3. Bölüm
"Derin Üzüntü"
Şule hastanenin kapısında belirdiğinde, SeoJin Tokyo uçağına yeni binmişti. Dicle bugün taburcu olacaktı. Nurhan ve Ayça onun yanındaydılar. Öğlene doğru hastane koridorları MinHo'nun çığlıklarıyla inledi. Aldığı haber birkaç saat önce güneşin ısıttığı bu hastaneye adeta kara bulutları getirmişti. Geceden beri aradıkları Siwon, aşırı hız yaptığı için arabasıyla Han Nehri'ne uçmuştu. Aracı bulunsa da kendisinden hala haber yoktu. Haberi öğrenenler MinHo'nun yanına geldiler. Hyun Bin şaşkınlıktan ne yapacağını bilemiyordu. Dicle hastaneden çıkmaya hazırlanırken aldığı haberin etkisiyle olduğu yere çöktü. Aslında bu adam onun hiçbir şeyi değildi. Ama nedenini bilmediği bir şekilde üzüntü tüm bedenini sarmıştı.
Hyun Bin hastanede bekleyişin bir sonuç vermeyeceğini düşünerek herkesi MinHo'nun evine götürdü. Eve geldiklerinde MinHo çok bitkindi. Siwon, Hyun Bin'in de arkadaşıydı ama aralarında en çok MinHo etkilenmişti. Kızlar eve gitmeyip onlara göz kulak olmaları gerektiğini düşündüler. Dicle hastalığı yeni atlattığı için misafir odasında dinlenmeye çekildi. Ayça, Nurhan, Hyun Bin ve Şule ise salonda sessizce oturmaktaydılar. Hyun Bin sessizliği bozdu: "Anlamıyorum. MinHo Siwon ile benden daha samimi değildi. Haberi aldığından beri garip davranıyor. Sıkıntısına anlam veremiyorum. Bence o bulunacak ve tüm bunları unutacağız." dedi. Ayça: "Ben de umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini düşünüyorum. Ancak MinHo, Siwon'a kızgındı. Belki dert ettiği, son görüşmelerinin bu şekilde olmasıdır." diye ekledi. Bu sırada Şule "Ben bir Dicle'ye bakayım" diyerek onların yanından ayrıldı. Misafir odasına giderken MinHo'nun odasının kapısının açık olduğunu gördü. İçeriden ağlama seslerinin geldiğini duydu. Yardıma ihtiyacı var belki konuşmak ister düşüncesiyle kapıyı tıklattı. Hiç ses gelmemişti. Ses gelmesini daha fazla beklemeyip içeri girdi. MinHo yatağına uzanmış ağlıyordu. Şule: "Üzüntünü anlıyorum; ama şimdi ağlamanın sırası değil. İki gündür herkes çok yıprandı. Güçlü olmalısın" dedi. MinHo ona: "Hiçbir şey bilmiyorsunuz." diye karşılık verdi. Bilmedikleri neydi? Tek bilmediği MinHo'nun bu kadar duygusal olmasıydı. Onun bu yönüyle karşılaştığı için garip bir mutluluk duydu. Kibirli ve aşağılayan bakışlarının altında hassas ve kırılgan, düşünceli biri yatıyordu demek. Şule ani bir hareketle yatağa oturdu. Elini MinHo'nun yüzüne götürdü. MinHo bu hareketi beklemiyordu. İstemsizce irkildi, fakat onu engellemedi. "Lütfen güçlü ol" dedi Şule. MinHo bir süre Şule'ye baktı. Öylece bakıştılar. İlk hamleyi Şule ayağa kalkarak yaptı. "Ben gitmeliyim, Dicle'ye bakacaktım" dedi. MinHo yalnızca kafa salladı.
Şule Dicle'nin kapısına geldiğinde MinHo'yu düşünüyordu. Son iki gün hayatları derinden değişmişti. Kore'ye gelmeleri çok ani olmamıştı, her zaman planladıkları bir şeydi. Ama tüm bu yaşananlar aniydi. Bu adamlar hayallerinde canlandırdıkları adamlardan çok farklıydılar. Ne kadar benziyoruz diye düşündü. Onlar da bizim gibi, bazı hassas noktaları var. Aynı şeyleri salonda öylece oturup uzaklara dalan Nurhan da düşünüyordu. Sürpriz komşuları hayatlarına çok hızlı bir şekilde girmişti. Ayça'ya baktı. Hyun Bin ile ne kadar mutlu görünüyordu. Ayça'nın Türkiye'deyken erişemediği bu adamın karşısında oturup onunla sohbet ettiğine şahit oluyordu. Rüya gibiydi.
Geceyi MinHo'nun evinde geçirdiler. Sabah olduğunda Nurhan birkaç eşya almak için kendi evlerine gitti. Eve geri döndüğünde kapıda bir sürü gazete olduğunu gördü. Aralarından bugünün gazetesini aldı. Ancak tam eve girecekken başlığı gördü. Elleri titremeye başladı. Başlık aynen şöyleydi: "ÜNLÜ AKTÖR LEE MIN HO'NUN ESKİ SEVGİLİSİ SHIN JI HAE VE YAKIN ARKADAŞI CHOI SIWON GEÇİRDİKLERİ KAZANIN ARDINDAN HAN NEHRİ'NDE ÖLÜ BULUNDU."
:(
Gelecek bölümde görüşürüz