Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Pain Love Yaseminminoz 11 3,224 Son Mesaj:08-19-2014 01:12 AM
  Sweet Love SalvatoreTVD 52 25,424 Son Mesaj:04-11-2014 02:39 AM
Heart High School Love <3 iran minoz 4 2,466 Son Mesaj:03-24-2014 09:24 PM
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 4 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Secrets And Love
Yazar Mesaj
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #1
Star Secrets And Love
 
facebook share twittershare
Secrets And Love


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Tanıtım Videosu



Lee Min Ho: 27 yaşında Seoul National Üniversitesi’nde ekonomi bölümünü bitirmiştir. 21 yaşında mezun olmuş aynı senede askere gitmiş ve 23 yaşında askerden dönmüştür. Babasının sadece Seul’de 30 cafe ve restoranta sahip olup ülkenin her şehrinde mekanları bulunuyor. Babası küçük bir cafeyle işlerini büyütmüş çok çalışmasının emeğini almıştır. Seul’de merkez şirkette cafe ve restorantların yönetimini kendi elinde tutmuştur. Ancak Min Ho’nun askerlik dönüşünde ona önce işi öğretmiş sonra da Min Ho şirketin başına geçirmişti. Üniversitede Park Min Yeong ile onu korumak amaçlı arkadaşlık ilişkisi başlamış – bir grup serserinin elinden onu kurtarmıştır - üniversite 3’te yani 19 yaşında Min Yeong ile sevgili olmuştur. Birazda Min Yeong’un ısrarı üzerine 25 yaşında nişanlanmıştır. Ancak nişanın 1 sene sonrasında Min Yeong’u trafik kazasında kaybetmiş ve hayata küsmüştür. Nişanlısının ölümü üzerine derin üzüntüyle şirketin işleri kötüye gitmiş babası önlem alarak Min Hoo’yu şirketten çıkartmıştır. Bunun ardından 1 sene kendi kafasına göre yaşamıştır.

Karakter Analizi:
Yakışıklılığıyla öz güven sahibi, sempatik, güler yüzlü bir adamdır. Koruyuculuk içgüdüsüne sahip, nişanlısını kaybettikten sonra kendisini gece hayatına adamış çapkınlıklara başlamış bir adamdır.


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Park Min Yeong: 26 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş genç bir kız. Lee Min Ho’ya sırılsıklam aşık. Min Ho ile aynı okulda okumuştur. Okulun ilk günü serseriler tarafından sıkıştırılmış ve onu kurtaran Min Ho olmuştur. O günden sonra ilişkileri arkadaşlık olarak devam etse de o her zaman Min Ho’ya aşıktı. Aşkını 2 sene saklamış üniversite 3.sınıfta daha fazla saklayamadığı için itiraf etmişti. İlişkileri böylelikle başlamış, kendisinin evlenmek isteğiyle nişanlanmışlardı. Ancak evliliği göremeden ölmüştü.Ailesi tarafından el bebek, gül bebek yetiştirilen, güler yüzlü, çabuk sinirlenebilen, içine kapanık bir kızdır. Min Ho ile tanıştıktan sonra içine kapanıklılığı daha iyiye gitmiş, kendisini Min Ho’ya açabilmiştir. Ailesinin ona iyi davranmasına rağmen bazen kendi iç dünyasında birçok kez sorun yaşamıştır. Anti depresan ilaçlar kullanmış yine bu dönemlerde yanında Min Ho ile iyileşme göstermiştir.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Han Hyo Joo: 25 yaşında. Annesi ev hanımı, babası büyük bir şirkette genel müdür. Durumlarının iyi olmasına rağmen Hyo Joo 19 yaşındayken annesini kalp krizinden kaybetmiştir. Babasıyla yaşamaya başlayan Hyo Joo annesinden kalp rahatsızlığını miras olarak aldığını bilmeden yaşamıştı. Babasının ısrarı yüzünden 18 yaşında Seoul National Üniversitesi’nde ekonomi bölümünde okumuştur. Min Ho 3.sınıftayken kendisi 1.sınıftadır. O zamanlarda kader onları birleştirse de birbirlerinden farksızdır. Çoğu kez karşılaşıp, birbirleriyle zor durumlara düşseler de hep birbirlerine yabancı kalmışlardır. Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra babasının ısrarıyla, babasının çalıştığı şirkette işe başlamış ancak yaptığı işi sevmediği için gizlice sınavlara tekrar hazırlanıp istediği bölüm olan iç mimarlığı kazanmıştır. Bunu babasına söylediğinde büyük tartışmalar yaşamış, kalp krizi geçirip hastaneye yatırılmıştır. Tamda o zaman hastalığının farkına varılmış olması ve kalp nakli gerektiğini öğrenmesi hayatını annesinden sonra 2.kez yıkmıştır. Ancak onu ayakta tutan her zaman yanında olan Donghae sayesinde tekrar hayata tutunmuştur. Babası o haldeki kızını daha fazla üzmek istemediğinden iç mimarlık okumasına izin vermiştir. Donghae ve Hyo Joo nasıl bir sevgili oldular? Tabi ya onu unutmamak gerek. Donghae ve Hyo Joo ortaokulu aynı okulda okumalarına rağmen Donghae onun bir üst sınıfındaydı. O zamanlarda aşıktı Hyo Joo Donghae’ye. Ardından Donghae’nin kazandığı liseyi kazanmak için çok çalışan Hyo Joo çabasının sonucunu almış kazanmıştı. Lisede ise ilk sene bir şey diyememiş lise 2’de Donghae’ye aşkını itiraf etmişti. Sonra sevgililik dönemleri başlamıştı. Lise döneminde çok belli etmemiş olsada Donghae’de en az Hyo Joo kadar seviyordu. Yani 9 yıllık bir geçmişleri olmuştu. Çocukluk aşkıydı ve öylede devam etmişti.

Karakter Analizi: Donghae’nin ölümünden önce gayet neşeli, sempatik ve sevecen biridir. Sempatikliğiyle insanları kendisine çekmeyi başarmıştır her zaman. Çalışan, azimli ve geçirdiği zorluklara karşı ayakta durmayı başarabilmiştir. Ta ki Donghae’nin ölümüne kadar. Donghae’nin ölümünden sonra kendisi tamamen iç dünyasına çekilmiş, 1 seneyi evde geçirmiştir. Sadece ihtiyaçlarını almak için markete çıkan, yüzünde eksik olmayan gülümsemesinden artık eser kalmayan biri olmuştur.


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Lee Donghae: Ortaokuldan beri okulda hep göz önünde olmuş, oldukça populer olan bir öğrencilik yaşamıştır. Okulunun futbol takımında olup müzikle de yakın ilgisi olmuştur. Seninin güzelliğiyle birçok gönül fethetmiştir. Hyo Joo’ya kadar türlü çapkınlıkları olmuştur. Son derece sempatik, insanlara iyi davranan, çocukları çok seven –öyle ki Hyo Joo ile evlendiklerinde en az 4 tane çocuk isteyen- her zamna güler yüzlü ve pozitif enerjisiyle gönülleri fetheden biri olmuştur.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Lee Seung Gi: Donghae’nin liseden sınıf arkadaşı. En iyi dostu. Aynı lisede okudukları yetmezmiş gibi aynı bölümü okumuşlar ancak Seung Gi hem o dönemler yaşadığı zor zamanlardan hem de okumak istemediğinden bölümünü yarıda bırakmıştır. Bir cafede garson olarak çalışıyor. Donghae’nin ölümünden sonra da Hyo Joo’yu hiç yalnız bırakmamış Yoona ile her zaman destekçisi olmuşlardır.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Yoona: Hyo Joo’nun en iyi dostu. Hatta kardeşi gibi. Aynı mahallede büyümüşlerdir. Dostlukları hep devam etmiştir. Donghae ile de Hyo Joo ve Donghae aracılığıyla tanışmıştır. Çok tatlı bir çift olmakla birlikte tatlı tartışmaları da sıkça mevcuttur. Seung Gi ile aynı cafede çalışıyorlar. Yoona sayesinde Seung Gi ‘de o cafede iş bulmuştur.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Kim Kyu Jong: Seung Gi ve Yoona ile aynı cafede çalışan bir elemandır. ‘Güzel karakter’ lakabıdır. Kalbinin çok güzel olmasından dolayı bu lakabı cafedeki işçiler takmıştır. Son derece iyi ve temiz kalpli bir garson o. Çokta iyi bir aşçı.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Jong Ho Bin: Lee Min Ho’nun sağ kolu. Her işinde yardımcısı.


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
İleride katılacak karakterler:

So Ji Sub: Lee Min Ho’nun sevdiği bir abisi (Öz abisi değil).


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Konusu: Hayatlarını 1 sene boyunca kendilerine kapatmış olan Hyo Joo ve Min Ho. Hyo Joo kendisini eve kapatmış Min Ho 2 aylık yasın sonunda kendisini gecelere adamıştır. 1 seninin sonunda Hyo Joo’nun karşı komşusunun Lee Min Ho olmasıyla birlikte hayatlarında 2.bir dönem başlamaktadır. Min Ho’nun babasının ısrarıyla, onun için ayrı bir önemi olan Love Cafe’nin başına Min Ho’yu geçirmektedir. Min Ho koskoca şirkette bir görev beklerken sinek avlayan bir cafenin başına geçmekte önceleri şikayet etmiş olsada kabul eder ve evini ailenden ayırarak işe başlar. Hyo Joo ise iç mimarlığı 3.sınıfın sonunda geçirdiği trafik kazası ve kaybettiği çocukluk aşkıyla birlikte okulu bırakmıştır. Yoona sayesinde ve hazıra dağların bile dayanamayacağını fark ettikten sonra tekrar iş hayatına atılır. Ancak para işini sevmediği için ekonomi ile ilgili bir işte çalışmak istemez. Tam da o anda Love Cafe’de askerliği için işten ayrılan bir elemanın yerine alınacak kişi için Yoona’nın ısrarıyla iş başvurusunu yapar ve cafenin şefi tarafından işe alınır. İki farklı hayat! Önceden çatışmış ve benzer iki hayatın birleşmesini ve ardından ortaya çıkacak sırları anlatan, yeri geldiğinde dram yeri geldiğinde insanın içini ısıran romantik-komedinin geçtiği bir cafe. Love Cafe!

Arkadaşlar senaryoyu gerçek isimleriyle anlatacağım ^^
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
(Bu Mesaj 02-28-2014 07:20 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ~YaseMinHo~.)
02-28-2014 07:14 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #2
Secrets And Love
 
Bölüm Müziği:




Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.


BÖLÜM 1 – KÖTÜ BAŞLANGIÇ

Her zaman ki gibi bir cumartesi sabahıydı. Min Ho babasının ‘’hafta sonu kahvaltısı ailecek yapılır! ‘’ kuralına annesinin zoruyla 08:30 da uyanmıştı. Zaten eve geleli 3 saat anca olmuştu. Ancak babasının huyunu bildiği için fazla zorlamadan kalkıp salonda o kocaman ama sadece 3 kişi için olan masaya ailesine ‘günaydın’ diyerek oturmuştu. Babası sabaha karşı geldiğini bildiğinden laf sokma girişimlerine son süratla başlamıştı.
Baba – Yine barlarda sabahlamışsın.
Min Ho – Öyle oldu.
Babası sinirlenmeye başlamıştı. 1 sene boyunca yaptıkları yetmezmiş gibi birde ukalaca cevap vermesi katlanılmazdı.
Baba – Artık yeter Min Ho! Ben bu yaşımda hala çalışıyorum peki sen! Yas tutmanı anlarım ama tam 1 sene oldu.
Min Ho’nun vereceği cevap yoktu. Çünkü babası son derece haklıydı.
Baba – Verecek cevabın yok değil mi? Tamam yapacağımı ben biliyorum.
Min Ho –Ne yapacaksın?
Baba – Love Cafe’nin müdürü olarak işe başlayacaksın!
Min Ho alaycı bir gülümsemeyle söze atılmıştı hemen.
Min Ho – Daha neler. Şirket duruyorken neden o kıytırık, doğru düzgün iş yapmayan, küçücük yerde çalışayım. 4 sene boyunca o zor bölümü bu yüzden bitirmedim.
Baba – O okulu barlarda kızlarla sabahlayasın diye de okumadın! Ne zannediyordun. Bu haldeyken sana şirkette bir görev vereceğimi mi? Önce kendini toparla. Cafeye gelirsek o cafe benim için çok değerli. İş yapmıyorsa ne yapıp ne edip orayı işlek hale getireceksin.
Min Ho – Ama baba!
Baba – Konu kapanmıştır. Pazartesi işe başlıyorsun. İşe alışana kadar şefin söyledikleri dışına çıkma. Yetkiler bir süre için onda olacak. Ben gerekli gördüğümde, orasının kar yaptığına inandığımda şirkete geçeceksin.
Min Ho – Ben doydum!
Min Ho sert tepkiyle masadan kalkıp odasına gitmişti. Koskoca şirket duruyorken küçücük bir cafede çalışmak en son istediği şeydi. Ne yani ekonomi gibi bir bölümü o cafede çalışmak için mi okumuştu.
Annesi ise babasından bunun gerekçelerini soruyordu. Neden o cafede çalışacaktı?
Anne – Neden böyle bir şey yaptın anlamıyorum? Min Ho okulunu bitirdikten sonra da şirkette çalıştı. İşi öğrendi. Şimdi neden o cafe? En azından daha büyük bir restorantın başına geçirseydin. Gururu kırıldı.
Baba – Bu kafayla ancak orada çalışabilir. Kendisini toparlaması için bu bir fırsat. Ayrıca o cafenin benim için önemini biliyorsun. İş yapmıyor, kapanmaması için direniyorum ama çok zor.
Anne – Evet annenin ve babanın tanıştığı yer…
Baba – Onların mirasıyla bana kaldı. Orası sayesinde büyüttüm işleri. Birçok yer açtım. Ama son 2 senedir doğru düzgün iş yapmıyor. Giderleri anca karşılıyor. Orayı ayakta tutmak istiyorum. Min Ho şirkete geçmek için orada azimle çalışacak, böylelikle hem kendisini toparlayacak hem de cafenin kar getirmesini sağlayacak.
Anne – Aslında mantıklı ama bilmiyorum işte.
Baba – Artık 27 yaşında koskoca adam. Kıyamıyorsun ona ama ayakta kalması ve hayata tutunması gerekiyor. Yeterince şımarttık!
Anne – Tamam tamam bir şey demiyorum. Bu onun için iyi olacaksa..
Baba – İyi olacağına inanıyorum.
Min Ho odasında biraz düşünüp yapacağı başka bir şey olmadığını anlamıştı. Ancak onunda bir isteği olacaktı babasından. Hemen tekrar aşağı inmiş ve salonda oturan anne babasının karşısındaki koltuğa geçmişti.
Min Ho – Tamam kabul ediyorum. Orada çalışacağım. Ancak benimde bir isteğim var sizden.
Anne – İstek mi?
Baba – Söyle bakalım, ne istiyorsun?
Min Ho – Artık 27 yaşındayım ve kendi başıma bir eve çıkmak istiyorum. Madem artık ayaklarımın üzerinde durmamı istiyorsunuz ayrı eve çıkacağım.
Anne – Ama oğlum nasıl tek başına idare edeceksin. Sen daha kendine yemek bile hazırlamış biri değilsin.
Min Ho – Anne yapma! Hallederim yemekten kolayı mı var. Hem bütün gün cafede olacağım.
Anne – Sadece yemek mi, çamaşırlarını kim toplayacak, yıkayacak?
Min Ho –Anne şehir değiştirmiyorum sadece başka eve çıkıyorum. Halledemezsem eve birini çağırırım ve hallettiririm.
Baba – Tamam kabul. Şirkete yarım saat uzaklıkta bir ev var. Kiracılar yeni çıktı. Taşın oraya.
Min Ho – Süper, adresi ver bende Ho Bin’e evi temizletmesi için birilerini ayarlamasını rica edim. Yarında taşınırım.
Anne – Bu kadar erken mi? Ama oğlum..
Min Ho annesinin yanına gitmişti, ellerini annesinin yanaklarını sarmış;
Min Ho – Anneciğim endişelenme lütfen. Hafta sonları gelirim. Bir sorun olursa da ilk seni ararım tamam mı?
Anne – İçim hiç rahat değil Min Ho!
Min Ho – Siz annelerin genel olarak içi rahat değil zaten. Sanki bütün belalar çocuklarınızı seçip bulacak. Yapma böyle. Sadece evham sendeki.
Anne – Bana öyle bakınca kalbimin nasıl yumuşadığını iyi biliyorsun..Tamam git bakalım…
Annesinin de gönlünü yaptıktan sonra babasından adresi almış Ho Bin’e yeri bildirmişti. Ho Bin ise o gün evi temizletmek için birilerini ayarlamıştı. Min Ho ise evi için küçük birkaç eşya ve kolay hazırlanabilecek yiyecekler almak için alışverişe çıkmıştı.
Han Hyo Joo ise erkenden kalkmıştı. Dolabı açtığında ise bomboş olduğunu fark etmiş üzerini değiştirip alışverişe çıkmıştı.
Alışveriş merkezi
Hyo Joo telefonunun sesiyle raflardan gözlerini ayırmış ve telefonuna cevap vermişti. Arayan Yoona’ydı. Önce telefonu açmak istemedi. Çünkü her zamanki gibi önce güzel bir azarını işitecek sonra nasihatlere geçecekti. Ama daha fazla dayanamayıp telefona cevap vermişti.
Hyo Joo – Alo, Yoona.
Yoona – Canım ne yapıyorsun?
Hyo Joo – Alışverişteyim, yiyecek bir şey kalmayınca alışverişe çıkmak zorunda kaldım.
Yoona – Güzel en azından iki üç insan yüzü görmüşsündür. Evrim geçirene falan denk geldin mi? Malum eve o kadar bağlandın ki. Yakında sosyofobik olacaksın diye korkuyorum.
Hyo Joo – Peki senin bu iğrenç espirilerini ne yapacağız biz.. Beni azarlamaktan ve nasihatlerden ne zaman vazgeçeceksin merak ediyorum.
Yoona – Kendine geldiğinde vazgeçicem ama senin öyle bir niyetin yok gibi gözüküyor.
Hyo Joo – Yoona nasihatlerini 1 saat sonraya saklayabilir misin? Alışveriş yapmaya çalışıyorum.
Yoona – Tamam tamam, hemen söyleyeceğimi söylim o zaman. Bu akşam yemeğe bana gelsene, Seung Gi’yi ve iş yerinden arkadaşlarımı da çağırdım. Hem senin içinde değişiklik olur.
Hyo Joo –Yoona kalabalık ortamı sevmediğimi biliyorsun.
Yoona – Kalabalık dediğin 4 kişi olacağız seninle 5 .
Hyo Joo bu sırada rafta tek kalan hazır kimbapa yönelip alacakken başka bir daha o kimbapa uzanmıştı. Evet o elin sahibi Min Ho’dan başkası değildi. Hyo Joo bir yandan çekiştirirken Min Ho da çekiştirmeye başlamıştı.
Hyo Joo – Canım ben seni aricam.
Diyerek telefonu kapatmıştı.
Hyo Joo – Onu ilk ben aldım, bırakır mısınız?
Alaycı gülümsemesiyle;
Min Ho – İlk sen mi aldın? 2 işi bir arada yapamıyorsun sanırım. İlk ben alıyordum sen engel oldun!
Hyo Joo – Bu numaralarla kimbapı alabileceğini mi düşünüyorsun!
Min Ho – Numara değil gerçek, bırak artık şu paketi.
Hyo Joo – Hayatta olmaz! Ölürümde bırakmam. Hem senin nezaket kurallarından haberin yok sanırım. Erkek olacak birde..
Min Ho – Buna nezaket değil pozitif ayrımcılık denir. Erkeklerin sırf kızları etkilemek için yaptıkları şeyi yapmayacağım. Bu benim!
Hyo Joo – Ha şuna bak! Ukala. Al doya doya ye. Seninle muhatap olacağıma kimbap yememeyi tercih ederim.
Min Ho – Bende seninle konuşmaya bayılmıyorum! Bir daha karşıma çıkmazsan iyi edersin muşmula surat!
Min Ho kimbapı alıp oradan uzaklaşırken Hyo Jo şaşkınlıktan bir şey diyememişti bile arkasından bağırmakla yetinmişti.
Hyo Jo – Muş. Muşmula surat mı?! Sensin o. Öküz, nezaketsiz aishhhh!
Min Ho arkasına dönmeden elini kaldırıp güle güle anlamında elini sallamıştı. Bunu gören Hyo Jo daha da sinirlenmişti.
Hyo Jo – Dengesiz, saygısız. Bu tür insanların nesli nasıl hala devam ediyor şaşırıyorum! Kimbapda gitti..

