Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 4 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Umutlar ve Hayaller
Yazar Mesaj
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #8
RE: Umutlar ve Hayaller
 
facebook share twittershare
7. Bölüm

Hayalin ağzından...
Efenin yüzüdeki ifadeyi çözmeye çalışarak masaya oturdum. Söyleyeceği şeyleri toparlıyordu sanırım. Ona biraz süre vermeye karar verdim. Efe boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Hayatım öncelikle nasılsın?" diye sorduğunda hala asıl meseleyi merak ediyordum. Direkt olarak konuya girmemesi kendimi kötü hissetmeme neden oldu. Kesin dün bir şeyler saçmalamıştım. Neler olabileceğini kafamdan geçirirken cevap vermediğimi hatırladım ve kısa bir "İyiyim, sen?" ile geçiştirdim. "Ben nasıl olduğuma daha karar veremedim." dedi. Hala konuya girmesini bekliyordum. Ojelerimi kemirdiğimi farkettiğimde sessiz iki dakikayı daha geride bırakmıştık. "Neyse asıl konuya giriyorum" dediğinde içimden çok şükür diye geçirdim. Efe boğazını bir kere daha temizleyip devam etti. "Gelecekle ilgili planların ne?" Bu soruyu beklemiyordum işte. Nereye varmak istediğini de tam anlamamıştım. "Kariyerime odaklanmayı düşünüyorum. Bu kadar ara yeterli sanırım." derken Efenin gözlerinde farklı bir şey gördüm. Sanki bir şeyleri yerlerine oturtmuştu. "Yüksek lisans yapmak gibi mi?" dediğinde sadece kafamı sallamıştım. Evet buraya kadardı. Saklamayı başaramamıştım. "Nerde yap___" derken sözünü kestim. Sorusunu anlamak zor değildi. "Yurtdışında. Büyük ihtimalle Güney Korede" deyip açıklık getirmeye çalıştım. İnkar edebilirdim ama etme gereği duymadım. Üstelik sarhoş olduğum gecenin ertesinde böyle bir konuşmanın olması tesadüf gibi gelmiyordu. Kendimde olmadığım bir zamanda söylemiş olmalıydım ve ne kadarından bahsettiğimi bilmediğim için inkar etmek saçma gelmişti. Keşke Batuya sorsaydım sabah. Hiç aklıma gelmemişti.
"Beni de götürmeyi düşünüyor muydun yanında?" diye sorduğunda ana döndüm. "Aslında Mügeyle birlikte gidiyorum." diye cevapladım hemen. "Bu hayır demek sanırım" deyip somurtuşunu izledim. Gerçekten üzgün görünüyordu. Sadece "Üzgünüm" demekle yetinmiştim. Birden kendisini toplayıp "Ben de seninle geliyorum! Bensiz bir yere gidemezsin Hayal. Beni burada bırakamazsın!" diye karşı çıktı ve cevap vermeme fırsat vermeden elini cebine attı. Ne yapmaya çalışıyordu bu aptal? Şu anda zorlandığımı hissedebiliyordum. Aldığım kararları korumak zorlaşıyordu. Ama onun gelmesine müsade edemezdim.
Ben bunları düşünürken cebinden çıkarttığı kırmızı kadife kutuyu bana doğru uzattı. İçimden 'HAYIR!' diye bağırırken lafa girdi. "Evlen benimle Hayal. Bunu bu şekilde vermek istemezdim. Daha romantik bir şekilde teklif edecektim ama şu anda yapamazsam bir daha yapamayabilirim. Lütfen kabul et ve bir yuva kuralım. Sonra nereye istiyorsan birlikte gidebiliriz. Sana söz veriyorum her şey istediğin gibi olacak." Duyduklarımın şokuyla yüzümün ifadesizce donduğunu biliyordum. Evet yüzüm donmuştu ama içimde beni kavuran bir ateş yanmaya başlamıştı. Bu sözleri Efeden duymak için o kadar çok beklemiştim ki. Ama olmayacağını anladığımda pes etmiştim. Koreye gidip yeni bir hayat kurma isteğim bu pes edişle oldukça bağlantılıydı. Ondan uzaklaşma isteğim çok kuvvetliydi. Ama şimdi bu olanlar, söyledikleri içimi kavuruyordu. Ona içimden küfür ediyordum bunu daha önce yapmadığı için. Ve vereceğim cevabı da çok iyi biliyordum. Derin bir nefes alıp iç dünyamdan uzaklaştım.
"Üzgünüm Efe, kabul edemem. Kendim için yeni bir yol çizdim, her şeyi planladım ve bu yeni yolda sen yoksun. Sevgili ya da eş olarak yanımda görmek istediğim kişi artık sen değilsin. Bu işi burada bitirelim. Hoşçakal."
Bu sözleri soğukkanlılıkla söyleyebildiğime inanamayarak masadan kalkıp önlüğü çıkarttım ve koltuğa bıraktım. Efeyi orada öylece bırakıp dışarıya çıktım. Tam çıkarken annemin gözlerini görmüştüm. Üzgün gibiydi. Ama dönüp Efeye bakmaya cesaret edemedim. Yıkılmış olduğunu düşünüyordum ve onu o şekilde görmeyi gerçekten istemiyordum.
Kendimi arabaya atıp derin bir nefes daha aldım ve arabayı çalıştırdım. Nereye gittiğimi bilmeden sürüyordum. Kendi hıçkırık sesimi duyduğumda ağladığımı farkettim. Müzik çalara uzanıp açtığımda beni o anki durumumdan kurtarabilecek tek sesi duydum. Min Ho'nun 'My Little Princess' isimli parçası çalıyordu. Sesini biraz daha açıp gözyaşlarımı sildim. "I wanna be wanna be with you my girl!' derken ona bağırarak ben de eşil ettim. Sadece 'girl' kısmını 'boy' ile değiştirmiştim.
Efeye gideceğimi söylemiştim. Saklamayı başaramamıştım. Bugün söylediklerimden sonra bana engel olmak isteyeceğini de sanmıyordum. Telefonu alıp Mügeye mesaj attım: "İddiayı ben kazandım. Tatil hazırlıklarına başlayabilirsin. Hesabını kontrol etmeyi unutma."

Efe'nin ağzından
Kalbim öyle acıyor ki... Onun reddetmeteyeceğinden neredeyse emindim. Ama reddedilmekten çok o ifadesizliği ve soğukkanlılıkla ayrılması acıttı aslında. Kendine yeni bir yol çizmişti ve beni yanında istemiyordu. Ama söylediği başka bir şey daha vardı. 'Seni istemiyorum' dememişti. 'İstediğim kişi sen değilsin' demişti. Başkası mı vardı yani? Bunu kaldıramazdım. Lanet olsun! Keşke arkasından gidip kim olduğunu sorsaydım.
Biliyorum benim de hatalarım var. Hemde fazlasıyla. Bu teklifi daha önce yapmalıydım. Onun beklediği bir zamanda... Ama kendimi hazır hissetmiyordum ki. Şimdi ben tüm kalbimi ona açmışken onun kalbinde olmadığımı bilmek... Acıyla karışık bir öfke dalgasının da gelmeye başladığını hissettim. Peki şimdi ne yapacaktım? Gitmesine öylece izin vermek ondan vazgeçmek... Kendime sesli olarak bir hatırlatma yaptım "Kaybettiğin zaman değil, vazgeçtiğin zaman yenilirsin!"
Ne kadar süredir başım önde oturduğumu bilmiyordum. Sigara yakmak için kafamı kaldırdığımda annesiyle gözgöze geldim. İşte bunu beklemiyordum. Kızının arkasından böyle dağıldığımı bilmesine gerek yoktu. "Merhaba. Geldiğinizi farketmedim özür dilerim." dediğimde sesim bozuk çıkmıştı. Elimi şaşkınlıklı yanaklarıma götürdüğümde ıslak olduğunu farkettim. S*ktir! Ne büyük zayıflık!
Annesi cevap vermeden bakmaya devam ediyordu. Neler hissettiğini anlamaya çalıştım. Gerçekten üzgün görünüyordu. Belki de bu halime acıyordu. Sigaramı yaktım ve cevap beklemeye başladım. Sonunda "İyi misin oğlum?" dedi. Zaten ağladığımı gördüğü için ne kadar saklanabilirdim ki. "Değilim Gül Teyze. Neden böyle oldu anlamaya çalışıyorum. Siz bir şey biliyor musunuz?" Bu kelimelerin de ağzımdan döküldüğüne inanamıyordum. Vücudumdaki tüm parçaların bağlantısı kopmuştu sanırım. Aklım başka, kalbim başka, ağzım başka şeyler söylüyordu. Gül Teyze biraz daha bekleyip "İyi ol oğlum. Şu anda oraya gidebilmekten başka bir şey düşünmüyor. Senin de onu engelleyeceğinden korkuyor belli ki. Seni kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığını farkedebiliyorum. Sen de gitmesine izin ver. Döndüğünde hala aynı şeyleri hissediyorsan ve Hayal de fikrini değiştirirse devam edersiniz. Kaç yıldır berabersiniz. Bir anda bitmez bu duygu." dedi. Sevdiğim kızın annesi tarafından teselli edilmek... Halimden nefret ettim ve sadece "Peki" diyebildim.
Gül Teyze kalktığında bir sigara daha yaktım. "Kaybettiğin zaman değil, vazgeçtiğin zaman yenilirsin" deyip cafeden ayrıldım. Bir yolu olmalıydı. Böyle bitemezdi...

_________

"İyi yaptık buraya gelerek kardeşim. İhtiyacımız varmış."
"Aynen ama keşke daha erken gelebilseydik. Derslere odaklanamıyordum artık."
"Sen neden bu kadar dağıldın anlamadım zaten. İstemiyordun işte. Ama o günden beri çok cansız dolaşıyordun etrafta. Daha fazla sana eziyet etmek istemedim. Bir ay oldukça uzun bir süre zaten."
Evet, Efe Hayale evlenme teklif edeli bir ay olmuştu. Ve Hayal Efeyi terkedeli... Girdikleri iddianın kaybedeni olan Müge üstüne düşeni yapmalıydı. Kendisi kaşınmıştı. Ama ona iyi geleceğini biliyordu. Dersler yoğunlaştığı için bir ay beklemek zorunda kalmışlardı. İlk kuru bitirdikten sonra yola çıkmışlardı. Ona oldukça uzun gelen bir ayda sonra şimdi Mügeyle güneşleniyor olmak çok iyi gelmişti.
Cuma günü kurstan hemen sonra çıkmışlardı yola 5 saatlik bir yolculuktan sonra Çeşmeye varabilmişlerdi. Hayallerin yazlıklarında kalacaklardı. Müge bunu öğrenince "Otel parası vermediğimize göre bir sürü paramız kalacak :)" demişti. Hayalin cevabı çok netti. "O zaman daha çok dağıtabiliriz." Birlikte gülüp yerleşmişlerdi odalarına.
Şimdi son yani 7. günlerindeydiler. Haftasonu diye konuşmalarına rağmen uzatıp 1 hafta yapmaya karar vermişlerdi. İkisi de açık tenli oldukları için bronzlaşmışlardı bile. Arada onlarla takılmak isteyen, denizde ya da barlarda onlara yaklaşmak isteyen bir sürü erkek vardı. Onlar hepsine hadlerini bildirmişlerdi. Hatta bir keresinde Hayal fazla 'ısrarcı' olan birine bu kadar ısrarın yüze, göze ve kola zarar verebileceğini, yalnız kızlara sarkmadan önce bunu tekrar düşünmesini hatırlatmıştı. Daha sonra da aynaya baktığında hatırlayabilmesini garantilemiş burnunu kırmıştı. Bu ona biraz Efeyi hatırlatmıştı. Dövüşmeyi ondan öğrenmişti. Çok fazla üstünde durmayıp güne devam etmişti.
"Hadi denize girelim abi" deyip ayağa kalktı Müge. Denize doğru koşarken Hayal de şezlongtan kalkmış yavaş yavaş denize giderken adını duydu "Hayal!". Sesi tanıması zor olmamıştı. Gözlerini kapatıp o an hissettiklerine yoğunlaştı. Heyecanlanmıştı. Özlediğini farketmişti. Ama kendisini yeniden ona bırakamazdı. Durmayıp yola devam ediyordu ki o tanıdık el omzunu tutup onu kendisine çevirdi. Ani bir tepki vermeyeceği tek el. Aynı sıcaklıkla, samimiyetle tutuyordu onu. Fısıltıyla "Efe" dediğinde Efe Hayalin dudaklarına yapışmıştı bile.
~7. Bölüm sonu~
Heyecanlı bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Bakalım neler olacak. Bu arada 8. Bölümün sonunda Koreye gidiyoruz. Bavullarınızı hazırlamaya başlayın :) Bir de hikayeye bu tarzda mı devam edeyim? Ve Hayalin ağzından mı ilerleyim? Yorumlarda belirtirseniz çok memnun olurum.
Seviliyorsunuz :*
 
(Bu Mesaj 05-20-2015 08:04 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : minozAbet.)
05-12-2015 11:14 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #9
RE: Umutlar ve Hayaller
 
