7. Bölüm
Hayalin ağzından...
Efenin yüzüdeki ifadeyi çözmeye çalışarak masaya oturdum. Söyleyeceği şeyleri toparlıyordu sanırım. Ona biraz süre vermeye karar verdim. Efe boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Hayatım öncelikle nasılsın?" diye sorduğunda hala asıl meseleyi merak ediyordum. Direkt olarak konuya girmemesi kendimi kötü hissetmeme neden oldu. Kesin dün bir şeyler saçmalamıştım. Neler olabileceğini kafamdan geçirirken cevap vermediğimi hatırladım ve kısa bir "İyiyim, sen?" ile geçiştirdim. "Ben nasıl olduğuma daha karar veremedim." dedi. Hala konuya girmesini bekliyordum. Ojelerimi kemirdiğimi farkettiğimde sessiz iki dakikayı daha geride bırakmıştık. "Neyse asıl konuya giriyorum" dediğinde içimden çok şükür diye geçirdim. Efe boğazını bir kere daha temizleyip devam etti. "Gelecekle ilgili planların ne?" Bu soruyu beklemiyordum işte. Nereye varmak istediğini de tam anlamamıştım. "Kariyerime odaklanmayı düşünüyorum. Bu kadar ara yeterli sanırım." derken Efenin gözlerinde farklı bir şey gördüm. Sanki bir şeyleri yerlerine oturtmuştu. "Yüksek lisans yapmak gibi mi?" dediğinde sadece kafamı sallamıştım. Evet buraya kadardı. Saklamayı başaramamıştım. "Nerde yap___" derken sözünü kestim. Sorusunu anlamak zor değildi. "Yurtdışında. Büyük ihtimalle Güney Korede" deyip açıklık getirmeye çalıştım. İnkar edebilirdim ama etme gereği duymadım. Üstelik sarhoş olduğum gecenin ertesinde böyle bir konuşmanın olması tesadüf gibi gelmiyordu. Kendimde olmadığım bir zamanda söylemiş olmalıydım ve ne kadarından bahsettiğimi bilmediğim için inkar etmek saçma gelmişti. Keşke Batuya sorsaydım sabah. Hiç aklıma gelmemişti.
"Beni de götürmeyi düşünüyor muydun yanında?" diye sorduğunda ana döndüm. "Aslında Mügeyle birlikte gidiyorum." diye cevapladım hemen. "Bu hayır demek sanırım" deyip somurtuşunu izledim. Gerçekten üzgün görünüyordu. Sadece "Üzgünüm" demekle yetinmiştim. Birden kendisini toplayıp "Ben de seninle geliyorum! Bensiz bir yere gidemezsin Hayal. Beni burada bırakamazsın!" diye karşı çıktı ve cevap vermeme fırsat vermeden elini cebine attı. Ne yapmaya çalışıyordu bu aptal? Şu anda zorlandığımı hissedebiliyordum. Aldığım kararları korumak zorlaşıyordu. Ama onun gelmesine müsade edemezdim.
Ben bunları düşünürken cebinden çıkarttığı kırmızı kadife kutuyu bana doğru uzattı. İçimden 'HAYIR!' diye bağırırken lafa girdi. "Evlen benimle Hayal. Bunu bu şekilde vermek istemezdim. Daha romantik bir şekilde teklif edecektim ama şu anda yapamazsam bir daha yapamayabilirim. Lütfen kabul et ve bir yuva kuralım. Sonra nereye istiyorsan birlikte gidebiliriz. Sana söz veriyorum her şey istediğin gibi olacak." Duyduklarımın şokuyla yüzümün ifadesizce donduğunu biliyordum. Evet yüzüm donmuştu ama içimde beni kavuran bir ateş yanmaya başlamıştı. Bu sözleri Efeden duymak için o kadar çok beklemiştim ki. Ama olmayacağını anladığımda pes etmiştim. Koreye gidip yeni bir hayat kurma isteğim bu pes edişle oldukça bağlantılıydı. Ondan uzaklaşma isteğim çok kuvvetliydi. Ama şimdi bu olanlar, söyledikleri içimi kavuruyordu. Ona içimden küfür ediyordum bunu daha önce yapmadığı için. Ve vereceğim cevabı da çok iyi biliyordum. Derin bir nefes alıp iç dünyamdan uzaklaştım.