Han Hyo Jo eve gelince eşyaları yerleştirmiş kahvaltısını yapmıştı. Ardından konuşmasını tamamlayamadığı için Yoona’yı aramıştı.
Hyo Jo –Yoona kusura bakma ya aksi birine denk geldim markette. Kapatmak zorunda kaldım.
Yoona –Sorun değil.. Ee geliyor musun akşama?
Hyo Jo – Yoona gelmesem..
Yoona – Hyo Jo yeter artık hep ben sana geliyorum. Şu 1 sene boyunca sadece 2 kez geldin bana artık alınıyorum ama.
Hyo Jo – Tamam ya tamam.. Gelicem.
Yoona –Vazgeçmek yok.
Hyo Jo – Tamam yok.
Yoona –Tamam akşam en eç 7’de bendesin. Öpüyorum seni, görüşürüz.
Hyo Jo –Görüşürüz..
Hyo Jo görüşmeyi tamamladıktan sonra bir süre tv izlemiş ardından markette hesap kartının nakit için yeterli gelmediği aklına gelmişti. Nasıl olurda yetmez ki, babasının gönderdiği para bu kadar çabuk mu bitmişti. Ardından hesabını ve fişleri kontrol ettiğinde gerçekten de bankada çok az miktarda parasının kaldığını fark eder. Babası normalde her ay bir miktar para yolluyordur ama nasıl olmuştu da bu ay açık çıkmıştı. Babasından hiçbir zaman para istemezdi zaten ama bunu bilen babası yeteri kadar para yollardı. Artık bir şeyler yapması gerektiğine karar vermişti. Para isteyemezdi.. Artık hayatını bir düzene koyup çalışması gerekiyordu. Başka yolu yoktu!
Akşam için hazırlanmış Yoona’ya gitmişti. Yemek Hyo Jo dışında herkes için eğlenceli geçiyordu fakat Hyo Jo hala toplum ve arkadaş çevresine kendini adapte etmekte zorlanıyordu. Zoraki gülümsemelerle insanlara katılıyordu.
Yoona ile tatlıları mutfakta hazırlarken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Hyo Jo yeni aldığı kararı açıklamıştı.
Yoona – Gerçekten çok sevindim kararına. Artık çalışıp sosyal hayata atılmalısın. Yeterince yas tuttun, kendini toparlamalısın.
Hyo Jo – Para sorunu olmasa..
Yoona – Babana bunun için teşekkür etmek istiyorum..Para göndermeyi kestiği iyi oldu.
Hyo Jo – Nasıl bir arkadaşsın sen, inanmıyorum.
Yoona – İyiliğin için.
Bu arada mutfağa Seung Gi girmişti.
Seung Gi – Nerde kaldınız oo çok güzel görünüyor tatlı..
Diyerek parmağını pastaya batırmıştı. Yoona ise hemen eline vurmuştu.
Seung Gi – Aşkım ya! Acıdı ama.
Yoona – Sende bu kadar sabırsız olma.
Seung Gi –Siz ne konuşuyordunuz fısır fısır.
Yoona – Hyo Jo bitkisel hayattan çıkmaya karar vermiş.
Hyo Jo – Yoonaa!
Seung Gi – Nasıl yani?
Yoona – Yanisi artık çalışmaya başlayacak.
Seung Gi – Woww gerçekten mi? Sonunda Hyo Jo çok sevindim.
Hyo Jo – Teşekkür ederim Seung Gi ama ben hala nerede çalışacağım bilmiyorum.
Seung Gi – Bilmiyor musun, yapma. Ekonomi bölümünü 3,82 puanla bitiren birisin. Her yerde kolayca iş bulabilirsin.
Hyo Jo –Ekonomi mi?! Iyhh babamın zoruyla okuduğum o alanda çalışmayacağım. Hesap kitap işleri bana göre değil.
Seung Gi – Ah okuduğun bölümün kıymetini gerçekten bilmiyorsun.
Yoona – İç mimarlık alanında iş arasan?
Hyo Jo -3.sınıftan terk bir üniversiteliyi kimsenin işe alacağını sanmıyorum.
Seung Gi – Doğru bende olsam almazdım.
Yoona Seung Gi’ye sert bakışlarla bamıştı.
Yoona – Aşkım yine fazla açık sözlü değil misin sence de?
Seung Gi – Ahh tamam sustum. Doğru söyleyen neden hiç birde istenmiyor anlamıyorum.
Hyo Jo – Yoona, Seung Gi haklı..Başka bir iş bulmalıyız.
Yoona – Neyse hadi içeride konuşalım, Seung Gi alsana bu iki tabağı.
Seung Gi – Tamamm..
İçeriye geçerler ve sohbetlerine devam ederler.
Yoona – Ee ne tür işlere başvuru yapacaksın.
Hyo Jo – Hiçbir fikrim yok.
Şef ( Love Cafe’nin şefi) – İş mi arıyorsunuz? Alanınız ne?
Hyo Jo –Evet. Ekonomi ama bu alanda çalışmak istemiyorum. Yani hesap işleri falan bana göre değil.
Şef – Aslında Min Hyung yerine bir elemana ihtiyacımız var. Ama kabul eder misin?
Yoona – Tabi ya! Min Hyung askerlik için işten ayrıldı ve bir eleman alınacak. Hyo Jo ne olur bizim cafede çalış!!!
Hyo Jo – Nasıl yani?
Seung Gi – Beğenir misin bilmem ama bizim cafede garsonluk ve diğer ayak işleri için elemana ihtiyaç var.
Hyo Jo – Beğenmek ne kelime bayılırım! İş olsunda.. Ama başvuruyu kime yapacağım.
Yoona, Seung Gi ve Kim Kyu Jong parmaklarıyla şefi gösterirler.
Hyo Jo – Aa size mi? Beni işe alır mısınız? Lütfen….
Herkes meraklı gözlerle şefe bakıyordu.
Şef – Sakar değilsin dimi?
Hyo Jo yüzüne şirin bir ifade koyarak parmaklarıyla birazcık anlamında işaret yapar.
Hyo Jo – Yani birazcık, birazcıktan biraz daha fazla da olabilir. Ama gerçekten çok çalışırım ve işimi en iyi şekilde yapmak için çaba harcarım.
Şef – Tamam denemeye değer o zaman. Pazartesi günü işe başlayabilirsin. Sabah 7’de cafede oluyorsun.
Hyo Jo –Teşekkürler, çok teşekkürler…
O akşam iş haberinden sonra Hyo Jo ve diğerlerinin keyifleri daha da yerine gelmişti. Sohbet daha da koyulaşıyordu.
Yoona – Bu arada sen alışverişte bir sorun oldu diyordun neydi o?
Hyo Jo – Ah o, aishh hatırladıkça sinir oluyorum. Seninle konuşurken hazır kimbaplara elimi tam uzatıp alacakken başka biri daha elini uzatmıştı ve son paketti. Odun adam nezaketli davranıp kimbapı vermediği gibi laf dalaşına girdi benimle. Üstelik birde .. Aa bu kadar yeter.
Kyu Jong – Ama burada kesemezsin birde ne oldu??
Yoona –Hyo Jo ne oldu ya sonra?
Hyo Jo – Birde bana muşmula surat dedi, inanabiliyor musun?!
Seung Gi kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Yoona ayaklarıyla uyarmaya çalışsa da kendisine engel olamıyordu.
Hyo Jo – Seung Gi inanamıyorum sana. Yaa kahkaha atmayı kesebilir misin?
Seung Gi – Ama çok komik değil mi? Muşmula surat. Hahah özür dilerim Hyo Jo ama tutamıyorum kendimi.
Yoona – Ben seni şimdi öyle bir tutucam ki.
Seung Gi sonunda sakinleşmişti.
Seung Gi – Tamam ya özür dilerim. Ama Hyo Jo sende biraz kendine özen göstermelisin. Dışarıda çok asık suratlı olabiliyorsun.
Yoona – Seung Giiii!!
Hyo Jo – Seung Gi canına mı susadın arkadaşım.
Seung Gi – Senin iyiliğin için söylüyorum ama.
Kyu Jong – Ben bir şeyi merak ettim. Hyo Jo neden uzun süredir çalışmıyordun, iç mimarlık okuyorken neden bıraktın?
Kyu Jong can alıcı noktayı sormuş ve o güzel geceyi Donghae’yi hatırlatarak moralleri bozmuştu. Sadece Hyo Jo değil en yakın arkadaşını, dostunu kaybeden Seung Gi nin de morali bozulmuştu.
Kyu Jong – Yanlış bir şey sordum galiba. Özür dilerim ya.. Sormadım farz edin.
Hyo Jo – Ben 1 sene önce 9 yıllık sevgilimi trafik kazasında kaybettim. Seung Gi ‘nin de yakın dostuydu. Beni korumak için…
Yoona – Canım anlatma gerçekten gerek yok.
Hyo Jo – Aklımdan çıkmıyor ki Yoona ! Anlatmakla aklıma gelmiyor sadece. Her gece yattığımda, başımı yastığa koyduğumda gözlerimi kapatıyorum ve o an gözümün önüne geliyor. Her boş vaktimde aklıma geliyor, hiç unutmuyorum ki.
Seung Gi – Nasıl unutabiliriz ki onu. Her futbol maçıma gittiğimde hala telefona sarılıyorum sanki çıkıp gelecek ve bize katılacak gibi. Alışmak çok zor.
Kyu Jong – Ben çok üzüldüm gerçekten. Kendimi çok suçlu hissediyorum.
Hyo Jo – Suçlu hissetmene gerek yok olayı bilmediğin için sordun.
Şef – Hyo Jo bence bir psikologla görüş. 1 sene geçmesine rağmen duygularını hala bu kadar şiddetli hissetmen. Bilmiyorum kendini daha hissedebilirsin...
Hyo Jo – Ben artık kalksam iyi olacak. Geç oldu hem.
Yoona – Bende kalsana.
Hyo Jo – Yalnız kalmak daha iyi gelecek. Hem birkaç işim var. Malum işe başlamadan önce yapmam gerekenleri yapayım.
Yoona – Öyle diyorsan.
Şef – Ben seni bırakayım o zaman.
Yoona –Şey gerek yok. Otobüsün son seferi 5 dk sonra.
Şef – Ben bırakırdım.
Yoona – Siz yönünüzü değiştirmeyin, evi biraz ters yerde.
Şef – Sorun olmazdı ama siz öyle istiyorsanız..
Hyo Jo Yoona’nın gözlerine teşekkür edercesine bakıyordu.
Hyo Jo eve gider gitmez duş alıp yatmıştı. 2 saat yatakta dönüp dursa da uykuya dalmıştı. Sabah 8’de gürültülü bir sesle uyanmıştı.
Hyo Jo – Pazar günü bu saatte ne sesi ya! Rahat uykuda mı uyuyamayacağım!
Yataktan hışımla kalkmış hırkasını giyip kapıyı açmıştı. Taşınan eşyaları görünce deliye dönmüştür. Bu saatte üstelik Pazar günü hangi akıllı (!) insan taşınır ki. Hem de gürültülü şekilde.
Hyo Jo eşyaları taşıyan görevliye yönelmişti.
Hyo Jo – Pardon ama ne yapıyorsunuz!
Görevli – Nasıl yani hanımefendi eşya taşıyorum.
Hyo Jo – Saatin kaç olduğundan haberiniz var mı sizin?
Görevli – Benim yapabileceğim bir şey yok. Taşınan beyefendi bu saatte çağırdı. Yoksa bende bu saatte uyumak yerine eşya taşımak istemem.
Hyo Jo – Nerede peki bu adam?
Görevli – Gelir şimdi bir kutu arıyordu.
Hyo Jo –Tamam teşekkürler, size patladım kusura bakmayın.
Görevli – Sorun değil.
Görevli eşyaları taşımaya devam etmişti. Hyo Jo ise kapının orada ev sahibini bekliyordu. Ve Min Ho elinde kutuyla görünmüştü. Min Ho karşısında Hyo Jo’yu görünce şok olmuştur.
Min Ho – Hayırdır benden çok etkilendin de evimi mi buldun?
Hyo Jo – Yok artık! Buraya taşınan sen değilsin dimi!!
Min Ho – Seni hayal kırıklığıa uğrattım sanırım. Çok sevindim buna. Evet buraya taşınıyorum. Sende açılış için mi geldin?
Hyo Jo – Ha ha ha çok komik! Bugün günlerden ne?
Min Ho – Pazar. Günleri de mi bilmiyorsun?
Hyo Jo – Saat kaç?
Min Ho elindeki kutuyu yere bırakır ve saate bakar.
Min Ho – 8’i 5 geçiyor.
Hyo Jo – Pazar sabahı herkesin dinlendiği, izinli olduğu, yatıp uyumak istediği bir saatte bu kadar gürültülü şekilde taşınmanız normal mi?! Öğleni bekleyemediniz mi acaba?
Min Ho – Taşınmadan önce senden izin mi alma gerekiyor?
Hyo Jo – Doğru söyle biri seni benim başıma bela olsun diye mi gönderdi?!
Min Ho – Sen zaten başlı başına belasın. Dünden beri karşılaşıyoruz. Yüzünü görmek istemiyorum dedikçe karşıma çıkıyorsun.
Hyo Jo – Odun adam! Bende bayılmıyorum sana ama rahatsız oldum. Ya gürültü yapmadan işinizi halledin ya da daha uygun bir saatte taşının.
Min Ho – Sanane ya taşınmamdan. Hem sen nerede oturuyorsun ki?
Hyo Jo – Karşı komşunum ne yazık ki! Ve bu gürültüyle uyandım.
Min Ho – Yok artık karşı komşum sen misin? Şaka olmalı.
Hyo Jo – Bence de şaka olmalı. Aklıma çok güzel bir fikir geldi en güzeli ne biliyor musun sen gelmeden git. Son gazla hem de.
Min Ho (alaycı gülümsemeyle) – Çok zekisin sen ya! O muşmula suratını görmek zorunda kalsam da hiçbir yere gitmem.
Hyo Jo – Muşmula surat sensin anladın mı! Odun adam ne olacak.
Min Ho kutuyu eline alır ve içeri girer. Ve tek eliyle marketteki gibi el sallar.
Hyo Jo – Aishh yeter ama ya! Ne uyuz adamsın sen.
Sinirlice evine geri dönmüştü. Hyo Jo o günü sinirli bir şekilde tamamlamış, Min Ho taşınmanın verdiği yorgunlukla geçirmişti.

Ertesi gün
Hyo Jo erkenden kalkmış duş almış, saçını kurutup düzleştiriciyle şekil vermişti. 1 senenin ardın ilk defa makyaj malzemelerini eline almıştı. Hafif bir şekilde makyajını yapmıştı.
Min Ho ise sabahın 6’sında babası tarafından uyandırılmıştı. Zoraki ve söylenerek o da hazırlanmıştı. Ne gereği vardı ki sabahın 7’sinde işte olmaya. Hem müdür değil miydi? İstediği saatte işe gidebilmeliydi. Söylenmelerine rağmen hazırlanmış ve evden çıkmıştı. Kapıyı kilitlerden Hyo Jo’da evden çıkmıştı.
Hyo Jo (içinden) – Meymenetsiz! Bu adam bile bu saatte kalkabiliyormuş demek ki.
Min Ho (içinden) – Tam bir baş belası! Neden bir yerden tanıdıkmış gibi geliyor. Ama bu sabah daha farklı gözükmüyor mu ?
Min Ho – Günaydın
Hyo Jo – Günaydın
Min Ho – Bu sabah biraz daha kadına benzemeyi başarmışsın.
Hyo Jo – Gerçekten çok kabasın!
Min Ho – Huyum bu ne yaparsın. Ama bence kadın dediğin bakımlı olmalı. Özelliklede senin gibi gülmeyi bilmeyen, muşmula suratlar. En azından güzel görünebiliyorsunuz makyajla.
Hyo Jo – Biraz daha hakaretlere devam edersen mahkemelik olacağız haberin olsun.
Min Ho – Amcam Kore’nin en iyi avukatlarından biridir. Hatırlatmak istedim sadece.
Hyo Jo – Amacın ne? Gerçekten merak ediyorum beni kızdırmakla eline ne geçiyor. Herkese böyle mi davranıyorsun? Çok sinir bozucusun!
Min Ho – Hayır, seninle uğraşmak hoşuma gidiyor. Yüz ifadelerin çok komik oluyor, hani bir oyun var ya Angry Birds diye oradaki kırmızı kuşa benziyorsun sinirlenince.
Hyo Jo – Ne günah işledim de komşum senin gibi odun biri çıktı bilmiyorum. Ama Tanrı’ya bol bol dua edeceğim. Başımdan git diye! Umarım akşam karşılaşmayız odun adam!
Min Ho – Benimde tüm dileğim bu…
Önden Hyo Jo gitmişti. Otobüs durağına kadar yürümüştü, Min Ho ise arabasına binip Love Cafe’nin yolunu tutmuştu.
Cafeye ilk varan Min Ho olmuştu. Kafede bütün herkese kendisini tanıtmış toplantı odasına gitmişti. Bütün elemanların geldikten sonra toplantı odasına gelmelerini istemişti. Min Ho toplantı odasına geçmişti. Hyo Jo’da 10 dk sonrasında cafeye gelmişti.
Yoona – Hyo Jo sonunda. Müdür geldi. Topalntı yapacakmış. Hemen üstünü değiştir. Kıyafetlerin dolap odasında. Orada giyinebilirsin.
Hyo Jo – Tamam hemen giyinip geliyorum.
Hyo Jo giyindikten sonra tüm elemanlar toplanmış ve toplantı odasına doğru gitmişlerdi. Şef kapıyı çalmış ve içeri girmişlerdi. Min Ho hiç yüzlerine bakmadan masayı göstererek oturmalarını işaret etmişti. Herkes ( Kyu Jong, Şef, Yoona, Seung Gi, Hyo Jo) masaya oturmuştu. Min Ho’nun tam karşısına Hyo Jo denk gelmişti. Min Ho yüzünü kaldırarak elemanlara bakacakken tam karşısında Hyo Jo’yu görmüştü.
Hyo Jo – Yok artık!!
Min Ho – Nasıl yani?!
Diyerek alaycı gülümsemesini takınmıştı. Puhaha
Evet artık Han Hyo Jo’nun başı tam anlamıyla beladaydı!
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
(Bu Mesaj 03-03-2014 03:10 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : ~YaseMinHo~.)
03-03-2014 03:09 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #3
Secrets And Love
 
Not: Bölü müziğini belli bir yere koydum oradan başlatır ve aynı anda senaryoyu okursanız belki gözünüzde herşey daha güzel canlanır ^^

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

BÖLÜM – 2 – LOVE CAFE’Yİ YENİLEME ZAMANI


Hyo Jo – Yok artık!!

Min Ho – Nasıl yani?! Sen burada mı çalışıyorsun?

Hyo Joo – Sen buranın müdürü olamazsın dimi?

Min Ho – Önce ben sordum!

Hyo Joo – Evet bugün işe başladım.

Min Ho – Şaka gibi.

Şef – Bir sorun mu var efendim?

Min Ho – Evet kocamam bir sorun var.. Tam karşımda.


Şef – Nasıl yani?

Yoona – Sorun Hyo Joo mu? Ama hiçbir şey yapmadı ki.

Min Ho – Neyse toplantıya geçelim. Özel meselelerimizi işe yansıtmamalıyız değil mi..

Yoona meraklı gözlerle bi Hyo Joo’ya birde Min Ho’ya bakıyordu. ‘Özel meseleler’ nasıl yani. İkisi arasında ne geçmiş olabilirdi ki. Meraktan
çatlıyor olsa da toplantı zamanıydı.

Min Ho – Son 5 yılın gelir giderlerinin olduğu evrakları şirketten getirtiyorum. Ama sizinle de görüşmek istedim. İşlerin kötü olduğunu
biliyorum. Durum ne kadar vahim?

Şef – Günlük müşteri sayısı 40-50. Ve bu giderleri anca karşılıyor. 2 sene öncesine kadar her şey güzeldi. Fakat 100 m ileride bir başka cafe açıldı ve müşterilerimizi oraya kaptırdık.

Min Ho – İyide insanlar alıştıkları cafeyi neden bırakıp başka bir yere gider ki?

Seung Gi – Bende bunu merak ediyordum. Hatta sırf öğrenmek için müşteri gibi oraya gittim. Fiyatlar daha uygun ve yanında birçok ikramları var. Ama gerçek şu ki kahvelerin lezzeti buradaki kadar iyi değil. Büyük ihtimalle daha ucuz yollarla kahveyi elde ediyorlar. Bilirsiniz kötü mallar veya tarihi geçmiş kahveleri kendi yollarıyla tekrar kullanılır hale getiriyorlar ama lezzeti kaliteli olanla karşılaştırılmayacak kadar kötü.

Yoona – Seung Gi gurme sayılır. Buradaki kahvelerden ve menüden o ilgileniyor. Lezzetleri bizden farklı olarak daha iyi algılar. Müşterilerin çoğu tatların farkında değil ne yazık ki. Farkında olanlarda az.

Min Ho – Anladım. Ne olursa olsun diğer cafeyi karalayamayız. Müşterileri bu şekilde çekemeyiz. Ama bir yol bulmalıyız önerisi olan?

Kyu Jong – Bir açılış yapabiliriz bence. İlk gün her şey ücretsiz olarak tattırırız böylece güzel lezzetlerle onları çekebiliriz.

Hyo Joo – İyi de söylediğinize göre kaç senedir burası var, neyin açılışı olacak ki bu.

Kyu Jong – Menüde ve kahvelerde yenilikler ve ek menüler getirebiliriz. Doğum günü ve küçük kutlamalar için bahçede özel bir kısım hazırlayabiliriz. Bence çoğu kişinin ilgisini çeker.

Seung Gi – Çok mantıklı. Yeni ve diğer cafeden farklı lezzetler eklersek faydalı olabilir.

Yoona – Doğum günü ve kutlama için mekan hazırlamada fena fikir değil. Yakınlarda üniversite ve lise var böylece öğrenci çekebiliriz. Fiyat konusunu da uygun tutarsak…

Min Ho – Güzel başka?

Hyo Joo – Bence iç mekanı ve bahçenin dizaynını da değiştirmeliyiz. Cafe güzel ancak boğucu bir havası var. Uyum yok.

Min Ho – Boğucu mu? Saçmalık. Dizayn değiştirmek kolay mı sanıyorsun. Hem bunun müşteri çekmeyle ne ilgisi var?

Hyo Joo – Evet boğucu ve kasvetli. Çok ilgisi var. Çok koyu renklerle dolu. İnsanlar zaten buraya dinlenmek ve rahatlamak için geliyor. Bu koyu renkler insanın içini daha da daraltıyor.

Seung Gi – Haklı olabilir aslında diğer cafe beyaz ve pembelerle doluylu, ferahlatıcı bir havası vardı.

Hyo Joo – En basitinden Hello Kity cafeye bakın çok tatlı ve sempatik bir tasarımı var. Çok akıllıca yapılmış bir mekan. Ve şuan en çok iş yapan yerlerden biri.

Min Ho – Bunun için iç mimar ve malzemeler için birikim lazım. Tanıtım için zaten masraf olacak. Gelirler giderleri bile karşılamazken bunların hepsini yapamayız.

Hyo Joo (sessizce) – Aksi odun adam!

Min Ho – Duyamamdım?!

Hyo Joo – Kendi kendime konuşuyordum duymanıza gerek yok patron!

Min Ho – Seni bu cafe içinde kendi kendine konuşmayı yasaklıyorum.

Hyo Joo – Nefes almak serbest mi?

Min Ho – Elimde olsa onu da yasaklamak isterdim ama mümkün değil ne yazık ki.

Yoona - Şey bölüyorum ama iç mimar için ek bir paraya ihtiyacımız yok bence. Hyo Joo elinden geleni yapar.

Min Ho – Hyo Joo mu?

Yoona –Evet iç mimarlık okudu.

Hyo Joo – Yoonaaa! Siz bakmayın ona 3.sınıfta bırakmak zorunda kaldım. Mezun değilim yani.

Yoona – Okulu bırakmış olabilirsin ama güzel tasarımların var. Benim evimin dizaynını 2.sınıftayken o yaptı. Ve gerçekten harika oldu. Bazı şeyleri yapabilmek için illaki profesyonel olmaya gerek yok, yetenek varsa her şeyi yapabilirsin.

Seung Gi – Yoona haklı gerçekten yaptığı tasarımlar çok iyi. Hasta olmasına rağmen çok başarılıydı. Hem ekonomide bitirdi. Çok iyi bir ortalamayla. Her ne kadar ticaretle uğraşmayı sevmese de tam bir ticaret beyni var onda. Bir şeyler söylüyorsa haklılık payı vardır.

Hyo Joo – Seung Gi! Hakkımda bilgi vermeyi kes! Hastalıkmış!

Yoona – Gerçekten boşboğazın tekisin Seung Gi.

Seung Gi – Aishh istemsiz oldu özür dilerim.

Min Ho şaşırmıştı. Ne hastalığı olabilirdi ki. Oysa gayet iyi görünüyordu. Bu kadar kötü davranmamalıydı belki de Hyo Joo’ya. Hasta olduğunu duyduktan sonra içinde biraz pişmanlık olmuştu.

Min Ho – Tamam ben yeterli parayı ayarlamaya çalışacağım. Parayı ayarlayabilirsek önce tasarım ve dizayn ardından tanıtım yapıp, açılış yapacağız. Tasarımı Hyo Joo sen hazırlayacaksın ve beğenirsem onu yapmana izin vereceğim.

Hyo Joo – Üzgünüm ben yapamam. Daha iyi birini bulun.

Min Ho – Bir iç mimar için ek masraf yapamam. Senden yapmanı istemiyorum, emrediyorum! Tasarımı hazırlamaya başla.

Hyo Joo – Puff peki.

Min Ho – Toplantı bitmiştir. Hyo Joo sen kal lütfen.

Hyo Joo ve Min Ho dışında herkes çıkmıştı.

Min Ho – Madem yeni başladın CV ni hemen yaz ve bana ver. Şimdi.

Hyo Joo – Peki.

Hyo Jo yazmaya başlar.

Min Ho – Hayatın hakkında tüm bilgileri yazarsan sevinirim. Okulu neden bıraktığın ve hastalığını da.

Hyo Joo – Ama patron bu kadarı..

Min Ho – Sana özel bir durum değil buradaki herkesin iş güvenliği için bu bilgilere ihtiyacım var! Herkes bu şekilde CV verdi. İtiraz etme ve
yaz.

Hyo Joo daha fazla itiraz etmenin bir faydasının olmadığını anladığı için yazmaya başlamıştı. Bitirdiğinde ise kağıdı Min Ho’ya vererek toplantı odasından çıkmıştı.

Min Ho – Bakalım sen kimsin Hyo Joo?