8. Bölüm
Efeyi özlemiş olmanın ve hala tam olarak bitmemiş duygularının verdiği istekle önce öpücüğe karşılık verdi Hayal. Sonra kendisine gelip uzaklaştı. Efe zafer kazanmış gibi gülümserken Hayale baktı. Tekrar öpecekti ki Hayal onu durdurdu. Gözleri buluştuğunda Efe Hayalin sinirli olduğunu farketti. Kafası karışmıştı ve kafası karışık olan sadece Efe değildi.
"Ne işin var senin burada!"
Efe tam "Seni çok özledim" demişti ki Müge geldi. Uzaktan olanları şaşkınlıkla izlemişti ve müdahele etmeye karar vermişti. Eğer Hayale bıraksaydı yelkenleri suya indireceğinden korkmuştu. Hayal cevap veremeden Müge araya girdi.
"Sen ne laf anlamaz bir şey çıktın yaa! Daha kaç kere sana seni istemediğini söyleyecek? Bana bak Efe hemen geri dön yoksa ben yapacağımı biliyorum!"
Efe, "Sana ne oluyor be?! Ben Hayalle konuşmaya onu ikna etmeye geldim." deyip Hayale baktı. Hayal sessizliğini koruyordu. Bu da Mügenin devam etmesini istediği anlamına geliyordu. Müge de bunu anladığı için devam etti.
"Efe git! Hayalin öyle bir niyeti olsaydı çoktan dönerdi sana. Sevmiyor artık seni görmüyor musun? Şu anda da susup beklemezdi." Müge bunları söyledikten sonra Hayal şezlonga doğru yürümeye başladı. Efe onu durdurdu. "Hayal bir şey söyle lütfen." Efenin yalvaran sesini duyunca içi ezilse de Müge ona nasıl olması gerektiğini hatırlatmıştı Efeye söyledikleriyle. Hayal omzunu dikleştirip yüzüne umursamaz bir ifade takınıp cevap verdi: "Müge doğru söylüyor Efe. Seni sevmiyorum artık. Sana dönmek gibi bir niyetim yok. Öpücüğüne verdiğim karşılığı yanlış yorumlamanı istemiyorum. O anlık bir şaşkınlıktı sadece. Hasretini çektiğim dudaklar seninkiler değil artık. Tekrar söylüyorum: yanımda istediğim kişi sen değilsin. Artık gider misin lütfen? İşim var gücüm var seninle uğraşmak istemiyorum." Bu konuda gitgide iyileşiyordu Hayal. Umursamazca Efeye 'git!' diyebiliyordu. Ama Efe bu sefer sormayı unutmayacaktı. "Başkası mı var? Hasretini çektiğin, yanında olmasını istediğin kişi kim?!" Hayal cevap vermeden çantasına havlusunu koyuyordu. Efe sinirlenip Hayali kendisine bakması için çevirdi. Hayal cevap vermek zorunda kalmıştı. İçinden "üzgünüm bunu duymak zorundasın" deyip Efenin sorusunu cevapladı. "Evet başkası var. Kim olduğu önemli değil sadece var olduğunu bil! Artık defolup gider misin?!"
Efe bunları duyduğunda öyle çok sinirlenmişti ki kendisini kaybedip Hayale tokat atmaya yeltendi. Hayal bileğinden yakalayıp "S*ktir git Efe!!!" diye bağırdı. Herkes onlara bakıyordu. Mügeye "Abi eşyaları sen getirir misin?" deyip cevap beklemeden eve doğru yürümeye başladı. Müge eşyaları toplayıp Hayalin arkasından gitti.
Efe olduğu yerde kalmıştı. Az önceki yaptığından it gibi pişmandı ama zamanı geriye alamazdı. Hayal onu engellemeseydi o tokattan sonra Efe kendi elini kıracağını biliyordu. Bu yük fazla gelmiş olacak ki dizlerinin üstüne düştü ve uzun süre öyle kaldı.
Mügeler eve girer girmez Hayal Mügeye sarılıp ağlamaya başlamıştı. Müge Hayalin saçlarını okşuyor düzeleceğini söylüyordu. Hayali koltuğa oturtup ona bir bardak su getirdi ve içmesini sağladı. Hayal suyu içtikten sonra Mügenin dizine yatıp hıçkırıklarını dizginlemeye çalıştı. İyiki Müge vardı. Her zaman Hayalin neye ihtiyacı olduğunu bilirdi. Bugün Efeyle yaptığı konuşmada olduğu gibi onun zayıflık göstermesine izin vermez, yapabileceğini yapardı. Müge Hayal için her şeydi. Şimdi de Hayalin onun ağzından çıkacak bir cümleye ihtiyacı vardı. Müge de bunu biliyordu ve üstünde bir kere daha düşünmeye gerek duymadan Hayalin gözlerine bakarak o cümleyi söyledi.
"Kardeşim, İstanbula dönüp hazırlıklara başlayalım ve vakit kaybetmeden Koreye gidelim."
Hayalin yüzündeki gülümseme doğru karar verdiğini kanıtlıyordu. Sesli olarak cevap vermesine gerek yoktu.
Bavullarını toplayıp İstanbula doğru yola çıktılar. Yol boyunca plan yaptılar. İkisinin de keyfi yerindeydi. CN Blue'dan 'Let's go crazy' daha sık olmak üzere Korece şarkılarla güzel bir yolculuk yaptılar.
Gebzeye geldiklerinde Hayal Murat işine el atmaya karar vermişti. Mügeyle de konuştular ve ne yapılması gerektiğine karar verdiler. 'Uzaklaştırma planı' aralarını çok açmıştı zaten. Geriye Hayalin konuşması kalmıştı.
Hayal eve girdiğinde tüm ailesini salonda otururken buldu. Televizyon seyrediyorlardı ve şimdi reklam arasındaydı. Hayal yanlarına gidip hepsine sarıldı ve izledikleri her neyse başlamadan erkene alınmış planlarından bahsetmeye karar verdi.
"Anneciğim, babacığım size bir şey söylemem gerekiyor. Batu, İzem siz de dinleyin lütfen. Biz Mügeyle konuştuk ve seneyi beklememeye karar verdik. İntetnet üzerinde ingilizce sınavı oluyormuş. Çeşmeden çıkmadan önce başvurularımızı yaptık. Önümüzdeki pazar giriyoruz sınava. Geçer not aldığımız taktirde başvurularımızı üniversiteye gönderip cevap bekleyeceğiz. Olumlu cevap gelirse de önümüzdeki dönem başlayacağız."
Tüm aile üyeleri şaşırmıştı ama Efe olayındam sonra böyle bir şey de bekliyorlardı. İzem kalkıp ablasının yanına gitti ve ona sarıldı. Hayal anne ve babasına bakıyor cevap bekliyordu. İlk önce Mehmet Bey konuştu. "Bu biraz ani oldu. Emin misiniz peki?" Hayal, "Evet babacığım eminiz. Ani olduğunun farkındayım ama adapte olma sürecimiz kolaylaşır diye düşünüyoruz." Son söylediğini şimdi uydurmuştu ve saçma olduğunu biliyordu. Annesine baktı tekrar. Gül Hanım, "E Korece sınavına girmediniz nasıl olacak?" diye sordu. "Hazırlık okuyacağız anne. Daha etkili olacağından eminim. Hem Korecem iyi olursa bölüm dersleri başladığında bir hastanede falan mesleğimi yapabilirim." Hayal ailesini ikna edebilmek için bir sürü bahane sürüyordu ortaya. Onlar ikna olmasa da gidecekti ama kalplerini kırmadan yapmak istiyordu.
Batu Efe ile olan ilişkileri bittiğinden beri ablasının durgunlaştığının farkındaydı ve gerçekten Efeyi hiç sevmiyordu. O yüzden ablasına "Git tabi yaa bende ara tatilde yanına kaçar gelirim. Bana oradan güzel bir kız ayarla tamam mı?" deyip göz kırptı.
İzem yorum yapmadı sadece sarılıyordu. Hayal onun üzüldüğünü tahmin etti. "Sen de abini yolda yalnız bırakma. Birlikte gelin olur mu?" dedi. İzem evet anlamında kafasını sallayıp ablasını öptü.
Mehmet Bey ve Gül Hanım gözleriyle konuşup anlaştılar. Hayal farketmemiş gibi davrandı ve kararlarını bekledi. Bu arada reklam bitmiş ve film başlamıştı. Göçebe'yi izliyorlardı. Kitabını okumuştu Hayal bunun ve çok beğenmişti. Mehmet Bey hafif öksürerek Hayalin dikkatini tekrar kendi üstüne çekti ve Hayalin beklediği cevabı verdi.
"Tamam, zaten gideceksiniz biraz daha erken olur sorun değil. Saçma bahaneler uydurmana gerek yoktu ayrıca. Ne zaman bir şey yapmak istedin de engel olduk söyler misin? Her neyse hazırlıklarınızı yapın ve gidin. Eğer bir sorun olursa hemen gel ya da biz gelelim. Sürekli haberdar et bizi. Hergün Skype ile görüşme yapılacak unutma. Immm başka bir şey kaldı mı düşüneyim... Ha tamam. Herkese güvenmeyin hemen. Müge ile birbirinize sahip çıkın. Ve çok dikkatli olun. Sanırım bu kadar." deyip gülümsedi. Gül Hanım da gülümsüyordu. Hayal gidip babasına sarıldı ve onu öptü. Mehmet Bey, "Tamam bırak yalakalığı. Artık çekil de filme devam edebilelim" deyip Hayalin kollarından kurtuldu.
Hayal annesine de sarılıp öptükten sonra bavuluyla odasına çıktı. Bavulu açmadan Mügeye "Tamamdır :)" diye mesaj attı. Müge de "Ben de hallettim ;)" yazdıktan sonra yeni bir mesaj kutusu açtı ve Murata yazmaya başladı:
"Merhaba Murat. Yarın görüşebilir miyiz? Seninle konuşmam gereken önemli bir mevzu var."
Murat hemen cebap verdi:
"Mehaba. Tamam buluşalım ama merak ettim. Mügeye bir şey olmadı değil mi?"
"Hayır hayır Müge iyi. Yarın görüştüğümüzde öğrenirsin konuyu da. Saat 3te Kadıköy rıhtımda buluşalım. İyi akşamlar."
"Tamam. İyi akşamlar."
Ertesi gün hazıtlanıp çıktı Hayal. Rıhtıma varması 15 dakikasını almıştı. MADO'ya geçip Murata yerini bildiren bir mesaj attı ve beklemeye başladı. Murat geldiğinde kahvesini içiyordu. Kısaca selamlaştılar ve Murat Hayalin karşısına oturdu. Hayal uzatmadan lafa girdi.
"Murat, öncelikle sözümü kesmeden dinlemeni istiyorum. Bu konuşmayı belki Müge yapsaydı daha iyi olabilrdi ama vereceğin tepkiyi bilmediğim için onu korumak adına ben konuşuyorum. Biz Mügeyle bir karar aldık. Yurtdışında birlikte yüksek lisans yapacağız. Müge söyledi mi, haberin var mı bilmiyorum. Ama bu konuda oldukça istekli ve kararlı olduğumuzu bilmelisin. Senden onu durdurmaya çalışmamanı rica etmeye geldim. Uzun süredir sallantıda olan bir ilişkiniz olduğunu biliyorum. Üstelik duygularınız da ilk zamanki gibi de değil. Birbirinizi daha fazla yıpratmayın. Geçen zamanın hatrına kavgasız bir şekilde birbirinize saygınızı yitirmeden bu ilişkiyi sonlandırın. Müge yoluna devam edecek. Sen de etmelisin."
Sonunda Hayal sözünü bitirdiğinde derin bir nefes aldı. Söylediklerini tartıp yerinde ve mantıklı olduklarından emin olunca rahatladı. Şimdi konuşma sırası Murattaydı ve Hayal merakla bekliyordu. Sorun çıkmayacağını umuyordu.
Murat, "Evet, haklısın aslında. Artık sürekli kavga eder olduk ve bu beni çok yıpratıyor. Gene de uzun senelerin bize verdiği alışkınlıktan vazgeçemediğim için ayrılmayı düşünmüyordum. Evet artık aramızdaki aşk değil alışkanlık. Ve Müge bu alışkanlığından vazgeçmeyi kafaya koymuş. Peki Hayal. İstediğiniz gibi olsun. Zaten böyle devam etmek de çok zor, bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Onu durduramayacağımı biliyorum ve şimdi bitmese bile o kadar mesafede zaten biter. Bunları Mügeye de söylemek istiyorum. Yüzyüze konuşup seviyeli bir şekilde bitirelim. Dediğin gibi ikimiz de yolumuza devam etmeliyiz. Bu arada bana karşı net olduğun için teşekkür ederim." dediğinde Hayal her cümlede daha da rahatladığını hissetti. Bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiş kendisini her türlü gidişata hazırlamıştı. Ama cevap vermesi gerek bir şey bile kalmamıştı. Keşke Efe de böyle anlayışlı olabilseydi. Hayal Murata anlayışı için teşekkür ettikten sonra müsade isteyip kalktı.
Arabaya bindiğinde Mügeyi aradı ve konuşmadan bahsetti. Müge de rahatlamıştı. Hayale teşekkür etti ve telefonu kapattı. Ardından Murata mesaj attı ve ertesi gün buluşup düzgün bir şekilde ayrıldılar.
Hafta sonu İngilizce sınavına girdiler. İkisinin de çok iyi geçmişti. Sınav sonuçları açıklandığında ikisinin de yüzleri gülüyordu. Müge daha yüksek olmak üzere ikisi de geçer puan almışlardı. Hemen Yonsei Üniversitesine başvurularını gönderdiler. Bir hafta içinde cevap gelecekti. Sonuçların açıklanacağı gün birlikte bilgisayarın başına oturmuş ojelerini kemiriyorlardı. Ve bekledikleri mail geldi. İkisi de üçe kadar sayıp aynı anda açtılar maili ve sonuç: TEBRİKLER! KABUL EDİLDİNİZ!
İkisi de ayağa kalkıp birbirlerine sarıldılar ve döne döne sekmeye başladılar. Biraz sakinleştikten sonra maili daha ayrıntılı incelemeye koyuldular. Akademik takvimi, getirmeleri gereken belgeleri falan yazmışlardı.
Bilgisayarı kapatıp vize işlemleri için gerekli belgeleri hazırladılar. Ertesi gün vize başvurusunda bulundular. Buradan da çok kısa sürede sonuç aldıklarında artık Koreye gitme vakitleri gelmişti. Vizeye başvurdukları günden beri bavul hazırlıyorlardı. Orada bulamayacaklarını depo ediyorlardı. Özellikle Türk Kahvesi, cezve, fincan almışlardı yanlarına.
Hareket günü geldiğinde evden çıkmadan her şeyi tekrar tekrar kontrol ettiler. Sürekli telefonda birbirleriyle konuşuyorladı. İkisi de birbirinin hazır olduğunu teyit ettikten sonra aileleriyle vedalaşmak için telefonu kapattılar. Havaalanına taksi ile gideceklerdi. Ailelerinin oraya gelmeleri ağlamaları demekti ve onlar bu yolculuk öncesi ağlamak istemiyorlardı.
Hayal sırayla bütün aile üyelerine sarıldı. Babası sımsıkı sarıp ona çok dikkatli olmasını ve Mügeyle birbirlerine sahip çıkmalarını bilmem kaçıncı kez tekrar söyledi. Annesi ağlıyordu ve hergün kendisini araması gerektiğini, ihmal ederse küseceğini söyledi. Hayal ona söz verio annesinin gözyaşlarını sildi. Batunun da gözleri dolmuştu sanki ama ağlamıyordu. O da ablasına onu havasız bırakacak kadar sıkı sarıldı. Kollarını gevşettiğinde 'Sana güveniyorum başının çaresine bakabilirsin. Haa bu arada bana ikinci bir araba bıraktığın için teşekkürler' demişti. Hayal ona dil çıkartıp yanaklarından öpmüştü. En çok ağlayanın İzem olduğunu farketti. "Gel buraya prenses" deyip ona da sıkıca sarıldı ve saçını öptü. İzem hergün mesaj atacağını, görüntülü arama yapacağını, saat kaç olursa olsun cevap vermesi gerektiğini söyleyip ablasını öptü.
Hayal hepsine dikkatli olacağının ve onları sık sık arayacağının sözünü verdi ve bavullarını alıp dışarıya çıktı. Mügeyi de alacağı için duraktan geniş bagajlı bir taksi istemişti. İstediği şekilde bir taksi gelmişti ve Hayali bekliyordu. Şoför bavulları yerleştirdikten sonra Hayal de bindi ve ailesine el salladı. Şoföre dönüp Mügenin adresini verdi. Taksi hareket ettiğinde evini ailesini çok özleyeceğini farketti. Gözden kaybolana kadar onlara el sallamaya devam etti. Annesinin arkasından su döktüğünü görmüştü.
Mügenin evine vadıklarında kornaya bastılar. Müge de annesi, babası ve abisiyle dışarı çıktı. Neşe Hanımın gözlerinin kızardığını farketti. Taksiden inip onların yanına gitti. Merak etmemelerini, her zaman birlikte olacaklarını, istedikleri zaman gelebiileceklerini, kendilerinin de arayı açmayacağını söyleyip onları teselli etmeye çalıştı ve Neşe Hanıma sarıldı. Müge de Hayalin söylediklerini onaylayıp son kez aile bireylerine sarıldı ve taksiye bindi. Şoför de bu sırada Mügenin bavullarını yerleştirmişti. Hareket edip havaalanına doğru yola çıktıklarında bir sürahi suyu da Neşe Hanımın arkalarından döktüklerini gördüler. Birbirlerine söz vermeselerdi çoktan ağlarlardı. Ama söz vermişlerdi. Ağlamayacaklardı. Nokta.
Havaalanına geldiklerinde bir bagaj arabası alıp kolkola kontrol noktasına ilerlediler. Bundan sonra sa hep böyle kolkola olacaklardı. 10 senedir olduğu gibi ama daha sıkı. Bavullarını teslim ettiler. Pasaport kontrolden de geçip uçağın kapısının açılmasını beklediler. Uçağın kapıya geldiğini söyleyen ananston sonra kapılar açıldı ve uçağa doğru gitmeye başladılar.
Kolkola yürüdükleri bu yolda attıkları her adım onların hayatlarında yeni bir sayfa açıyor, onları hayallerine biraz daha yaklaştırıyordu. Bunun farkında olarak ama işlerin ne kadar ileri gideceğinin bilincinde olmayarak emin adımlarla geleceklerine ilerliyorlardı...