"Üzgünüm Efe, kabul edemem. Kendim için yeni bir yol çizdim, her şeyi planladım ve bu yeni yolda sen yoksun. Sevgili ya da eş olarak yanımda görmek istediğim kişi artık sen değilsin. Bu işi burada bitirelim. Hoşçakal."
Bu sözleri soğukkanlılıkla söyleyebildiğime inanamayarak masadan kalkıp önlüğü çıkarttım ve koltuğa bıraktım. Efeyi orada öylece bırakıp dışarıya çıktım. Tam çıkarken annemin gözlerini görmüştüm. Üzgün gibiydi. Ama dönüp Efeye bakmaya cesaret edemedim. Yıkılmış olduğunu düşünüyordum ve onu o şekilde görmeyi gerçekten istemiyordum.
Kendimi arabaya atıp derin bir nefes daha aldım ve arabayı çalıştırdım. Nereye gittiğimi bilmeden sürüyordum. Kendi hıçkırık sesimi duyduğumda ağladığımı farkettim. Müzik çalara uzanıp açtığımda beni o anki durumumdan kurtarabilecek tek sesi duydum. Min Ho'nun 'My Little Princess' isimli parçası çalıyordu. Sesini biraz daha açıp gözyaşlarımı sildim. "I wanna be wanna be with you my girl!' derken ona bağırarak ben de eşil ettim. Sadece 'girl' kısmını 'boy' ile değiştirmiştim.
Efeye gideceğimi söylemiştim. Saklamayı başaramamıştım. Bugün söylediklerimden sonra bana engel olmak isteyeceğini de sanmıyordum. Telefonu alıp Mügeye mesaj attım: "İddiayı ben kazandım. Tatil hazırlıklarına başlayabilirsin. Hesabını kontrol etmeyi unutma."
Efe'nin ağzından
Kalbim öyle acıyor ki... Onun reddetmeteyeceğinden neredeyse emindim. Ama reddedilmekten çok o ifadesizliği ve soğukkanlılıkla ayrılması acıttı aslında. Kendine yeni bir yol çizmişti ve beni yanında istemiyordu. Ama söylediği başka bir şey daha vardı. 'Seni istemiyorum' dememişti. 'İstediğim kişi sen değilsin' demişti. Başkası mı vardı yani? Bunu kaldıramazdım. Lanet olsun! Keşke arkasından gidip kim olduğunu sorsaydım.
Biliyorum benim de hatalarım var. Hemde fazlasıyla. Bu teklifi daha önce yapmalıydım. Onun beklediği bir zamanda... Ama kendimi hazır hissetmiyordum ki. Şimdi ben tüm kalbimi ona açmışken onun kalbinde olmadığımı bilmek... Acıyla karışık bir öfke dalgasının da gelmeye başladığını hissettim. Peki şimdi ne yapacaktım? Gitmesine öylece izin vermek ondan vazgeçmek... Kendime sesli olarak bir hatırlatma yaptım "Kaybettiğin zaman değil, vazgeçtiğin zaman yenilirsin!"
Ne kadar süredir başım önde oturduğumu bilmiyordum. Sigara yakmak için kafamı kaldırdığımda annesiyle gözgöze geldim. İşte bunu beklemiyordum. Kızının arkasından böyle dağıldığımı bilmesine gerek yoktu. "Merhaba. Geldiğinizi farketmedim özür dilerim." dediğimde sesim bozuk çıkmıştı. Elimi şaşkınlıklı yanaklarıma götürdüğümde ıslak olduğunu farkettim. S*ktir! Ne büyük zayıflık!
Annesi cevap vermeden bakmaya devam ediyordu. Neler hissettiğini anlamaya çalıştım. Gerçekten üzgün görünüyordu. Belki de bu halime acıyordu. Sigaramı yaktım ve cevap beklemeye başladım. Sonunda "İyi misin oğlum?" dedi. Zaten ağladığımı gördüğü için ne kadar saklanabilirdim ki. "Değilim Gül Teyze. Neden böyle oldu anlamaya çalışıyorum. Siz bir şey biliyor musunuz?" Bu kelimelerin de ağzımdan döküldüğüne inanamıyordum. Vücudumdaki tüm parçaların bağlantısı kopmuştu sanırım. Aklım başka, kalbim başka, ağzım başka şeyler söylüyordu. Gül Teyze biraz daha bekleyip "İyi ol oğlum. Şu anda oraya gidebilmekten başka bir şey düşünmüyor. Senin de onu engelleyeceğinden korkuyor belli ki. Seni kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığını farkedebiliyorum. Sen de gitmesine izin ver. Döndüğünde hala aynı şeyleri hissediyorsan ve Hayal de fikrini değiştirirse devam edersiniz. Kaç yıldır berabersiniz. Bir anda bitmez bu duygu." dedi. Sevdiğim kızın annesi tarafından teselli edilmek... Halimden nefret ettim ve sadece "Peki" diyebildim.