Min Ho önce okuduğu okullara bakmıştı. Gerçekten de ekonomiyi bitirmişti hem de çok iyi bir ortalamayla. Sonrada okuduğu okulunun aynı

olduğu fark etmişti. Hyo Joo’nun ona tanıdık gelmesinin sebebini şimdi daha iyi anlamıştı. Okulda karşılaşmış olmalıydılar. Ardından iç mimarlık

okumaya devam etmiş ve 3.sınıfta bırakmıştı. Nedeni yazmıyordu. Sadece aynı senede kalp nakli olduğunu belirtmişti. Herşeyi ayrıntısıyla

yazmasını istemesine rağmen kısa kesmişti CV ‘yi. Min Ho bunları düşünürken telefonu çalmıştı. Arayan So Ji Sub’du…

Ji Sub – Hayırsız Min Ho!

Min Ho – Ah hyung üzgünüm arayamadım seni.

Ji Sub – Haberlerini alıyorum.. Bir telefonla hal hatır sormak çok zor olmasa gerek.

Min Ho – Hyung! Bari sen çocuk gibi azarlamaktan vazgeç.

Ji Sub – Babana karşı koyamamışsın

Min Ho – Evet. Kapana kısıldım resmen. İnanabiliyor musun toplantı odası bile küçücük bir masa birkaç sandalyeden ibaret. Müdür odası diye bir şey yok. Şimdiden kendimi boğulacakmış gibi hissediyorum.

Ji Sub – Paşamız şirkette çalışmayı mı düşünüyordu! 1 sene boyunca aklın başka yerlerde gezip durursan Sung Min ( Min Ho’nun babası) amca bunun hıncını senden çıkaracaktı.

Min Ho – Sen hala beni azarlıyor musun?!

Ji Sub – Tamam kestim sesimi sende artık şikayet etmekten vazgeç.

Min Ho – Tamam.. Sen ne yapıyorsun hastanede misin?

Ji Sub – Evet şimdi geldim hastaneye.

Min Ho – Öğle arasında cafeye gelsene. Bayadır görüşmüyorduk.

Ji Sub – Olur, adresi mesajla yolla.

Min Ho – Tamamdır, görüşürüz

Telefon görüşmesi bitmişti. Toplantı odasında bunalan Min Ho aşağıda herhangi bir masada çalışmaya karar vermişti. Aşağıda sadece 2 masa

doluydu. Cam kenarındaki masaya geçmişti, Jong Ho Bin gelmiş son 5 yılın dosyalarını Min Ho’ya teslim etmişti. Bunları incelemeye başlamıştı.

Hyo Joo, Seung Gi ve Yoona ise büfenin oradaydılar.

Hyo Joo – Siz ikiniz. Başımın belası çift. İkinizde bundan sonra çenenizi kapatıyorsunuz tamam mı?!

Yoona – Ne var sanki! İç mimar olduğunu bilse ne olacak hem iyi de oldu. Sadece garson olmadığını bilsin. Ayrıca tekrar çizime başlamak
sana iyi gelecek.

Hyo Joo – Olsun yinede bilmesini istemiyorum. Hiç kimse hakkımdaki bu ayrıntıları bilmek zorunda değil! Hele sen Seung Gi. Nasıl hasta olduğumu söylersin.

Seung Gi – Tamamen ağzımdan kaçtı. Ben sadece senin ne kadar başarılı olduğunu söylemek istemiştim.

Hyo Joo – Siz başımın tatlı belaları lütfen artık hakkımda kimseye bir şey söylemeyin olur mu?

Yoona –Tamam, söz!

Seung Gi – Bende söz veriyorum. Artık düşünerek konuşucam.

Hyo Joo – Güzel!

Yoona – Ama ben bir şey sormak istiyorum patronu nereden tanıyorsun?

Hyo Joo – Dün size anlattığım marketteki odun adam ve yeni komşum oluyor kendisi.

Seung Gi – Şaka yapıyor olmalısın?

Hyo Joo – Keşke şaka olsaydı ama ne yazık ki gerçek.

Yoona – Şimdi anladım sen o yüzden bize bu kadar sinirlendin.

Bu sırada Min Ho seslenmişti.

Lee Min Ho – Hyo Joo bakar mısın?

Hyo Joo – Al işte Türklerin bir sözü vardır hani iti an çomağı hazırla derler ya tam oturdu şuan. Ne kadar haklılarmış…

Yoona ve Seung Gi gülmeye başlamıştı..

Hyo Joo – İliklerime kadar eziyet edecek benim ömrümü yiyecek bu adam!

Yoona – Abartma Hyo Joo hadi git..

Hyo Joo Min Ho’nun yanına gitmişti.

Hyo Joo – Buyur patron..

Min Ho – Bana bir mocha ve yanında atıştırabileceğim bir sandviç getirir misin?

Hyo Joo – Tabi…

Hyo Joo büfeye gitmişti.

Hyo Joo – Seung Gi bir tane mocha..

Ardından mutafa gidip;

Hyo Joo – Kyu Jong bir sandviç

Kyu Jong – Hemen geliyor!.

Hyo Joo hazırlananları alıp Min Ho’ya servis etmişti.

Min Ho – Sandviç neli?

Hyo Joo – Beyaz peynir, salam ve domates.

Min Hoo – Salam sevmem, başka bir tane hazırlatır mısın?

Hyo Joo hafif sinirli sesle;

Hyo Joo – Keşke baştan söyleseydiniz de ona göre hazırlatsaydım!

Min Ho – Gelen müşterilerle de mi bu şekilde konuşuyorsun sen?

Hyo Joo – Hayır tabiî ki.

Min Ho – Hala ne bekliyorsun, acıktım!

Hyo Joo - Peki; sadece domates ve peynirli hazırlatıyorum o zaman.

Min Ho – Tamam

Hyo Joo Kyu’ya tekrar siparişi vermişti. Yeni sandviç hazırlanmadan Min Ho tekrar Hyo Joo’yu yanına çağırmıştı.

Hyo Joo – Buyur patron!

Min Ho – Kahvenin çikolatası az olmuş. Değiştirir misin?

Hyo Joo – Standartı bu efendim. Ama tamam sizin için değiştiricem.

Min Ho – Sadece tamam! Burada uzun süre çalışmak istiyor musun?

Hyo Joo (içinden) – Mecbur kalmasam sen görürdün de! Şeytan diyor ki al kahveyi dök kafasından aşağı.

Min Ho – Hey sana diyorum!

Hyo Joo – Tamam efendim…

Hyo Joo büfeye geçmiş tekrar çikolatası daha fazla olan bir kahve hazırlatmıştı. Yeni hazırlanan sandviç ile birlikte kahveyi götürmüştü.

Min Ho – Neyse idare eder, gidebilirsin..

Hyo Joo tekrar büfeye gelmişti.

Yoona – Sakin Hyo Joo bakışlarından ben bile korktum şuanda.

Hyo Joo – Şu duruma katlanmak zorunda olmasam 1 dakika durmam ama işte mecburiyet.

Yoona – Daha güzel işlerde çalışabilirsin aslında. Ekonomi alanında çok iyisin.

Hyo Joo – Sevmediğin işi yapmak eziyet Yoona şuan yaptığım şeyden bile kötü. Bir sürü matematik işlemi, sayılar, dosyalar… Bunlar bana
göre değil.

Yoona – Müşteri geldi ben ilgileniyorum..

Hyo Joo – Dur ben bakarım. Çünkü patron yeniden çağırırsa elimden kaza çıkacak.

Yoona – Peki..

Hyo Joo müşteriyle ilgilenmişti. Öğlene kadar çok yoğun olmasa da çalışmışlardı. Dönüşümlü olarak yemeğe çıkıyorlardı.

Yoona – Hadi canım bir şeyler yiyelim..

Hyo Joo – Sen Seung Gi ile ye : ) Ben siz gelince Kyu Jong ile yerim.

Yoona – Ama

Hyo Joo – Hadi canım kahvelerle şef ilgilenecek zaten, sevgilinle ye yemeğini.

Yoona – Peki o zaman..

Hyo Joo garson olarak kalmış şef kahvelerin başında Kyu Jong’ta Hyo Joo ile büfede bekliyordu.

Kyu Jong – Off neden hiç müşteri yok bugün. Sinek avlıyoruz resmen.

Hyo Joo – Sabahtan beri sadece 8 müşteri geldi. Bu evde boş boş oturmaktan da sıkıcı..

Şef – Tanıtımdan sonra umarım faydası olur.

Hyo Joo – Umarım yoksa bu şekilde burası kapatılır. Kar yapmayan bir yeri açık tutacaklarını sanmıyorum.

Şef – Kapanmaz..

Kyu Jon – Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun şef.

Şef – Patronun babası yani Sung Min amcanın babasının açtığı bir cafeymiş burası. Ve çok zor durumlarda açmış. Sonra eleman olarak aldığı

kıza aşık olmuş. Burada büyük bir aşk yaşamışlar bu yüzden adı da Love Cafe. Sung Min amcanın babası ve annesi ölünce de miras olarak

ona kalmış burası işler o kadar güzel ilerlemiş ki diğer cafe ve restoranlar açılmış ve şuan koskoca şirket oldular.

Kyu Jong – Wow çok etkileyici.

Hyo Joo – Çok romantik. Peki ölümleri?

Şef – İkisinin aşkı o kadar derinmiş ki, birbirlerinden bir an olsun ayrı kalmaya dayanamıyorlarmış. Bir gün Sung Min amcanın annesi yani Rin

Kook teyze eve eşinden erken gitmiş. Ancak yaşlılığın verdiği dikkatsizlikle evde yangın çıkmış bunu gören komşular itfaiyeye ve eşine haber

vermişler. Amca cafeden eve kadar trafik yüzünden yetişemeyeceği düşündüğü için o haliyle eve kadar koşmuş. İtfaiyede yetişememiş tabi..

Amca Rin Kook teyzeyi kurtarmak için eve girmiş ve talihsiz şekilde ikisinin de ölüsü çıkmış evden. Sung Min amca zamanında çok üzülmüş

ama buranın başına geçmiş.

Hyo Joo hikayeyi duyunca kötü olmuştu. Düşünceleri arasında boğulacak gibiydi. Kendini lavobaya atmıştı. Tuvalete girmiş kapıyı kilitlemiş ve

klozetin kapağını kapatıp kapıyı kapatmıştı. Ağlıyordu. Sesinin duyulmaması için ağzını eliyle kapatıyordu ve hıçkırıklar içinde ağlıyordu!

Geçmişe gitmişti…

…Geçmiş…

Hyo Joo’nun final sınavları başlayalı 2 gün olmuştu. Eğer bu dönemde derslerinin hepsini verirse 3.sınıf bitecekti. Anca o günlerde fazlaca

ağrısı vardı. Kalbini fazla yoruyordu. Hastanede yatması gerekirken sınavlara hazırlanıp gidiyordu. Doktor yasaklarını dinlemiyordu. Çünkü ne

olursa olsun tüm gün hastanede yatıp yeni bir kalp bekleyemezdi! Hem en sevdiği mesleği yapabilmesi için mezun olması gerekiyordu.

Babasını, doktorunu ve Donghae’yi zorla ikna etmişti. Sınav haftasında evde kalacaktı. Finaller bitince zaten tatili başlayacaktı.

O günde sınava gitmişti. Modern mimarlık tarihi sınavıydı! Ezber yapmayı sevmezdi Hyo Joo bu yüzdende ders çalışırken uyuyakalmış,

okuması gereken 500 sayfanın 237. Sayfasında daha fazla dayanamamıştı. Donghae’nin telefonuyla uyanmıştı.

Donghae – Hazır mısın 5 dakikaya evinin önündeyim..

Hyo Joo – Donghae saat kaç?

Donghae – 8:15 uyuyakalmış olmazsın değil mi?

Hyo Joo – İnanmıyorum ya off nasıl uyurum. Ahh kitabın yarısı duruyor..

Donghae – Aşkım sakin ol, derin nefes al ve hemen hazırlan. Sınav test değil miydi? Yaparsın sen hadi hazırlan seni okula bırakayım.

Hyo Joo – Tamam aşkım.

Hyo Joo hazırlanmış ve dışarı çıkmıştı. Donghae’yi görünce öpüp arabaya bindi. Yol boyunca Donghae onunla sohbet etmeye çalışsa da o

sanki 45 dk lık yolda bütün kitabı okuyabilecekmiş gibi okumaya devam ediyordu. Uyku düzensizliği ve sınav stresinden kalbinde ağrılar olsa

da kimseye yansıtmıyordu. Hem babasını ve Donghae’yi üzmek istemiyordu hem de bunu öğrendikleri an finallere girmesine izin

vermeyecekler ve hastaneye yatıracaklardı.

Donghae – Kendini nasıl hissediyorsun? Yüzün bembeyaz olmuş, iyi misin?

Hyo Joo – Hayatım biraz daha beni oyalamaya çalışırsan dersten kalacağım ve bunun için senin başının etini yiyeceğim.

Donghae – Sorumdan mı kaçmaya çalışıyorsun?! Sana nasıl hissettiğini sordum?

Hyo Joo – İyiyim, hatta bomba gibiyim ( içinden ) patlamaya yakın bir bomba!

Donghae – Sana inanıyorum.

Hyo Joo – Artık benim için endişelenmeyi kes. İşine bile odaklanamıyorsun. Hesaplarda yanlışlar çıkıyor ve başına tekrar işler açılıyor. Sadece
işine odaklan. Ben iyiyim.

Donghae – Sen birde bunları mı düşünüyorsun! İş benim işim sen kendi sağlığına bak. Gerekirse işi bırakır tüm günümü yanında geçiririm.

Hyo Joo – Ah Donghaee..

Donghae – Geldik hayatım. Başarılar sınav biter bitmez ara beni seni alayım olur mu?

Hyo Joo – Ben eve giderim. Hem durak tam karşıda gerek yok. 2 gündür mahvoldun resmen ev-okul-iş tekrar okul-ev-iş

Donghae – Hyo Joo

Hyo Joo – İtiraz istemiyorum! Kendim giderim. Kendimi iyi hissediyorum dedim sana.

Donghae – Peki bir sorun olursa hemen ara.

Hyo Joo – Tamam, bana şans dile.

Donghae – Gel buraya..

Diyerek dudağına bir öpücük kondurmuştu.

Donghae – İşte şans öpücüğü artık sınavın çok güzel geçecek : )

Hyo Joo – Tüm okulun önünde yaptığına bak Donghae ! Hadi ben gittim

Donghae – Başarılar…

Hyo Joo arkasını dönüp okulun kapısından içeri giriyordu bu sırada Donghae tekrar seslendi.

Donghae – Hey aksi kız, kendine dikkat et!

Hyo Joo gülümseyerek el sallamıştı. Donghae tekrar işe gitmişti. Ancak aklı Hyo Joo’daydı. Bugün kötü görünüyordu. Yani gülümsemesi eksik

olmasa da teni bembeyazdı ve kasılmaları vardı. Kendisi mi evham yapıyordu yoksa gerçekten bir şeyler ters mi gidiyordu. Bu sırada

sekreterinin sesiyle kendine gelmişti ‘ efendim iyi misiniz dosyaları imzalayacaktınız’ . İşine devam etmeye başlamıştı. Hyo Joo ise sınava

girmişti. Sınavın ortasında kalp çarpıntıları artmış, kasılmaları sıklaşmıştı. Sınavı güçlükle bitirmiş kendini dışarı atmıştı. Donghae’yi

telaşlandırmak istemede aramaktan başka çaresi yoktu. Güçlükle telefondan numarayı bulup aramıştı. Donghae irkilerek telefonuna bakmıştı.

Arayan Hyo Joo’du. Birşeyler ters gidiyordu!




Donghae – Hyo Joo, Hyo Joo, alo. Herşey yolunda mı? Aloo!

Hyo Joo – Donghae gel ne olur! Çabuk gel!

Donghae – Hyo Joo neler oluyor geliyorum telefonu kapatma sakın! Sesini duymak istiyorum.

Hyo Joo – Donghae

Donghae – Derin derin nefes al aşkım ne olursun sakin ol. Herşey yolunda. O lanet olası yerde kimse yok mu!

Hyo Joo – Telaş- teleşlanma..

Donghae – Hayatım arabaya bindim geliyorum kapatma telefonu nolur! Çevrene bak kimse yok mu?

Hyo Joo – Yok, her- herkes sınavda

Donghae – En yakın bulduğun kapıdan gir yardım iste! Hyo Joo beni duyuyorsun değil mi?

Hyo Joo – Ta- tamam denicem..

Hyo Joo yerden kalkmış ve güçlükle sürünerek en yakın kapıya gitmeye çalışıyordu. Bir yandan da telefonu kulağındaydı.

Hyo Joo daha fazla dayanamıyordu.

Hyo Joo – Gücüm bi- bitti

Donghae – Hayatım ne olur vazgeçme derin nefes al ve birine ulaş yolun yarısını geldim! Ne olursun dayan.

Hyo Joo’nun bünyesi daha fazla dayanamamış ve bayılmıştı. Donghae ses gelmeyince daha da telaş kapmıştı.

Donghae – Hyo Joo, aloo , aşkım ne olursun konuş! Bir şey mi oldu? Alo! Kahretsin!!!

Donghae daha da hızlanmıştı. 15 dakikalık yolu 5 dakikada gelmişti. Okula girmiş, koridorlarda koşarak onu arıyordu. Katları tek tek

koşuyordu. 3.katta koridorda bir topluluk görmüş hemen yanlarına gitmişti. Herkesi uzaklaşarak yerde yatan kişiye baktı. Hyo Joo’ydu.

Donghae – Hyo Joo aşkım gözlerini aç hadi!

Nabzını ve kalp atışlarını kontrol etmişti. Kalp atışı normalinden daha fazlaydı. Kalp krizi geçirdiğinin farkındaydı. Hyo Joo sayesinde kalp

hastalığı hakkında her türlü bilgiye sahipti. İlk yardımı yapmıştı. Hyo Joo hafiften gözlerini açtıktan sonra Donghae onu kucağına alır almaz

arabaya götürmüştü. Hastaneye gideceklerdi. Şimdilik atlatmış gibi görünse de durum ciddiydi.

Arabaya binince Donghae, Hyo Joo’nun emniyet kemerini bağlamamıştı. Kalbine en ufak bir basınç gelmemeliydi. Yarı baygın halde

konuşmaya çalışıyordu.

Hyo Joo – Özür dilerim, çok özür dilerim.

Donghae – Hayatım konuşup kendini yorma lütfen hastaneye yetiştiricem seni.

Hyo Joo – Özür dilerim, benim hatam!

Donghae – Kes artık sesini. Kendini öldürmek mi istiyorsun! Senin hatan değil. Herkes gibi hayatına devam etmek istemen senin hatan değil,
hasta olmanda senin hatan değil. Ne kadar acı çektiğini görebiliyorum. O yüzden sus.

Donghae’nin gözünden yaşlar akmaya başlamıştı. Kendisine artık hakim olamıyordu. Sevdiği kadın gözlerinin önünde günden güne ölüyordu.

Ve hala bir kalp bulunamamıştı.

Hyo Joo – Ağlama

Donghae; Hyo Joo’nun yüzüne bakıp tekrar yola bakmaya devam etti.

Donghae – Hiçbir yere gidemezsin duyuyor musun beni! Beni bırakıp hiçbir yere gidemezsin. Ölmene izin veremem. Bu yüzden yaşamak için

çabala ve yalan söylemekten vazgeç.

Hyo Joo – Tamam ölmicem..

Kırmızı ışılara aldırmıyordu Donghae son gazla hastaneye gidiyordu! Ve tam o sırada sağdan gelen arabayla çarpışmışlardı! Donghae

çarpacaklarını anlar anlamaz emniyet kemerini çözmüş ve kurtulamayacaklarını anladığında Hyo Joo’nun üzerinde kendini koruma yapmıştı.

Hyo Joo’nun emniyet kemerini takmadığını için kendini ona siper etmişti!

Sonrası mı?!

Hyo Joo hastanede kendine geldikten 1 ay sonra Donghae’nin ölüm haberini almıştı. Kendisi bir kalp nakliyle yaşıyordu ancak tek hatırladığı o

kaza ve Donghae’nin ona siper olmasıydı!

Hyo Joo elini ağzından çekmişti, zorla birkaç cümle söyleyebilmişti.

Hyo Joo – Aptal! Beraber ölebilirdik, beni kurtarmasaydın beraber ölebilirdik!!! Bana ölmememi söyledin sen neden öldün!

Bu sırada kapı çalmıştı. Dışarıdan Min Ho’nun sesi geliyordu.

Min Ho – Hey muşmula surat işten mi kaytarıyorsun sen! Çabuk çık tuvaletten. Dışarıda seni bekliyorum.

Bu adam gerçekten sinir bozucuydu!

Hyo Joo elini yüzünü yıkayıp çıkmıştı. Gözleri şişmiş ve kızarmıştı. Min Ho ağladığını anlamış olsada anladığını farkettirip onu üzmek

istememişti. Hiçbir şey anlamamış gibi sözlerine devam ediyordu.

Min Ho – Sen içeride ne yapıyorsun bu kadar saattir!

Hyo Joo – Gerçekten tuvalette ne yaptığımı mı bilmek istiyorsunuz? Büyük tuvaletimi yapıyordum. Üzerinize afiyet kabız olmuşumda!

Evet böyle sinir bir soruya yakışır bir cevap verdiğini düşünüyordu Hyo Joo.

Min Ho – Iyhh ne iğrenç bir kadınsın ya! Bu kadar açık sözlü olmak zorunda mısın?!

Hyo Joo – Siz içeride ne yaptığımı sordunuz bende söyledim..

Min Ho – Tamam tamam uzatma yürü hadi kaytarma işten!

Min Ho içeri giriyorlardı. Önce Hyo Joo arkada Min ho vardı. Min Ho Cafeye So Ji Sub’un girdiğini gördü.

Min Ho – Hyung!

Hyo Joo Ji Sub’u görünce şok olmuştu. Hemen arkasına dönüp tuvalete doğru yürüyordu.

Min Ho - Hey sen yine mi tuvalete gidiyorsun. Yeter işten kaytaramazsın hadi hadiiii..

Diyerek ittirerek büfeye götürmüştü. So Ji Sub’da Hyo Joo’yu fark etmişti!

Ji Sub – Hyo Joo!


Dipnot: Şimdiden drama başladım umarım beğenirsiniz ^^
İyi veya kötü eleştirilerini, yorumlarınızı bekliyorum :)
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
(Bu Mesaj 03-09-2014 01:23 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : ~YaseMinHo~.)
03-09-2014 01:11 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #4
Secrets And Love
 
Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

BÖLÜM MÜZİĞİ





BÖLÜM 3 – YENİ BAŞLANGIÇLAR

Ji Sub – Hyo Joo!
Hyo Joo – Doktor bey…

Ji Sub – Beni görmemezlikten mi geliyordun yoksa?

Hyo Joo – Yok olur mu öyle şey bir şey unutmuştum geri dönecektim..

Ji Sub – 2 aydır görüşemiyoruz.

Hyo Joo – Biraz öyle oldu.

Ji Sub – Olması gerekenin bu olmaması gerektiğini biliyorsun dimi?

Hyo Joo – Biliyorum. Söz en yakın zamanda sizi ziyaret edeceğim.

Ji Sub – Kontrollerini daha fazla aksatmamalısın! Hala değerlerin gerektiği gibi değil..

Hyo Joo – Doktor tamam daha fazla bu konuları konuşmayalım : /

Ji Sub – Tamam susuyorum, ama kendi doktorun Amerika’ya sunuma gitti Çarşamba günü dönecek. İstersen buradan çıkışta direk hastaneye

gidelim. Ben kontrolden geçireyim seni.

Hyo Joo – Ben Çarşamba gününe randevu alırım.

Min Ho – Bölüyorum ama siz birbirinizi hastaneden mi tanıyorsunuz?

Ji Sub – Evet.

Min Ho – Şansa bak..