~8. Bölüm Sonu~

Uzun bir bölüm oldu. Umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur. Eveeet artık Koreye gidiyoruz. Yepyeni maceralar, sürprizler ve duygular kızlarımızı bekliyor.. Umarım her şey onların gönüllerine göre olur ;) Bu arada Efenin vazgeçtiğini düşünüyor musunuz? Vazgeçmemişse Efe sizce 1 aydır ne yapıyor? Ve planları ne?
Okuduğunuz için teşekkürler. Takipte kalın. Seviliyorsunuz :*
 
(Bu Mesaj 05-20-2015 08:05 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : minozAbet.)
05-14-2015 02:44 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #10
Umutlar ve Hayaller
 
9. Bölüm
Koreye geldikleri ilk bir haftayı otelde geçirip internetten buldukları evleri gezdiler. Bir haftanın sonunda istedikleri evi bulabilmişlerdi. Öncelikle ev hanok tarzındaydı. Genişti ve bir bahçeleri de vardı. Bahçede sedir koyabilecekleri bir girinti bile vardı. Park Gae In'in Sanggojaesine (Personal Taste) çok benziyordu. Aynısı olabilir mi diye Hayal aşağıya inen gizli kapıyı aradı ama bulamadı.
Dizide Min Ho'nun odasının olduğu yer Hayal'in, Gae In'in odasının olduğu yer Müge'nin odası olmuştu. Evi tuttukları gün mobilya alışverişine çıkmışlardı. Buz mavisi ve su yeşili tonlarında seçmişlerdi eşyalarını. Kitaplık, yatak, çalışma masası, gardırob, boy aynası gibi odaları için gerekli eşyaları, bahçedeki alan için sedir ve sehpayı, salon için oturma grubu ve sehpayı, tüm odaların perdelerini, gerekli beyaz eşyayı olmazsa olmazları playstation'ı ve bir kaç mumluk ve güzel kokulu mumları seçtiler. Ertesi gün adamlar getirip yerleştireceklerdi. O gün oradan sadece iki şilte ve yastık alıp evlerine götürdüler. Geceyi orada geçireceklerdi. Oteldeki eşyalarını da alıp evlerindeki ilk yemek olarak karidesli ramen yediler. Bir iki kadeh bir şey içtiler ve ilk gecelerinde aynı odada yanyana uyudular.
Ertesi gün eşyalar geldi ve yerleştirdiler. Ev şahane olmuştu! Adamlar gittikten sonra hayran hayran evlerini izlediler bir süre. Sonra da odalarına yerleşmeye gittiler. Gün içinde bardak, tabak, chopstick, çatal, kaşık, tencere, tava gibi mutfak gereçlerini de aldılar ve odaları bittikten sonra mutfağı yerleştirmeye geçtiler.
Ankarada da birlikte yaşadıkları için iş bölümüne eski düzen devam ettiler. Yemekleri Müge yapacak, bulaşıkları Hayal yıkayacaktı. Herkes kendi odasından sorumlu olacak ortak alanlar birlikte toplanacaktı. Sözlü olarak ifade edilmesine gerek duymadılar. Bildikleri deneyimledikleri şeylerdi.
Okulun açılmasına hala bir ay vardı. Hem canları sıkılmasın hem de çevre edinebilsinler diye işe girmeye karar verdiler. Koreceleri yeterli olmadığı için biraz zorlandılar ama turistleri çok çeken bir barda İngilizceleri sayesinde ikisi de iş buldu. Türkiyede bile iş bulmaları daha zordu gerçi. Hiç bilmedikleri bir yerde bir haftada iş bulabilmek rüya gibiydi. Bu işin tek kötü yanı bazen geceleri sabaha kadar kalmanın gerekmesiydi. Sorun olacağını sanmıyorlardı ve okul dönemi de bu işe devam edebilirlerdi. Okul saatinde barda iş olmazdı ki.
İkisi de hallerinden memnunlardı. Sabahları uyuyor, öğleden sonra akşama doğru bara gidiyorlardı. Barda durup müşterilerle ilgileniyorlardı. Çevre edinmeye de başlamışlardı. Koreceleri de hızlı bir gelişme göstermişti.
Bir gün yemekten sonra Müge "İşim var biraz dışarıda. Sen evdesin değil mi?" diye sordu. Hayal de "Evet evdeyim bugün dışarıya çıkmayı düşünmüyorum. Senin ne işin var dışarıda?" diye cevap verdi. Müge "Geldiğimde anlarsın" deyip hazırlanmaya gitti. Hayal de masayı toplayıp bulaşıkları yıkamaya başladı. Bulaşıkları bitirdiğinde Müge de ayakkabılarını giyiyordu. Hayale "Hoşçakal" deyip heyecanla çıktı.
Hayal de o gittikten sonra biraz televizyon izleyip duşa girmeye karar verdi. Duşta biraz oyalandı. Sonra havlusuna sarılıp odasına üstünü giyinmeye gitti. Saçlarını kuruturken bir ses duydu ve makineyi kapatıp dinledi. Müge gelmiş "Hayal!" diye bağırıyordu. Bir şey olduğundan korkup odasının kapısını telaşla açtı. Mügeyi karşısında gülümserken bulunca rahatladığını hissetti. Müge hemen Hayalin arkasına geçip gözlerini kapattı. Hayal "Noluyo la hayırdır?" diye sorsa da Müge cevap vermiyor onu bahçeye doğru götürüyordu. Kapıya yaklaştıklarını tahmin ettiği bir yerde Müge durdu ve "Hazır mısın?" diye sordu. Neye olduğunu bilmeden "Hazırım aç artık" diye cevapladı Hayal. Müge "TADAAAA!" diye gözünü açtığında Hayal gözlerini bir kaç kez kırpıştırıp Mügenin sürprizine baktı. Kırmızı kurdelalı bisikletleri gördüğünde mutlukuktan ağlayacaktı neredeyse. Dönüp Mügeye sarıldı ve teşekkür etti. İkisi de bisikletlerine binip gezmeye çıktılar.
Daha önce bisiklet alalım diye aralarında konuşmuşlardı. Yolları öğreninceye kadar araba almayı düşünmüyorlardı ve bisiklete binmeyi ikisi de çok seviyodu. Sadece Hayal ani bir durumda arka fren yerine ön frene basıyor ve kendisini çoğunlukla yerde buluyordu.
Müge bir gün Hayale takma isim kullanmayı önerdi. "Müge Özcan yerine Han Ha Neul kullanmak istiyorum. Sen de öyle bir şey yap. Adının ilk hecesi "ha" ile başlasın. Soyisim olarak da Han koy. Böylelikle öz kardeş gibi oluruz." deyince Hayal "Hayal zaten 'ha' ile başlıyor değiştirmeme gerek yok. Han Ha Yal! Kulağa çok güzel geliyor." cevabını vermişti. Gülüştükten sonra televizyon seyretmeye devam ettiler.
Barda gene yoğun bir gün geçirmişti Hayal. Çıkmadan bir saat kadar önce Müge de gelmişti. Müge bugün sabahlayacak olan ekipteydi. Hayal çıkarken herkese 'kolay gelsin' deyip Mügeye 'sabah görüşürüz' diye sarıldı ve çıktı. Bisikletine binip eve doğru gitmeye başladı. Saat gece 02.30 olduğu için pek araba yoktu. Hayal de bir anlığına Efeyi düşünmeye dalmıştı ki solundan gelen arabanın farları dikkatini dağıttı. Çok yakındı araba. Hayal gene karıştırıp ön frene bastı ve bisiklet Hayali fırlattı. Düşmeden önce Hayal ellerini ensesinde birleştirerek kafasını korumuştu ama sol omzunun sert bir şekilde yola çarpış biraz da sürüklenmişti. Omzundaki yanma hissiyle bir küfür savurdu.
Bu sırada arabanın soförü de yanına gelmişti. Hayalin doğrulmasına yardım ederken "Hanımefendi iyi misiniz?" diye telaşlı bir sesle soruyordu. Hayal yanındaki adamdan aldığı destekle oturup kendisini önce bu hale sokup şimdi yardım eden kişiyi görmek için kafasını kaldırdı. Gördüğü yüz karşısında şaşırıp "Öldüm de cennete mi geldim lan ben?" diye söylendi. Neyse ki Türkçe söylemişti bunu. Böylece karşısındaki afet ne dediğini anlamamıştı. Adam hala Hayale "iyi misiniz? Hastaneye gitmeliyiz. Özür dilerim." deyip duruyordu. Hayal ölmediğini anlayınca cevap verdi. "Lee Min Ho-sshi telaşa gerek yok. Sadece omzum..." derken ağzından bir inilti çıktı. Sonra toparlayıp "Omzum yaralandı ama önemli bir şey yok gerçekten" dedi. Sonra omzunu hareket ettirerek kendi fiziksel muayenesini yaptı. Kırık ya da çıkık yoktu. Sadece sürtünmenin etkisiyle derisi yüzülmüştü. Yanıyordu ve biraz da kanamıştı.
Lee Min Ho ikna olmayınca Hayal ona fizyoterapist olduğunu yani kırık ya da çıkığı çok rahat anlayabileceğini söyledi. Sonra bisikletinin olması gereken yere baktığında bisikletini Min Ho'nun ezdiğini gördü. Buna daha çok üzülmüştü. Bunu farkeden Lee Min Ho tekrar özür dileyip ona evine bırakmayı teklif etti. Hayal bunu kabul edip ayağa kalktı. Kalçasını da çarpmıştı galiba yürürken orası da ağrıyordu. Yürümekte zorlandığını Min Ho farketmiş olacak ki Hayale belinden sarılıp arabaya binmesine yardım etti. Kapısını da kapatım şoför koltuğuna geçti.
Hayalin tarifiyle eve doğru giderlerken Hayal durumun ehemmiyetini yeni yeni farketmiş olacak ki üstüne başına baktı. Sonuçta yanındaki hayallerindeki adamdı. Beyaz kolsuz bir t-shirt ve kısa kot tulumunu giyindiğini görüp rahat bir nefes aldı. Hiç yoktan iyiydi. İşe giderken rahat bir şeyler giyinmeyi tercih ediyordu. Ayağında da ya spor ayakkabısı ya da babeti oluyordu. O kadar saat topukluyla hizmet etmek gerçekten işkence gibiydi çünkü.
Eve vardıklarında Min Ho da arabadan inip Hayali içeriye götürdü. Evi gördüğünde çok şaşırdı. Sanggojae'nin kopyası gibiydi. Tesadüf olup olmadığını merak etti. Ama kızın kendisini görür görmez adıyla hitap etmesine bakılırsa tanınıyordu ve bu ev fanlarından birinin olabileceğini gösteriyordu.
Hayali sedirlere oturtup ilk yardım çantasının yerini sordu. Hayal gösterdikten sonra Min Ho çantayı getirdi ve yatasına pansuman yapmaya başladı. Hayal titizlikle işini yapan Min Hoya hayranlıkla bakarken Min Ho oksijen suyunu döktü ve Hayalin ağzından bir inilti çıktı. Min Ho hemen üflemeye başladı. Hayal gözlerini Min Honun dudaklarından ayıramıyordu. Kafasını sallayıp kendisine kızdı. Sonra aklına bir fikir geldi. İşe yaramasını umuyordu.
Biraz inleyip sağ elini başına götürdü. Pansumanı bitirip yarayı bantlamış olan Min Ho birden Hayale bakıp neyi olduğunu sordu. Hayal, "Başımı korumaya çalışmıştım ama sanırım başarılı olamamışım. Ağır bir darbe ağrısı var. Yirmi dört saat uyumasam iyi olacak. Off nasıl dayanacağımı bilmiyorum. İş yerinde çok yorulmuştum." diye biraz kendi kendisine söylenerek biraz da Min Hoya duygu sömürüsü yapmaya çalışarak konuşmaya devam etti. "Arkadaşım da bugün sabahlayacak onu da arayamam ki. Ne yapcam şimdi?" Hayal bu şekilde söylenirken Min Ho parmağını Hayalin dudaklarının üstüne koydu ve "Arkadaşınız gelinceye kadar sizinle ben kalacağım. Uyumamanız için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Lütfen bunu özür olarak kabul edin." diye teklifte bulundu.
Hayal beklediği tepkiyi aldığı için mutluydu ama "Gerek yok siz de benim için uyanık kalmayın lütfen" diye cevap verdi. Min Ho sorun olmadığını ve kendisiyle kalmak istediğini tekrarlayınca Hayal de "Peki o zaman teşekkür ederim. Ben Hayal." deyip gülümsedi. Min Ho da gülümseyip "Ben de Lee Min Ho. Güzel bir tanışma şekli olmasa da tanıştığımıza memnun oldum" dedi.
Hayal, Min Hoyu rahatsız etmemeye çalışarak onu inceliyordu. Televizyondakinden çok daha iyi görünüyordu ve iyi bir kalbi olduğu da çok belliydi. Derin bir iç çekti. Min Ho daha fazla dayanamayıp "Bu ev..." diye lafa girmişti ki Hayal "Sanggojae'nin aynısı değil mi?" diye tamamladı. Lee Min Ho gülümseyip 'evet' anlamında kafasını salladı. "O zaman beni tanıyorsunuz?" diye sordu Hayale. Hayal düşünmeden cevap verdi, "Evet. Doğum tarihinizi, en sevdiğiniz yemeği, en yakın arkadaşlarınızı ve yer aldığınız bütün projeleri biliyorum. Hepsini izledim, tüm röportajlarınızı okudum.".
"O zaman bir Minozsünüz?"
"Sanırım öyleyim. Ama hayranınızdan ziyade sizin arkadaşınız olmayı isterim." Hayal bunu söyleyip gülümsedi. Min Ho da "Neden olmasın?" diye gülümseyip cevap verdi ve devam etti "Koreli değilsiniz değil mi? Nerelisiniz? Buraya ne için geldiniz? Çalıştığınızı söylediniz nerede çalılıyorsunuz?" Bu soruları arka arkaya sorduğu için tekrar gülümsedi ve "Arkadaşlar birbirlerini tanımalılar değil mi? Siz beni tanıyorsunuz ben de sizi tanımak istiyorum" diye sözlerini tamamladı. Hayal de "Tabi ki. Ben Türkiyeden geliyorum. Arkadaşımla birlikte Yonsei Üniversitesine yüksek lisans için kayıt yaptırdık. Geleli birkaç hafta oldu. Lucy Barda çalışıyoruz. Arkadaşım da hala orada bugün sabaha karşı gelecek. Yalnız arkadaşlar birbirleriyle konuşurken siz diye hitap etmezler. Sizin için de sakıncası yoksa?" diye cevapladı tüm sorularını. Min Ho da "Tabi ki" deyip tekrar gülümsedi.
Biraz daha muhabbet ettikten sonra Hayal içecek bir şeyler almak için mutfağa gittiğinde Min Ho da ayağa kalkıp evde göz gezdirmeye başlamıştı. Salonda oyun kollarını görünce biraz şaşırdı ve yüzü düştü. 'Arkadaşım' diye bahsettiği sanırım erkek arkadaşıydı. Buna üzüldüğüne inanamıyordu.
Tamam Hayal çok tatlı bir kızdı. Konuşurken bile ortaya çıkan gamzelerinden gözlerini alamıyordu. İnsanın kendi silahıyla vurulması böyle bir şeydi demekki... Sürekli gülümsüyordu ve o gamzeleri daha da belirginleşiyordu. Min Ho bunu görünce kendisini tutamıyor o da gülümsüyordu. Hayal'in gözlerindeki sıcaklık, saçlarının omzuna düşüşü, cana yakınlığı Min Ho'yu kendisine bir mıknatıs gibi çekiyordu. Güçlü bir kadındı. Çoğu kadın böyle bir kazadan sonra yaygara çıkartır muhakkak hastaneye gitmek isterdi. Ama o hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı. Sadece başına darbe aldığı için uyuyamayacağını söyleyip sızlanmıştı ama Min Ho bunu kendisini yanında tutmak için yaptığından şüphelenmişti. Gene de onunla kalmayı kendisi de istediğinden bozuntuya vermemişti.
