çiftimize mutluluklar diliyoruz."
Gülümseyerek yorumları okumaya başladım. Kötü yorumların çok olduğu kadar, iyi yorumlarda vardı.
"Vaov. Kaptın güzel kızı ㅋㅋㅋㅋ"
"Bu çifte çok acıyan bir tek ben miyim? ㅠㅠ"
"Üstteki, yanlız değilsin ㅋㅋㅋ"
"Birlikte çok mutlu görünüyorlar, destekçinizim!"
" Şu an fanfinifinfon yapıyorlar arkadaşlar ㅋㅋㅋㅋ"
"Mutlu olun!"
"Bula bula bunu mu buldun? Başka kadın mı bulamadın Min Ho? Yazık oldu."
"Üstteki, bu dünyada benim gözümde ondan başka kadın yok, bil istedim."
Okuduğum son yorumla, "Oha!" çekerken Min Ho'nun da haberleri kontrol ettiğini anladım. Ama doğrulamam gerekiyordu. Yazan kişinin kullanıcı adına baktım.
JYS1402
İçimden dedim, "Ne kadar romantik bir koca." Çünkü bu kullanıcı adı benim baş harflerimden ve doğum tarihimden oluşuyordu.
Öksürerek Min Ho'nun yanına gittim. Dizine yatarak telefonun tuş kilidini açtığımda Min Ho birden atıldı.
"Tuş kilidimi nereden biliyorsun sen?"
"Sadık koca dediğin eşinin doğum tarihini koyar. Aferin sana." Kafamı yukarı aşağı sallayıp onayladım onu memnuniyetle.
"İyi de..." diyip çenesini kaşadı huzursuzca. "O senin doğum tarihin değil ki, bizim ilk birlikteliğimizdeki otel odasının numarası."
♥
"Saatlerdir burada oturuyoruz MinHo, bu elektriklerin geleceği yok, hayır yani neyi bekliyoruz ki biz şu an yaptığımız çok mantıksız, telefonunun feneri yok mu açsana onu bir sen," dediğimde hızlı bir şekilde, Min Ho birden bana dönüp, ellerini yüzüme koyarak anlımdan sulu bir şekilde öptü.
"Aferin Zehra!" diye neşeyle bağırdı. "Ne oldu?" diye söylendim.
"Ben hemen Chan Hyuk'u arıyorum ve bize mum getiriyor!" dediğinde rahatsız bir şekilde ofladım. "Evde de mum var MinHo.."
"O zaman daha iyi Zehra.." dedi beni taklit ederek. Oflayarak ayağa kalktım. "Telefonunun fenerini açta hadi gidelim," Min Ho dediğimi yaparak, saatlerdir üzerinden kalkmadığı koltuktan sonunda kalkabildi. Bende eteklerimi toplayarak peşinden gittim.
"Banyodaki dolapta," dedim ve söylenmeye başladım. "Daha evinden haberin yok Min Ho, insan bi jeneratör falan taktırırdı yahu!"
"Geç içeri," dedi ve banyonun kapısını açtı. İkiletmeden içeriye geçtiğimde arkamdan MinHo da girdi ve kapıyı kapattı. Min Ho'ya bahsettiğim banyo ebeveyn banyosuydu ama o beni evdeki en küçük banyoya getirmişti. Hayır, burası banyo değildi. Tuvaletti. Yani, diğer kapıyı açınca karşımıza tuvalet çıkıyordu. Aynı Türk evlerindeki gibiydi ve bizim bulunduğumuz yerde lavabo vardı ama burası cidden fazla küçüktü. Elini belime koydu ve köşeye sıkıştırdı.
"Burası da gayet uygunmuş ama sanırım biraz karanlık," dedi ve gülümsedi. Kalbim ağzımda atıyordu şu an. Küçücük bir yerdeydik ve Min Ho da beni sıkıştırmıştı. "Ne yapıyorsun?" diyebildim sadece, MinHo'nun belimin yukarısına doğru çıkan elleri durmamı söylüyordu.
"Burası fazla karanlık," diye mırıldandı ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesini boynumda hissettiğim esnada nefesimi tuttum. Bu duruma hala alışamamıştım nedense. Dudaklarını boynuma dokundurup geri çekildi.
"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni hissetmeme engel değil," dediğinde nefesimi serbest bıraktım. Min Ho ise ellerini sırtıma koydu ve beni kendine çekti. Ellerimi gömleğinin yakasına koyup kendime çektim.
"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni hissetmeme engel değil Min Ho," diyip papyonunu çözdüm.
"Zehra," diye fısıldadığında, "Efendim?" dedim.
"Burası fazla karanlık ama, bu benim seni elde etmeme engel değil."
"Biliyorum," diye fısıldadım ve gülümsedim. Elini gömleğinin yakasındaki elime götürdü ve yavaşça indirdi. Daha sonra gömleğinden ilk dört düğmesini açtı. Nefes alış verişlerimiz birbirine karışırken elimi kaldırdım ve gömleğinin açık olan yerine ellerimi koydum. "Sıcacık," diye fısıldayıp gözlerimi yumdum. Gözlerimi geri açtığımda Min Ho'nun üzerindeki gömleği çıkardığını farkettim. Sağ elimi tutup sol göğsüne koydu. Kalp atışlarını hissedebiliyordum.
"Burası karanlık ama, bu senin kalp atışlarımı hala hızlandırmana engel değil."
"Biliyorum," diye fısıldadım. "Burası karanlık ama, bu kalbinin bana ait olmasına engel değil."