Ji Sub – İyi bir şans oldu : )

Hyo Joo (içinden) – Yaa tabi…

Min Ho – Neyse Hyun geçsene şöyle. Hyo Joo bize bir şeyler hazırlasana..

Hyo Joo – Tabi, hemen..

Hyo Joo ve Kyu Jong mutfakta öğle yemeği için bir şeyler hazırlarlar. Hyo Joo servisi yapmak için masaya gider.

Hyo Joo – Afiyet olsun : )

Ji Sub – Teşekkürler. Sen yedin mi bir şeyler? Gel beraber yiyelim.

Hyo Joo – Şuan mesai saatindeyim, görevi arkadaşlara teslim ettikten sonra yiyeceğim : )

Ji Sub – Ya ne olacak sanki kimse yok ayrıca hadi gel.

Hyo Joo – Gerçekten olmaz. Hem sizin konuşacaklarınız vardır.

Ji Sub – Min Ho çalışanına bir şey der misin? Gelsin bizimle yesin işte.

Min Ho ( içinden ) – Ne diye ısrar ediyorsa bu kadar. Bu muşmula surattan mı hoşlanıyor yoksa? Yok canım daha neler..

Ji Sub – Hey sana diyorum.

Min Ho – Gelsin sorun değil..

Ji Sub – Ee hadi patronunu duydun.

Hyo Joo – Doktor gerçekten çok ısrarcısın. Tamam geliyorum.

Hyo Joo ‘da yiyeceğini hazırlayıp onlara katılmıştı. Aralarında sohbette başlamıştı.

Ji Sub – Hyuk Shi’ yi hatırlıyor musun Hyo Joo ? Hani kalp kapakçığı takılmıştı, bir süre hastanede kalmıştı. Senin yan odada.

Hyo Joo – Aa evet hatırlıyorum. Çok eğlenceli biriydi.

Ji Sub – Sen hastaneden çıktıktan sonra yan odana gelen başka bir hasta oldu. Adı Seu Hee. Bu ikisi baya iyi anlaşıyordu. Hastaneden
çıktılar. Geçen hafta kontrole ikisi birlikte geldiler ve ne oldu tahmin et?

Hyo Joo – Ne oldu?

Ji Sub – Bana bir düğün davetiyesi verdiler. İnanabiliyor musun haftaya evleniyorlar.

Hyo Joo – Şaka yapıyorsunuz? Hyuk Shi ? Woow o bile evleniyor desenize. O kadar da diller döküyordu evliliğe karşıyım diye.

Ji Sub – Aynen öyle bende çok şaşırdım. Seni de sordu Hyuk Shi. Düğüne davetlisin..

Hyo Joo – Gerçekten mi? O zaman giderim : )

Min Ho – Siz ne kadar sıkıcısınız ya! Tüm yemek boyunca hastaneden mi konuşacaksınız?

Ji Sub – Hayatımız senin gibi barlarda geçmiyor Min Ho.. Pek renki sayılmaz hayatımız.

Min Ho – En azından eğleniyorum işte. Hayatın tadını çıkarıyorum.

Ji Sub – Ne hayat ama.

Min Ho – Hyung!!

Ji Sub – Ne yalan mı?

Min Ho – Bence sende biraz hastane dışındaki hayata takıl!

Ji Sub – İşte bu yüzden hafta sonu ormana kamp kurmaya gideceğiz. Hem doğa yürüyüşü hem de doping olacak bize.

Min Ho – Biz derken?

Ji Sub – Sen ve ben..

Min Ho – Hyung gerçekten yaşlanmışın. Hayat dedim sana bu mu geliyor ilk aklına?

Ji Sub – Mızmızlanma geliyorsun benimle. Hatta bence hep beraber gidelim. Buradaki çalışanlarını da topla. Sizinde biraz değişikliğe ihtiyacınız
var. Sinek avlıyorsunuz resmen.

Min Ho – Hyung başıma iş açıyorsun.

Ji Sub – İtiraz istemiyorum hafta sonu kampa gidiyoruz. Sen, ben ve buradaki herkes! Sende Hyo Joo

Hyo Joo – Doktor bence benim ev istirahatine ihtiyacım olacak. Tek izin günümde ormanda pekte ilgi çekici değil.

Ji Sub – Tam tersine temiz havaya ihtiyacın var! İtiraz istemiyorum geliyorsun. Ayrıca Çarşamba günüde kontrol edeceğim doktoruna
kontrole git!

Hyo Joo – Off peki !..

Min Ho – Gerçekten bu adamdan kurtuluş yok.

Hyo Joo – İlk defa doğru düzgün bir şey söyledin. Katılıyorum sana…

Min Ho – Ben hep doğru düzgün şeyler söylüyorum da sen algılayamıyorsun. Ayrıca bu cafede patronunum!

Hyo Joo – Aish pardon unuttum dışarıda belalı komşum olarak kalacaksınız!

Min Ho – Bu kadınlardaki laflar beni öldürüyor.

Ji Sub – Siz ne güzel anlaşıyorsunuz!

Min Ho – Ya dimi. Hasta oluyorum doktor bey. Bu kızı gördükçe kaşınmaya başlıyorum. Sence neden?

Hyo Joo – Bunu illa Dr. Ji Sub ‘a sormana gerek yok. Teşhisi koydum ben. Uyuzsun!

Min Ho – Senden mi bulaştı acaba?

Ji Sub – Aa yeter! İki savaş alanının tam ortasında kaldığımı hissediyorum

Hyo Joo - Ben işimin başına dönsem iyi olacak!

Min Ho – Bence de.

Hyo Joo – Afiyet olsun doktor..

Hyo Joo masadan kalkıp mutfağa geçmişti. Ji Sub ve Min Ho ise sohbetlerine devam ediyorlardı.

Ji Sub – Min Ho??

Min Ho – Soru dolu gözlerle bakmayı keser misin hyung

Ji Sub – Bu kızdan ne istiyorsun, durmadan böyle atışıyor musunuz?

Min Ho – Benim bir şey istediğim yok. Sadece ilk günden beri bana ters davranıyor.

Ji Sub – Yeni komşun mu?

Min Ho – Evet ne yazık ki. Babaannemlerin evine taşındım. Talihsizlik o ya karşı komşun bu cadı çıktı.

Ji Sub – Aslında iyi kızdır ama..

Min Ho – Nesi iyi ya!

Ji Sub – Min Ho dikkatli ol bence. Böyle başlayan ilişkilerin sonu belli.

Min Ho – Birimiz katil olup hapise girecek dimi.

Ji Sub – Evet bir hapise benzetebiliriz ama karşındakini ve kendini kalbinden yaralayacaksın gibime geliyor. Sonrada mutlu bir o kadarda acı
bir hapise gireceksin.

Min Ho – Edebiyatın iyi ama benim hep zayıftı hyung. Neden bahsediyorsun anlamıyorum..

Ji Sub – Derler ki büyük aşklar nefretle başlarmış. Birbirinize aşık olabilirsiniz..

Min Ho alaycı bir şekilde gülmeye başlamıştı.

Min Ho - Gerçekten hayal gücüne hayranım. Bak hyung dünyada bir o bir ben kalsam yinede böyle bir şey olmaz.

Ji Sub – İyi sen öyle diyorsan öyle olsun. (İçinden) İleride görürüm ben seni.

Min Ho – Sen onu bırakta benim merak ettiğim birkaç şey var..

Ji Sub – Neymiş?

Min Ho – Bu kız yani Hyo Joo ne kadar süre hastanede kaldı? Bu aksi olmasının bir nedeni var ama anlamadım hala.

Ji Sub – Min Ho benden hasta bilgilerinimi istiyorsun! Hasta doktor arası gizlilik diye bir şey var. Hem ben onun asıl doktoru değilim. Sadece
ameliyatına 2.kalp cerrahı olarak girdim.

Min Ho – Ama samimi gözüküyordunuz.

Ji Sub – Uzun süre hastanede kaldı. Doğal olarak herkesle arkadaş gibiydi.

Min Ho – Demek uzun süre hastanede kaldı. Acaba bu yüzden mi aksi..

Ji Sub – Aishh! Nasılda ağzımdan laf alıyor. Hem sen neden merak ediyorsun?

Min Ho – Bilmem sadece merak işte.

Ji Sub – Fazla merak iyi değildir. Hadi ben kalkıyorum. Geç kalmadan hastaneye gideyim. Hafta sonunu unutma. Herkesi topla, Hyo Joo’yu
da!

Min Ho –Tamam hyung

Ji Sub – Aa bu arada Çarşamba günü Hyo Joo’ya öğleye kadar izin ver de hastaneye gelsin kontrole..

Min Ho – Tamam hyungggg!

Ji Sub – Kolay gelsin, hafta sonu görüşürüz.

Min Ho – Güle güle…

Akşam olmuştu herkes toparlanmış cafeyi kapatmak için hazırlanmışlardı.

Min Ho – Herkes çok çalıştı, iyi dinlenin.

Şef – Sende çok çalıştın patron.

Min Ho – İyi geceler herkese…

Min Ho çıkmıştı. Kyu Jong en son çıkmış cafeyi kapatmıştı.

Yoona – Birşeyler mi yapsak?

Seung Gi – Ne gibi ?

Yoona - Bilmem sinemaya gidebiliriz. Uzun zamandır gitmedik.

Seung Gi – Olabilir

Yoona – Hyo Joo sende gelsene.

Hyo Joo – Siz gidin canım son otobüse yetişmem lazım. Hem cafe için çizimle uğraşayım diyorum.

Yoona – Tamam o zaman yarın görüşürüz.

Hyo Joo – Görüşürüz canım, iyi eğlenceler.

Şef kendi arabasıyla gitmiş, Seung Gi ve Yoona yürüyerek sinemaya gitmişti. Kyu Jong’da motoruyla gitmişti. Min Ho ise park yerinden

arabasıyla çıkmıştı.

Min Ho – Acaba çağırsam mı arabaya? Aman banane ya! Çağırsam da gelmez zaten.

Min Ho; Hyo Joo’nun yanından son sürat gitmişti.

Hyo Joo – Yavaş ya! Üff..

Hyo Joo otobüs durağına geçmiş 5 dakika kadar bekleyip otobüse binmişti. Eve geldiğinde yorgun olduğunu hissediyordu. Çok bir şey

yapmamış olsa da çalışma temposunu unutmuştu. Önce kendisine ramen yapıp televizyon karşısında yemiş sonra da bir kahve yapıp, müzik

açmış masanın başına geçmişti. Çizim için çağıt ve boyalarını çıkarmıştı. Önce tasarım için yapabileceklerini birkaç kağıda denemişti. Saat

geç olsa da bu çizimlerden hangisine karar vereceğini bilememişti. Min Ho’ya sormak aklından geçmişti. Birkaç kere kapıya gelmiş, kapının göz

tarafından karşı daireye bakmıştı. Tam kapıyı açacakken Min Ho’nun sarhoş olduğunu düşündüğü bir kızla geldiğini görünce vazgeçmişti.

Ancak izlemeye devam ediyordu. Kız birkaç şey söylüyordu, sesini yükseltmişti. Hyo Joo bile duyabiliyordu. Biraz bağırdıktan sonra Min Ho’yu

iterek gitmişti. Min Ho’nun çok sarhoş olduğu anlaşılıyordu. Kapıyı açmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. En sonunda kapının önüne yığılmıştı.

Hyo Joo dayanamayıp kapının önüne çıkmıştı. Elindeki kağıtları bir kenara bırakmıştı.

Hyo Joo – Hey Min Ho! Uyan..

Hyo Joo; Min Ho’nun elindeki anahtarı alıp kapıyı açmıştı.

Hyo Joo – Hey girebilirsin evine. Min Ho. Bunu neden yapıyorum ki. Uyusun burada işte tutulsun her yeri, hasta olsun banane! Ahhh Min Ho
hadi ama..

Min Ho gözlerini aralamıştı.

Min Ho – Sen?

Hyo Joo – Hyo Joo’yum. Yerde yatıyorsun hadi kalk. Açtım kapını.

Min Ho Hyo Joo’dan destek alarak ayağa kalkmıştı. Elini Hyo Joo’nun omzuna koymuş yalpalayarak yavaş adımlarda yürümeye başlamıştı.

İçeriye girmişlerdi, salona koltuğa geçmek üzereyken Min Ho’nun midesi bulanmaya başlamıştı.

Hyo Joo – Hayır yaaa! Ben sadece seni bırakacağım kendi çarene bak!

Min Ho iyice Hyo Joo’ya yüklenmişti. En sonunda dengesini kaybeden Hyo Joo koltuğa düşmüş Min Ho’da tutunacak kimse bulamayınca Hyo

Joo’nun üstüne düşmüştü. Yüzleri arasında sadece birkaç santim vardı. Min Ho gözlerini aralamış Hyo Joo’nun gözlerine odaklanmıştı, Hyo

Joo’da şaşkınlıkla Min Ho’ya bakıyordu. 10-15 saniye kadar bu şekilde kaldıktan sonra Hyo Joo elleriyle Min Hoo’yu itmiş koltuktan kalkmıştı.

Hyo Joo – Aishh düştüğüm hale bak ben gidiyorum!

Tam arkasına dönüp gidecekken Min Ho’nun sesi gelir. Kusmak üzeredir. Kalkmaya çalışsa da başaramaz.

Hyo Joo merhametine yenik düşmüş tuvalete gidip bir kova bulmuştu. Salona Min Ho’nun yanına gelmiş, kovayı ona uzatmıştı. Min Ho
kustuktan sonra biraz daha rahatladığını hissetmişti. Hyo Joo kovayı tuvalete götürmüş başka bir kovanın içinde soğuk suyla dönmüştü.

Hyo Joo – Şununla önce elini yüzünü yıka sonra ağzını çalkala.

Min Ho denileni yapmıştı.

Hyo Joo – Nasıl kendini daha iyi hissediyor musun?

Min Ho kafasını evet anlamında sallamıştı. Hyo Joo yaptığı 3 tasarımın hangisi üzerinde ayrıntılı çalışacağını sormayı düşünse de Min Ho’nun

bu sarhoş kafayla karar verebilmesinin zor olduğunu anlamıştı.

Hyo Joo – Bu halde senin ne istediğini anlayamam ki.. Maaşıma gerçekten prim eklemelisin!

Diyerek evden ayrılmıştı. Evine geçmiş kendisine bir kahve yapıp çizimlerinin başına oturmuştu.

Min Ho da evde kendini biraz daha toparlamış kendisine bir kahve yapmıştı. Bu gece yaşananları düşünüyordu. Muşmula surat düşündüğü

kadarda gaddar değildi belki de. Kötü şeyler yaşamış ve bu hale gelmişti belki de. Şimdi daha çok merak ediyordu hikayesini. Kahvesini

içtikten sonra yatağına uzanmış gözünü kapatmıştı. Gözünün önüne Hyo Joo’nun gözleri gelmişti. Yaşadıkları o 10 saniye gözünde

canlanmıştı. Sarhoş olsa da çok net hatırlıyordu. İyide neden böyle olmuştu! Aylarca her yattığında gözlerinin önüne gelen Min Yeong yerine

Hyo Joo’nun gelmesi onu önce kızdırmıştı. Ama sahi bir aydır bu olmuyordu. Min Yeong’un yüzünü dahi gözünü kapatınca aklına

getiremiyordu. Fotoğrafına her gün bakmasına rağmen bunu yapamıyordu. Belki de alışmıştı ve hayatın devam ettiğini fark etmişti. Yeni bir

hayat kurmanın vakti miydi? Belki de yeni aşk. Evet artık barlar ve kızlara son vermenin vaktiydi!

Hyo Joo sabah 5’e kadar çizim yapmış ve masada uyuyakalmıştı. Uyandığında beli ve boynu tutulmuştu. Ağrılarla gözünü açtığında saatin

8:30 olduğunu fark etti.

Hyo Joo – Olamaz geç kaldım! Ahh boynum..

Masanın başından kalkmış çizimlerini dosyasına yerleştirmiş bilgisayar çıktılarını hazırlamıştı. Tutulmalarına ve uykusunun açılmasına sıcak

suyun iyi geleceğini düşünerek duş alıp hazırlanmış ve evden çıkmıştı.

Cafe – Saat: 09:30

Yoona – Nerde kaldın aradım ulaşamadım sana!

Hyo Joo – Şarjım bitmiş farkında değildim. Tüm gece çizimlerle uğraştım uyuyakalmışım! Patron geldi mi?

Yoona – O da biraz önce geldi. Toplantı odasında. Toplantı için seni bekliyorduk.

Hyo Joo – Hemen üstümü değiştirip geliyorum.

Hyo Joo üzerini değiştirmiş çizim ve bilgisayar çıktılarını almış diğerleriyle birlikte toplantı odasına çıkmıştı.

Min Ho – Oturun arkadaşlar.. Hyo Joo hoş geldin.

Hyo Joo – Özür dilerim, uyuyakalmışım.

Min Ho – Bir daha olmasın

Hyo Joo – Bir daha olmicak!

Min Ho – Bu sabah babamı görmeye gittim ve para almayı başardım. Ancak fazla bir miktar değil. Önce buranın dizaynını yenileyip sonra

tanıtım ve açılış yapacağız.

Hyo Joo – Tasarımlar hazır.

Seung Gi – Hazır mı ne çabuk?

Yoona – Ne ara yaptın bunları?

Hyo Joo – Geç kalmamın sebepleri bunlar. Bunlar 3 farklı tasarım. Renkler ve mobilyalar farklı. Bunlarda bilgisayar çıktıları. Yani bu şekilde

yaparsak bitmiş halleri bunlar gibi olacak.

Kyu Jong – 1 tanede değil 3 tane mi hazırladın! Müthişsin.

Hyo Joo – Teşekkür ederim.

Min Ho tasarımları inceliyordur. Hyo Joo tanıtmaya başlar.

Hyo Joo - Bu 1. Tasarım. Daha çok gençlere hitap ediyor ancak orta yaşlı ve yaşlı kesimi de gençliğine götüreceğini düşündüm. Kırık beyaz,

turkuaz ve kırmızı-turuncu arası bir renk. Fazla gözü yormuyor yani. Işık tasarımları farklı fakat burasının tavanı yüksek oluğu için bu kadar

sarkmayabilir. Kitap raflarında roman, gazete ve dergiler olabilir. Yani yalnız gelenler için güzel bir köşe olur diye düşündüm. Büfe klasik

tarz.Tuğlalar belli olacak biçimde. Kahve servisi direk oradan yapılabilir. Diğer bir köşede açık renk ahşap kullandım. Tek tür sandalye yerine

çeşitleri arttırdım. Yastıklarla da biraz daha farkılık yarattım. Çiçek kısımda ahşap saksı ve kımızı lale kullandım. Cafenin adıyla biraz uyumlu

olsun diye. Diğer tarafın duvarına da tablolar ekledim. Bunlar aşkla ve sevgiyle ilgili tablolar olacak.


Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Yoona – Bu tasarımı ben çok beğendim. Daha samimi ve sıcak değil mi?

Seung Gi – Diğeride hoş. Bordo ve beyaz. En hoşuma giden yanı da canım boydan boya olması. Bahçeye açılan camlar gibi. Çerçeve

kenarlarındaki ışıklandırmalarda hıoş.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Hyo Joo – O biraz daha klasik ve romantik bir şey oldu sanırım.

Kyu Jong – Ben mavi ve sarılı tasarımı beğendim. Çok şık hem romantik ve sanimi hem klasik ve şık.



Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Şef – Hepsi harika nasıl seçim yapıcaksın patron?

Min Ho – Benimde kafam karıştı. Hepsi çok güzel. O zaman oylama yapalım. Çoğunluk neyi istiyorsa onun üzerine çalışalım.


NOT: Arkadaşlar sizce hangi tasarım Love Cafe'nin yeni tasarımı olsun? Yorumlarınızda belirtirseniz sevinirim. Sizin fikirleriniz yani oylarınızla tasarımı senaryoda seçtiricem :) O yüzden böyle bir yerde kestim. Anlatım sırama göre 1,2,3 diye sıraladım siz de beğendiğinizi senaryo yorumlarında belirtin lütfen :)
NOT 2: Bu bölüm pek heyecanlı olmadı farkındayım ve çok gecikmeli geliyor yeni bölümler. Umarım kusuruma bakmazsınız :/
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
03-16-2014 07:16 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #5
Secrets And Love
 
Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.


BÖLÜM 4 - BANA NELER OLUYOR?


Sırasıyla herkesin fikri alınmış ve mavi olan tasarım oy çokluğuyla seçilmişti.

Min Ho – O zaman yapacaklarımız konusunda konuşalım. Arkadaşlar siz işinizin başına dönebilirsiniz. Hyo Joo sen kal ve yapacaklarımızın,

almamız gerekenlerin listesini oluşturalım.

Hyo Joo – Tabi.

Hyo Joo’nun düşünceleri

Hatırlamıyordur dimi dün geceyi. Yok canım. Hatırlasa da konuyu açmaz. Üff ne vardı sanki üzerime düşecek!

Min Ho – Ayrıntılarıyla bana planı anlatır mısın?

Hyo Joo tasarımın uygulanacağı şekliyle anlatır.

Min Ho – Sandalyenin kumaş tasarımını nasıl ayarlayacağız?

Hyo Joo – Bu sandalyeleri atmayacağız. Yani bunların kumaşını söküp içine sünger ilavesi yapacağız. Ardından kumaşçıya özel olarak bunu

diktireceğiz. Benim uyguna yapacağını düşündüğüm bir tanıdığım var. O halleder. Kumaşın tasarımını yapar bugün ona teslim ederim. Yarına

da hazır olur.

Min Ho – Bunları yapacak birinide bulmak lazım.

Hyo Joo – Gerek yok ben hallederim. Çok zor değil. Ek olarak işçi masrafına girmenize gerek yok. Almamız gerekenler olacak ama.

Sandalyelerin, sehpa ve masaların boyanması için. Duvarlarında rengi değişecek. Büfeyi de tamamen camla yapacağız. Birkaç ayna ve tablo

ile duvarları süsleyebiliriz. Ve tabi akvaryum. Bu sizin isteğinize bağlı ancak rengarenk süs balıklarıyla büyük bir akvaryum köşesi yapabiliriz.

İnsanlara huzur verecektir.

Min Ho – Tamam o zaman bu malzemelerin alınması için yarın alışverişe çıkacağız! Sen sandalye kumaşlarının tasarımı için çalış ve bugün onu
teslim et.

Hyo Joo – Tabi yaparım ama alışverişe arabayla mı gideceğiz?

Min Ho – Evet, otobüsle gidecek halimiz yok.

Hyo Joo – Şey ben otobüsle gelsem. Sizi orada karşılarım.

Min Ho – Arabada insan yemiyorum Hyo Joo!

Hyo Joo – Üzgünüm. Öyle yapsak daha iyi olur.

Diyerek çizimleri ve bilgisayarını alıp aşağı inmeye hazırlanır.

Min Ho – Hyo Joo, Yoona’ya buraya gelmesini söyler misin?

Hyo Joo – Peki

Hyo Joo aşağı inmiş, Yoona’ya yukarı çıkmasını söylemişti. Kendisi bir masada kumaş tasarımıyla uğraşmaya başlamıştı.

Yoona – Beni çağırmışsınız

Min Ho – Otur Yoona.

Yoona oturmuştu.

Min Ho – Hyo Joo ile yakın arkadaşsınız sanırım

Yoona – Evet çocukluk arkadaşım.

Min Ho – Hyo Joo’nun sorunu ne? Yarın alışverişe gitmemiz gerektiğini söyleyince otobüsle gelmek istediğini söyledi. Psikolojik sorunları mı
var?

Yoona – Şey aslında Hyo Joo^’ya sorsaydınız keşke

Min Ho – Sorsam da cevap vermeyecekti. Lütfen söyler misin? Neyi var. İşi etkilemeye başladı.