Onunla sohbet etmek de çok kolaydı. Kendisi gibi davranıyordu ve Min Ho'nun da kendisini sıradan bir insan gibi hissetmesini sağlıyordu. Min Ho her ne kadar kendisine itiraf edemese de bu kazadan dolayı mutlu olmuştu.
Min Ho oyun kollarına bakarak bunları düşündükten sonra tekrar sedirlere gidip oturdu. Hayal elinde bir tepside iki küçük fincan ve iki su bardağı suyla geldiğinde Min Ho şaşırdı. Hayal, "Soğuk kahve sevdiğini biliyorum ama bu bizim Türk Kahvemiz. Buna bayılacaksın." deyip kahvesini tuttu. Min Ho tadına baktı ve "Çok güzelmiş ellerine sağlık. Kahve alışkanlığımı bile değiştirebilir." dedi. Hayal de "Canın ne zaman isterse bana kahve içmeye gelebilirsin" deyip gülümsedi. Min Ho şimdi tam sırası deyip söze başladı.
"Erkek arkadaşın buna bozulabilir."
"Erkek arkadaşım mı?"
"Evet, oyun kollarını gördüm. Çok seviyor olmalı her erkek gibi"
"Bir saniye bir saniye. Öncelikle bir erkek arkadaşım yok. Ve oyunları arkadaşımla ben oynuyorum. Yani biz seviyoruz. Ayrıca erkeklerden daha iyi oynuyoruz. Bu oyunları sadece erkekler için değil biliyorsun."
Min Ho aldığı cevap karşısında hem şaşırmış hem mutlu olmuştu. Şaşırmıştı çünkü Hayal kız arkadaşıyla birlikte playstation oynuyordu. Oyun kutularını da görmüştü üstelik. Football, basketball oyunlarıydı. Mutlu olmuştu çünkü Hayalin bir erkek arkadaşı yoktu. Her geçen saniye Hayale daha çok hayran oluyordu. Hayalin "İstersen oynayabiliriz. Hem senin oyun becerilerini test etmiş oluruz" sözleriyle düşüncelerinden sıyrıldı. Muhtemelen oyunlara ne kadar düşkün olduğunu ve ne kadar iyi oynadığını biliyordu ama gene de meydan okuyordu. Min Ho bunu kaçıramazdı kesinlikle."Tamam oynayalım. Yenilince ağlamak yok ama" deyip gülümsedi. Hayal "Tabi tabi" deyip kahvesini bitirdi ve oyunu açmaya gitti. Min Ho da son yudumunu alıp Hayalin yanına geçti.
Oyun açıldı. İkisi de takımlarını seçtiler. Hayal televizyonun yanındaki tokaya uzanıp saçını topladı ve kolu eline aldı. Oyunu Min Ho başlatacaktı. Topu biraz sürmüştü ki Hayal çalımlayıp topu çaldı. Min Ho şaşkınlıkla dönüp Hayale baktı ama o konsantre şekilde oynamaya devam ediyordu. Min Ho tekrar oyuna döndü. Halayin ayağından topu tam alacağı esnada Hayal ara pasla topu kaptırmaktan kurtuldu ve ilerlemeye devam etti. Kalenin karşısına geldiğinde şut çekti. Öyle bir noktaya atmıştı ki Min Ho kurtaramadı.
Oyunun ilk golünü Hayal atmıştı. Dönüp Min Hoya gülümsedi. Min Ho şaşkın şaşkın bakmaya devam ediyordu. Hafife almaması gerektiğini anlayıp o da konsantre oldu. Oyun çekişmeli bir şekilde devam etti. Min Ho da Hayal de tüm becerilerini gösteriyorlardı. Son düdük çaldığında Hayal zafer dansına başladı. 3-2 yenmişti Min Hoyu. Min Ho hala inanamıyordu. Ama şu anda Hayal o kadar sevimli görünüyordu ki kendisini tutamayıp kahkahalarla gülmeye başladı.
Müge eve geldiğinde kapının önündeki arabaya anlam veremedi. Kapıyı açıp bahçeye girdiğinde Hayalin güldüğünü duydu. Bir de erkek sesi duyuyordu. Ses salondan geliyordu. 'Televizyon izliyor heralde' diye düşünerek salona yöneldiğinde yanında bir erkekle PES oynayan Hayali gördü. Gözlerini ovcalayıp tekrar baktı. Yanlış görmüyordu. "Abi?" dediğinde Hayal dönüp Mügeye "Hoşgeldin abi" dedi ve oyuna devam etti. Müge olayı anlamaya çalışıyordu. Bu saatte evlerinde olan adamı görmek için Hayalin yanına gitti. Min Hoyu görünce şaşkınlığı iki katına çıktı. Hayali dürtüp Türkçe olarak "Hayırdır la ne iş?" diye sordu. Hayal Mügeye "Kaza yaptım Min Ho bisikletimi ezdi beni eve bıraktı." diye durumu özetlerken Min Ho Hayalin dikkatinin dağıldığını farkedip atağa geçti ve gol attı. Ve hakem düdüğü çaldı. Bu sefer Min Ho yenmişti.
Oyunu kapattılar ve Müge ile Min Ho resmi olarak tanıştılar. Hayal ayrıntılı anlatacağını söyledi ve Müge de normal haline döndü. Kısa bir muhabbetten sonra Min Ho müsade istedi ve Hayali Mügeye emanet edip kalktı.
Kapıyı kapattıklarında Müge sorgulayıcı ifadeyle Hayale bakıyordu. Hayal dün gecenin özetini yaptı. "Abi eve gelirken bi ara Efe geldi aklıma. Ne yapıyor acaba falan diye düşünürken arabanın farlarıyla kendime geldim ve ilk defa salaklığım işe yaradı. Ön freni sıkmasaydım bisikletle birlikte ezilmiş olabilirdim. Neyse işte beni eve getirdi. Başımı çarptım diye uyutmamak için sen gelene kadar bekledi. Bu kadar yani. Şimdi çok uykum var gidip uyucam sen de uyu hadi yorulmuşsundur. Hadi öperim" Hayal odasına giderken Müge "Olum yirmidört saat doldu mu ne uyuması?" diyerek durdurdu. Hayal "Çarpmadım ki kafamı Min Ho kalsın diye dedim" deyip gülerek Mügeyi öptü ve odasına gitti. Mügenin soracak çok şeyi vardı ama uyandıktan sonraya bıraktı. Çünkü o da gerçekten yorgundu. Üstünü değiştirip kendisini uykunu kollarına bıraktı.
___
Min Ho ise eve gidinceye kadar Hayali düşünmeye devam etti. Hep hayalini kurduğu 'ilk görüşte aşk'ı sanırım bulmuştu. Hayali daha yakından tanımak istiyordu. Eve girdiğinde menejerini aradı ve ona iki tane bisiklet almasını söyledi. Chan Hyuk (menejeri) nedenini sorduğunda ise "sonra anlatırım. Biri benim için olacak diğeri beyaz, sepetli sevimli bir şey olsun. Gün içinde getir muhakkak" deyip kapatmıştı. Duşa girdikten sonra o da kendisini yatağa attı ve Hayali düşünerek uykuya daldı.
___
Hayal ve Müge uyandıklarında saat üçe geliyordu. Sırayla duş alıp yemek yediler. Bu gece sabahladığı için Müge bugün izinliydi. Hayal de omzu nedeniyle izin almıştı. Bugün boşlardı ve akşam yemeği için dışarıya çıkmaya karar verdiler. Müge yemekten sonra ayrıntılı sorguya geçmişti. Neler konuşmuşlardı? Neler yapmışlardı? Hayal ne hissetmişti? Hepsini öğrenmeliydi.
"Kahve içtik oyun oynadık sohbet ettik. O bana pansuman yaptı :) Onu iyi tanıdığımı belirttim ve o da beni tanımak için genel soruları sordu. Arkadaş olalım dedik..."
"Arkadaş mı?"
"Abi bi dur. İlk günden sevgili olalım mı denir? Şimdilik arkadaşlıktan ilerlicem."
"Numarasını aldın mı?"
"Anaaaa! Unuttum ya la!"
"Aferin yani. Bir daha ne zaman görüşeceksiniz bakalım ya da nasıl?"
"Bilmiyorum. Off salak kafam! Artık gelmesini bekleyeceğim napıyım. Kahve içmeye gelir heralde. Biliyor musun dün erkek arkadaşım olup olmadığını sordu?"
"Sen ne dedin?"
"Ne diyeceğim abi yok dedim. Var mı da?"
"Ee tepkisi ne oldu?"
"Bilmem ki. Mutlu gibiydi sanki"
"Woowww! Sana bakışları nasıldı? Sen neler hissettin? Hadi anlat çatlayacağım vallahi!"
"Çok sıcak bakıyordu abi. Tavırları da çok samimiydi. Öyle okuyarak izleyerek olmuyormuş. Ben iyice abayı yaktım valla!"
"Geçmiş olsun kardeşim. Ve hayırlı da olsun :) Okul başlamadan tanıştın Min Ho'yla. Darısı başıma :)"
Hayal kıkırdamaya başladı. İçinde çok güzel hisler vardı. İkisi de hazırlanmak için odalarına gittiler. Hayal straplez üstü minik kırmızı çiçek desenleri olan kırık beyaz mini elbisesini giydi. Elbisesiyle aynı renk ayakkabısını giyindi. Onun takım çantasını da aldı. Saçlarına hafif dalga verdi. Soft bir makyaj yaptı. Takılarını taktı. Omzundaki yaratı hatırlayınca üzerine kırık beyaz hırkasını geçirdi. Çok sevimli olmuştu. Müge de salaş açık pembe bluzuyla açık renkli kot şortunu giymişti. Açık pembe topuklusunu ve aynı renk çantasını da almıştı. Saçlarını sıkı at kuyruğu yapmıştı ve doğal makyajla görüntüsünü tamamlamıştı.
Hayalin bisikleti olmadığı için yakın bir yere yürüyerek gideceklerdi. Yaklaşık 20 dakika yürüdükten sonra güzel bir mekan buldular ve siparişlerini verdiler. Güzel vakit geçiriyorlardı ama Hayalin aklı Min Hoya kayıyordu. Sürekli onu ve gülüşünü düşünüyordu. Müge sözlerini tekrarlamak zorunda kalıyordu çoğunlukla.
Yemeklerini yeyip yolu biraz daha uzatarak eve doğru yola çıktılar. Sokağın başına geldiklerinde evlerinin önündeki siyah araba dikkatlerini çekti. Hayal kazanın şokuyla tam bakamamıştı ama Müge sabah eve geldiğinde incelemişti bu arabayı. Müge "Abi Min Ho gelmiş" dedi. Bu sırada arabaya doğru yürümeye başlamışlardı. Hayallerin geldiğini gören Min Ho arabadan indi ve onlara selam verdi. Hayal şaşkındı. Sabah onu yolcu ederken bu kadar çabuk görüşeceklerini hiç tahmin etmemişti. Min Ho geliş sebebini açıklamaya başladı.
"Ben dünkü kazayı telafi etmek amacıyla sana bir şey aldım Hayal. Biliyorum eskisinin yerini tutmaz o sana Mügenin hediyesiydi ama lütfen kabul et" deyip arabanın bagajından bisikleti çıkardı. Hayal çok mutlu olmuştu. Ona sarılmak istiyordu ama yapamazdı. Sadece kekeleyerek teşekkür edebilmişti. Min Ho devam etti. "Eve gelip zile bastım ama evde yoktunuz. Numaranı da almayı unutmuşum. O yüzden bekledim." Hayal Min Hoyu içeriye davet etti.
"Ben de uyumamak için dışarıya çıkalım dedim Ha Neul'a. Dışarıda yedik bugün" Hayal saçmalamaya başladığını farkedince sustu. Neden hesap veriyordu anlayamıyordu. Müge ortamı toparlamak için "Ne alırdınız Min Ho-sshi? Bir şeyler içersiniz değil mi?" diye sordu. Min Ho içmek istiyordu. Hayalin yanında sarhoş olup kendisini bırakmak istiyordu. Bunun için "Soju var mı?" diye sordu. Oradaki herkes Min Honun iyi bir içici olmadığını biliyordu. Ama misafirin isteği başüstüneydi. Müge "Tabi var getireyim" deyip mutfağa gitti. Hayal de Min Ho da ayaktaydı. Hayal sediri gösterip "Oturalım mı?" diye sordu.
Oturduklarında Min Ho Hayale bakıp "Çok güzel görünüyorsun." dedi. Hayal utanmıştı yanakları kızararak "Tekrar teşekkür ederim" demişti. O sırada Müge soju ve bardakları getirmişti. Üç bardağı da doldurup dağıttı. Hayal de sarhoş olmak istediğini farkedip büyük bir yudum aldı bardağından. Min Ho da gaza gelmiş o da aynı büyüklükte bir yudum almıştı. Müge ortamı tartıp yavaş içmeye karar verdi. Birinin ayık olması gerekiyordu.
Sohbet muhabbet derken üçüncü bardaklarına geçmişlerdi. Kahkahalar havada uçuşuyordu. Min Ho bu iki genç kadının arkadaşlığından da çok hoşlanmıştı. Müge de Min Ho ile PES oynamak istiyordu. Ama bugün olmayacaktı galiba. Başka sefere diye düşünerek içmeye devam etti. Bu arada Hayal ile Min Ho da çok yakınlaşmışlardı. Gözden kaçacak gibi değildi. Birbirlerine dokunup duruyorlardı. Müge bu işin sonunu görebiliyordu. Hayal için o kadar mutluydu ki. Sonunda Efeden kurtulmuştu.
Saat gece üçe geliyordu. Min Ho "Yirmi dört saat doldu. Artık uyumalısın Hayal. Ben de gideyim artık" dedi. Hayal "Alkollüsün araba kullanamazsın ki." deyince Min ho telefonu sallayıp "Chan Hyuk'a mesaj attım. Beni almaya gelecek." cevabını verdi. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarlarken Min Ho'nun telefonu çaldı. "Zamanlama harika! Açmasam mı ki?" diye sordu Hayale. Hayal "Saçmalama aç hadi" deyip gülümsedi. Min Ho telefonu açtı. "Geldin mi Chan Hyuk? Tamam ben de çıkıyorum şimdi." deyip kapattı. Sonra Hayalin telefonunu alıp kendi numarasını yazdı ve aradı. Numara çıkınca kapatıp telefonu Hayale verdi. "Kaydet." deyip göz kırptı. Ardından kalkıp kapıya doğru yürüdü. Hayal ve Müge de arkasından gitti. Min Ho ile vedalaşıp kapayı kapattılar.
Hayal sırtını kapıya yaslayıp "Çok mutluyum lağğnn!" diye bağırdı. Müge "Hadi abi yatalım artık" dediğinde Hayal Mügeye sarıldı. "Abi iyiki geldik buraya" dedi. Müge Hayalin bu haline gülüp ondan ayrıldı ve koluna girip onu odasına götürdü. Hayal elbisesinden kurtulup pijamasını bile giyinmeden yatağa girdi. Şimdiye kadarki en huzurlu uykusuna gözlerini yummuştu.
~9. Bölüm Sonu~
Evet sevgili Minozler uzun bir bölümün daha sonuna geldik. Peki bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler? Sonunda Hayal Min Ho ile tanıştı. Bu tanışma hakkında ne düşünüyorsunuz? Aralarındaki ilişki nasıl? Yorumlarınızı bekliyorum. Bu arada Zehracığım Chan Hyuk gerçek menejeri mi bilmiyorum ama senim hikayenden aldım :) Hakkını helal et :) Bol bol öpüyorum seni :*
Bu ara pek giremiyorum siteye. Bölümleri de aceleye getiriyorum. bir takım uğraşlar içine girdim. çok vakit bulamıyorum. Ama aksatmamaya özen göstereceğim. Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.
Takipte kalın. Seviliyorsunuz :*
 