Gül Teyze kalktığında bir sigara daha yaktım. "Kaybettiğin zaman değil, vazgeçtiğin zaman yenilirsin" deyip cafeden ayrıldım. Bir yolu olmalıydı. Böyle bitemezdi...
_________
"İyi yaptık buraya gelerek kardeşim. İhtiyacımız varmış."
"Aynen ama keşke daha erken gelebilseydik. Derslere odaklanamıyordum artık."
"Sen neden bu kadar dağıldın anlamadım zaten. İstemiyordun işte. Ama o günden beri çok cansız dolaşıyordun etrafta. Daha fazla sana eziyet etmek istemedim. Bir ay oldukça uzun bir süre zaten."
Evet, Efe Hayale evlenme teklif edeli bir ay olmuştu. Ve Hayal Efeyi terkedeli... Girdikleri iddianın kaybedeni olan Müge üstüne düşeni yapmalıydı. Kendisi kaşınmıştı. Ama ona iyi geleceğini biliyordu. Dersler yoğunlaştığı için bir ay beklemek zorunda kalmışlardı. İlk kuru bitirdikten sonra yola çıkmışlardı. Ona oldukça uzun gelen bir ayda sonra şimdi Mügeyle güneşleniyor olmak çok iyi gelmişti.
Cuma günü kurstan hemen sonra çıkmışlardı yola 5 saatlik bir yolculuktan sonra Çeşmeye varabilmişlerdi. Hayallerin yazlıklarında kalacaklardı. Müge bunu öğrenince "Otel parası vermediğimize göre bir sürü paramız kalacak :)" demişti. Hayalin cevabı çok netti. "O zaman daha çok dağıtabiliriz." Birlikte gülüp yerleşmişlerdi odalarına.
Şimdi son yani 7. günlerindeydiler. Haftasonu diye konuşmalarına rağmen uzatıp 1 hafta yapmaya karar vermişlerdi. İkisi de açık tenli oldukları için bronzlaşmışlardı bile. Arada onlarla takılmak isteyen, denizde ya da barlarda onlara yaklaşmak isteyen bir sürü erkek vardı. Onlar hepsine hadlerini bildirmişlerdi. Hatta bir keresinde Hayal fazla 'ısrarcı' olan birine bu kadar ısrarın yüze, göze ve kola zarar verebileceğini, yalnız kızlara sarkmadan önce bunu tekrar düşünmesini hatırlatmıştı. Daha sonra da aynaya baktığında hatırlayabilmesini garantilemiş burnunu kırmıştı. Bu ona biraz Efeyi hatırlatmıştı. Dövüşmeyi ondan öğrenmişti. Çok fazla üstünde durmayıp güne devam etmişti.
"Hadi denize girelim abi" deyip ayağa kalktı Müge. Denize doğru koşarken Hayal de şezlongtan kalkmış yavaş yavaş denize giderken adını duydu "Hayal!". Sesi tanıması zor olmamıştı. Gözlerini kapatıp o an hissettiklerine yoğunlaştı. Heyecanlanmıştı. Özlediğini farketmişti. Ama kendisini yeniden ona bırakamazdı. Durmayıp yola devam ediyordu ki o tanıdık el omzunu tutup onu kendisine çevirdi. Ani bir tepki vermeyeceği tek el. Aynı sıcaklıkla, samimiyetle tutuyordu onu. Fısıltıyla "Efe" dediğinde Efe Hayalin dudaklarına yapışmıştı bile.
~7. Bölüm sonu~
Heyecanlı bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Bakalım neler olacak. Bu arada 8. Bölümün sonunda Koreye gidiyoruz. Bavullarınızı hazırlamaya başlayın :) Bir de hikayeye bu tarzda mı devam edeyim? Ve Hayalin ağzından mı ilerleyim? Yorumlarda belirtirseniz çok memnun olurum.
Seviliyorsunuz :*