Yoona – Peki anlatacağım ama lütfen anlatacaklarımı bildiğinizi belli etmeyin. Yoksa benden de uzaklaşacaktır.

Min Ho – Merak etme. İkimizin arasında kalacak.

Yoona – Hyo Joo bundan 1 sene önce ciddi bir trafik kazası geçirdi. Kalp rahatsızıydı ve hastanede yatıyordu. Gerekli kalp bulunamamıştı ve

artık yaşama tutunmak istiyordu. Hastane ev ve okul arasında gidip geldi tüm hayatı. 19 yaşında annesini kaybettikten sonra kalp

rahatsızlığının farkına varıldı. Bir kriz geçirmişti o zamanlar. Ona rağmen hayata tutundu. Ekonomi bölümünü 1.likle bitirdi. Hastalığını unutmak

için kendini derslere verdi. Rahatsızlığından sonra babası onu kırmadı ve iç mimarlık okumaya başladı.

Min Ho – Bir dakika ekonomiyi kendi isteğiyle okumadı mı?

Yoona – Hayır hiçbir zaman istemedi. Ama babasının şirketinin varisi olarak tek evlattı. Bu yüzden babasının isteğiyle okudu. Gerçi

sonrasında şirket iflas etti.

Min Ho – Kaza demiştin?

Yoona – Ah evet. İç mimalık okumaya başladığında daha da hayata sıkı tutundu. Ancak en önemli etken Donghae’ydi. Liseden beri ilişkisi

devam ediyordu. Ve Donghae onun hayatının merkeziydi onun için yaşama daha da sıkı tutunuyordu. Yüksek moralle 3. Sınıfa kadar ancak

dayanabildi. Kalp bulunamadıkça daha da kötüye gitti ve hastaneye yattı tekrar. Öğretmenlerinin izniyle sadece sınavlara gidip geldi.

3.sınıfın son sınavlarıydı. Finallere giriyordu. Ancak hergün Donghae ile gidip geliyordu. Aslına bakarsanız Donghae Hyo Joo’nun yeni kalbi

olmuştu. Hiçbir zaman onu yalnız bırakmadı. O günde onu okula bırakmış. Hyo Joo kendisini iyi hissetmemesine rağmen yapabileceğini

düşünmüş. Sınavdan sıktığında 2. Kalp krizini geçirmiş. Yine imdadına Donghae yetişmiş. İlk müdahaleyi yapmış ancak hastaneye yetirtirmeye

çalışırken bir trafik kazası geçirdiler. Ters yönden gelen araba karşısında yapacağı hiçbir şey kalmayınca Donghae kendi emniyet kemerini

çözüp Hyo Joo’nun üstüne gelip onu korumuş. Emniyet kemeri kalbine basınç yapar diye Hyo Joo emniyet kemeri takmamış. Yani Donghae

Hyo Joo’yu korumaya çalışırken o kazada öldü. Kazadan 1 hafta sonra Hyo Joo’ya kalp bulundu ve o hayata döndü. Ancak Donghae’nin

öldüğü haberini aldığında… O günü hatırlamak istemiyorum!!




Geçmiş

Hyo Joo’nun kalp ameliyatından 2 hafta sonra..

Yavaş yavaş kendisine gelmeye başlamıştı. Başında babası, Yoona ve Seung Gi vardı. Babası arada sırada evine gidip dinleniyordu. O günde

babasının evine gittiği bir gündü. Hyo Joo daha iyiydi. Gözlerini açtığında bilinci yerindeydi.. Daha rahat hareket ediyordu. Konuşmaya

başlamıştı.

Yoona – Canım! Kendini nasıl hissediyorsun.

Hyo Joo – Yoona.. Donghae? O nerede..

Yoona Seung Gi’ye dönmüş ne demesi gerektiğini bilmeyen gözlerle ona bakıyordu. Odada sessizlik olmuştu.

Hyo Joo – Seung Gi neler oluyor? Donhae nerede? Beni yalnız bırakmazdı o. Günlerdir her gözümü açtığımda göremiyorum onu.

Yoona – Canım kendini daha iyi hissettiğinde açıklarız. Bunları düşünmeyi bırak.

Hyo Joo – Nasıl bunları düşünmem. O en son beni korumuştu. Kendi vücuduyla kalbimi korudu, elleriyle kafamı korudu. Ona ne oldu? Yoğun

bakımda mı.. Çıktı mı hastaneden. Söyleyin ne olur? Çok merak ediyorum.

Seung Gi – Hyo Joo yapma böyle. Yeni kalbinle uyumluluk için sorunlar yaşamaman için dinlenmen gerekiyor. Bunları düşünmemeye çalış.

Hyo Joo – Seung Gi benden neden gözlerini kaçırıyorsun?

Seung Gi – Yok öyle bir şey. Evham yapıyorsun…

Hyo Joo – O zaman neden gözlerin doldu.

Yoona – Yeter Hyo Joo doktorunu çağırıyorum uyutsun seni. Dinlenmeye niyetin yok.

Hyo Joo – Sakın daha fazla uyuma istemiyorum. Kötü bir şey mi oldu yoksa? Böyle yaparak daha da korkutuyorsunuz beni.

Seung Gi Yoona’ya dönerek – Artık bilmeye hakkı var.

Yoona – Seung Gi sakın!

Seung Gi – Böyle daha kötü.

Hyo Joo – Konuşsanıza ya! Neler oldu?!

Seung Gi – Hyo Joo, başımız sağ olsun.

Hyo Joo’nun dolu olan gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.

Hyo Joo – Ne diyorsun sen Seung Gi. Yoona bana bak! Biriniz bana baksın, yalan olduğunu söyleyin!

Yoona – Üzgünüm Hyo Joo.

Hyo Joo kolundaki ve kalbinin üzerindeki tüm kabloları çıkarmaya başlamıştı.

Yoona – Hyo Joo ne yapıyorsun! Canım lütfen sakin ol. Bak böyle yaparsan sende kötü olacaksın.

Hyo Joo – Bırak beniii.

Diyerek yatağından zorla kalkmıştı. Odadan çıkmış resepsiyona doğru gidiyordu. Seung Gi ve Yoona engellemeye çalışsalarda başarılı

olamıyorlardı.

Hyo Joo resepsiyona geldiğinde Donghae’yi sormaya çalışıyordu. Ancak ağlaması ve telaşından resepsiyonist bir şey anlamıyordu.

Hyo Joo – Donghae! Trafik kazası yapmıştık. Bilgi istiyorum.

Reseps. –Hanımefendi sakin olun iyi gözükmüyorsunuz odanıza gidelim isterseniz ben bilgi edinir size haber veririm.

Hyo Joo – İstemiyorum! Bakın hemen lütfen. Lee Donghae!

Bu sırada So Ji Sub Hyo Joo’yu resepsiyonda görünce şaşırmıştı.

Ji Sub – O neden resepsiyonda?!

Yoona – Donghae’nin öldüğünü öğrendi.

Ji Sub koşarak Hyo Joo’nun yanına gitmişt.

Ji Sub – Hyo Joo şuan kendini düşünmelisin. Buna hazır değilsin. Hadi odana dönüyoruz.

Hyo Joo – Bırak beni! Kendimi nasıl düşünebilirim. Bencilliğim yüzünden olmadı mı her şey. Donghae’yi görmek istiyorum. Ölmediğini söyleyin

lütfen.

Ji Sub – O bir süre burada yoğun bakımda kaldı. Durumu kötüydü. Babası da hastanenin koşulları hakkında bir çok tantana yaptı ve oğlunu

başka bir hastaneye götürdü.

Hyo Joo – Belki yaşıyordur. Hı ölmemiştir belki de? Ne olur bırak gitmem gerek. Görmem lazım onu.

Ji Sub – Hyo Joo o öldü. Ölüm haberini aldık. Arkadaşların cenazesine gitti.

Hyo Joo’nun ağlaması ve feryatları daha da artmıştı. Hemşireler gelmişti. Sakinleştirici iğne vurmak için çabalıyorlardı ancak Hyo Joo yerinde

durmuyordu.

Hyo Joo – Doktor lütfen o iğneyi vurma. Görmem lazım. Donghae’yi görmek istiyorum. Ne olursun! O beni hiç yalnız bırakmadı, bu haldede

bırakmazdı. Benimde onu görmem lazım. Beni bekliyordur, merak ediyordur. Lütfen sakinleşmek istemiyorum. Ben Donghae’yi görmek

istiyorum.

Ji Sub – O yok artık. Onu bu şekilde üzmek mi istiyorsun? Bu halin onu huzursuz ederdi.

Hyo Joo – Hayır. O yalnız şuan. Karanlığı sevmezdi hiç toprak altında yalnız kalamaz, bırak beni doktor lütfen. Onu yalnız bırakamam.

Ji Sub ve hemşireler zorla kolunu sabitleyip iğneyi vurmuşlardı.

O gün hep uyumuştu. Rüyasında Donghae vardı, geçmişte yaşadığı güzel günleri göüyordu. Onu güzel uğurlamaya çalışıyordu belki de.


Yoona kollarını sıvazlamıştı. O günü hatırladıkça tüyleri diken diken oluyor, bir üşüme geliyordu.

Yoona – Hastaneden çıktıktan sonra ilk işi mezarlığa gitmek olmuştu. 1 hafta boyunca her gün mezarına gitmişti. Günde 3-4 saat anca

uyuyordu. Kendisini eve bağladı. Hayattan somutladı. Babası da buna dayamıyordu. Şirketleri de batmıştı. Tek çaresi Japonya’daki

şubelerinin başına geçmekti. Babası ikna etmeye çalışsa da Donghae Kore’de olduğun için gitmedi Japonya’ya. Bunları bile bana 4 ay önce

anlattı. Kendisini zor açtı. Arabaya binememesine gelirsek. Her denemesinde başarısız oldu. Arabaya her bindiğinde gözünün önüne kazanın

geldiğini söyledi. Kalbinde ağrı hissettiğini ve nefessiz kaldığı söyledi. Ondan sonrada hiç konuyu açmadık. Hala otobüsle yolculuk yapar.

Otobüsün en arkasına geçer Şoförün olduğu yerin hizasında oturur ve yolu karşıdan izlemez. Camdan bakar sadece.

Min Ho’nun adeta dili tutulmuştu. Bu kadar zor şeyleri mi yaşamıştı ve henüz bu genç yaşta. Kendiside sevgilisini kaybetmişti ama onun

kadar etkilenmemişti. Nedenini onu sevgiliden çok arkadaş gibi gördüğü içindi belki de.

Yoona – Bunları size anlatmamın nedeni onu daha iyi anlamanız. Onun bu işe sıkıca tutunması gerek. Artık bu kötü anıların üstesinden

gelmesi gerek. Lütfen onu anlamaya çalışın ve işten kovmayın. Aksiliği var evet ama içinde kötü niyet olmaz. Her şeyi yüzünüze söyler.

Sadece geçmişini açmaz kimseye. Lütfen ona anlayışlı olun patron. Burası onun hayata tutunması için bir şans. Ve gördüğüm kadarıyla bu iki

günde bile durumu daha iyi.

Min Ho – Merak etme. 1 gece çıkardığı işler çok iyi. Azimli ve çalışkan. Ben sadece neden böyle davrandığını merak etmiştim. Bunları bilmem

iyi oldu. Her şeyi anlattığın için teşekkür ederim. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.

Yoona – Teşekkürler.

Min Ho – Ben teşekkür ederim. İşinin başına dönebilirsin.

Yoona aşağıya inmişti. Min Ho ise derin düşüncelere dalmıştı. Hyo Joo’nun yaşadığı şeylerinin yanında kendisinin yaşadıkları bir hiçti! Artık

Hyo Joo’nun tavırlarının nedenlerini daha iyi anlıyordu.

O gün Hyo Joo kumaş için tasarımı yapmış, teslim etmiş ve tekrar cafeye gelmişti. Müşteri az olsa da çalışmışlardı.

İş Çıkışı

Min Ho – Hyo Joo yarın kaçta geleceksin?

Hyo Joo – Hastanede kontrolüm var. Saat 08:30’da. 10 gibi işim biter. En geç 11 de burada olurum.

Min Ho – Tamam o zaman alışveriş için yarın hastaneden sonra buluşup gidelim. Hatta bende hastaneye geleyim Ji Sub hyungla görüşmem
lazım.

Hyo Joo – Peki..

Ertesi gün

Hyo Joo sabah erkenden kalkmış hazırlanmış, hastaneye gitmişti.

Doktor Park – Hyo Joo. Sana ne desem bilmiyorum. Neden kontrollerine gelmiyorsun?!

Hyo Joo – Kendimi daha iyi hissediyordum.

Doktor – Yinede bir süre daha gelmen gerekiyor. Lütfen bundan sonra ihmal etme. Bu tahlillere göre tekrar kontrollerinde ayarlama
yapacağız.

Hyo Joo - Peki.

Doktor – Şu testleri aşağıda yaptır ve sonuçlarla birlikte gel.

Hyo Joo – Tamam.

Hyo Joo aşağı inerken Min Ho ile karşılaşmıştı.

Min Ho – Aa işin bitti mi?

Hyo Joo – Keşke bu kadar çabuk bitseydi.. Aşağıda bir sürü tetkik beni bekliyor ne yazık ki.

Min Ho – İstersen yardımcı olabilirim.

Hyo Joo çok şaşırmıştı.

‘Yardımcı olmak mı? Her gün tartıştığı birine?! Fazlasıyla garipti.’

Hyo Joo – Sen yardımcı olmak için teklifte mi bulundun? Dünyanın sonu bugün sanırım.

Min Ho – Düşündüğün kadar zalim değilim. Hatta gayet centilmenim.

Hyo Joo – Ah tabi son kalan kimbapı bir kadınla tartışarak alıp gidecek kadar centilmensin.

Min Ho – Aishh! Çok acıkmıştım ne yapabilirim!

Hyo Joo – Ramen alsaydın. Kutu kutu vardı.

Min Ho – Rameni sen alsaydın. Kadınlar yemek yapar ama erkekler yapamaz. Orada son kalmış kimbapı sana verseydim aç kalacaktım.

Hyo Joo – Ayy tamam seninle tartışmayacağım. Çünkü tartıştıkça kan beynime sıçrıyor. Sonuçlar anormal çıkarsa doktor Park’ın yakasından kurtulamam.

Min Ho – Sen bilirsin kendi başına hallet o zaman.

Hyo Joo – Öyle yapacağım zaten!

Hyo Joo merdivenden inerken Min Ho arkasından bakıyordu.

‘ Bir kerede tamam desen, terslemesen olmaz dimi! ‘

Hyo Joo’nun arkasından gizlice gidiyordu. Hyo Joo terkiklerin yapılacağı odanın kapısında durmuş stresten yerinde duramıyordu. Hastaneden,

tetkiklerden fazlasıyla bunalmış olduğu anlaşılıyordu. Panoda isminin yanmasını bekliyordu. Ancak yerinde duramıyordu. 3 aydır atlattığı bu

kontrollere daha fazla katlanmak istemiyordu.

Ji Sub tetkik odasına doğru gidecekken Hyo Joo’yu izleyen Min Ho’yu görür. Ve yanına gider.

Ji Sub – Min Ho? Burada ne işin var?

Min Ho – Aa hyung sen neden buradasın?

Ji Sub – Ne saçmalıyorsun Min Ho hastanedeyiz!

Min Ho – Ben seni görmeye gelmiştim.

Ji Sub – Hayırdır neden? Bir sorunun mu var yoksa?

Min Ho – Yoo sadece görmeye geldim işte. Hem kamp işinide konuşuruz diye.

Ji Sub – İyi yapmışsın ama öğle arasına kadar boş vaktim yok.

Min Ho – Hadi ya

Ji Sub – Hyo Joo kontrole gelmiş. Patronu ve komşusu değil misin git yanında destek ol. Bir sürü cihazlarla kontrolden geçecek. Stresli
görünüyor.

Min Ho – Yardımcı olabileceğimi söyledim ama istemedi. Keyfi bilir..

Ji Sub – Beni takip et

Min Ho – Nereye?

Ji Sun önce Min Ho arkada Hyo Joo’nun yanına doğru giderler.

Ji Sub – Hyo Joo sözünde durup gelmene sevindim.

Hyo Joo – Bende sevindim demeyi isterdim ama pek mutlu olduğumu söyleyemicem.

Ji Sub – Hadi ama çocuk gibi olma. Min Ho beni görmeye gelmiş ama öğle arasına kadar doluyum. Sana eşlik etsin bugün sonra cafeye
birlikte dönersiniz olur mu? Hadi ben kaçtım.

Hyo Joo – Ama doktorrr!

Ji Sub arkasına bakmadan gitmişti.

Min Ho – Hiç bana bakma öyle benimde yapabileceğim bir şey yok.

Hyo Joo – İyi o zaman burada beklersin beni.

Min Ho – Ji Sub hyungu duymadın sanırım sana eşlik edecekmişim sonra ondan azar işitemem. Kusura bakma.

Hyo Joo – Her denileni yapmak zorunda değilsin.

Min Ho – Hyungun her dediğini yapmak zorundayım

Hyo Joo – Niye bu yaşta kendi kararlarını alamıyor musun?

Min Ho – Hyung çok değer verdiğim biri. O yüzden çeneni hiç yorma!

Hyo Joo – Birazda benim sözümü dinlesen ya. İkimiz içinde en iyisi olurdu.

Min Ho – Üzgünüm, hyung dışında kimsenin söylediklerini takmıyorum.

Hyo Joo – Farkettim.

Hyo Joo’nun ismi panoda yanmıştı. Min Ho ile birlikte içeri girmişlerdi. Önce EKG çekmişler sonra elektron beam tomografiye gelmişti. Bu

tomografi 15 dakika sürecek ve ilaçlı yapılacaktı. Radyoaktif bir ilaç verilecekti. En son 6 ay öncesinde yaptırmıştı bu testi 15 dakika

boyunca o kapalı cihazın içinde kalmak gerçekten can sıkıcıydı.

Tekniker – Sizi içeri alamayız.

Min Ho – Dr. So Ji Sun, Hyo Joo’nun yanında kalmamı söyledi.

Tekniker – Peki o zaman, bilgisayarın olduğu bölgede kalın lütfen.

Arada sadece bir cam vardı. Tekniker Hyo Joo’yu tomografiye yatırmış ve ilacı vererek bilgisayarın olduğu kısıma geçmişti.

Min Ho – Ne kadar sürecek?

Tekniker – 15 dakika

Min Ho – Uzun değil mi ?

Tekniker – Yapabileceğimiz bir şey yok.

Min Ho – Sanki kendisini kötü hissediyor?

Tekniker – Karanlık, soğuk bir cihazın içinde ve radyoaktif bir ilaç verildi sizce de kendisini iyi hissetmesi mümkün mü?

Min Ho – Değil elbette ama bilmiyorum.

Tekniker – Sevgilinize oldukça düşkünsünüz anlaşılan.

Min Ho – Sevgili mi?! Şey aslında…

Tekniker Min Ho’yu dinlemeden Hyo Joo’ya talimatlar vermeye başlamıştı.

Min Ho içinde bilmediği bir sıkıntıyla dolmuştu. 15 dakika 1 saat gibiydi! Hastane miydi onu kötü yapan yoksa başka şeyler mi?

15 dakika sonunda bitmişti. Hyo Joo dışarı çıkmıştı. 1 tetkiki daha yapıp o odadan çıkmışlardı.

Min Ho – İyi misin?

Hyo Joo – Evet, sonunda bitti bu işkence

Min Ho – Hadi sonuçlarını da doktora göster de çıkalım şu lanet yerden..

Hyo Joo ve Min Ho doktorun odasına giderler. Doktor bilgisayardan sonuçları inceler.

Doktor – Sonuçlar normal değerlerde. Gelişme gösteriyorsun Hyo Joo. EBT testinin sonuçları Cuma günü çıkacak ama onlarında sonucunun

normal olacağını düşünüyorum. İlaçlarını aksatma lütfen bir süre daha devam edeceksin. Kontrollerini biraz daha uzatıyorum. Diğer

kontrolünü 3 ay sonraya alıyorum. Ama korkmana gerek yok çok önemli bir şey olmadıkça tomografi çekmeyeceğiz. EKG isteyeceğim sadece.

Hyo Joo – Buna sevindim..

Doktor – Başka bir sorun yok değil mi? Şikayetçi olduğun bir durum?

Hyo Joo – Yok gayet iyiyim doktor.

Doktor – Güzel. O zaman 3 ay sonra tekrar görüşürüz. Bu sefer ekme beni lütfen!

Hyo Joo – Merak etmeyin geleceğim.

Doktor – Bu arada psikolog ile görüşmeni unutma. Senin için önemli..

Hyo Joo – Ama doktor..

Doktor –İtiraz yok. Önümüzdeki hafta için bir randevu al ve git!

Hyo Joo – Ahh tamam, tamam…

Hyo Joo ve Min Ho hastaneden çıkmışlardı.

Min Ho – Neden küçücük çocuk gibi hastanelerden kaçıyorsun. Kontrollerini ol ve bir an önce kurtul.

Hyo Joo – Hastane konusunu kapatabilir miyiz lütfen. Doktor Ji Sub’a da kızgınım zaten çocuk gibi peşime seni taktı.

Min Ho – Gerçekten bambaşka bir türsün. Cinsinin tek türü. İnsanlar sana yardım etmeye çalışıyor sen kaçıyorsun. Bu da yetmezmiş gibi

onlara binlerce laf söylüyorsun. Amacın ne senin! Sana destek olup, yanında olmaya çalışan insanlara neden bu kadar kötü davranıyorsun?

Hyo Joo – Çünkü dokunduğum çiçeği kurutuyorum anlıyor musun? İnsanlara sadece zarar veriyorum. Bu yüzden bana destek olmaya
kalkışma. Bırak böyle birbiriyle geçinemeyen iki insan kalalım. Hem böyle iyi geçinmeye çalıştıkça çok eğrelti duruyoruz.

Min Ho – İnsanlara zarar verdiğini nereden çıkardın?

Hyo Joo – Her şeyi bilmene gerek yok.

Min Ho düşüncesi

‘ Yoksa hala sevgilisinin ölümünden kendisini mi suçluyor. Ne yani bu yüzden mi kendisini insanların desteğinden uzak tutuyor. Birinin bu kıza

sevgilisinin ölümünün sadece kaza olduğunu açıklaması gerekiyor! ‘

Hyo Joo – Ee alışveriş için nereye gideceğiz?

Min Ho – Arabayla 20 dakika uzaklıkta büyük bir iş yeri malzemeleri, ev malzemeleri satan bir yer var oraya gidiyoruz.

Hyo Joo – Tamamdır, sen arabanla git ben otobüs durağına geçiyorum.

Min Ho – Bekle bende otobüsle gelicem.

Hyo Joo – Otobüsle mi arabana ne oldu? Hem alacağımız eşyaları otobüsle götürmek zor olmaz mı?

Min Ho – Şey bakımdaydı, evet yıllık bakımı gelmişti Ho Bin alışveriş bittiğinde arabayı getiricek..

Hyo Joo – Peki.

Otobüs durağına gitmişlerdi. 5 dakikanın ardından otobüs gelmişti. Hyo Joo her zaman ki gibi arkadan şoför arkası bir yere oturmuştu. Min

Ho’da yanına geçmişti.

Hyo Joo – Cafenin bahçesi için ne yapmalıyız sence?

Min Ho – Mimarımıza sormak lazım : )

Hyo Joo – Ah mimar sayılmam

Min Ho – Ama çizimlerin çok başarılı.

Hyo Joo – Sevdiğin işi yapınca güzel şeyler çıkabiliyor. Sahi sen neden bir cafe işletiyorsun?

Min Ho – Babamın zoru yüzünden.. Yoksa hiç bana göre bir şey değil bu.