05-17-2015 04:30 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #11
RE: Umutlar ve Hayaller
 
10. Bölüm

"Ha Neul! Hadi uyan abi geç kalacağız bak."
Hayal 10 dakikadır Mügeyi uyandırmaya çalışıyordu ama Müge devinmiyordu bile! Bu gidişle ilk günden okula geç kalacaklardı. Hayal nasıl uyandırabileceğini düşünürken aklına bir fikir geldi. Odadan araya çıkıp bağırdı. "Aaa Min Ho hoşgeldin. Min Hyuk mu? Tanıştırmaya getireceğini söylememiştin sürpriz oldu!"
Müge Min Hyuk adını duyar duymaz gözlerini açtı. "Ne! Min Hyuk mu? Olamaz ben pijamalarımlayım! Min Ho niye haber vermiyorsun yaa!!!" diye çığlık ata ata odada koşturmaya başladı. Mügenin bu haline kahkahalarla gülen Hayal sonunda Mügenin dikkatini çekmişti. Tongaya düşürüldüğünü anlayınca "Off abi ya yapılır mı bu bana?" diye sitem etti. Hayal Mügenin yanına gidip "Yeni alarm sesini beğendin mi canısı?" deyip yanağından makas aldı. Sonra "Hadi hazırlan okula geç kalıcaz" diye eklemeyi unutmadı. Mügeyi odasında hazırlanmak üzere yalnız bıraktıktan sonra kahvaltı hazırlamaya gitti.
Masayı hazırlamıştı. Kore kahvaltısına hiç benzemiyordu. Kahvaltı yapmak gibi bir alışkanlığı olmasa da bundan sonra yapmaya karar verdi. Eğer bugünkü gibi erken uyanırsa sorun olmazdı. Hayal 45 dakika önce uyanmış duşunu alıp hazırlanmıştı. Açık renkli kot bir şort ve fuşya salaş kolsuz bir tunik giymişti. Tunik şortunu neredeyse örtüyordu. Saçlarına dalga verip doğal bir makyaj yaptı. Abartılı değildi. Bakımsız hiç değildi.
Müge de hazırlanıp kahvaltıya geldi. O da kısa kırmızı bir etek ve siyah karpuz kol üstünde minik kırmızı çiçekleri olan bir t-shirt giymişti. Saçlarını örüp omzuna atmıştı. Çok sevimli görünüyordu. Hayal onun yanaklarını mıncırmak istemişti.
İkisi de ne kadar heyecanlı olduğunu birbirlerine anlatırlarken Hayalin telefonunun ışığı yandı. Hayal telefona baktığında mesajın Min Ho'dan geldiğini gördü.
"Çalışkan bir öğrenci ol ve öğretmenini iyi dinle. Sonra sınav yapıcam seni ㅋㅋㅋ. İyi dersler :)"
Bu mesaj Hayalin dişlerinin görünmesine sebep oldu. Pişmiş kelle gibi sırıtmaya devam ederken mesajı cevapladı
"Teşekkür ederim :) Sınav için sabırsızlanıyorum. Ne kadar iyi bir öğrenci olduğumu göreceksin ;)"
Mesaj iletilir iletilmez cevap geldi.
"O zaman bu akşam :) Üç gündür kahveni içmedim"
"Hepsi sırf kahve için değil mi? Tamam akşam görüşürüz o zaman :)"
"Görüşürüz."
Müge Hayalin yüzündeki ifadeden kimle mesajlaştığını anlamıştı. Hemen sordu "Ne diyor seninki?"
"Çalış bu akşam seni sınav yapıcam diyor."
"Bu akşam mı? Bir Hallyu yıldızı bu kadar boş olur mu yaa. Seni görmeden duramıyor :)"
"Ben halimden oldukça memnunum :)"
"Orası belli canım :)"
Karınlarını doyurup masayı topladıktan sonra bisikletlerine binip okula gittiler. Geçen hafta oldukları sınav sonucu seviyelere göre sınıflar ayrılmıştı. Hayal ve Müge aynı sınıfta 4. seviyedelerdi. Koreye geldikleri 1 ayda 2 kur birden ilerlemişlerdi. 3 kuru direkt geçtikleri için hazırlık dönemi daha kısa sürecekti. Ama ailelerine bundan bahsetmemişlerdi. Normal okul dönemi bittiğinde Türkiye'ye gideceklerdi. Aradaki boşluktada gezip eğleneceklerdi.
Okulun ilk günü gayet güzel geçmişti. Bir kaç arkadaş edinmişlerdi. Farklı farklı ülkelerden gelen 20 kişiden oluşuyordu sınıfları. İngiltereden Jessica ve İspanyadan Enrique ile baya kaynaşmışlardı. Enrique, Müge onunla İspanyolca konuşunca şaşırmıştı. Ama birileriyle kendi dilinde konuşabilmek hoşuna gitmişti. Esmer yakışıklı bir erkekti. Jessica da minyon tipli sevimli bir kızdı. Enrique ile bilirlikte oturuyordu. Hayal de Müge de bu ikiliyle takılabileceklerine karar verdiler.
Eve geldiklerinde çay demleyip keyif yaptılar. Müge akşam yemeğinden sonra bara gidecekti. Hayal de sabahlayacak ekipteydi. O yüzden gece gidecek, gitmeden de Min Ho ile vakit geçirecekti.
Akşam yemeği için karnıyarık yaptı Müge. Masaya oturduklarında kapı çaldı. Min Ho gelmişti. "Kaynanan sevecek" deyip masaya bir tabak daha koydular. Min Hoyu Türk mutfağıyla tanıştırmışlardı. Bir keresinde yaprak sarması yedirmişlerdi. Min Ho oldukça beğenmiş bir tabak daha istemişti. Bugün de karnıyarığın tadına bakacaktı. Hayal bunları düşündükçe "Vay be! Söyleselerdi inanmazdım" diyordu kendisine. Yemek Min Ho için biraz yağlı olsa da içinde et olduğu için severek yedi.
Yemekten kalktıktan sonra Min Ho kızları karşısına alıp "Ee neler öğrendiniz bugün? Sınava hazır mısınız?" diye sordu. Müge "İlk günden sınav mı olur. Ben şaka yaptığını düşünmüştüm. Hem benim işe gitmem lazım." deyip Hayale döndü "Abi Allah sana zihin açıklığı versin :)" İkisine de el sallayıp evden çıktı. Min Ho, Hayalle yalnız kalmıştı. "Hazırsan başlıyorum sorulara" dedi. Hayal de "Hadi bakalım sor" diye döndü Min Ho'ya.
Min Ho'nun aklında Hayalle ilgili merak ettiği şeyleri öğrenmek vardı. Onu genel olarak tanımıştı. Şimdi sıra aşk hayatındaydı. Önceki ilişkilerini merak ediyordu. Soruları kafasında toplayıp sınava başladı.
"Sınavımız sözlü olacak yani konuşma becerilerini değerlendireceğim. O yüzden her soruyu ciddiye alarak cevapla." Hayal kafasıyla onayladıktan sonra Min Ho ilk sorusunu sordu: "Hiç aşık oldun mu?"
Hayal kesinlikle böyle bir soru beklemiyordu ama cevaplayacağını söylemişti. Düşünmeden yanıtladı. "Evet. İki kez." Min Ho dürüstlüğünü takdir ederek devam etti. "İlki ne zamandı? Adı neydi? Sevgili oldunuz mu? Sevgili olmuşsanız ne kadar sürdü? Ne zaman neden ayrıldınız?"
"Adı Efe. 10 yıldır tanışıyoruz. Tanıştıktan 4 sene sonra aşık oldum. Sevgili olduk ama kısa sürdü. Yürütemedik ayrıldık. Ama bağımız kopmadı. Görüşmeye devam ettik. En son 4 ay önce tekrardan sevgili olduk. 1 ay kadar sürdü. Bana evlenme teklif ettiği gün onu terkettim. Çünkü buraya gelmeyi kafama koymuştum. Ve o gün öyle bir teklifte bulunacağını bilmiyordum. Hayallerim ve onun arasında bir seçim yapmam gerekti. Birbirimizi çok yıprattığımız için hayallerimi seçtim."
"Peki en son ne zaman görüştünüz?"
"Buraya gelmeden 1 ay önce kafamı toplamak için gittiğim yere geldi. En son o zaman gördüm. Son anımız ise bana el kaldırdı. Engel olup küfrettim. Ben buraya gelinceye kadar ne o beni aradı ne ben onu. Ama buraya geldim geleli her gün mail atıyor. Hiçbirini okumadım."
"Neden okumadın? Hiç merak etmiyor musun ne yazdığını?"
"İlginç ama etmiyorum. İkinci aşkım olmasaydı okurdum sanırım ama Efeyi düşünecek pek vaktim olmuyor. Kafam oldukça dolu :)"
"Peki. İkinci aşkından bahset o zaman"
"İkinci aşkım ilk başlarda hayalimde yaşadığım platonik bir aşktı. Efe ile tekrar birlikte olmadan önce aşık oldum. Ama hiç mümkün değildi. Demiştim ya Efe ile hayallerim arasında seçim yapmam gerekti diye. Ben hayalimin peşindem gittim. Ve işte buradayım :)"
"İkinci aşkın Kore mi o zaman?"
"Buna verecek bir cevabım yok şu anda."
"Hadi ama! Bak geçemezsin sınavdan ona göre!"
"Kahveyi orta yapıyorum."
Hayal cevap vermeden kalkmıştı. Ne diyecekti? 'İkinci aşkım sensin Min Ho' mu? Böyle bir şey yapamazdı. Min Ho'nun duygularını bilmeden olmazdı. Onu tamamen kaybetme riskini göze alamazdı.
Min Ho ise Hayali cevaplarını ve cevaplamadığı soruyu düşünüyordu. 10 yılı çok kısa anlatmıştı. İkinci aşkını ise hiç anlatmamıştı! Bu ikinci aşk muhtemelen şu anki aşkıydı ve 6 yıllık bir aşkı bitirebilecek büyük bir aşktı. Min Ho biraz korkmuştu açıkçası. Hayalin hayallerine bu kadar tutunması, bu kadar hırslı olması hem hoşuna gitmişti hem de korkmuştu. O hayalin ne aşkın kim olduğunu öğrenmeliydi. İçinden bir ses kendisinin olabileceğini söylüyordu. Eğer öyleyse eğer Hayal tanışacağından bile emin olmadan onun için Efeden vazgeçmişse sonuna kadar Hayalin yanında kalabilirdi.
Min Ho bu düşüncelerle boğuşurken Hayal kahveyi getirdi. Min Hoya fincanı verip "Bitti mi sınav? Geçtim mi?" diye sordu. Min Ho Hayalin gözlerine baktı. "Hayır" deyip gülümsedi. Ne yapacağına karar vermesi gerekiyordu.
Saat 23.00 olmuştu. Hala iki saatleri vardı. Oradan buradan konuşurlarken kapı çaldı. Hayal "Ha Neul'ın çıkmasına çok var daha. Bir şey mi oldu ki?" diyerek kapıyı açmaya gitti. Min Ho da sedirde otururken kimin gediğini görmek için kafasını uzattı. Hayal "Kim o?" dediğinde birisi "Benim!" diye cevap verdi. Min Ho izliyordu. Kapıda Korece konuşan erkek sesi kime ait merak ediyordu. Hayal kim olduğunu anlamasa da kapıyı açtı. Korkacak bir şeyi yoktu sonuçta. Kapıyı açtığında bu sonuca erken vardığını anladı.
Efe kapıda Hayale bakıyordu. Öfkeli görünüyordu. Hayal şaşkınlıkla "Efe!" diye fısıldadı. Kapıda donmuş bir şekilde Efeye bakarken Efenin gözlerinin arkasındaki bir yere odaklandığını farketmişti. Sinirden burun delikleri genişlemişti. Ellerini yumruk yapmış arkadaki yere bakmaya devam ediyordu.
Hayal Efenin baktığı yeri görmek için kafasını çevirdiğinde hemen arkasında durmuş olan Min Ho ile göz göze geldi. Min Ho oldukça sakin duruyordu. Ne zamandır orada durduğunu bilmiyordu Hayal. 'Efe' dediğini duymuş muydu acaba? Tam bunu düşünürken Min Ho konuşmaya başladı. "Demek Efe sensin." Efe de anlasın diye İngilizce olarak sormuştu. Ama Efe cevabı Korece verdi. "Evet. Benim. Sense?" Hayal Efenin Korece konuştuğunu duyunca şaşkınlıkla Efeye döndü. Tamam çok yavaş ve acemice konuşuyordu ama konuşuyordu. Efe hala Min Hodan cevap bekliyordu. Min Ho Hayale baltıktan sonra cevap verdi. "Ben Hayalin erkek arkadaşıyım."
Hayal bu işin sonu ne olacaktı bilmiyordu. Ayrıca bi' saniye! Min Ho neyim demişti? Hayalin 'erkek arkadaşı' mı? Bu şaşkınlığı yüzünden hemen attı. Neyse ki Efe Min Hoya odaklandığı için görmemişti. Hayal başını dikleştirip Min Honun yanına gitti ve elini tuttu. Efe çıldırmış gibi bir kaç saniye baktıktan sonra "Laaaağğnnnn!!!" diye bağırarak yumruğunu Min Honun yüzüne savurdu. Min Ho geri çekilerek sıyrıldı. Diğer yumruğunu da sallamıştı ki Min Ho bileğinden yakaladı. "Çat pat da olsa Korece konuşabilmen iyi. Şimdi sana oldukça basit bir dilde tek sefer söyleyeceğim! Kız.arkadaşımın.evinden.hemen.defol!"
Efe bileğini kurtardıktan sonra Hayale döndü. İfadesiz bakan yüzünü görünce yıkıldı. Kendisine böyle ifadesiz bakmasına katlanamıyordu. Kızsa daha az üzülürdü. Bu duygularla öfkesinden kurtuldu ve Hayale Türkçe olarak "Lütfen biraz konuşalım" dedi. Min Ho ne dediğini anlamadığı için Hayale baktı. Sadece ses tonundan bir şey rica ettiğini anlamıştı. Hayal derin bir nefes alıp Min Hoya salona gidip beklemesini Efe ile biraz konuşması gerektiğini söyledi. Min Ho bir şey demeden Hayalin elini bırakmadan sedirlere yürüdü. Efeden biraz uzaklaştıktan sonra fısıltıyla "Benim yanımda konuşun. Ve lütfen elimi bırakma Hayal. Yoksa o çocuğun canına okuyacağım. Türkçe konuşabilirsiniz ama daha önce sana el kaldıran biri bunu tekrarlayabilir. O yüzden yanında kalmama izin ver." Hayal kafasıyla onayladıktan sonra Efeye dönüp "Gel. Ne konuşacaksan konuş ve sonra evimden git" dedi. Efe, Min Ho ile Hayalin kenetlenmiş ellerine bakarak onları takip etti. Sedirde karşılarına oturdu ve anlatmaya başladı.
"Beni terkettiğin gün asla vazgeçmeyeceğime dair kendime söz verdim. İzmire geldiğimde öfkenin geçmiş olacağını düşündüm ama o Müge her şeyi mahvetti. İstanbula dönüş yolunda kararımı verdim. Koreye gidecektim. Bunun için kursa yazıldım. O saçma dili öğrenmek için.
Bir gece barda Murata rastladım. Sizin gittiğinizi söyledi. Ben de arkanızdan geldim. Her gün sana mail attım sana ulaşmaya çalıştım ama sen cevap vermedin. Son çare bugün kampüs çıkışında bekledim. Seni takip edecektim. Akademik takvimden öğrendim zamanı da. Çıktığıı gördüm ve takip ettim. Evin önüne gelince ne yapacağımı ne diyeceğimi düşünürken bu dallama geldi! Çıkar diye bekledim bekledim bekledim... Baktım çıkmaya niyeti yok kapıyı çaldım.
Hayal bu herif gerçekten sevgilin mi? Gitmeden önce bahsettiğin kişi bu muydu?"
Hayal kesmeden dinlemişti Efeyi. Bu kadar uğraştığı için etkilenmişti açıkçası. Ama herhangi bir duygu yaşamamıştı. Min Honun elini tutmaya devam ediyordu. Efenin cevap beklediğini hatırlayınca "Keşke vazgeçseymişsin! Evet bu o. Seni terkederken kalbimde aşkını taşıdığım kişi şu anda benim sevgilim."
Efe yeniden sinirlenmişti ama bozuntuya vermeden "İspatla" dedi. Hayal ne yapması gerektiğini anlamıştı. Bunu yapmayı kendisi de çok istiyordu açıkçası. Min Ho ne tepki verecek bilmeden Efeye "Tamam" deyip Min Hoya döndü. Elini bıraktı ve iki elini Min Honun yüzüne koydu. Gözlerine özür diler gibi baktıktan sonra Min Honun dudaklarına yapıştı.
Hazırlıksız yakalan Min Ho ilk başta duraksadı ama Hayalin yumuşak sıcak dudakları karşılık bekleyerek öpmeye devam ediyordu. Hayal Min Hoya kısık sesle "Hadi lütfen" dedikten sonra Min Ho da kendisini Hayalin dudaklarına teslim etmişti.
Hayal de Min Ho da izleyicilerini unutmuş bir şekilde öpüşürlerken Min Ho ikinci aşkın kendisi olduğundan emin oldu. Daha önce senaryo gereği defalarca öpüşmüştü ama hiçbirisinde Hayal kadar içten öpememişti. Bu rol olamazdı.
Min Ho zafer gülümsemesiyle Hayalin dudaklarına son bir öpücük daha kondurup geri çekildi. Hayalin gözlerine bakarken adını bile unutmuştu. Hayal de aynı şekilde bakıyordu. Efenin yumruğunu sehpaya "YETEEERR!!!" diyerek vurmasıyla kendilerine geldiler.
Efe sinirden ve acıdan ağlıyordu. Rol olmadığı belliydi. Hayal ispatlamıştı! Ayağa kalkıp ellerini sehpaya koyarak Hayalin üzerine doğru eğildi ve "Bu burada birmedi Hayal!" deyip evden ayrıldı.
Hayal Min Hoya bakıp "Hayalimdeki aşkım, platonik aşkım, ikinci ve en büyük aşkım sensin Min Ho!" deyip ilan-ı aşk etti. Ve sordu "Artık sınavı geçtim mi? Kalbinin sınavından geçtim mi?"
Min Ho cevabını Hayali tekrar öperek verdi...
~10. Bölüm Sonu~
Olaylar çok kontrolüm dışı ilerlemeye başladı :) yazıncaya kadar ben de anlamıyorum ne olacağını :) Koyverdim gitti gari :) bölüm hakkındaki yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Okuduğunuz için teşekkürler. Takipte kalın. Seviliyorsunuz :*
 