"Biliyorum," diye fısıldadı ve yavaş yavaş yaklaştı. Dudaklarını tenimde hissettiğim yer çenem olunca gözlerimi yumdum. Min Ho belimden tutarak beni kendine çekti. Kollarımı bedenine dolayıp kafamı çıplak göğsüne gömüp kokusunu içime çektim.
"Sen vanilya değil, deniz kokuyorsun Min Ho..."
Ve birden kollarını bacaklarımın altına koyarak bedenimin havalanmasını sağladı. Kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. Adımlarını yatak odasına yönlendirdi ve içeriye girip kapıyı kapattı. Benimle hiç göz teması kurmadan bedenimi yatağa koydu ve baş ucuma oturdu. Kolunu başımın yanına koydu ve boşta kalan eliyle saçlarımı okşamaya başladı. Bu anın sonsuza dek sürmesini diliyordum. Fakat öyle olmadı, daha sonra kalkarak ebeveyn banyosuna yöneldi. Bende MinHo'nun banyoya girmesinin ardından yataktan kalkıp pencereye yöneldim. Bir duvar baştan sonra pencereydi ve manzara harika görünüyordu. Manzarayı seyre daldığım süreyi, anca Min Ho'nun geldiğini farketmemle bozabilmiştim. Elindeki paket paket mumları önce dolapların üzerine, daha sonra yere dizerek hepsini tek tek yaktı. Oda cidden aydınlanmıştı. Gülümseyerek pencereye geri döndüm. Belimde hissettiğim kolun ardından, tenimde hissettiğim dudaklar bana gözlerimi kapamamı söylüyordu. Bunu yaparak gözlerimi yumdum. Elini gelinliğimin fermuarında hissetmemden sonra, fermuar yavaş yavaş açıldı ve benim beyaz masum gelinliğim bedenimden sıyrıldı.
"Burası aydınlık ama, bu seni hala hissetmeme engel değil Zehra."
♥
" Anne, hemen buraya gel!" Gülümseyerek Haul'u kucağıma aldım.
" Anne, babam fotoğraf çekineceğimizi söyledi," dediğinde burnunu sıktım. " Öyle mi, peki o zaman Laul nerede?"
" Laul, babam ile birlikte," dediğinde gülümseyerek kulisten çıktık. Haul ve Laul, ikizdi. Min Ho ile hep hayalini kurduğumuz o ikiz bebeklere kavuşmuştuk. O sırada içeriye kucağında Laul ile MinHo girince Haul birden kucağımdan atladı ve babasının bacaklarına yapıştı. Min Ho'da Laul'u kucağından indirdi. O sırada içeriye MinHo'nun makyözü ile stilisti girdi ve Haul ile Laul'u alarak dışarıya çıktı. MinHo ne zaman fanmeeting verse onlarda sahne arkasında personellerle oynardı. Bunu MinHo çok severdi. Gülümseyerek yanına gittim. Kollarını iki yana açarak beni kendine çekti ve sımsıkı sarıldı.
"Hala deniz kokuyorsun," dediğimde gülümseyerek daha da sıkı sarıldı.
"Merak etme...o deniz asla durulmayacak."
Mutluydum.
Çünkü, Min Ho'ya verdiğim sözü tutmuştum.
"Söz veriyorum. Min Ho'ya bir aile kuracağım."
Final #
Ani gelen bu final için çok üzgünüm. Bitirmek istememin özel bir nedeni var. Demiştim, yeni bir hikaye yazıyorum diye. Ona yoğunlaştım ve buna odaklanamıyorum. Ne zaman bunun başına yazmak için otursam, geri kalkıyorum. Çünkü aklım yeni hikayemde kalıyor. Ona yoğunlaşmak istiyorum. Bu hikayemden soğumaya başladım. Nedensizce. O yüzden yazamadım. Bu yüzden de dayanamadım . Ve yazamadığım için değil de yazmak istemediğim bier neden var. İkinci sezon başlamadan önce, hepiniz biliyorsunuz ki Min Ho şapşiriğimiz ile Suzy melekciğimizin ilişki haberi çıktı. Bu yüzden dedim ki, ikinci sezon kalsın. Ama sonra dedim ki, bunu kendin için yazıyorsun sen, heesin kalmasın deyip yazmaya başladım. Ama nedense, nedensizce kendimi huzursuz hissetim. Sanki Min Ho Suzy'i aldatıyomuş gibi aptal bi his oluştu bende
( Yeni başlayacağım hikaye de MinZy FanFiction'ı.)
Cidden hepinizden çok özür dilerim. Aslında, daha devam edecekti fakat dayanamadım. Olaylar kurguluydu. Siz bunu, yayından kaldırılan reytingi düşük olan bir dizinin yaptığı final olarak görün. Yaklaşık 6-7 bölümü bir bölüme sığdırdım ve bu cidden çok sinir bozucu, sizin içinde, benim içinde. Tekrardan çok özür dilerim.
Umarım, bu hikaye size bir şeyler katmıştır. Umarım.
Hepiniz, bunca süre boyunca beni desteklediniz ve okudunuz bu yüzden çok teşekkürler. Size olan bu minnettarlığımı yeni senaryomla ödeyeceğim jdhd
Yeni senaryoda görüşmek üzere. Geri dönüşümü dört gözle bekleyin. Aklımda daha güzel planlar var. Takipte kalın. ◇.◇
♥
_______________________________________________________
♡
![[Resim: xkqh5w.jpg]](http://i60.tinypic.com/xkqh5w.jpg)
(Bu Mesaj 07-26-2015 12:53 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : park ze shi.)
|
|