Hyo Joo – Bence çok eğlenceli bir iş. Özelliklede mutfak kısmı. Kyu Jong tatlıları yaparken onu izlediğimde çok mutlu görünüyordu. Bende

onunla birlikte bir şeyler denemeye kalkıştım gerçekten de eğlenceliydi. Bir cafenin sana ait olması, oraya gelenlerin mutlulukla cafeden

ayrılması, cafeyi sevmeleri.. Güzel duygular olmalı.

Min Ho – Bilmem ben şuan sadece nasıl burayı işlek hale çeviririz onu düşünüyorum. Ve hiç iç açıcı şeyler değil.

Hyo Joo – Çünkü yaptığın iş sıkıcı. Tüm gün dosyalar arasında karşında anlamsız duran ve anlamlandırmaya çalıştığın bir sürü sayı. Tüm gün

masa başında olmak. Gerçekten boğucu. Bu işten zevk alanları ciddi anlamda paraya aşık olduğunu düşünüyorum. Yoksa çekilmez.

Min Ho – Yani sevdiğim için mi bu işi yapıyorum emin değilim. Bana o kadarda iç karartıcı gelmiyor.

Hyo Joo – Peki neden baban cafenin başına geçmen için zorladı.

Min Ho – Günümü gün ettiğimi düşünüyor.

Hyo Joo – Düşünüyor mu gerçekten öyle mi?

Min Ho –

Evet son 1 seneyi öyle geçirdim ama zaman tanısa düzelebilirdim. Şirkette çalışmışlığım varken direk beni buraya gönderdi.

Hyo Joo – Şirketiniz büyük olmalı ki baban bunu göze alamadı.

Min Ho – Evet öyle..

Hyo Joo – Eminim haklıdır.

Min Ho – Bende düzgünce sohbet ettiğimiz için şaşırmaya başlamıştım.

Hyo Joo – Yalan mı? Dün gece …

Diyecekken birden susar.

Hyo Joo’nun düşünceleri

Salak, salaksın kızım ne diye hatırlatıyorsun. Ahh kendi kuyumu kazdım. Hatırlıyor mudur acaba? Yok canım sarhoştu. Hatırlamamsı gerek.

Min Ho – Dün gece ?? Devamını getirmedin.

Hyo Joo – Şey ne kadar kaldı gelmemize.

Min Ho – Daha var. Yarım kalan cümleni tamamlar mısın?

Hyo Joo – Dün gece tasarımlardan hangisi üzerine çalışmam gerektiği için size soracaktım. Çok sarhoştun. Yani her gününüzü böyle

geçiriyorsan baban haklıdır diyecektim…

Min Ho – Dün gece.. Yanlış bir şey söylemedim veya yapmadım değil mi?

Hyo Joo – Yoo yapmadın zaten bende seni evine sokup çıktım o kadar.

Min Ho’nun düşüncesi

‘’ Sadece o kadarmış. Külahıma anlat, her şeyi hatırlıyorum hanım efendi.. ‘’

Min Ho – Neyse teşekkür ederim, fazla kaçırmışım içkiyi. Evin kapısını dahi açamıyordum. Dışarıda kalabilirdim.

Hyo Joo – Önemli değil, konuyu kapatalım mı.

Min Ho –Tamam : )

Sonunda alışveriş merkezine gelmişlerdi. Uzunca bir liste oluşturan Min Ho, Hyo Joo ile birlikte gerekli malzemeleri almaya koyulmuşlardı.

Duvarın bir kısmı için duvar kağıdı seçeceklerdi.

Min Ho – Bence bu olmalı tasarıma daha uygun.

Hyo Joo – Sandalyenin kumaş rengine uymaz. Ayrıca açık renkli olan kısımlarla masaların renkleri de uyumsuz olur.

Min Ho – Katılmıyorum sana. Kumaşın rengine yakın. Hem desenleri daha güzel!

Hyo Joo – Saçmalama cafe için hiç uygun değil.

Min Ho – Gayet uygun

Hyo Joo – Uygun değil!

Min Ho – Uygun!..

Bu sırada yanlarına bir yaşlı bir çift gelmişti.

Büyükanne – Baksana ne kadar tatlılar.

Büyükbaba – Bizim gençliğimizdeki gibi değiller mi?

Min Ho ve Hyo Joo dikkatle büyükanne ve büyükbabanın söylediklerini dinliyorlardı.

Büyükanne – Çok tatlısınız kızım. Evleniyorsunuz galiba. Ev için eşya seçiyor olmalısınız.

Hyo Joo – Ahh yok sandığınız gibi değil.

Büyükanne – O zaman daha sevgilisiniz.

Min Ho – Yok büyükanne biz sevgilide değiliz. İş arkadaşıyız.

Büyükbaba – Gerçekten mi? Buradan bir çift gibi görünüyordunuz.

Min Ho (sessizce) – Bugün herkes bunu söylemek için anlaştı mı?

Hyo Joo – Evet sadece iş arkadaşıyız. Hatta patronum.

Büyükanne – Oysa çok yakışıyorsunuz.

Hyo Joo (gülerek) – Biz mi yok daha neler büyükanne..

Büyükbaba – Bizde önce arkadaşlıkla başlamıştık

Büyükanne – Kedi köpek gibi didişirdik. Benim beyaz dediğime o siyah derdi.

Büyükbaba – Ne güzel günlerdi.

Min Ho – Biz böyle iyiyiz!

Hyo Joo – Aynen öyle. Ah bu arada büyükanne bu cafenin kartı. Tekrar sizin gibi tatlı bir çifti görmek isterim. Yeniden dekore edip açılış

yapacağız sizide mutlaka bekleriz.

Büyükanne – Tabiki geliriz dimi?

Büyükbaba – Geliriz..

Min Ho – Çok memnun kalırız. Cumartesi günü açılış partisi var. Bekliyoruz.

Büyükanne – Parti mi yapma oğlum biz parti için çok yaşlıyız.

Min Ho – Olur mu öyle şey. Gayet genç gözüküyorsunuz.

Büyükbaba – Tamam mutlaka geleceğiz.

Büyükanne ve büyükbaba onların yanından ayrılmıştı.

Min Ho – Senden korkulur!

Hyo Joo – Niyeymiş o ?

Min Ho – İki dakikada müşteri kazandırdır cafeye.

Hyo Joo – İçimden geldiği için kartı verdim. Çok tatlılardı tekrar onları görmek istedim. Amacım müşteri kazandırmak değildi!

Min Ho – Neyse bu iyi oldu istemeden de olsa güzel bir şey yaptın.

Hyo Joo – Aishh! Bu olacak!

Min Ho – Hayır bu olacak.

Hyo Joo – Sana o uygun değil diyorum.

Tartışmalar sonunda Hyo Joo’nun söylediği alınmıştı. Uzun ve tartışmalı alışveriş maratonu bitmişti. Min Ho; Ho Bin’i aramış tüm eşyaları

arabasıyla cafeye götürmüştü. Hyo Joo ise otobüsle cafeye dönmüştü.

Ho Bin – Efendim, hanımefendi neden bizimle gelmedi? Cafeye gitmiyor mu?

Min Ho – Uzun hikaye Ho Bin. Arabalara binmiyor. O yüzden otobüsle gidecek.

Ho Bin – Nasıl yani? Sizde o yüzden mi arabayı benim getirmemi istediniz?

Min Ho – Herhangi bir anlam yüklemeyi keser misin lütfen.. Ve o bakışlarını da. Bugün o ifadeyle defalarca karşılaştım.

Ho Bin –Tamam efendim.

Min Ho cafeye Hyo Joo’den erken varmıştı tüm malzemeleri içeri taşımışlardı. Cafedeki son müşterilerde çıkınca cafeye müşteri almayı

kesmişlerdi.

Min Ho – Arkadaşlar el birliğiyle işe başlayalım, biliyorum zaten yorgunsunuz ama cumartesiye kadar yenileme işlerini bitirip tanıtıma

başlamamız gerekiyor. Bu yüzden iş birliği yapacağız. Yukarısının işini Kyu Jong ve şef size bırakıyorum. Yukarıda sadece masanın rengi

değişecek ve bu kitaplık kurulacak. Mutfakta değişiklik yapmayı düşünmüyorum. Seung Gi, Yoona siz duvarların boyası ve duvar kağıtlarının

yapıştırılmasıyla ilgilenin. Hyo Joo sende buradaki sandalye ve masalarla ilgilen. Boyama ve kumaşların değişimi. Yapabileceğine eminsin değil

mi? Elimizdekileri de rezil etme.

Hyo Joo – Tabikide yapabilirim. Daha önce yapmışlığım var.

Min Ho – Tamam bende büfeyle ilgilenicem. Herkese kolay gelsin arkadaşlar!!

Kyu , Yoona , Seung Gi, şef – Teşekkürler!

Herkes iş başına geçmişti. Yarım günde bitecek iş değildi ancak en azından başlamışlardı.

Hyo Joo tüm sandalyelerin kumaşlarını sökmüş, içini doldurmuştu. Yeni kumaşları takacakken elini aletle kesmişti.

Hyo Joo – Sakarlığım tutmasa şaşardım!

Min Ho – Sorun mu var ?

Hyo Joo – Hayır..

Hyo Joo çantasından bant çıkarmış elini bantlamıştı. Hyo Joo’yu izlemeye devam eden Min Ho yine duramamış Hyo Joo’ nun yanına gelmişti.

Min Ho – Bırak şunu..

Hyo Joo şaşkınca Min Ho’yu izliyordu. Kumaşı ekleme işini o yapıyordu.

Hyo Joo – Ama ben..

Min Ho – Açılış ve tanıtım için broşür hazırlanması gerekiyor. Onun tasarımını hallet.

Hyo Joo – Onu eve gidince yaparım. Ben hallederim siz bırakın.

Min Ho – Patronun broşürü tasarlamanı istedi.

Hyo Joo – Ama..

Min Ho’nun ters bakışıyla Hyo Joo konuşmasını bölmüştü.

Hyo Joo - Peki tamam.

Hyo Joo tasarımı bitirmiş, Kyu Jong üst katın işini bitirmiş Yoona, Seung Gi, duvardaki kağıtları çıkarmışlar yeni duvar kağıtlarının

yapıştırmışlar birtek açık alanların boyanması kalmıştı. Min Ho ise büfeyi yarım bırakmak zorunda kalmış, sandalyeye kumaşları anca

ekleyebilmiştir. Çalışırken saatin çok geç olduğunu anlamamışlar Min Ho’nun uyarısıyla işi bitirmişlerdi.

Min Ho – Arkadaşlar, çok yoruldunuz saatte çok geç oldu. Bugünlük burada bırakalım yarın devam ederiz. Herkese teşekkür ederim, çok

çalıştınız.

Seung Gi – Teşekkürler patron, sende çok çalıştın.

Yoona – Saat 23:30 olmuş inanmıyorum!

Hyo Joo – 23:30 mu hayır ya o kadar oldu mu?!

Hyo Joo üstünü değiştirip hızla cafeden çıkmıştır.

Yoona – Ah kötü oldu, son otobüsü kaçırmamıştır umarım.

Seung Gi – Yağmurda yağmaya başladı.

Min Ho – Nasıl saatin bu kadar geç olduğunu fark edemedik ki!

Sonunda cafeyi kapatmışlardı. Herkes çıkmış Min Ho arabasına binip çıkmıştı. Durağın önünde durup Hyo Joo’ya seslenmişti. Binmeyeceğini

bilse de şansını denemek istemişti.

Min Ho – Son otobüsü gitmiş olmalı. Aynı yere gidiyoruz. Bin hadi.

Hyo Joo – Olmaz belki gecikmiştir.

Min Ho – Otobüsün kaçtığını ikimizde biliyoruz. Yağmur hızlandı hadi.

Hyo Joo – Binemem, sen git.

Min Ho – Peki sen bilirisin.

Diyerek oradan uzaklaşmıştı ancak arabanın yan aynasından ona bakmaktan kendini alıkoyamıyordu.

Eve vardığında kendisine hemen ramen hazırlamış canım önüne kurulmuştu.

‘ Bu yağmurda nasıl yürüyerek gelecek ki. Keşke saate baksaydım. Benim yüzümden ıslanacak. Ben neden bu kadar düşünüyorum ki onu.

Banane?! Camın önüne kurulmuş onun gelmesini bekliyorum. Şaka gibi! ‘

Diyerek ramenini alıp perdeyi kapatır televizyonu açar. Ancak bir türlü izlediği şeye odakalanamaz. Tekrar perdeyi açar ve pencerenin önüne

sandalye çekerek beklemeye başlar.

‘ Tabi ya en azından şemsiye götürebilirim. En azından ıslanmaz. Geciktim mi acaba? Evinin ışığı yanmadığına göre gecikmedim. ‘

Diyerek şemsiyeyi aldığı gibi arabasına biner ve yollara bakarak Hyo Joo’ya bakar. Ancak durağa kadar gelmesine rağmen onu göremez. Geri

dönüş yolunda da aynı şekilde bakmasına rağmen onu göremez. Eve vardığında Hyo Joo’nun evinin ışığının yanmadığını fark eder.

‘ Çok garip nerede kaldı bu kız. Acaba yakınlarda arkadaşına falan mı gitti? Üff! ‘

Tekrar penceresinin önünde beklemeye başlar. 10 dakika sonra Hyo Joo’nun geldiğini görür. Hyo Joo tam anlamıyla giysileriyle birlikte suya

düşmüş gibi görünüyordur. Min Ho hemen kapıya yönelir.

Min Ho – Nerde kaldın?

Hyo Joo – Anlamadım!

Min Ho – Yani sana şemsiye getirmek için dönmüştüm ama seni bulamadım.

Hyo Joo – Sen bana şemsiye getirecektin öyle mi? Kestirme yollardan gelmeye çalıştım. O yüzden görememişsindir.

Min Ho – Dünkü yaptığın iyiliğinin karşılığını vermek istedim..

Hyo Joo – İyilik karşılık beklemeden yapılır. Gerek yoktu. Neyse iyi geceler.

Min Ho – Sanada..

Hyo Joo içeri girmişti. Üstünü değiştirirken Min Ho’nun nasıl olurda onunla aynı anda kapıda olduğunu düşününcesi sarar.

Hyo Joo’nun düşüncesi

‘ Sahi nasıl oldu da beni tam eve girecekken kapıyı açtı?’

Hyo Joo hapşurmaya başlamıştı bile. Hasta olacağının ilk belirtileri belirmişti. Üstünü değiştirir değiştirmez yatağına uzanmış ve uyuyakalmıştı.

Sabah olduğunda Hyo Joo boğaz ağrısı ve üşümeyle uyanmıştı. Dünkü tetkiklere aldığı radyasyon bünyesini daha da zayıflatmış hasta

olmasına zemin hazırlamıştı. Güçlükle yataktan kalkıp hazırlanmıştı. Havanın iyi olmasına rağmen montunu giymiş ve evden çıkmıştı.

Min Ho’da uzun süredir çalışmamanın verdiği hamlıkla ağrılarla uyanmıştı. O da hazırlanıp cafeye gitmişti. Hyo Joo’nun geldiğini ve direk işe

başladığını görmüştü.

Min Ho – Günaydınnnn

Şef – Günaydın patron

Min Ho – Hemen işe başlamışsınız.

Şef – Evet..

Min Ho – Kolay gelsin o zaman.

Min Ho eşyalarını soyunma dolabına bırakmış, büfenin kalan işiyle ilgilenmeye başlamıştı.

Hyo Joo yanına gelip tasarımın hazır olduğunu söylemişti.

Min Ho – Tamam o zaman bu tasarımı flasha at ve Kyu Jong’a ver. O da en yakın maatbacıda halletsin. 500 tane renkli çıktısından alsın.

Hyo Joo – Tamam patron

Min Ho – Yalnız sen iyi misin? Yüzün çok solgun görünüyor.

Hyo Joo – Biraz rahatsızım sadece.

Min Ho – İstersen bugün çalışma. Bu şekilde daha kötü olabilirsin. Açılışta fazlasıyla çalışman gerekecek.

Hyo Joo – O zamana kadar toparlanırım. Böyle iyiyim. Hem daha bahçe duruyor. Masaları boyadıktan sonra orayı halletmem gerekecek.

Min Ho – Sen bilirsin.

Hyo Joo Kyu Jong’a flashı vermiş masaların başına geçmişti. Saat 2’ye doğru onları boyaması bitmişti. Min Ho büfeleri bitirmiş, duvarlarda

yarıya kadar tamamlanmıştı.

Kyu Jong – Öğle yemeği hazır, hadi gelin. Güç toplayıp öyle devam edelim.

Kyu Jong bahçede hazırlamış yemekleri yazılamış masayı donatmıştı. Herkes masada yerine geçmişti. Hyo Joo’da üstüne montunu alıp

çıkmıştı.

Yoona – Bu havada üşüyor musun? İyi de gözükmüyorsun.

Hyo Joo – Biraz üşüyorum, önemli bir şey değil.

Yoona elini Hyo Joo’nun alnına götürür ve ateşinin olup olmadığına bakar.

Yoona – Nasıl önemli değil, ateşin var! Ya neden kendine dikkat etmiyorsun. Sabahtan beri bu halde çalıştın birde.

Hyo Joo – Abartma Yoona. Kendimi o kadar da kötü hissetmiyorum. Hem daha bahçe işi duruyor.

Kyu Jong – Sen eve git, dinlen ben hallederim.

Hyo Joo – Sen broşürleri dağıtmayacak mısın? Önemli bir şey değil, kendimi o kadar da kötü hissetmiyorum. Hadi yemeğinize odaklanın.

Yoona bakma öyle hadi yemeğini ye.

Seung Gi – Gerçekten çok inatçısın.

Yemek Faslıda bittikten sonra Hyo Joo bahçenin tasarımıyla ilgileniyordu. Masaların dizilişini halletmiş, aldıkları çiçekleri saksılara dikmiş ve

cafenin yolu boyunca onları dizimişti. Ayrıca doğum günü ve kutlamalar için bahçede oluşturalacak 20 kişilik düzenide halletmişti. Bahçe

eskisinden çok daha iyi gözüküyordu. Bu sırada Min Ho Hyo Joo’nun bütün yaptıklarını gizliden gizliye izliyordu.

Akşam 7 olduğunda Hyo Joo bahçe işlerini bitirmiş içeri girmişti. Sabahki halinden daha kötü gözüküyordu.

Min Ho – Hyo Joo artık eve git!

Hyo Joo – Ama her şey bitmedi.

Min Ho – Bitti sayılır. Son yapılacak şeylerden sonra bizde çıkacağız. Çok çalıştın. Hastasın zaten.

Hyo Joo – Tamam ben gidiyorum o zaman.

Hyo Joo hazırlanmış ve çıkmıştı. Diğerleri 2 saat daha çalışmış ve sadece temizliği, dekarasyon için eşyaların yerleşimi kalmıştı.

Min Ho eve vardığında kapıyı açacakken içindeki sesleri susturamamış Hyo Joo’nun nasıl olduğuna bakmak istemişti. Onun kapısının önüne

gelmiş zili çalmıştı. Geç olsada Hyo Joo kapıyı açmıştı. Solgun ve bitkin haliyle konuşacak hali kalmamıştı.

Min Ho – Ben nasıl olduğunu merak ettim ama çok kötü gözüküyorsun.

Hyo Joo – Yatıyordum, biraz dinlenince geçer.

Min Ho – Doktora gitsene. Ji Sub hyungu arayayım istersen.

Hyo Joo – Gerek yok çoğu ilaç yasak bana. Gitsem de pek faydası olmaz.

Min Ho – Ama nasıl iyileşebilirsin ki böyle.

Hyo Joo – Min Ho konuşmaya bile halim yok, yorma beni. Başımın çaresine bakarım.

Min Ho – Yemek yedin mi?

Hyo Joo – İştahım yok

Min Ho – Hastalıktan değilse de açlıktan öleceksin. Geç içeri.

Hyo Joo – Ne yapıyorsun sen ya?

Min Ho – Yarın ve açılış gününde çalışacak elemanlarımdan birisin! Hemen iyileşmen gerek!

Hyo Joo – Psikopat mısın sen ya ben hastayım burada sen elemana ihtiyacım var diyorsun. Bencil adam.

Min Ho – Hadi gir içeri.

Min Ho Hyo Joo’yu sürükleyerek odasına götürmüştü.
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
03-24-2014 12:10 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #6
Secrets And Love
 
Tekrar sizleri bu kadar uzun süre beklettiğim için özür dilerim. Size haftasonu hediyem olsun. Umarım beğenirsiniz...
Uzun oldu birazcık parça parça okursanız daha da rahat edebilirsiniz...

Bölüm Müziği


[align=center]Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
BÖLÜM-5 Aşk Geliyorum Demez

Min Ho – Ben bir şeyler hazırlayacağım, o zamana kadar ılık bir duş al ve yat.

Hyo Joo – Bunu neden yapıyorsun?

Min Ho – Dedim ya elemana ihtiyacım var! Bana bugünden sonra borçlusun unutma!

Hyo Joo – Deli adam.

Min Ho – Hadi hemen ılık bir duş al.

Min Ho Hyo Joo’nun odasından çıkmış telefonla annesini aramıştı.

Min Ho – Alo anne nasılsın?

Young Su – İyiyim oğlum, asıl sen nasılsın? Tek başına yaşamaya alışabildin mi?

Min Ho – İyiyim anneciğim de bir arkadaş hasta, ateşi var. Sen, ben hastayken yaptığın çorba ve lapa
vardı ya onların tarifini bana versene.

Young Su – Min Ho sen yemek mi yapacaksın? Bu zamana kadar hiç mutfağa girmedin.

Min Ho – Anne abartma ne kadar zor olabilir ki yemek yapmak. Hadi tarifi ver.

Young Su – Tamam peki.

Young Su anne tarifi vermişti. Artık sadece yapması kalmıştı. Bazı malzemelerin olmadığını fark edince

dışarı alışverişe çıkması gerektiğini anlamıştı.

Min Ho Hyo Joo’ nun odasının kapısının önüne gelip bağırarak markete gidip söylemişti..

Ardından evin anahtarını alıp markete gitmişti. Gerekli sebzeleri alıp eve gelmişti. Yine Hyo Joo’nun

odasının yanına gitmişti. Kapıyı çalıp içeri girmişti. Hyo Joo yatağın içinde titreyerek yatıyordu. Üstünde

yorgan olmasına rağmen hala üşüyordu.

Min Ho – Sen duşa girdin mi?

Hyo Joo sadece başını sallamıştı.

Min Ho – Saçlarını kurutmadan mı yattın! İnanmıyorum sana, kalk hadi…

Hyo Joo – Min Ho gerçekten çok halsizim bırak ıslak kalsın. Sende evine gidebilirsin.

Min Ho – Kalk bakim. Nerede saç kurutma makinası?

Hyo Joo boş gözlerle Min Ho’ya bakmıştı.

Min Ho – Banyodadır herhalde dimi? İçeri giriyorum.

Min Ho banyoya girmiş dolapta saç kurutma makinasını bulmuştu. Yatağın başucunda ki fişe takmıştı.

Kendiside yatağın köşesine oturmuştu.

Min Ho – Hadi kalkmayı dene.

Hyo Joo – Neden yapıyorsun bunları?

Min Ho – Borcumu ödemek için.

Hyo Joo – Borcun yok.

Min Ho – Hasta olmana rağmen hala konuşuyor musun hadi doğrul.

Min Ho, Hyo Joo’ya destek olarak onu yatakta oturur pozisyona getirebilmişti. Min Ho kurutma

makinasını çalıştırmış parmakları arasında Hyo Joo’nun saçını kurutuyordu. Hastalıktan Hyo Joo’nun

gözleri kapanıyordu. Min Ho ise bir yandan Hyo Joo’nun saçlarını kurutuyor bir yandan da onu izliyordu.