(Bu Mesaj 05-20-2015 08:40 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : minozAbet.)
05-19-2015 07:12 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #12
RE: Umutlar ve Hayaller
 
11. Bölüm

Dudakları ayrıldıktan sonra uzun süre alınları birbirlerine dayalı şekilde gözleri kapalı durdular. İkisinin de eli birbirinin yüzündeydi. Hayal mutluluktan uçuyordu. Min Ho da farklı sayılmazdı. Efe, Min Ho konusunda ikinci kez işe yaramıştı. Kaza anında Efeyi düşündüğü için dikkati dağılmıştı Hayalin. Bugünse onun ispat istemesi üzerine duygularını birbirlerine açmışlardı. Bunlardan haberi olsa kesin sinir krizi geçirirdi.
İkisi de anın tadını çıkartırken Hayalin telefonu çaldı. Annesi görüntülü arıyordu. Hayal "kadının içine doğdu galiba" deyip Min Honun görünmediğinden emin olarak cevapladı telefonu.
"Merhaba anne!"
"Kızım n'apıyorsun? Müsait miydin?"
Hayal kaçamak bir bakışla Min Hoya bakıp içinden "Kesinlikle hayır" dedikten sonra annesine cevap verdi.
"Evet müsaitim anne. Ama çok vaktim yok hazırlanıp çıkmam lazım. Bu gece sabahçı ekipteyim."
"Kızım okul başladı artık zor olmayacak mı? Bıraksan aslında?"
"Bilmiyorum ki anne zor olacak mı olmayacak mı. Deneyip görücez."
"Ee ilk okul günün nasıldı?"
"Nasıl olsun güzeldi. İki arkadaş edindik biri İspanyol biri İngiliz. Çevreyi genişletmeye devam yani." deyip gülümseyerek tekrar Min Hoya baktı. Annesine Min Hodan bahsetmeyi düşündü. Daha doğrusu tanıştıklarından. Ama annesi Min Hoyu tanıyordu ve bir paparazi gibi bunu yayardı. Kızı koskoca Min Ho ile tanışmış arkadaş olmuş. Bunun havasını atmazsa olmazdı. Ama şimdi işin içine sevgililik girince paparazilerden ne kadar uzak dururlarsa o kadar iyiydi. Ama belki İzeme çıtlatabilirdi.
"İyi kızım edinin edinin. Bir şey sorucam sana. Gittin gideli hiç ünlü gördün mü? Min Hoyu falan?" bunu sorup gülmeye başladı. Hayal annesinden korkmaya başlamıştı. Aklını mı okuyordu ne?
Min Ho da adını duyunca bir şaşırdı ve sessizce güldü. Hayale sorması lazımdı konuyu. Hayal kendisini toparlayıp "Hmm gördüm. Ama uzaktan işte tanışma fırsatımız zaten olmadı. Nasıl olsun o koskoca Lee Min Ho!"
"Bilmem valla. Yakışıklı çocuk ben çok beğeniyorum. Hani bi dizisi vardı ya izletmiştin bana böyle dövüşlü falan. Ayyy neydi adı ya hatırlayamadım bak. Orada falan çok karizmatikti."
"City Hunter anne! Eğer tanışırsam annem büyük hayranınız dicem haberin olsun. :)"
"İmza da iste!" Gül hanım bir kahkaha patlattı. Sonra ciddileşip devam etti. "Eğer tanışırsanız kaçırma derim. Onun gibi damat bulamayız." bunu deyip tekrar kahkaha attı. Dalga mı geçiyordu ciddi miydi anlayamamıştı Hayal. Tamam annesi cidden Min Hoya hayrandı falan ama damadı olarak görmek istediği hiç aklına gelmemişti Hayalin. O da annesine gülerek cevap verdi.
"Eğer onunla tanışırsam damadın yapıcam anne. Hak ettin bunu :) Neyse benim hazırlanmam lazım artık. İzem oradaysa bi de onu göster el sallayıp kapatıcam. Sonra ararım zaten de şimdi çok göresim geldi."
Gül Hanım İzeme seslendi. "İzem gel ablan seni görmek istiyor. Ama vakti yok muhabbete dalma" İzem gelmişti. Hayal çok özlediğini farketti.
"Prensesim nasılsın?"
"İyiyim seni özledim. Sen nasılsın?"
"Karışık." sonra Korece devam etti. "Annem duyuyor mu?" İzem de Korece cevapladı. "Evet."
Hayal İzeme çat pat Korece öğrettiği için memnun olmuştu. Bunları annesi duymamalıydı. Konuşmaya basit dilde devam etti. "Bugün Efe geldi. Evde Min Hoyu gördü."
"Min Ho mu?"
"Sonra anlatırım onu." Türkçe devam etti. "Sana bahsetmeseydim çatlardım."
"Şimdi de ben çatlıcam! :("
"Arıcam ablacım ben seni uzun uzun anlatcam şimdi işe gitmem lazım görüşürüz."
"Abla bekle! O hala orada mı?" Hayal kafasıyla evet işareti yaptı. İzemin ne istediğini biliyordu. Min Hoya dönüp "sakın konuşma sadece el sallayı gülümseyebilirsin. Annem sesini duymasın" diye tembih edip kamerayı ona döndürdü. İzem neredeyse çığlık atacaktı eliyle ağzını zor kapattı. "Abla bu gerçek mi?" Min ho el sallarken Hayal de görüntüye girip Min Honun yanağından öptü. İzem çıldırmış gibi zıplıyordu. Hayal "Sakin ol prenses. Azıcık merak iyidir. Seni seviyorum" deyip öpücük gönderdi ve İzem cevap veremeden telefonu kapattı.
Min Ho Hayale "Annen hakkımda ne dedi?" diye sorunca Hayal önce hazırlanıyım sonra konuşuruz" dedi ve odasına gitti. Mini beyaz dar bir etek ile göbeği açık, kırmızı, fakir kol, bol bir bluz giyinip saçını at kuyruğu yaptı. Eyeliner ve kırmızı bir rujla basit bir makyaj yaptı. Siyah çantasını aldı ve siyah babetlerini giyinip odadan çıktı.
Min Ho Hayali süzüp "Etek biraz daha uzun olabilirdi" dedi. Hayal daha önce kimse için yapmadığı bir şey yapıp odaya döndü ve siyah dar paça kot pantolonunu giydi. Min Ho bundan etkilenmişti. Hayal "Bunu bana bir başkası yaptıramazdı. Kıymetini bil ama abartma" deyip Min Hoyu elinden tutup kaldırdı.
"Artık gitme vakti. Ben işe sen eve."
"Seni işe ben bırakıyım mı?"
"Immmm... Pekala." deyip kapıya doğru ilerledi. Min Ho da onu takip etti. Arabaya bindiklerinde Hayal müzik çalara uzanıp açtı. CN Blue çıkınca şaşırdı. Daha önce konuştuklarını hatırlamıştı. Ama arabada dinlediğini bilmiyordu. Hayal fısıltıyla şarkıya eşlik ederken Min Ho sordu. "Annen demiştik?"
Hayal hatırlayıp cevap verdi. "Haa evet. Kendisi senin büyük hayranındır. Seninle tanışırsam kendisi için imza almamı istedi." Min Honun hoşuna gitmişti. Gülümseyip "Yazmamı istediği bir not var mı?" diye sordu. Hayal de "Bilmem. Bi ara sorarım." deyip güldü. Biraz sonra susup annesinin son dediği aklına geldi ve bu sefer daha çok güldü. Min Ho merakla Hayale bakınca Hayal "Bunu daha sonra söyleyeceğim" deyip tekrar güldü. Annesi her şeyden habersiz Hayale resmen Min Hoyu ayartmasını söylemişti. Hayal içinden "Mision completed!" diye geçirdi.
Bara vardıklarında Min Ho Hayali yanaklarından öptü ve Hayal arabadan indi. Arkasından arabanın uzaklaşışını izleyip içeriye girdi. Herkese selam verip barın arkasına Mügenin yanına geçti. "Abi sana bir iyi bir de kötü haberim var önce hangisini söyleyim?" dedi. Müge "Kötü olandan başla" dedi. Hayal derin bir nefes alıp "Min Ho bizdeyken Efe geldi." Müge şok olmuş bir şekilde "Efe ne alaka be!" diye farkında olmadan bağırdı. Hayal düz bir sesle anlatmaya devam etti. "Biz geldikten sonra o da gelmiş. Gelmeden önce de Korece kursuna gitmiş. Ben maillere cevap vermeyince de bugün okulun çıkışında bekleyip bizi takip etmiş. Evin önünde ne diyeceğini düşünürken Min Honun geldiğini görmüş. Gitmesini beklemiş ama gitmeyince sinirlenip kapıya dayanmış."
Müge ağzı açık Hayali dinliyordu. Efeden bunları beklemiyordu. Ama biraz daha düşününce aslında Efenin karakteriyle uyuştuğunu gördü. "Peki geldiğimizi nereden öğrenmiş. Haber vermedik ve o bir sene sonra gideceğimizi sanmıyor muydu?"
"Muratla karşılaşmışlar. O söylemiş."
"Tabi ya! Ben ona söylemiştim programı erkene aldığımızı. Eee sonra ne oldu?"
Hayal bir derin nefes daha alıp "İyi habere geçiyorum o zaman dedi." Müge anlamamış bir şekilde bakıyordu. Efenin dahil olduğu bir şey nasıl iyi sonuçlanabilirdi ki? Hayal devam etti. "Min Ho Efeye sevgilim olduğunu söyledi. Efe de inanmayıp ispat istedi. Ben de Min Hoyu öptüm..."
Müge sözünü kesip "N'aptın n'aptın!?" diye bir kez daha bağırdı. Neyse ki müziğin sesi yüksekti de kimsenin dikkatini çekmedi. Hayal devam etti. "Min Hoyu öptüm işte. O da karşılık verdi. Efe sinirlenip 'bu burda bitmedi' diye çıktı gitti. Ve ben Min Hoya duygularımı itiraf ettim. Çok içten karşılık verdiği için gaza geldim galiba bilmiyorum..."
Müge tekrar Hayalin sözünü kesip "O ne dedi?" diye sordu. Hayal sözünü kesip durduğu için ters ters Mügeye bakıp hem sözünü tamamladı hem de sorusuna cevap verdi. "Beni tekrar öptü. Yani artık bir enişten var :)"
Müge o kadar mutlu olmuştu ki ortaya çıkıp Yerli dansı yapabilirdi. Sonunda Hayal hayaline kavuşmuştu. Hayale sarılıp "Tebrik ederim kardeşim hayırlı olsun. Eh artık darısı başıma." dedi. Hayal de "Sağol kardeşim. Darısı başına" deyip ona sarıldı.
O sırada bara sipariş vermeye gelen adam onlara seslendi. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra Hayal adamla ilgilenmeye başladı. Siparişi hazırlarken adamın sürekli ona bakmasından rahatsız olmuştu. İçkisini verdi ve adamı postaladı.
Mügenin çıkış saati gelmişti. Hayalle vedalaşıp bardan çıktı. Bar oldukça kalabalıktı. Giren çıkanın haddi hesabı yoktu. Hayal bir süre daha barın arkasında durduktan sonra masalara servise çıkmaya başladı.
Saat 03.30 a gelirken artık bar boşalmaya başlamıştı. On masa kadar doluydu sadece. Müge ile Hayalin sarılmalarını bölen adam hala bardaydı ve bir hayli sarhoş olmuştu. Hayal onu daha önce görmediğinden emindi fakat adam sürekli Hayali süzüyordu. Sipariş vermek için Hayale seslendiğinde Hayal yanına gitti. Adam sipariş vermek yerine Hayalin beline kolunu dolayıp "Yalnızlıktan sıkıldım güzelim. Bana eşlik etmez misin?" diye sordu. Müşteri olmayacaktı ki Hayal ona gününü gösterecekti. Ama şu anda bir şey yapmamalıydı. Kibarca(!) "Beyfendi! Elinizi çekin lütfen!" diye uyardı.
Adam pis bir şekilde sırıtarak ayağa kalktı ve elini Hayalin göbeğinde gezdirmeye başladı. Hayal "Ben uyarımı yaptım" deyip adamı kolundan tuttuğu gibi yere fırlattı. Adam yerde inleyip küfrederken herkes onlara bakıyordu. O kargaşada başka bir el Hayalin elini tutup onu dışarıya sürükledi. Hayal o ortamdan kurtulmak istediği için onu tutan ele tepkisiz kaldı ve onu dışarıya çıkartan kişiyi takip etti. Kafasını kaldırıp kim olduğuna bile bakmamıştı. Dışarı çıkıp yolun karşısına geçtiklerinde adamın diğer elinde kendi çantası olduğunu gördü. O zaman kafasını kaldırıp yüzüne bakmayı akıl etti.