Kendisine bile anlam veremiyordu. Daha birkaç gündür tanıdığı bir kızın evinde onu iyileştirmeye

çalışıyordu! Her ne kadar merhametli ve iyi kalpli biri olsa da yapacağı şey değildi. Ne oldu da bu hale

geldi? Kalp atışlarının farklı atmasının sebebi bunu ilk kez mi yapmasıydı yoksa gerçekten engel

olamadığı duyguları mı açığa çıkıyordu. Yüzüne baktıkça, hastalığının onu bu duruma getirmesini

izledikçe neden kalbi acımaya başlamıştı. Ve en önemlisi bu duyguların üstüne mi gitmesi gerekiyordu

biran önce uzaklaşması mı gerekiyordu?

Bu düşünceler arasında saçlarının kuruduğunu fark etmişti.

Min Ho – Yatabilirsin artık.

Hyo Joo tekrar yatağa uzanmıştı. Min Ho elini Hyo Joo’nun alnına götürüp ateşine bakmıştı. Gerçekten

çok ateşi vardı. Evinden getirdiği dereceyle ateşini ölçmüş ve 39 derece olduğunu görmüştü.

Min Ho – Duş almana rağmen neden düşmedi ki ?

Hyo Joo’yu odasında bırakarak mutfağa gitmişti ama öncesinde Ji Sub’u aramıştı.

Min Ho – Hyung sana bir şey sormam gerekiyor.

Ji Sub – Sesin telaşlı geliyor, ne oldu?

Min Ho – Ya Hyo Joo hasta. Ateşi var, 39 derece. Ne yapmalıyım?

Ji Sub – Ah antibiyotik veremiyoruz ona zaten dün EBT testinde radyoaktif ilaç verildi. Farklı bir etkileşim

olabilir. Doğal yollardan iyileşmesi gerekiyor. Hastaneye getir istersen burada hemşireler ilgilenir.

Min Ho – Arabaya binmiyor ki.. Fazla inatçı geleceğini zannetmiyorum. Evde neler yapabiliriz.

Ji Sub – Bir dakika sen mi onun refakatçisi olacaksın?!

Min Ho – Hyungg! Ne yapacağımı söyle sadece. Lütfen..

Ji Sub – Tamam tamam. Önce ılık su ile duş alsın. Birden soğuk su daha da kötü yapabilir.

Min Ho – Aldı zaten.

Ji Sub – Güzel. Üstünü örtmesin. Yorgan asla kullanmasın, ateşi daha da yükselir. Sonrasında büyük

atardamarların geçtiği yerlere soğuk suda ıslatılmış bez veya pamuk koy ve sık sık bezi değiştir.

Min Ho – Kendi dilince konuşma hyung. Büyük atar damarlar nerede?

Ji Sub – Birde zekiyim diye geçinirsin. Koltuk altı ve kasıklarına bu uygulamayı yap. Gerçi sen sadece

koltuk altına yapsan daha iyi olur. Arada alnına ve boynuna da soğuk suda tuttuğun bezi beklet. Su içir,

çünkü ateş ter yapıyor ve vücuttaki su ihtiyacını düşürüyor. Sadece yatsın, fazla hareket etmesin.

Hareket ettikçe vücut ısısı yükselir. Oda da fazla sıcak olmasın.

Min Ho – Tamam hyung çok sağol.

Ji Sub – Önemli değil. Eğer ateşi düşmezsen mutlaka beni haberdar et.

Min Ho – Tamam hyung merak etme.

Telefonu kapattıktan sonra Min Ho tekrar Hyo Joo’nun odasına gider.

Min Ho – Hyo Joo üzgünüm ama üstündeki yorganı almalıyım.

Hyo Joo – Üşüyorum alma.

Min Ho – Bu ateşini daha da yükseltirmiş Ji Sub hyung söyledi. İnat etme hiç.

Hyo Joo’nun üstünden yorganı almış ince bir örtüyü üstüne örtmüştü.

Min Ho – Hadi biraz su iç.

Hyo Joo – Susamadım.

Min Ho – Sadece içer misin!

Hyo Joo sudan biraz almış tekrar gözlerini kapatıp yatakta büzülmüştü.

Min Ho – Birazdan yemek getiricem sana.

Hyo Joo bir şey söylememiş direk uykuya dalmıştı. Ateş fazlasıyla onu halsiz duruma düşürmüştü.

Min Ho ise mutfağa girip annesinin verdiği tarifle yemekleri yapmaya başlamıştı. Bu sırada birazda

müzik açmıştı.

Yoona ise Hyo Joo’yu hasta gördükten sonra huzursuz olmuş evine gitmeye karar vermişti. Onda zaten

anahtar olduğu için kapıyı açmış ve odaya tam seslenecekken mutfakta Min Ho’yu yemek yaparken

görür.

Yoona’nın düşünceleri

Hıı?! Min Ho patron Hyo Joo’nun evinde yemek yapıyor. Hyo Joo hasta. Neler oluyor ya! Acaba bunların

arasında ?? Ama Hyo Joo buna hazır değil ki. Yoksa hazır mı.. En iyisi ben gideyim.

Yoona sesini çıkartmadan evden çıkmıştı. Aklı çok karışsa da Hyo Joo için belki de yeni bir aşk

yeşerecekti. Bu kadar zaman üzülmesinin sonunda belki de yeni bir hayata, aşka başlayacaktı.

Sonrasında Hyo Joo’dan haberleri alırdı nasılsa.

Min Ho yemekleri pişirdikten sonra tabaklara koymuş tepsiye yerleştirip Hyo Joo’nun odasına gitmişti.

Min Ho – Hyo Joo hadi uyan, bir şeyler yemelisin.

Hyo Joo yavaşça gözlerini açmıştı. Min Ho’nunda yardımıyla yatakta oturur pozisyona geçmişti. Min Ho

ilk başta yemeği kendi elleriyle yediriyordu.

Hyo Joo – Ben kendim yiyebilirim.

Min Ho – Ahh peki..

Kaşığı yemeğin içine bırakmış Hyo Joo kendi yemeye devam etmişti. Biraz daha kendine gelmişti.

Hyo Joo – Hani yemek yapmasını bilmiyordun?

Min Ho – Annemden aldım tarifi çok zor bir şey değilmiş.

Hyo Joo – İçine zehir koymadın dimi : )

Min Ho – Şu hasta halinle bile şaka yapmaya çalışıyorsun ya tebrik ederim.

Hyo Joo – Teşekkür ederim.

Birkaç kaşık daha yiyip bırakmıştı.

Min Ho – Ee yarısı bile bitmedi yemeğin.

Hyo Joo – Doydum yiyemicem artık, ellerine sağlık. Zahmet edip yapmışsın gidebilirsin artık hem saat

geç oldu.

Min Ho – Ateşin düştü mü bakalım önce.

Hyo Joo – Gidebilirsin dedim!

Min Ho – Hastayken bile aksisin, gitmiyorum.

Hyo Joo – Neden? Bana bakmanı senden kim istedi! Kendi başımın çaresine bakabilirim.

Min Ho – Sadece yatarak iyileşebileceğini mi düşünüyorsun! Şu aksiliğin yüzünden insanları kendinden

kaçıyorsun. Bu gidişle yalnız başına öleceksin.

Hyo Joo – Sınırını aşıyorsun.

Min Ho – Artık kendine gel. Düşünce şeklini değiştir. İnsanları kendinden uzak tuturak bu hayat geçmez.

Hyo Joo –Geçmezse geçmez, hayat benim hayatım değil mi?

Min Ho – Değil.

Dereceyle tekrar ateşini ölçer.

Min Ho – Hala 38 derece. Hadi biraz daha su iç öyle yat. Uyu dinlen biraz benden bir şey istersen

içerideyim. Seslenmen yeterli.

Hyo Joo’ya elleriyle suyu içirmişti. Hyo Joo’da içtikten sonra Min Ho ya sert bir bakış atarak tekrar

yatmış, uyumuştu.

Min Ho kalan yemekleri mutfağa geri götürmüş, salonda bir süre oturmuştu. Ardından sehpanın

üzerindeki fotoğraf dikkatini çekmişti. Eline aldı ve fotoğrafı inceleme başlamıştı.

Min Ho – Donghae mi bu kişi acaba? Sanırım o… Yakışıklıymış. Hyo Joo geçmişte nasıl biriydin gerçekten

merak ediyorum. Bu aksi halinin arkasında sakladığın karakterini merak ediyorum.

Oturmaktan sıkılan Min Ho küçük bir kovanın içine soğuk su koyup küçük havlulardan almıştı. Odaya

tekrar gidip havluyu suda ıslatmış Hyo Joo’nun önce alnına sonra boynuna bezi koyarak sık sık

değiştirmişti. Soğuk su anında ısınıyordu. Sürekli kovadaki suyu değiştirip bunları tekrarlıyordu. Bir süre

sonra tekrar ateşini ölçtükten sonra 37 yi görmüştü. Sonunda ateşi düşmüştü. Yatağın kenarında

otururken bir süre uyuyan Hyo Joo’ yu incelemişti. Uzun uzun yüzüne bakmıştı. Kalbinin atış hızındaki

değişikliğin farkına varır varmaz ayaklanmıştı. Bir kağıda not yazıp baş ucuna bırakmıştı. Saat sabahın

4’ü olmuştu. Hyo Joo’nun evinden çıkmış kendi evine geçmişti.

Sabah 9 da uyanan Hyo Joo yatağında kalkmış başucundaki sudan biraz içmiş, komidinde duran kağıt

gözüne ilişmişti

‘’ Sakın yatağından kalkıp cafeye gelmeyi düşünme! Bugün izinlisin, bol bol dinlen. Yarın ki açılışta çok

çalışman gerekecek. ‘’

Hyo Joo’nun düşünceleri – Ah bu adam beni deli ediyor! Dün gece de benim yüzümden uykusuz kaldı.

Fazla mı sert davrandım acaba. Sadece yorgun olduğunu düşündüğüm için eve gitmesini istemiştim.

Uykusuz ve yorgun olarak gitmek zorunda kaldı. Birde üstüne ben kötü davrandım. Bazen gerçekten

kendimden nefret ediyorum! Teşekkür etmeliydim.

Hyo Joo yatağından kalkmış mutfağa gitmişti. Dünden beri doğru düzgün bir şey yemediği için acıkmıştı.

Tam buzdolabını açacakken buzdolabının üstünde de bir not duruyordu.

‘’Dün doğru düzgün bir şey yemedin. Kalktığında yaptığım lapa ve çorbayı ısıt ve ye. Bol su iç, ve yat! ‘’

Hyo Joo – Bu ne şimdi! Ahh çıldırıcam. Neden bu kadar yakın davranıyorsun ki bana. Neden aklımı

karıştırıyorsun!

Hyo Joo lapadan biraz yemiş, suyunu için birkaç saat daha dinlenmek için yatmıştı.

Cafe

Yoona – Off bugün neden bu kadar sıkıcı

Seung Gi – Hyo Joo’nun burada varlığına alıştığın için öyle geliyor.

Şef – Haklı. Uzun zamandır müşteri yerine sinek avındayız

Yoona – En azından dedikodu yapıyorduk, nasıl oldu acaba? Patron Hyo Joo bugün gelmeyecek değil mi?

Min Ho – Gelmeyecek. Yarın ki açılış için her şey tamam mı?

Kyu Jong – Hazır patron. Süslemeleri bile erkenden yaptık.

Yoona – Harika görünüyor. Cafenin yeni tasarımı buraya ayrı bir hava getirdi

Şef – Evet, mavi huzur veriyor. Müşterilerin dinlenebileceği bir ortam oldu.

Seung Gi – Büyük akvaryumda iyi ama.

Yoona – Seung Gi sen benle gelsene bi.

Seung Gi – Ne oldu?

Yoona – Bir şey anlatıcam.

Seung Gi – İyi

Dışarı bahçeye çıkarlar.

Seung Gi – Ne oldu?

Yoona – Birine anlatmazsam çatlicam. Dün hani Hyo Joo’ya gitmiştim ya hasta diye

Seung Gi – Evet

Yoona – Hasta diye kapıyı çalmak istemedim, anahtarla eve girdim mutfaktan sesler gelince bakayım

dedim. Kimi gördüm dersin

Seung Gi – Hyo Joo’dur kim olacak.

Yoona – Hayır aşkım. Mutfakta yemek hazırlayan patron Min Ho’ydu! Bildiğin yemek yapıyordu.

Seung Gi – Nasıl ya?! Patron bizim patron?! Yanlış görmüş olabilir misin?

Yoona – Saçmalama Seung Gi. Min Ho’ydu. Bende çaktırmadan çıktım evden.

Seung Gi – Onlar bu kadar yakın mıydı? Şaka gibi. Sürekli tartışıyorlardı oysa.

Yoona – Demedi deme ileride ikisinin arasında bir yakınlaşma olacak.

Seung Gi – Patrona üzüldüm. Hyo Joo ile nasıl uğraşacak ki.

Yoona Seung Gi’ye çimdik atar.

Seung Gi – Ahh acıdı ya!

Yoona – Hyo Joo’yla nasıl uğraşacakta ne demek. Sadece tekrar sevmek onun için zor gelecektir.

Seung Gi – Ben Hyo Joo’nun, patronla sevgili olacağına ihtimal bile vermiyorum.


Yoona – Sen öyle san.

Hyo Joo evde bir süre dinlenmiş sonra kendini daha iyi hissettiği için kalkmıştı. Oyalanmaya çalışmış ve

sıkılmıştı. Ardından üzerini değiştirip dışarı çıkmaya karar vermişti.

Büyük bir alışveriş mağazasına gitmişti. Biraz gezmiş bir mağazada kol düğmelerine rastlamıştır. Babası

eskiden çok takardı onunda çok hoşuna giderdi. Çok şık bulurdu hep. Aklına birden dün gece Min Ho’nun

ona bakması geldi.

Hyo Joo’nun düşünceleri

Bana o kadar baktı ben onu yine tersledim. Acaba hediye olarak kol düğmesi mi alsam. Alsam mı

almasam mı?! Puff karar veremiyorum..

Kol düğmelerinin başında duran bayanın sesiyle düşüncelerinden uzaklaşmıştı.

Görevli – Hediye olarak kol düğmesi mi almak istiyorsunuz? Çok şık yeni modeller geldi.

Hyo Joo – Hangileri yeni gelenler.

Görevli – Şu sıra. Özellikle bu model daha yeni gelmesine rağmen fazlasıyla ilgi gördü. Stoklarda da

sınırlı.

Hyo Joo – Çok güzelmiş gerçekten. Şey bunu istiyorum, ancak hediye olacak ona göre paketler misiniz.

Görevli – Tabi. Peki not yazmak ister misiniz hediye paketinin üzerine.

Hyo Joo – Not mu?

Görevli – Evet.

Hyo Joo – Peki..Olur.

Hyo Joo küçük not kağıdına yazmaya yeltendikçe ne yazacağına karar veremez. Bir şey yazacakken

vazgeçer en sonunda kelimeleri toparlar.

‘’ Dünkü aksiliğim için özür, bana baktığın için teşekkür hediyesi. Her şey için teşekkür ederim. Borç

hesabımız kapandı değil mi? ‘’

Hyo Joo hediyeyi alıp eve dönmüştü. Akşam 7 olmuştu. Sadece birkaç gün çalışmaya başlamış olmasına

rağmen nasılda alışmıştı. Şimdi resmen evde boş boş oturmak canını sıkıyordu. En sonunda yarın ki

açılış için herkese isim yakalığı yapmayı düşünmüştü. Hem can sıkıntısı geçecekti hem de açılış için isim

etiketleri daha da şık görünecekti. Bütün malzemelerini toparlayıp şirin isim etiketleri yapmaya

başlamıştı. İsimleri iğne ve iplikle kendisi işlemişti. En son Min Ho için kalan etiket vardı.

‘’ Ama o patron. Etiket takmaz değil mi? Yinede yapmalı mıyım? Aman ben yapayımda takmazsa kendisi

bilir. ‘’

En son onunda ismini yazmıştı. İsim etiketleri artık hazırdı. Tam o anda kapı çalmıştı. Hyo Joo kapıyı

açtığında karşısında duran Min Ho’ydu.

Min Ho - Merhaba

Hyo Joo – Aa sen miydin merhaba?

Min Ho – Nasıl oldun diye merak ettim. Ateşin düştü değil mi?

Hyo Joo – Düştü şuan çok iyiyim.

Min Ho – Güzel ben eve geçeyim o zaman.

Hyo Joo – Şey.. Akşam yemeği yedin mi?

Min Ho – Yemek mi? Hayır yemedim.

Hyo Joo – Bende yemek hazırlayıp yiyecektim. Ama yalnız yemekten pek hoşlanmıyorum. Geçmişten

gelen bir alışkanlık. İstersen beraber yiyebiliriz.

Min Ho – Hyo Joo sen iyi misin gerçekten?

Deyip elini alnına koyar.

Min Ho – Ateşinde yok ama. Normal değilsin. Beni yemeğe çağırıyorsun farkında mısın? Yoksa kafanı bir

yere mi çarptın?

Hyo Joo – Dalga mı geçiyorsun! Sen bilirsin ben gelmezsen gelme.

Tam kapıyı kapatacakken Min Ho kapıyı iterek durdurur.

Min Ho – Tamam tamam geliyorum. Sadece şaşırdım.

Hyo Joo – Hadi geç içeri. Salona geç ben yemekleri ısıtıp geliyorum.

Min Ho – Tamam

Min Ho salona geçmiştir. Masanın üzerindeki isim etiketleri gözüne ilişmiştir. Eline alıp teker teker

bakar. Kendi ismini de görmüş yüzünde tebessüm oluşmuştur.

Hyo Joo’ya seslenir.

Min Ho – Hyo Joo bu etiketlerde ne?

Hyo Joo – Ahh onlar mı? Yarın açılış için. Canım çok sıkıldı benimde aklıma bu geldi. Farklı olmamış mı?

Min Ho – Güzel görünüyorlar.

Min Ho’da elini yıkayıp mutfaya Hyo Joo’nun yanına gelir.

Min Ho – Yapabileceğim bir şey var mı?

Hyo Joo – Aa gerek yok sen otur yemekler ısındı sadece masayı kurucam.

Min Ho – Tamam sen tabakları çatalları ver ben içeriye götüreyim bir yandan.

Hyo Joo – Tamma o zaman al bakalım.

Min Ho (içinden) – Hyungu mu arasam. Ateş yüzünden mi böyle oldu acaba. Fazla iyi davran mıyor mu?

Aishh bünyem alışık değil buna.

Hyo Joo – Heyy tabakalar işte..

Min Ho – Tamam dalmışım.

Masayıda kurduktan sonra yemeklerini yerler.

Hyo Joo – Nasıldı cafe? Yine müşteri yok muydu?

Min Ho – Tek tük işte. Yarın ki açılış için son şeyleri yaptık.

Hyo Joo – Umarım açılışın etkisi olur.

Min Ho – Umarım

Hyo Joo – Çalışmaya o kadar alışmışım ki bütün gün sıkıntıdan patladım. Bir daha hasta olmayacağım!

Min Ho – Yoona’da yokluğundan şikayet edip durdu. Diğerleri de tabi.

Hyo Joo - : )

Min Ho – Bende..

Hyo Joo – Hı ?

Min Ho – Bende sıkıldım aslında. Cafede sürekli atışmak can sıkıntıma iyi geliyormuş. Bunu anladım.

Hyo Joo’nun yemek boğazına kaçar. Min Ho hemen su doldurup uzatır.

Hyo Joo – Teşekkürler..

Min Ho – Bir şey sorucam. Sormam doğru mu bilmiyorum ama.

Hyo Joo – Sor bakalım.

Min Ho – Kendini neden bu kadar çok dünyaya kapattın. 1 sene boyunca. Sürekli bana davrandığın gibi

insanlara sinirlenerek, her şeye bir kulp bularak hayatını neden mahvettin?

Hyo Joo – Peki bende bir soru sorayım o zaman sen neden ailenin yanından ayrılıp buraya taşındın?

Gece hayatına kendini kaptırıp, her gece başka kızlarla geliyordun. Neyi unutmaya çalışıyordun?

Min Ho – İkimizin de fazla sırrı var anlaşılan. 1 sene önce nişanlım bir trafik kazasında öldü. Ondan

sonra kendimi toparlamam zor oldu. Önceleri kendimi eve kapattım sonra da gece hayatı işte. Belki de

zihnimdeki ondan kaçmaya çalıştım.

Hyo Joo – Çok sevmiş olmalısın.

Min Ho – Aslında aşk mıydı bilmiyorum. Bana kalırsa değildi. Sadece korumaya muhtaç olarak tanıdığım,

yardım ettiğim ama sonrasında kopamadığım biriydi. Ailemdeki biri gibi. Ya da en yakın arkadaşım

gibiydi. En yakın arkadaşımı, beni çok seven bir insanı kaybettiğim için boşluğa düştüm. Ama aşk

olduğunu düşünmüyorum.

Hyo Joo – Ne yani aşık olmadığın biriyle mi nişanlandın?

Min Ho – Evet.


Hyo Joo – Saçma.


Min Ho – O beni çok seviyordu. Nişanlanmak isteyen oydu. Ben sadece hayır demedim. Hayatımda aşkı

hiç yaşamamıştım. Onunla evlensem de bir şey değişmeyecekti.

Hyo Joo – Ya evlendikten sonra başka birine aşık olsaydın? Yani pişman olsaydın.

Min Ho – Aşka inanmayan biriydim. Çocukluktu yaptığım.

Hyo Joo – Aşka inanmayan biriydim diyorsun şimdi aşka inanıyor musun?

Min Ho – Evet artık aşka inanıyorum..

Hyo Joo - Ne değişti ki?

Min Ho – Bende bunu sorguluyorum şuan. Duygularımdan emin olmam gerek.

Hyo Joo – Aşk güzel şey.

Min Ho – Aşkı anlatsana. Belki yaşadığımın ne olduğunu anlarım.

Hyo Joo – Aşk. Hayatın en güzel duygusu. Acılarına rağmen katlanabileceğin, seni hep güçlü kılan bir

duygu. Kalbin sanki onu görünce duracakmış gibi hissedersin. Ama yinede hep görmek istersin. Midede

kelebekler uçma hipotezini doğrulamış olursun. Gözlerine bakamazsın, utanırsın. Canı yandığında

seninde canın yanar. Üzüldüğünde sende üzülürsün, mutlu olduğunda sende mutlu olursun. Hep onu

korumak istersin. Kötülüklerin ondan uzak durmasını. Sarılmak istersin. Tüm dünyanın ortasında

zamanın ve insanları dondurup ona sıkıca sarılıp onun kalbini hissetmeye çalışırsın. Gözlerine baktığında,

sanki salyongozun üzerine tuz serpmişsinde vücudunda salgangoz gibi yavaş yavaş erimeye başlamış

gibi hissedersin. Aşk böyle bir şey işte. Önce kaçmaya çalışırsın sonra tuzağa düşer sonuna kadar

gitmeye çalışırsın.

Min Ho – Tüm bunları sana yaşatan o muydu?

Diyerek Donghae’nin fotoğrafını gösterir.

Hyo Joo – Evet.

Min Ho – Aşkına hayran kaldım.

Hyo Joo – Benim aşkım ona ölümü getirdi. Çokta hayran kalınası bir durum değil.

Min Ho – Ben sana hikayemi anlattım sende anlatsana. Rahatlarsın.

Hyo Joo – Gerçekten bilmek istiyor musun?

Min Ho – Evet

Hyo Joo – Çok sevdik biz birbirimizi. Ama önce ben sevdim onu. Ben onunla aynı ortaokuldaydım. O bir

üst sınıftaydı. Aşkımı söyleyemiyordum utangaçtım. Sırf aynı liseye gidebilmek için çok çalışıp onun

olduğu liseye gittim. Önceleri yanında başka bir kız oluyordu. Sevgilisi zannetmiştim, çok kıskanmıştım.