Gözünde güneş gözlüğü vardı bu saatte! Ve başına ceketinin kapuşonunu geçirmişti. Hayal şaşkınlıkla "Senin burada ne işin var? Delirdin mi?" deyip elini çekti. O kalabalığın içine girip onu elinden tutarak çıkartmak gerçekten tehlikeliydi. Min Honun da bunu düşünmesi gerekiyordu.
Min Ho "Merak etme sorun yok. Oraya ilk defa gitmiyorum. Kimsenin dikkatini çekmeden bir köşede oturup seni izliyorum. Tanımıyorlar bile, zaten çoğu sarhoş. Gene müdahele etmeden izleyecektim seni. Sana görünmeden de çıkacaktım ama o adamın yaptıkları!" diye ses tonunu artırarak açıklamasını yaptı. Son sözlerini söylerken elleri titriyordu. Hayal neye şaşıracağını bilemedi. Min Honun onu izlemeye gelmesine mi, bunu ilk defa yapmıyor oluşuna mı, kendisinin onu daha önce hiç farketmemesine mi yoksa bugün risk alarak onu oradan uzaklaştırmasına mı?
Hayal Min Honun ellerini tutup onun yüzüne baktı. Gözlük hala duruyordu ve gece karanlığında gerçekten tanınmıyordu. O bile tanıyamamıştı ki. Min Hoya haksız yere çıkıştığı için kendisini suçladı. "Öncelikle özür dilerim. Anlık büyük bir tepki verdim. Lütfen beni affet. Ben sadece seni düşündüğüm için öyle çıkıştım. Özür dilerim."
Min Ho Hayalin ne demek istediğini anlamıştı. Hayal onu korumak istemişti. Sıradan bir kızla adının makalelerde çıkması imajını sarsabilirdi. Hayalin kastettiği buydu. Ama Min Ho bunu önemsemiyordu. İmajını önemsemiyordu. Gene de duyulmasını Min Ho da istemiyordu. Gözlerin üstlerinde olmasını, Hayali üzecek yorumlarda bulunmalarını istemiyordu. Min Ho Hayalin tek elini bıraktı ve önce gözlüğünü çıkarttı. Sonra da boşta kalan elini Hayalin yüzüne koydu. "Seni anlıyorum ve özrünü kabul ediyorum. Ama senin beni değil benim seni korumam gerekiyor Hayal. O durumda seyirci kalamazdım."
"İçeride gördün Min Ho. Bu gibi durumlarla baş edebiliyorum. Çalışırken ilk defa başıma geldi. Ama sen gelmeseydin de bodyguardlar gelip adamı dışarı atacaklardı zaten. Lütfen böyle durumlarda fevri davranma. Gerçekten iyi dövüşüyorum. Seni bile devirebilirim :)" Hayal konuşmanın sonunda ortamı yumuşatmak için bir girişimde bulundu. Min Honun da gevşemesini ona inanmasını istiyordu. Min Ho Hayalin dediklerini ve gördüklerini tarttıktan sonra. "Peki o zamam böyle durumlarda şimdilik müdahele etmeyeceğim. Ayrıca beni deviremezsin!" Min Ho sözlerini gülümseyerek tamamladığında Hayal amacına ulaştığını anlamıştı. Yüzüne biraz daha yaklaşıp "Emin misin? PES'e dönmesin sonra?" dedi. Min Ho da Hayale yaklaşıp "Eminim küçük hanım. Denemek ister misin?" diye sordu.
Böyle durumlarda Hayal çok çabuk gaza geliyordu ama Min Hoyu incitmekten korktuğu için "Şimdi değil" diye cevap verdi. Aralarındaki gerginlik bitmişti. Hayal mutluydu. Min Hoya "Beni eve bırakırsın değil mi? Bisikletimi almadım" diye sordu. Min Ho "Mesai saatin bitmedi ki daha" deyince Hayal annesinin sözünü hatırladı. "İşi bırakıyorum. Çantamı da aldığına göre gidebiliriz. Yarın bi ara uğrar hesabımı keserim deyip Min Honun t-shirtün yakasına taktığı gözlüğü alıp Min Hoya taktı ve elini daha sıkı tutarak "Hadi gidelim" dedi.
Arabaya bindiklerinde Min Ho "Sana burs vereyim o zaman. Çalışmaman benim de işime gelir. Daha çok görüşebiliriz. Ama sıkıntıya girmene izin veremem. Kabul edersin değil mi?" diye sordu. Hayal ağzı açık dinledikten sonra "Sağol canım ama para için çalışmıyordum. Türkiyede dedemin şirketinde hissem ve her ay kirasını aldığım bir dairem var. Bunu söylediğine ve bana da söylettiğine inanamıyorum. Ben dilimi geliştirmek ve okuldan önce boş zamanlarımı değerlendirmek için çalışıyordum. Ha Neul da aynı."
Min Ho söylediklerinden utanmıştı. Gerçekten saçmaladığını farketmişti ve özür dilemesi gerektiğini biliyordu. "Özür dilerim çok saçmaladım. Mantıklı düşünemedim. Beni affettin mi sevgilim?" Hayal son kelimeye gülümseyip "Affettim Miniğim" dedi. Miniğim kelimesini Türkçe söylediği için Min Ho anlamamıştı. Hayal ona "Minik, çok küçük demek. Min Ho için uygun bir takma ad bence" diye açıklamıştı. Min Ho "O zaman sen ne oluyorsun? Tombik mi? " deyip güldü.
Hayal dil çıkarttıktan sonra Min Honun elini alıp avcunun içini öptü. Hala inanamıyordu. Min Ho onun sevgilisiydi! En sevdiği yanındaydı! Mutluluktan ölebilirdi şu anda! Midesindeki kelebekler hareketlenmiş içini kıpır kıpır etmişlerdi.
Evin önüne geldiklerinde Min Ho Hayalin dudağından öpüp eve girmesini bekledi. Hayal el sallayıp kapıyı kapattı. Min Ho da evine doğru giderken bu geceyi düşündü. Bir sürü olay olmuştu. Efe vazgeçecek gibi durmuyordu. Bu işe el atması gerekebilirdi. Bekleyip görecekti. Öte yandan duygularının bu kadar çabuk çiçek vermesine şaşırmıştı. Hayal de onu seviyordu. Bugün ilk günleriydi ve yoğun geçmişti. Min Ho Hayalin yanında hiç sıkılmadığını çok öncesinde farketmişti. Hatta hep onun yanında kalmak istiyordu. Bu kısa sürede bu kadar bağlandığına inanamıyordu. Artık sevgili olduklarına göre bunu Hayale sorabilirdi. Vereceği cevabı merak ederek evine vardı. "Aaahhh aşk!" deyip kendisini yatağa attı ve hemen uyudu. Rüyasında ilk defa Hayali gördü.
Aslında pek rüya sayılmazdı. Birlikte geçirdikleri üç haftanın özeti gibiydi. Kaza sayesinde tanışmaları, o gece yaşadıkları, şimdiye kadar oynadıkları oyunlar, gece çıkılan araba gezmeleri, ettikleri bol kahkahalı muhabbetler, izledikleri filmler ve son olarak yaşadıkları bu gece... Hayalin elini tutması, onu öpmesi, gözlerine aşkla bakması...
Min Honun rüyasında pekiştirdiği anılar uyandığında duygularının da pekişmesine neden olmuştu. Hayalle yaşadığı her andan büyük bir zevk aldığını, onunlayken hep mutlu olduğunu bir kere daha doğrulamış oldu. Saate baktığında 12.00 a geldiğini gördü.
Suratında büyük bir gülümsemeyle yatağından kalktı. Duşa girip güzelce yıkandı. Çıktıktan sonra siyah dar pantolonunu ve kırmızı ekose gömleğini giydi. Kollarını iki kez katlayıp aynanın karşısına geçti. Her zamankinden daha çok uğraşarak saçlarına şekil verdi. Parfümünü de sıktıktan sonra uyandığından beri devam eden gülümsemesiyle aşağıya mutfağa indi. Islık çalarak kendisine kahvaltı hazırlayıp masaya oturdu.
Yemeye başlamıştı ki kapısı çaldı. Min Ho "Girebilirsin Chan Hyuk!" diye seslendi. Chan Hyuk içeri girdi ve mutfağa Min Honun yanına gitti. "Günaydın hyung! Nasılsın?"
"Tam anlamıyla bomba gibiyim! Sen nasılsın?" Chan Hyuk da chopsticklerini alıp masaya oturmuştu. Bir yandan yerken diğer yandan da konuşmaya çalışıyordu.
"İyiyim. Sana yeni senaryolar getirdim. Salondaki sehpanın üzerine bıraktım."
Min Ho senaryoları duyunca biraz kendisine geldi. Hala senaryo seçememişti. İstediği gibi bir şey bulamamıştı ki! Bir süredir oldukça boş olduğu için Hayalle bu kadar yakınlaşabilmişlerdi. Şimdi bir projeye başlarsa Hayali çok az görebilecekti. Ama ekranlardan da çok uzak kalmaması gerektiğini biliyordu. Bunları düşündükten sonra Chan Hyuka dönüp "İlginç bir şeyler var mı?" diye sordu. Chan Hyuk "Aslında ikisi de ilginç. Birisi önceki rollerinin aksine fakir bir adamın aşkı için savaşını konu alıyor. Kurgusu güzel gibi. İkincisi de fantastik bir senaryo. Seni düşündükleri rol dünyaya keşfe gelmiş bir uzaylı. Karar sana kalmış tabi."
Fantastik film ilgisini çekmişti. Chan Hyukun bahsettiği ilk senaryoya da bakacaktı tabi. Hayalin de fikrini almayı kafasına not edip Chan Hyuka tekrar döndü. "Bugün bir program var mıydı peki?" Chan Hyuk lokmasını yutup cevap verdi. "Yok ama patron seni görmek istiyor. Gün içinde şirkete uğrarsın değil mi?" "O zaman tıkınman bitince çıkalım. Hayal okuldayken halledelim işlerimizi."
Chan Hyuk bu ara Hayalin adını çok duyduğunu farketmişti. Min Hoya "Hyung bu Hayalle aranızda ne var? Aşık olmuş gibisin?" diye sorup omzuna vurdu. Min Ho derin bi iç çekip "Düne kadar arkadaştık. Ve evet çok fena aşık oldum sanırım" deyip eliyle yüzünü kapattı. Ellerini indirdikten sonra devam etmesi için ona bakan Chan Hyuka bakıp "Artık bir sevgilim var sevgili menejerim. Program yaparkem göz önünde bulundurmayı unutma." diye sözlerini tamamladı.
Chan Hyuk hem şaşırmış hem mutlu olmuştu. Aşık Min Ho çok daha karizmatik oluyordu onun gözünde. "Vaaaayy! Hayırlı olsun hyung! Hakkını vermek gerek çok güzel bir kız Hayal. Hem ben bunun böyle olacağını da anlamıştım. İkinizin de birbirinizi sevdiği birbirlerinize bakışlarınızdan belli oluyordu." deyim Min Hoya sarıldı. Min Ho ondan uzaklaşıp "Nasıl yani? Onun beni sevdiğini anlamış mıydın? Ben niye anlayamadım ki? İnsan bi söyler Chan Hyuk yaa! Ben açılmak istiyordum ama emin olamadığım için erteliyordum." diye söylendi. Chan Hyuk "Hyung açıkçası dışardan çok belli oluyordu. Senin aşktan gözün kör olduğu için görememiş olabilirsin tabi." deyip gülerek omzuna bir kere daha vurdu. Min Ho "Olabilir." deyip devam etti. "Hadi artık doyduysan gidelim şirkete. Senaryoların bir kopyası vardır sende. Giderken bir göz atıyım onlarada. Eve geldiğimde ayrıntılı okurum." deyip masadan kalktı. Chan Hyuk da onu takip etti. Şirkete doğru giderlerken Min Ho ilk senaryoyu (fakir aşığı oynadığı) eline alıp göz gezdirmeye başlamıştı.
___
Hayaller öğle arasına çıkmışlardı. Enrique ve Jessica ile birlikte yemek yiyeceklerdi. Kafeteryada yuvarlak bir masada oturup bir yandan yemek yeyip bir yandan sohbet ederlerken bir sandalyenin çekildiğini duyup dönüp baktılar. Müge gözlerini devirdi. Hayal şaşkınlıkla masaya dahil olan Efeye bakıyordu.

~11. Bölüm Sonu~
Evet pek sevgili okuyucularım bölüm hakkındaki yorumlarınız nelerdir? İlişkilerinin ilk günü nasıldı sizce? Bir de Min Ho hangi senaryoyu seçsin? Sizin fikirlerinize göre seçtircem :) 1. Senaryo zengin kız fakir oğlan senaryosu. 2. Senaryo ise başka bir gezegenden dünyaya keşfe gelmiş ve burada bir kıza aşık olmuş, düşünceleri okuyabilme yeteneği olan bir uzaylı senaryosu.
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. Okuduğunuz için teşekkürler :) Takipte kalın canlarım. Seviliyorsunuz :*
 
05-21-2015 06:36 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #13
RE: Umutlar ve Hayaller
 
Eveeet karakterlerimizle tanışma vakti :) fotoğraflarda göreceğiniz kişilerin kimler olduğunu söyleyeyim.
Hayal: Kristen Stewart
Müge: Nina Dobrev
İzem: Selena Gomez
Batu: Boo Stewart
Mehmet Bey: Billy Burke
Gül Hanım: Sarah Clarke
Efe: Taylor Loutner
Murat: Ian Somerhalder
Lee Min Ho: Lee Min Ho :)
Kang Min Hyuk: Kang Min Hyuk :)
 

Ekli Dosya(lar) Önizleme(ler)
                   
(Bu Mesaj 05-22-2015 11:38 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : minozAbet.)
05-22-2015 11:32 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
minozAbet Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 249
Üyelik Tarihi: Feb 2015
Rep Puanı: 39
Mesaj: #14
RE: Umutlar ve Hayaller
 
Bunlar da devamı :)
 

Ekli Dosya(lar) Önizleme(ler)
                   
05-22-2015 11:38 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 




Konuyu görüntüleyenler:

İletişim | Lee Min Ho Turkey | Minoz Turkey | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Mobil Versiyon | RSS
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50]