Sonra tanıştık ve sevgili olduk. Annem öldü benim kalp rahatsızlığım açığa çıktı. Uzun seneler kalp nakli

bekledim. Günden güne daha kötü oluyordum. O zamanlar Donghae beni hiç yalnız bırakmadı. Hayatta

kalabildiysem tek sebebim oydu. Ekonomiyi babamın zoruyla okudum. Ancak rahatsızlığım daha da

ilerledi. Bunun üzerine ben iç mimarlık okumak istedim. Babam hastalığımdan dolayı kabul etti. Hastane

ve ev arasında mekik dokudum. Arada okula gittim. Çok zor geçen 3 sene sonrasında son sınavlarımı

olacaktım. Benim bencilliğim ve düşüncesizliğim yüzünden Donghae yi o gün beni almaması için ikna

etmiştim. Kendi başıma bir şeyler yapabildiğimi kanıtlamak istedim. Sürekli onu yormak beni üzüyordu.

Benim yüzümden hayatı mahvolmuştu. Sürekli beni okula getirip götürüyordu, hastanede başımda

kalıyordu, işe gidiyordu. Çoğu gün uykusuz kalıyordu, benim yüzümden işlerini aksatmaya başlamıştı

babasından çok baskı görüyordu bu yüzden. Bende bir şeyler yapmak istedim. Tek başıma

yapabileceğime inandım ama yapamadım. Kalp krizi geçiriyordum sınav çıkışında yine imdadıma

Donghae yetişti. İlk yardımımı o yaptı. Artık alışmıştı bu halime, yine benim yüzümden bu saçma

bilgileri öğreniyordu. Kalp cerrahı kadar bilgi edinmeye çalışıyordu. O gün ilk yardımdan sonra

hastaneye yetiştirmeye çalışırken kaza yaptık. Kalbime kemerin uygulayacağı ufak bir basınçtan beni

korumaya çalışmıştı. Kendisi kemer takmıştı ama ben takmamıştım. Kaza yapacağımızı anladığında geri

dönüşümüzün olmayacağını anladığında kendi emniyet kemerini çözüp kendisini bana siper etti. Yani

benim aşkım onu öldürdü. Bu yüzden şanslısın aslında aşka inanmamak daha iyi sanırım. Arabaya

binememe sebebimde bu işte. O olaydan sonra her arabaya bindiğimde kalbim sıkışıyor, nefesim

kesiliyor. O kaza anı gözümün önüne geliyor. Yoksa beni yemenden korkmuyorum.

Min Ho – Senin yüzünden değil. Neden sürekli kendini suçluyorsun. Aşkın veya senin suçun değilmiş

bunlar.

Hyo Joo – Benim bencilliğim olmasaydı okula gideceğim diye tutturmasaydım olmayacaktı. Şuan çok

mutlu olacaktık. Belki de evlenecektik.

Min Ho – Tamam hadi konuyu değiştirelim…

Bu akşam bir adım daha yakınlaşmışlardı birbirlerine. Her şeyi anlatmışlardı. Olduğu gibi. Kimseye

açıklayamadıklarını birbirlerine açıklamışlardı. Min Ho aşkın tarifini dinlerken kendinde bir şeyler olup

olmadığını sorgulamaya başlamıştı. Aşkı artık reddedemiyordu.

Hyo Joo hemen kendini toparlar.

Hyo Joo – Aa bir dakika burada bekle.

Min Ho – Tamam

Hyo Joo elindeki paketi Min Ho’ya vermişti.

Hyo Joo – Eve gidince açıp bak olur mu? Dün sert davrandım sana. Bana bakmaya çalışmana rağmen

ukalalık ettim. Özür dilerim.

Min Ho – Önemli değildi bir şey almana gerek yoktu.

Hyo Joo – Öyle içimden geldi.

Min Ho ve Hyo Joo yemekten sonra ayrılmış, Min Ho eve gitmişti. Hemen hediye paketini açmış bir notla

karşılaşmıştı. Notu okuduktan sonra yüzünde gülümseme oluşmuş hediyeyi açmıştı. Kol düğmeleri… Çok

şık duran bir çift kol düğmesiydi. Bu ona alınan ilk kol düğmesiydi. Hiçbir zaman kol düğmesi takmamıştı

zaten beceremezdi de. Ancak bu kol düğmeleri kalbinde sıcak bir duyguya sebep olmuştu.

Min Ho – Aşk var!
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
(Bu Mesaj 04-18-2014 09:22 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ~YaseMinHo~.)
04-18-2014 09:09 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
~YaseMinHo~ Çevrimdışı
Minoz Fan

Mesajlar: 79
Üyelik Tarihi: Nov 2013
Rep Puanı: 17
Mesaj: #7
Secrets And Love
 
Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.

Bölüm Müziği




Feridun Düzağaç – Alev Alev

Alev alev yanıyorum
Buzlarım çözülüyor aşka
Gardım düşüyor, tutamıyorum
Korkuyorum bakışların çarpınca bana

Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık
Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık

Sen ışığını arayan güzel günebakan
Ben tozuna dumanına hasret bir enkaz

Alev alev yandığım doğru
Küllerinden doğar mıyım sana doğru
Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum Yerdeyim
Sendeyim
Al beni
Ne
Yaparsan
Yap!..


BÖLÜM 6 - YABANCI GELEN KALP ATIŞLARI

Ertesi sabah tüm elemanlar erkenden kalkmış açılış için erkenden cafeye gelmişlerdi. Cafe kalpli, rengarenk balonlarla,

çiçeklerle süslenmişti. O güne özel canlı şarkı söyleyen solist bile bulmuşlardı. Tüm herkes telaşla hazırlıkları tamamlıyorlardı. Açık büfe

tarzında atıştırmalıkları sergilemişler, kahve ve çay İçin tüm malzemeler müşterilerin gelmesini bekliyordu.

Yoona – Hyo Joo seni sorguya çekeceğim bu günün sonunda haberin olsun

Hyo Joo – Sorgu mu? Neden?

Yoona – Bilmem bir düşün bakalım neden?

Hyo Joo – Ağzındaki baklayı çıkarsana sen!

Yoona – Şimdi olmaz ayaküstü konu değil.

Hyo Joo – Ama daha da merak ettim.

Yoona – Ben asıl senden alacağım cevapları bekliyorum

Hyo Joo – Yoona ya biraz çıtlatsan konuyu

Bu sırada şef gelmişti.

Şef – Her şey hazır mı arkadaşlar?

Hyo Joo - Hazır şef..

Şef – Güzel

Min Ho – Arkadaşlar tüm hazırlıklar bitti değil mi?

Kyu – Bitti müdürüm

Min Ho – Birazdan gelmeye başlarlar. Güler yüzlü ve sabırlı olmaya özen gösterin.

Çok yoğun olacaksınız bugün..

Seung Gi – İlk misafirimiz geldi bile ^^

Gelen So Ji Sub’du.

Min Ho – Pekte misafir sayılmaz aslında.

Ji Sub – Günaydın arkadaşlar, çok güzel görünüyor her şey

Min Ho – Hoş geldin hyung.

Ji Sub – Hoş buldum. Hyo Joo sen nasıl oldun?

Hyo Joo – Nasıl yani?

Ji Sub – Dün Min Ho beni aramıştı senin için. İyi görünüyorsun.

Hyo Joo meraklı gözlerle Min Ho’ya bakıyordu, Min Ho ise hemen kafasını

çevirmiş ilgisiz gibi davranmaya çalışıyordu.

Ji Sub elini alnına koyar ve ateşi var mı diye kontrol eder.

Ji Sub – Güzel ateşin yok. Tetkiklerden dolayı yoğun radyasyona maruz kaldın ve

bünyen zayıfladı. Sanırım enfeksiyon kapmanda daha kolay oldu. Şimdi iyi

görünüyorsun ama istersen hastaneye uğrayalım.

Hyo Joo – Gerçekten gerek yok, şuan çok iyiyim.

Min Ho – Hyung sen bi gelsene benimle.

Min Ho, Ji Sub’u bahçeye götürmüştü.

Min Ho – Hyungg! İnsanların önünde en önemliside Hyo Joo’nun yanında neden seni
aradığımı söylüyorsun!

Ji Sub – Ne var bunda bilmelerinde ne gibi bir sakınca olabilir?

Min Ho – Ona karşı özel muamele gösterdiğimi düşünecekler.

Ji Sub – Göstermiyor musun zaten?

Min Ho – Hyung aklından neler geçiyor bilmiyorum bilmekte istemiyorum ama şu konuları lütfen diğer çalışanların yanında açma.

Ji Sub – Yani bu özel muamele devam edecek?

Min Ho – Gerçekten lafı anlamak istediğin yerden anlıyorsun..

Ji Sub – Onu bunu bırakta annen baban gelmeyecek mi?

Min Ho – Babamı bilmez misin öğlen vaktine doğru gelir ki en yoğun saatte cafenin durumu ne diye inceler.

Ji Sub – Babana haksızlık etme buranın manevi değeri onun için önemli.

Min Ho – Biliyorum biliyorum

Ji Sub – İlk başlardaki kadar şikayetçi değilsin burada olmaktan

Min Ho – Alıştım sanırım, eskisi gibi katlanılmaz gelmiyor.

Ji Sub – Bana bile açık olamıyorsun dimi!

Min Ho – Ben içeri giriyorum.

Ji Sub – Tamam tamam ben kaçar. Akşam tekrar uğrarım. Kamp için hepiniz hazırsınız değil mi?

Min Ho – Bilmem

Ji Sub – Dalga mı geçiyorsun?!

Hyo Joo ise içeride diğerlerinin garip bakışlarına takılmıştır.

Seung Gi – Min Ho müdür neden senin hastalığın için Ji Sun hyungu aradı Hyo Joo?

Hyo Joo – Ee şey..

Kyu Jong – Dün seninle mi ilgilendi yoksa?

Hyo Joo susmuştu. Bu sırada içeri Ji Sub seslenerek gelmişti. Arkasından da Min Ho…

Ji Sub – Arkadaşlar geçen gün söylemiştim kamp işini bu akşam açılıştan sonra gidecektik. Herkes hazırlıklı geldi mi?

Yoona – Seung Gi – Biz hazırlıklıyız!

Seung Gi – Çadırı bile getirdik ^^

Ji Sub – Siz şef ?

Şef – Ben gelemeyeceğim önemli bir ailesel işim çıktı üzgünüm.

Ji Sub – Ah gerçekten mi? Neyse bir dahakine o zaman. Kyu Jong, Hyo Joo ?

Kyu Jong – Bende hazır sayılırım. Çıkışta eşyalarımı alacağım evden.

Ji Sub – Süpersin. Hyo Joo?

Hyo Joo – Siz gerçekten kamp konusunda ciddimiydiniz? Ben bu kadar ciddiye almamıştım.

Ji Sub – Ciddiyim tabi ki! Hem temiz orman havası, bol oksijen, yeni açan çiçekler. Harika olacak.

Hyo Joo – Doktor bey ben gelmesem. Hem tek tatilim yarın güzel, rahat

yatağımda istediğim kadar uyumak daha mantıklı geliyor.

Ji Sub – Bu yaşta için geçmiş! İtiraz istemiyorum. Çıkışta evine gidiyorsun,

eşyalarını alıp buraya geliyorsun. Küçük minübüs tarzında bir araçla hepimiz

buradan gideceğiz. Akşamı ve yarınıda orda geçireceğiz.

Hyo Joo – Yaa amaa

Ji Sub – Akşam görüşürüz…

Ji Sub gitmişti. Hyo Joo söylene söylene işinin başına geçmişti. Ortalık yavaş

yavaş kalabalıklaşmaya başlamıştı. Min Ho bahçede gelenleri karşılıyor diğerleri

ise servislerle ilgileniyorlardı. Hyo Joo dışarıda servis yaparken; Min Ho ile birlikte karşılaştıkları büyükanne ve büyükbabayı cafeye girerken

görür. Hyo Joo hemen girişe yanlarına gider.

Hyo Joo – Büyükanne, büyükbaba gelmişsiniz : )

Büyükanne – Sizi tekrar görmek istedik

Büyükbaba – Hemde cafeyi merak ettik.

Hyo Joo – Çok iyi yapmışsınız çok sevindim. Gelin size güzel bir yere geçireyim.

Dışarıda güzel bir masaya büyükanne ve büyükbaba otururlar.

Hyo Joo – Ne istersiniz? Kurabiyelerin yanına ne getireyim size?

Büyükbaba – Ah ben sütlü kahve.

Büyükanne – Sana zahmet olmayacaksa bende sütlü kahve alayım

Hyo Joo – Ne zahmeti hemen getiriyorum.

Hyo Joo içeride kahveleri hazırlar. Aceleyle kapıdan çıkacakken Min Ho ile karşılaşır.

Min Ho – Yavaş, kahveleri dökeceksin

Hyo Joo – Dökmem merak etme

Min Ho – Kime bu kadar hevesle götürüyorsun kahveleri?

Hyo Joo – Aa görmedin mi? Alışveriş merkezinde karşılaştığımız büyükanne ve büyükbaba vardı ya onlar geldi.

Min Ho – Gerçekten gelmişler mi?

Hyo Joo – Evet

Min Ho – Hadi gidelim o zaman bende merhaba demiş olurum.

Min Ho ve Hyo Joo masaya giderler.

Min Ho – Hoşgeldiniz, kusura bakmayın sizi görmemişim. Çok mutlu oldum sizi tekrar gördüğüme.

Büyükbaba – Sorun değil oğlum baksana baya kalabalık burasıda.

Hyo Joo kahveleri servis eder.

Hyo Joo – Ben işime dönüyorum, fırsat buldukça uğrarım yanınıza

Min Ho – Otursana biraz hem dinlenmiş olursun.

Hyo Joo – Ama çok kalabalık

Min Ho – Hallederler 5 dakikadan bir şey çıkmaz.

Hyo Joo – Peki o zaman..

Min Ho ve Hyo Joo’da büyükannenin masasına sandalye çekip otururlar.

Büyükanne – Büyük gelişme katetmişsiniz.

Hyo Joo – Cafe mi?

Büyükanne güler – Hayır siz ikiniz

Min Ho – Niye ki?

Büyükanne – Baksana kızı düşünüyorsun oğlun dinlensin diye… Hem 5 dakikadır tartışmadınızda.

Min Ho ve Hyo Joo birbirlerine bakarlar. Evet artık daha iyi anlaşıyorlardı. Gözle fark edilecek kadar tartışmaları azalmıştı.

Büyükbaba – Hanım sende çok fenasın bıraksana çocukları bak utandılar.

Hyo Joo – Büyükanne sen yanlış anladın. Sadece iş yerinde iyi geçinmek zorunda olduğumuz için..

Min Ho sessizce – O zaman dünkü neydi?

Hyo Joo – Bir şey mi dedin?

Min Ho – Yoo mırıldanıyorum öyle..

Büyükanne – Neyse zaten eninde sonunda birbirinizin tuzağına düşeceksiniz. Kabul etsenizde etmesenizde.

Hyo Joo – Büyükanneeee

Büyükanne – Benim asıl bilgi almak istediğim bir konu var çocuklar. Hyo Joo kahveleri getirene kadar arka bahçedeki yeri gördük. Kokteyl

tarzında bir yer yapmışsınız.

Min Ho – Evet, orasını doğum günü, nişan, kutlama tarzı etkinlikler için yaptık.

Büyükanne – Benim torunumun Cuma günü nişanı var. Pazar günüde arkadaşlarıyla birlikte ona sürpriz kutlama düzenlemek istiyoruz. Sizin

burayı çok beğendik. İsmide çok hoş tam konuya özel oldu.

Min Ho – Gerçekten mi?

Büyükbaba – Eğer haftaya Pazar bir etkinlik yoksa orada 3 saatlik kutlama partisi yapmak istiyoruz.

Min Ho – Tabi ki olur. Açılışı böyle güzel bir etkinlikle yapacağız.

Büyükanne – Güzel o zaman organizasyonu siz yaparsınız. İkinize güveniyorum çocuklar.

Hyo Joo – İkimize gerek yok aslında müdürüm halledebilir.

Büyükanne – Kızım saçmalama bir erkeğe tek başına bu işi verirsen kesin bir şeyler eksik olur. Lütfen beni kırma.

Hyo Joo – Ama büyükanne.. Off tamam, tamam yapacağım. Kalkayım ben artık arkadaşların iş yükünü biraz olsun hafifleteyim.

Min Ho – Bende izninizi isteyeyim. Gelenleri karşılamam gerekiyor. Siz haftaya organizasyon işini merak etmeyin. Sadece bize saatini

bildirmeniz yeterli : )

Büyükanne – Tamam oğlum sağolun.

Hyo Joo işine devam eder. Min Ho ise annesinin geldiğini görür.

Min Ho – Anne hoş geldin, ee babam nerede?

Young Su – Hoşbuldum. Yurt dışıdan misafirleri erken geldi. Büyük bir için Japon bir firma ile anlaştı. Onları karşılayıp bir yemek yiyecek.

Min Ho – Ah bu manzarayı kaçırması kötü oldu..

Young Su – Şiştt babana söyleme ama beni görevlendirdi. Güya burada bir şeyler ters giderse ona bildirecekmişim. Oğluma kıyabilir miyim
ben hiç..

Min Ho annesinin yanağından öper.

Min Ho – Sen bitanesin Young Su’m!

Young Su – Şuna bak! Babana belli etmesemde bende burada olmanı istemiyorum. İşleri biran önce düzelt ve şirkete dön Min Ho.

Min Ho bir an duraksamıştı. Evet işler iyi gittiği takdirde Min Ho şirkete geri dönecekti. Babasıyla öyle anlaşmıştı. Annesi şimdiden dönmesini

istiyordu. Peki ya neden birden morali bozulmuş ve kalbinde bir sızı hissetmişti. Gözleriyle Hyo Joo’yu arımıştı. Bahçede görünmüyordu.

Gerçektende ne hissediyordu! Bu kadar yabancı mıydı bu duygular ona. Min Yeong’a olan duygularını gözden geçirmişti tekrar. Birkaç saniye

içinde nerelere gitmişti. Gerçekten de işler düzelirse gidebilecek miydi?

Young Su – Hey Min Ho daldın gittin oğlum

Min Ho – Ah pardon anne gelsene içeriyide gez.

Young Su – Gayet kalabalık tanıtım işe yarayacak gibi.

Min Ho – Umarım dediğin gibi olur anne. Gel içeriye girmeden önce arka bahçedeki yeride göstereyim.

Arka bahçeye gittiklerinde Min Ho açıklamaya başlar.

Min Ho – Nasıl anne? Burası özel kutlamalar için. Doğum günü, nişan gibi etkinlikler için hazırladık. Kokteyl tarzı masalar ve çardak hepsini

absürt olmayacak şekilde düzenlemeye çalıştık.

Young Su – Woww burası gerçekten çok güzel olmuş. Bu kadarını beklemiyordum senden.

Min Ho – Zaten tek başıma yapmadım. Hadi gel içeriyide gezdireyim sana.

Min Ho annesiyle içeriye geçer. Üstteki toplantı odasından başlayarak her yeri gezdirir. Ardından Young Su’nun dikkatini Hyo Joo çeker.

Young Su – Yeni eleman mı aldınız bu kız kim?

Min Ho – Ah tabi sen son zamanlarda gelmediğin için onunla tanışmadın. Han Hyo Joo. Yeni elemanımız, benimle aynı zamanda işe başladı

garson olarak.

Young Su – Hmm anladım..

Min Ho – Ayrıca buranın yeni dizayınıda o yaptı.

Young Su – Nasıl yani? Bi garson mu yaptı tüm bu tasarımı?!

Min Ho – Normalde ekonomi bölümünü bitirmiş ardından da iç mimarlığa başlamış ancak 3. Sınıfta rahatsızlığı sebebiyle okulu bırakmak

zorunda kalmış. Burada çok emeği geçti.

Young Su – Bu kız normal mi gerçekten?

Min Ho – Anneee!

Young Su – Bu kadar iyi geçmişi varsa neden burada çalışıyor ki. Garson olarak hemde.

Min Ho – Demek ki böyle daha mutlu anne. Gayet normal biri.

Young Su – Hayırdır Min Ho hemen kızı savunmaya geçtin?

Min Ho – Anne yapma. İnsanları ön yargıyla yaklaşman hoşuma gitmiyor.

Young Su – Ah tamam tamam sustum ne halin varsa gör. Burada işleri biran önce yerine koy ve şirkete geç. Burası yeterince kalabalık

gidiyorum ben artık. Seni daha fazla oyalamayayım.

Min Ho – Tamam anne, sonra görüşürüz…

Young Su – Dikkat et kendine. Ahh unutuyordum az kalsın.

Derken Hyo Joo yanlarına gelir.

Hyo Joo – Özür dilerim, konuşmanızı bölüyorum ama patron peçeteler tükendi, yedek olarak aldıklarımız neredeydi?

Min Ho – Aa ben onları arabadan getirmeyi unuttum anahtar toplantı masanın üzerinde arabadan getirebilir misin?

Hyo Joo – Tabi

Hyo Joo yukarı çıkacakken ayakkabısının bağcığının açıldığını görür, takılıp düşmemek için bağlamaya eğilir. Bu sırada Min Ho ve annesinin

görmediği bir kısımdadır. Onları duyabiliyordur.

Min Ho – Bir şey söylüyordun anne.

Young Su – Geçen gün benden hasta arkadaşın için çorba tarifi almıştın o acelenle soramadım kimdi o?

Min Ho – Arkadaşım işte tanımazsın..

Young Su – Hayatında hiç mutfağa girmediğin halde hasta arkadaşın için yemek pişirdin o arkadaşınla tanışmak isterim.

Min Ho – Anne sen gecikmiyor musun?

Young Su – Kız mıydı yani?

Min Ho – Anne kalabalığı görüyorsun değil mi, gelenleri karşılamam lazım lütfen.

Young Su – Yine beni geçiştir bakalım. Kolay gelsin size, eve uğra arada!

Min Ho – Tamam anne görüşürüz.

Hyo Joo duydukları karşısında şaşırmıştı. Ne yani yemek yapmak için taa annesini aramış ve onun için mi yemek yapmıştı. Hiç mutfağa
girmediği halde.

‘’Ahh bu adam neden aklımı allak bullak yapıyor! ‘’

Hyo Joo hemen merdivenlerden çıkarak anahtarı alır. Tam arkasını dönerken karşısında Min Ho’yu görür aralarında azıcık bir mesafe vardır.

Gözler birleşir hemen ardınan Hyo Joo anahtarı elinden düşürür ve almak için eğilir. Bu sırada Min Ho’da anahtarı almak için hamle yapar.

Anahtara ilk elini uzatan Hyo Joo’dur. Min Ho’da ani bir refleksle anahtarı almak istediği için eli Hyo Joo’nun elinin üstündedir. O sırada

birbirlerine bakacaklarken kafaları çarpışır. Diğer elleriyle kafalarını tutarken gözleri birbirlerine odaklanmış, elleri kavuşmuştur…

Sahi geçmişte aşk zannettiğin şeyin bir zaman sonra gerçek aşk olmadığı anladığında veya kaybettiğin bir aşktan sonra yeniden aşık olup

sevebilir miydi insan? Yeniden ve hızlı atan uzun zamandır yabancılaşan bu kalp atışları neyin nesiydi? Aşk hiç beklemediğimiz anda bulmaz

mıydı zaten. Peki her aşka kavuşmak kolay olur mu? Geçmiş gerçekten bırakır mı yakamızı, yoksa sırlarla birlikte herşey düzelmişken çıkar mı

ortaya. En kötü sırlar aşka galip mi gelir aşk sırları mağlup mu eder?..
 
_______________________________________________________

Ziyaretçilerin Bağlantıları Görebilmesi İçin Foruma Üye Olmaları Gerekiyor.
05-13-2014 03:15 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 




Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Lee Min Ho Turkey | Minoz Turkey | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Mobil Versiyon | RSS
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50]